Savulun! Recep İvedik Nesli Geliyor!

Başlatan turab, 30 Haziran 2008, 10:29:27

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

turab


Bu nesil başka nesil! En çok sevdiği şeyler kahkaha, imaj ve para. Ota-bota gülmek, üzerinde markalarla görünmek ve kısa yoldan köşeyi dönmek!



Aman, hayat nedir, hayatın anlamı nerededir, insanın bu kâinattaki yeri nedir vs. gibi ciddi sorular sormayın onlara. Çünkü, onlar için hayat nihayetinde "koca bir eğlence merkezi!" Hayatın anlamı, "gülmek, eğlenmek ve (güya) mutlu olmak."



Ciddiyet ve düşünme gerektiren şeylerden fersah fersah kaçan bir nesil, Recep İvedik nesli. Emek, gayret, çaba ve alınteri de onların uzağında. En çok sevdikleri şey, cep telefonları, bilgisayarları ve bir de oyunları. Yaşları nedir diye sorarsanız, alt ve üst sınır da alabildiğine geniş. 5-6 Yaşından 40 küsur yaşına kadar uzanabiliyor.



İzlenme rekoru kıran mâlûm filmden kâm alanlara, bu filmi "accaaayip komik" bulanlara, "gülmekten yarıldık!" diyenlere bakın. İşte o zaman, Recep İvedik neslinin üyelerini kolayca tanıyabilirsiniz. En çok büyük şehirlerde yaşarlar, ama küçük şehirlere de yayılma potansiyelleri son derece yüksek.



Bu neslin simgesi ise aslında hayalî Recep İvedik karakteri değil, Acun. Vakt-i zamanında, üniversite gençleri arasında yapılan bir araştırmada, gençlerin örnek aldığı kişiler sorulmuştu da, büyük çoğunluk aynı ismi söylemişti: Acun!



Bir kere, Acun kısa yoldan, bir TV programıyla şöhret olabilmişti. Sonra, iyi para kazanıyordu. Dünyanın dört bir yanını gezebiliyordu. Dahası, en azından o sıralar, işi-gücü plajlarda gezip güzel kızlarla yarenlik etmekti. Ve gençler koro halinde bağırmıştı sanki: "Biz de Acun gibi olmak istiyoruz!"



Anlayacağınız, İvedik nesli de firar etmek istiyor: sorumluluklarından, emekten, kanaatle yaşamaktan, aklından ve hatta kalbinden, hasılı hayatın gerçeklerinden firar etmek istiyor. Acun'un hangi zor şartları yaşadıktan, dişiyle-tırnağıyla çabaladıktan sonra, özendikleri o konuma geldiğini ve sonra firar etmekten vazgeçtiğini görmek istemiyorlar.
Hadi, bir anketi daha zikredelim. Hani bir süre önce üniversite gençliği arasında yapılan bir ankette sormuşlardı: aşk mı, para mı? Ankete katılanların yüzde yüze yakını (% 90'dan fazlası) "Aşk senin olsun, bana para gerek para!" dememiş miydi? O günlerden sonra, kız öğrencilerime hayattaki ideallerini sorduğumda, "Okulumu bitirmek, sonra da zengin bir koca bulup evlenmek!" cevabını alınca şaşırmıyorum.



Bir de, çok daha yeni bir araştırmadan ilginç bilgiler ister misiniz? İstanbul'da yaşayan gençlere sormuşlar: "Hayatta kaybetmekten en çok korktuğunuz şey nedir?" El-cevap: "Cep telefonumu!" (% 90). Hayır, komedi filminden bir sahne değil bu cevap, İvedik neslinin ete-kemiğe bürünmüş, ağlanası halde hayatımızda arz-ı endam etmesi sadece. Kaybetmekten en çok korktukları ikinci şey, bilgisayarları (% 68)! Peki ya sevdikleri, aileleri? Elbette onları da kaybetmekten korkuyorlar, canım! Ama üçüncü sırada (%53). Sosyologların ve sosyal mühendislerin kulağı çınlasın!



Örnekleri çoğaltmak mümkün, ama sanırım tablo çok iç açıcı değil. Ne hayatın, ne ölümün, ne sonsuz hayatın hesaba katıldığı, ahlâkî endişelerin çok gerilerde kaldığı tuhaf bir gençlik geliyor, ve hatta gelmiş durumda, kısacası. Oysa...



***



Kalabalıklarda kakara-kikiri yaşayıp kuytu yalnızlıklarda ağlayan, ölüm gerçeğini yakınında hissedip sevdiklerinin ölümüyle parça parça eksilen, keyif ve zevk peşinde koşarken hayatın görünüşte tatlı ama aslında acı yüzünü yalayıp ağzı yanan ve üstelik doyamayan yine aynı: İvedik neslinin üyeleri....



Gençlik kesinlikle elde durmayan, gelip gidecek birşey. Yaşlılık ve ölüm de bizim için. Hayat olanca hoyratlığıyla meydan okuyor, ölüm bütün sertliğiyle bir duvar gibi toslamamızı bekliyor. Mezar ağzını açmış bize bakıyor...



Eğer meşru sınırlar içinde kalmazsak, hayatı ciddiye almazsak gençliğimizi kaybettiğimiz gibi, o gençlik hem dünyada, hem mezarda, hem de öteki dünyada elemler ve sıkıntı kaynağı olmaya aday bizim için.



Nimet şükür istiyor. Gençlik nimetinin şükrü de, onu, artık çoktan unutturulan iffet ve namus ölçüleriyle yaşayabilmek ve sonsuz gençliğe vesile eyleyebilmek. Yaratılmışlığımızı, Yaratıcımızı, sonsuz hayatı unutarak sırf zahirî heveslerle yaşamaya çalışmak nafile bir çaba. Zira, hiçbir şey düşünmeden ân'ı yaşayabilmek sadece hayvanlara özgü.



Biz insanız! Ân'ımızı hem geçmişimizle hem de geleceğimizle birlikte yaşıyoruz. Bizi insan kılan akıl ve fikrimiz bizi geçmiş ve gelecekle bağlıyor. Geçmişin lezzetleri yokluklarıyla bugünümüze elemler taşıyor; geleceğe ilişkin korkularımız ve endişelerimiz şu ân'ımızın keyfini paramparça edebiliyor. Hiç düşünmeden yaşamayı ne kadar istersek isteyelim; böyle bir şey mümkün değil!



Başka hiçbir şeyi "kafaya takmadan" sadece bugünü yaşama iddiası, dışı tatlı içi acı mı acı bir aldatmaca. Zehirli bir bal. Dildeki lezzeti arttırmak için o baldan yenen her kaşık, nasıl karın ağrılarıyla kıvrandırıyorsa; kendimizi hazır ân'da, bugünde saklamaya çalıştıkça, geçmişin hüzünleri, elimizden kayıp giden sevdiklerimiz, geleceğin kaygıları ruhumuzu kat kat büyük acılarla kıvrandırıyor. Elimizde ne zevk, ne keyif ne de kahkahalar kalıyor.



Hayattan firar edemiyoruz, ölümden kaçamıyoruz, kendimizden ve temel acılarımızdan saklanamıyoruz. Hayvan gibi de yaşayamıyoruz.



İvedikler, bir serçe kuşu kadar bile lezzet alamaz hayattan. Çünkü, inanmadığı ya da inancını hayatına yansıtmamaya inat ettiği için bütün geçmiş zamanlar, gözünde ölmüş, yok olmuş haldedir. Aklı geçmişten ve gelecekten zifiri karanlıklar taşıyabilir dünyasına ancak. Yokluk düşüncesi sonsuz ayrılıkları haber verir. Sonsuz ayrılıklar sonsuzca daha bu dünyadayken yakar kavurur gönülleri ve ruhları.



Hayatı hayatlandırabilmek; geçmişi, geleceği ve bugünü aydınlatabilmek ancak Yaratıcı'yla bağ kurabilmekle mümkün. Gerçek zevk de bu bağ sayesinde; mutluluklar da, kavuşmalar da.



Hayatın lezzetini ve zevkini isteyenlerin önünde, hayatını ve gençliğini (yeniden) inanarak hayatlandırmaktan ve aydınlatmaktan başka yol yoktur.



Çünkü, hayat böyledir!



İvediklerin zannettiği gibi değil


Murat Çiftkaya
Allahım!Ahirete mani olan dünyadan,ölümün iyiliğine engel olan hayattan ve amelin hayrına mani olan emelden sana sığınırım

Gül_Sultan

Bu güzel yazıyı bizimle paylaştıgınız için teşekkür ederim kardeşim.
Dünya geçer, İnsan göçer ancak kurtuluş Müttakîlerindir.

turab

#2
Alıntı yapılan: Gül_Sultan - 30 Haziran 2008, 14:07:26
Bu güzel yazıyı bizimle paylaştıgınız için teşekkür ederim kardeşim.

Ben teşekkür ederim kardeşim.Bu arada tekrar hoşgeldiniz.

4 ay önce,ilk üye olduğumda forumun aktiflerinden bir tanesi de sizdiniz yanılmıyorsam.

Sonra çoğu kardeşim gibi siz de görünmez oldunuz.

Görmek ne güzel.Umarım diğer üyeleri de tekrardan görmek nasip olur.

Sadakat.Net'in 3-4 yıl öncesinin muhabbetine bakıyorum da...

Şuan o muhabbet yok sanırım :(
Allahım!Ahirete mani olan dünyadan,ölümün iyiliğine engel olan hayattan ve amelin hayrına mani olan emelden sana sığınırım

Gül_Sultan

Tekrar hoşbulduk kardeşim. Yalnız dönem dönem yine olacak sadakatte bulunamam, bunlar artık haftalık periyotlar şeklinde mi olur, yoksa aylık periyolat şeklinde mi olur onu bilemem. Şehir dışına seyahatler, ziyaretler oluyor. Derslere çalışmak içinde bazen bilerek uzun zaman girmedigim oldu fakat hep aklımdaydınız. :)

Dört yıl önceki muhabbetten her nekadar haberdar olmasamda, özlem duydugunuza göre güzel muhabbetlermiş. İnşaAllah tekrar başlar o güzel muhabbetler.
Dünya geçer, İnsan göçer ancak kurtuluş Müttakîlerindir.

turab

Alıntı yapılan: Gül_Sultan - 30 Haziran 2008, 14:54:22
Dört yıl önceki muhabbetten her nekadar haberdar olmasamda, özlem duydugunuza göre güzel muhabbetlermiş. İnşaAllah tekrar başlar o güzel muhabbetler.

Ne yazık ki ben de yoktum :)

Yalnızca 4 aydır buralardayım...

Arşivi biraz karıştırınca çok şey kaçırdığımı düşünmeye başladım :(

Arayı fazla açmayın,özletmeyin kendinizi :)

Allahım!Ahirete mani olan dünyadan,ölümün iyiliğine engel olan hayattan ve amelin hayrına mani olan emelden sana sığınırım

duha

Alıntı yapılan: Gül_Sultan - 30 Haziran 2008, 14:07:26
Bu güzel yazıyı bizimle paylaştıgınız için teşekkür ederim kardeşim.
söz Hayâtî'dir; İnanç taşıyoruz.....

[/center]

İsra

Kaba saba, patavatsız, oturup kalkmasını beceremeyen, görgüsüz, münasebetsiz, saygısız özelliklere sahip Recep İvedik nasıl bir karakter?

“Recep İvedik filmi izlenme rekoru kırdı, hatta Almanya’da Almanlar’da büyük rağbet göstererek filmi seyretmeye geliyorlar.”
Bu haberler Recep İvedik 2 filmi gösterime girdikten sonra basına yansıdı. Filme talebi görmemezlikten gelmek doğru bir duruş olamazdı. Nedenlerinin kişiler üstü sosyopsikolojik analizini yapmak gibi güç bir işe karar verdim.

Benzer rağbeti Kemal Sunal filmlerinde de görmüştük. Halen aynı filmi izleyip tekrar tekrar gülen o kadar çok insan var ki? İnek Şaban ve Recep İvedik seçilmiş isimler gibi. Halk içinden ancak aykırı ve uç.

Kemal Sunal fenomeni ile ilgili bilimsel bazı analizler yapıldı. Keloğlan ile karşılaştırılan tez çalışmaları var. Recep İvedik fenomeni ile ilgili ‘Kök Neden Analizi (Root Cause Analysis)’yapmak için zamana ihtiyaç var. Bu nedenle ben bazı ön tesbitlerde bulunmak istiyorum.

Recep İvedik nasıl bir karakter?

Kaba saba, patavatsız, yol yordam bilmeyen, oturup kalkmasını beceremeyen, görgüsüz, münasebetsiz, saygısız özelliklere sahip. Diğer taraftan da  saf, içten, iyiliksever, içi dışı bir, aklına ilk geleni söyleyen, en son duyduğuna inanan, kendisi ile dalga geçebilen, düşünmeden konuşan, kötülük düşünmeyen ancak çocuksu hırsları olan, kimseyi küçük görmeyen fakat kendisine çok inanmış özgüven sahibi bir karekterle karşı karşıyayız.

İnsanlar bir filmi veya diziyi izlerken bazı bilinçdışı psikolojik dinamiklerle hareket ederler.

Birincisi negatif duygularını gidermek için, ikincisi problemlerden kaçmak için, üçüncüsü iç dünyalarında çözemedikleri bazı çatışmalarını, özlemlerini, öfkelerini, arzularını yansıttıkları bir alan buldukları için seyrederler ve kendilerini kaptırırlar.

İnsanlar en zor sıkıntılı anlarında mizahla korkularını yenebilirler, özgür olduklarını hissederler.

Özellikle zihinsel tahakküm oluşturan temel hürriyetlerin kısıtlandığı ortamlarda kurulu düzen ve otoriteye mizahi başkaldırı insanlarda bir sığınak duygusu uyandırır.

Özellikle entellektüel tahakkümün olduğu sözde özgür sistemlerde zengin, elit ve aydınları küçük duruma düşüren mizah çok rağbet görür.

On dakikalık içten gülüşün ağrı kesici etki yaptığı, iki saat ağrısız ve acısız uyku sağladığı bilinmektedir.

Enellektüel bir kibirle Recep İvedik tarzı filimleri reddetmek ve eleştirmek “Çok konuşan adamın boş konuşan filmi” diyerek küçümsemek filme olan ilgiyi artırıcı etki yapar.

Bu aspirine karşı çıkmak gibidir. Aspirin hastalığı tedavi etmiyor ama ağrıyı kesiyor. Abartılı kullanılmayan ağrı kesiciler tedavinin bir parçasıdırlar.

İnsanların sıkıntılarını, korkularını endişelerini küçülten mizaha karşı çıkmak yerine mizah kültürünü iyileştirici çözüm seçenekleri üretebilmeliyiz.

Neyzen Tevfik dar koridorda giderken bir kabadayı ile karşılaşıyor ve yol istiyor. Kabadayı “Ciğeri beş para etmez insanlara yol vermem” diyor. Neyzen bakıyor ve kenara çekiliyor “Ben veririm” diyerek.

Neyzen bunu söylerken kabadayıya mesaj vermiyor, haddini bildiriyordu. Recep İvedik fenomeninde de golf oynayana haddini bildirme, yakını ölüm döşeğinde iken mal düşüneni mosmor etme gibi incelikleri ihtiva ediyor.

Bu filim kültürsüz gibi gözüksede anti entellektüel özellikleri ile halkı küçük gören Çankaya elitlerine, fildişi kulede toplum mühendisliği yapan megalomanlara, açgözlü doyumsuz İstanbul dükalığına, modern yaşam tarzı diyerek toplumun değerlerini küçümseyenlere sanal bir haddini bildirme özellikleri de taşıyor. Bu özellikler nedeniyle ilgi görüyor.

En çok yapılan eleştiri “Toplumu yozlaştırıyor” iddiasında bulunanlara ölçülü şakanın uzaklıkları yaklaştırdığını hatırlatalım.

Çocuğu ile birlikte bu filmi seyreden kişi çocuğuna küfür öğretmek istemiyorsa ne yapmalı? Eğer genç filme defalarca gidiyorsa karşı çıkmak yerine model almamasını sağlayacak formüller arasın. Olumsuz etkiyi önlemek için çocuğu ile birlikte filmi seyretsin, çocuğu ile diyalog kurmak için filmi vasıta yapmanın yolunu arasın bulsun.Yasak çözüm olamaz.

Üzüntülü durumlarda gülünecek birşey bulmak zekice bir davranıştır ve terapi değeri vardır

Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Haber7

Fatihan

Recep İvedik, son yıllarımızın bir komedi filmi. (!) Böyle bir filmin varlığından, önce bazı magazin yazarlarımızın makalelerini okuyarak haberdar oldum. Sonra bazı haberler ve reklâmlar dikkatimi çekti. Yazılanlara göre, Recep İvedik, son yılların en çok seyirci çeken komedi filmlerinin başında bulunuyormuş. Yüz binlerce değil, milyonlarca kişi, bu filmi görmeye koşuyormuş.
Geçen hafta, canımın çok sıkıldığı bir günde, eşim Caddebostan Kültür Merkezine telefon açıp benim için bir yer ayırtmış. İster istemez, ben de o filme gitmek mecburiyetinde kaldım. Bir halk günü olmasına, yani bilet ücretlerinin, diğer günlere nazaran daha ucuz tutulmasına rağmen, gördüm ki, salonun sadece sondan üç sırası dışında bütün koltukları boştur. Doğrusu, önce çok şaşırdım. Yapılan propagandaların tesirinde kaldığım için salonun dolacağını sanıyordum. Recep İvedik'i gördükten sonra nasıl bir oyunla aldatıldığımızı anladım. Çünkü Recep İvedik, baştan sona, bir basitlik, bir kabalık, bir bayağılık örneği olarak karşımızdaydı. Senaryo çok kötüydü. Türkçe çok kötüydü. Çekimler çok kötüydü. Tip olarak Recep İvedik gerçek anlamda iğrençti. Her komedi filminde mübalağa -abartma- belirli ölçüler içinde elbette vardır ama Recep İvedik'te abartı ve ahmaklık üzerimize bir tsunami dalgası gibi geliyordu.
Recep İvedik filmi, bizim millet olarak içinde bulunduğumuz durumu göstermesi bakımından ibret verici bir belge. İnanıyorum ki ilimde, sanatta, fikirde, siyasette, ahlakta, estetikte belirli bir seviyeye ulaşmış hiçbir ülkede hem böyle pespaye bir film çekilmez, çekilse bile, kimse böyle filmlere ilgi göstermez. Peki Türkiye'de durum neden farklı? Çünkü: Resmî rakamlara göre, Türkiye, dünyada en az okuyan ülkelerin başında bulunuyor. Bizim altımızda Orta Doğu ülkeleri, onların altında da Afrika toplulukları var. Evlerimizin % 95'i kitapsız ve kütüphanesizdir. Kitap, Batı dünyasında, bir kişinin ihtiyaç listesinin 18. sırasında yer alıyor, Türkiye'de ise kitap 122. sıraya kaymış durumda. Batı dünyasında bir yılda basılanlarla bin kişiye 2.700 kitap düşüyor. Türkiye'de, bin kişiye düşen kitap sayısı sadece yedidir. Böyle bir ülkede, yani okumayan, yani estetik duygular bakımından gelişmeyen bir ülkede, Recep İvedik bayağılığında filmlerin çekilmesi ve gösterilmesi daha uzun yıllar çilelerimizin başında yer alacaktır. Çok yazık. Çok yazık.

Yavuz Bülent BÂKİLER

ihvan

şu bir gerçek bu tip filimlere çocukların rağbeti bayağı var.oyun büyük çocukların kafasına girerek,küfürbaz,başıboş,malayani,ruhsuz,bir hayatı empoze etmek. İslam i hayatın yaygınlaştığını bilen yahudi zihniyeti bu şekilde beyinlere girmeye çalışıyor.bir nebzede malesef muaffak oluyorlar.