Huzursuz Bacak Sendromu

Başlatan Tuğra, 23 Ağustos 2009, 22:08:51

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tuğra


Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Cenk Akbostancı, ''Huzursuz bacak sendromu''nun romatizmal hastalıklarla karıştırılabildiğini, bunun da hastalığın teşhisini geciktirdiğini belirterek, ''Ağrının hareket halindeyken azalması ve istirahat ile tekrar başlaması, huzursuz bacak sendromunu romatizmal hastalıklardan ayıran en önemli özellik'' dedi.
     
Akbostancı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bacakta diz ile ayak arasındaki bölgede ''huzursuzluk'' hissiyle kendini gösteren ''huzursuz bacak sendromu''nun, her 100 kişiden 5'inde görüldüğünü söyledi. Akbostancı, kadınlarda daha sık rastlanan huzursuz bacak sendromunun, 18-20'li yaşlarda filizlendiğini, daha çok 35-45 yaş arasında kendini gösterdiğini, 60'lı yaşlarda ise en üst düzeye çıktığını anlattı.
     
Hastaların bacaklarında ağrı, karıncalanma, uyuşma ve çekilme şeklinde farklı şekillerde şikayetler tanımladıklarını anlatan Akbostancı, bacaklar hareket ettirildiğinde geçici bir rahatlama sağlanabildiğini söyledi.
     
Yakınmaların hareket halindeyken ortadan kalkması nedeniyle hastalar sürekli hareket etme ihtiyacı duyduğu için, uykusuzluk problemleri yaşandığını ifade eden Akbostancı, ''Huzursuzluk hissi nedeniyle hastalar kolayca uykuya geçemez. Bu nedenle sık sık yataklarından kalkıp dolaşırlar. Hatta gece yarısı uyanıp tekrar uyuyamazlar'' diye konuştu.
   
Hamilelik veya diğer nedenlerle ortaya çıkan kansızlık, şeker hastalığı, üre, vitamin B12, kalsiyum veya magnezyum eksikliği, bel fıtığı ve bacak varislerinin yol açtığı hastalığın yüzde 30-60 arasında genetik nedenlere bağlı olduğunu bildiren Akbostancı, ''Huzursuz bacak sendromu çok bilinen bir rahatsızlık olmadığı için, romatizmal hastalıklarla karıştırılabiliyor. Bu da hastalığın teşhisini geciktiriyor. Oysa ağrının hareket halindeyken azalması ve istirahat ile tekrar başlaması, huzursuz bacak sendromunu romatizmal hastalıklardan ayıran en önemli özellik'' dedi.
     
''TEDAVİSİ ÇOK BASİT''
     
Akbostancı, hastalığın, ünlü bir Türk hekimi olan Prof. Dr. Şevket Akpınar tarafından geliştirilen tedavisinin çok basit olduğunu belirterek, ''Parkinson tedavisinde kullanılan, dopamin uyarımını artıran ilaçlarla yakınmalar ortadan kaldırılabiliyor. Hastalık ilerlemediği için bu tedavinin uygulandığı hastalar sorunsuz bir yaşam sürebiliyor'' diye konuştu.
     
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Murat Emre de bilim dünyasında huzursuz bacak sendromunun bir hastalık olup olmadığı tartışması yaşandığını kaydetti.
     
Emre, huzursuz bacak sendromunun görülme sıklığının yüzde 5-15'ler arasında olduğunu ileri süren bilim adamları ile aynı görüşü paylaşmayanların, ''hafif formların da göz önüne alındığı, hastalık aşamasına gelip çözüm arayanların sayısının az olduğu'' iddiasını dile getirdiklerini kaydetti.
     
Huzursuz bacak sendromunun, artık bir hastalık olarak kabul edildiğini bildiren Emre, ''İyi tarafı, Parkinson tedavisinde kullanılan, omurilikteki dopamin geçişini düzelten ilaçların hastalarda düzelme sağlaması'' dedi.
     
SENDROMU YAŞATAN KOLTUK

Öte yandan, RJO Healthcare Group tarafından tasarlanan koltuk, huzursuz bacak sendromunun nasıl bir rahatsızlık olduğunu isteyenlere yaşatıyor.
Firma yetkilileri, söz konusu koltukla bu deneyimi yaşayanların, hastaların sıkıntılarını kısa bir süre de olsa hissedebildiklerini belirterek, ''Bacaklarında tarifsiz bir huzursuzluk hissi yaşayanlar, huzursuz bacak sendromunun gerçekten bir hastalık olduğunun farkına varabiliyor'' ifadesini kullandı.

AA
〰〰〰〰🐠

Tuğra

Üzeri evrak yığılı, dağınık masalarda uzun saatler boyunca çalışmak, kişilerin ruhunda derin yaralar açıyormuş. Bilim adamları, evrak yığılı ve dağınık masaların, çalışanları hasta ettiğini keşfetti.

Bilgisayar monitörleri üreten NEC-Mitsubishi adlı grup tarafından yaptırılan araştırma sonuçlarının, yeni bir rahatsızlığın varlığına işaret ettiği ve milyonlarca çalışanın bu durumdan etkilendiğini ortaya koyduğu kaydedildi.

Ofis çalışanlarında görülen bu rahatsızlığı, dağınık masa sendromu olarak adlandıran bilim adamları, uzun çalışma saatleri, karmaşık masa düzeni ve işlerin kötü gitmesinin çok sayıda kişinin ruhunda derin yaralar açtığını ifade etti.

TATİL YAPARSAN GEÇER!

Araştırma, düzenli tatiller ve kişinin masa düzenini kendine göre ayarlamasının, hastalığın ortaya çıkması ihtimalini azaltabileceğini de ortaya koydu. 2 bin kişinin katıldığı ankette katılımcıların yüzde 67 si, iki yıl öncesine göre daha çok masabaşında olduklarını söyledi. Bu kişilerin yüzde 40 ı da günlerini geçirdikleri masanın dağınıklığından şikayetçi oldu.

Ankete katılanların yüzde 35 i sırt ve boyun ağrılarından şikayet ederken, bunu da masalarında rahatsız pozisyonda oturmalarına bağladı. NEC-Mitsubishi, Open Ergonomics adlı bir başka firmayla iş birliği yaparak, bu sendroma yakalananlara yönelik bir rehber hazırladı.

Böyle kurtulun

Dağınık masa sendromuna karşı öneriler şöyle:

- Masanıza özel bir eşya yerleştirin

- Stresi azaltmak için masa düzenine daha çok dikkat edin.

- Sırt ağrılarına karşı sürekli dik oturmaya özen gösterin.

- Masa başında beş dakikanızı esneme hareketlerine ayırın.

- Konsantrasyonu ve genel sağlık durumunu iyileştirmek ve iş arkadaşlarınızla iletişiminizi güçlendirmek için düzenli aralıklarla masadan uzaklaşın.

- Masanızda, iş dışındaki hayatınızı hatırlatacak nitelikte size özgü bir nesne bulunsun.

- Masa başında çalışırken enerjinizin düşmemesi için bol su için ve ortamın fazla ısıtılmamasına dikkat edin.

sağlıkbilgisi.com
〰〰〰〰🐠

Tuğra

Herhangi objektif tıbbi bir sorun olmadığı halde, fiziksel yakınmalarla sürekli hekimlere ve hastanelere başvuran bir hasta grubu olduğu bilinmektedir. Bu hastalar doğrudan psikiyatristlere pek başvurmazlar.

Genellikle şikayetleri için çeşitli uzmanlık alanlarına başvururlar ve bir dizi inceleme ve muayenelerde fiziksel hastalığa ilişkin herhangi bir bozukluk ya da bulgu saptanmaz. Fonksiyonel somatik sendrom olarak tanımlanan bu grup hastalarda bazen de belirli saptanan bir tıbbi bozukluk vardır ancak hastalığın derecesi organik patoloji ile orantılı değildir.

Bu hastalar doktor-doktor, hastane-hastane dolaşırlar. Tekrarlayan incelemelerde yakınmalarını açıklayacak herhangi bir organik bozukluk saptanmayınca genellikle diğer uzmanlar tarafından ikna edilerek psikiyatri kliniklerine yönlendirilirler.

Bu hastaları ikna etmek zordur, çünkü "bir türlü iyi doktoru bulamadıklarını, doktorların hastalığını anlamadıklarını" düşündüklerinden ruh sağlıklarıyla ilgili bir neden olduğunu kabullenmek istemezler.

Bu durum aslında kişinin kaygı ve çatışmalarının bedensel semptomlarla ifadesidir. Bu hastalar tüm incelemeler sonunda bir bozukluk saptanmamasına rağmen hasta olduklarına inanırlar. Sıklıkla kalp, solunum yolları, mide-barsak sistemi ile ilgili şikayetleri ve çeşitli ağrı yakınmaları vardır. Kendi sağlıkları ile aşırı şekilde uğraşırlar.

Bedensel normal fizyolojik değişiklikleri örneğin bir sivilceyi ciddi bir cilt hastalığının belirtileri olarak algılayıp aşırı kaygılanırlar. Sosyal ilişkilerinde sık sık hastalıklarından bahsetme eğilimindedirler. Yakınmalarının ruhsal kökenli olabileceğini kabullenmekte güçlük çekerler.

Altta yatan psikososyal ve emosyonel çatışmaların ele alınması yönünden psikiyatrik destek alınması tedaviye yönelik çözüm olarak dikkate alınmalıdır.

Dr. Oya Bozkurt
〰〰〰〰🐠

Tuğra


Huzursuz Bacak Sendromu İçin 5 Öneri

Huzursuz Bacak Sendromu; uzanma sırasında bacakları hareket ettirmeye ya da kaşımaya yönelten, itiraz edilemez bir dürtüyle göze çarpan ve insanların deliksiz uykularını çalan duyusal bir hastalıktır.

Beyniniz uykuyu sayıklarken bacaklarınız yürümenizi söyleyebilir. Genel olarak huzursuz bacak sendromuna sebep olan faktörün ne olduğu tespit edilememekle birlikte bazen tıbbi müdahale rahatlamanın tek yolu olabilmektedir.

Bununla birlikte belirli yaşam tarzı değişikliklerinin ilaç tedavisi olmadan da bu belirtileri düzeltmede etkili oldukları kanıtlanmıştır;

Huzursuz Bacak Sendromunu daha kötü hale getiren alkol ve sigaradan kaçınınız.

Huzursuz Bacak Sendromunu daha ciddi hale dönüştürebilecek reçetesiz satılan bazı ilaçları almadan önce doktorunuza danışınız.

Yürüyüş ve esneme hareketlerini içeren hafif bir egzersiz programını günlük olarak uygulayınız.

Bacaklarınızın üzerine buz paketleri ya da ısıtıcı pedler uygulayınız.

Yatmadan önce rahatlatıcı bir duş alınız.


hastane.com
〰〰〰〰🐠

Tuğra

 
Bacaklardaki reflü nedir? 

Özellikle hareketsiz, sürekli oturarak ya da uzun sürekli ayakta çalışmayı gerektiren günümüz çalışma koşulları, çalışan kadınların büyük bir bölümünü venöz reflü hastalığı açısından riskli grubuna sokmaktadır...

Temel nedenleri arasında hormon değişiklikleri ve uzun süre ayakta durma, hareketsizlik ve oturma yer alan hastalığın en belirgin belirtileri arasında bacaklarda yorgunluk, ağrı ve şişme yer alır. Kadınların en büyük sorularından biri olan venöz reflü, tedavi edilmezse ciddi rahatsızlıklara yol açabilir...

Prof. Dr. Semih Barlas, konuyla ilgili merak edilen sorulara cevap verdi...

Bacaklardaki reflü nedir?

Bacaklarımızda çok sayıda ven (toplardamar) mevcuttur. Sağlıklı bacak venlerinin içindeki tek yönlü çalışan kapakçıklar açılıp kapanarak, kirli kanın ayaklardan kalbe geri taşınmasını sağlarlar. Ven kapakçıkları bozulduklarında, aşağıdan-yukarıya doğru olması gereken bu yolculuk yön değiştirir ve yukardan-aşağıya, ayaklara doğru bir geri-kaçırma başlar. Buna venöz reflü denir.

Bacaklardaki reflünün sıklığı nedir?

60 yaşına gelen kadınların %75'inde, erkeklerin %45'inde görülür.

Görsel belirtileri nelerdir?

Venöz reflü'nün ilk belirtisi diz altında ve bileklerde görülen ve gün içinde artan ödem (şişlik)dir. Akşamları çıkarttığımız çoraplarımızın lastiklerinin izleri, bacaktaki ödemin en somut göstergesidir. Hastalık ilerledikçe bacaklarda aslında hiç olmaması, gelişmemesi gereken damarlar görülmeye başlar. Önce 1-3mm çapında, örümcek ayağı veya ağaç kökü manzarasında mavi-yeşil-kırmızı kılcal damarlar belirir. Tedavi edilmeden geçen süre, bu kılcal damarların çaplarını ve sayılarını artırırken, renklerini koyulaştırır.

Cilt altında büyük, venöz pake denilen ve spagetti makarnaya benzeyen damarlar ortaya çıkar. Hastalığın son aşamalarında ciltte renk değişiklikleri ve bilek düzeyinde gelişip aylarca iyileşmeyen yaralar belirir. Tüm bu görsel belirtilere varis denir.

Günlük konforu bozan belirtileri nelerdir?

Sabahtan akşama doğru artan karakterde, ayak tabanından dize doğru, adeta bir çizme tarzında, yanma-yorgunluk-ağrı hissi; dizaltında, bacağın iç yanında, kaşıntı; hareketsiz kalındığında ayaklarda veya parmaklarda kramplar; akşamları uykuya dalınmadan önce geçen sürede, ayakları yorgandan dışarı uzatıp serinletme veya germe veya altına yastık koyma arzusudur.

Hayatımızı tehdit edebilecek boyuta gelebilir mi?

Venöz reflü gelişirken, bacaklardaki toplardamarların içindeki kapakçıkların geriye kaçırması yüzünden artan basınç, bu damarları kıvrıntılı bir yapıya dönüştürür. Kıvrımlı bir damarda, kanın akışkanlığı da yavaşlar. Uzun yolculuklar, bacağa gelen darbeler, vücudun susuz kalması gibi durumlarda, toplardamar içindeki zaten yavaş olan kan akımı tamamen durur ve pıhtı oluşur. Bu pıhtı, tedavi edilmediğinde akciğer içindeki bir damarın tıkanmasına yol açabilir.

Kimler hastalığa adaydırlar?
Ailede bu hastalık olması; hormonal bozukluklar veya hormon içeren ilaçlar kullanılması; uzun süre oturmayı veya ayakta durmayı gerektiren bir yaşam tarzı; hamilelik; aşırı kilo; uzun süreli güneş banyoları, sauna, kaplıca; topuklu ayakkabılar; bacakta bölgesel veya genel ısı-basınç uygulamasını gerektiren kozmetik yaklaşımlar bacaktaki reflünün ortaya çıkmasına yol açarlar.

Tanı nasıl konur?

Bir kalp damar cerrahı tarafından ilk muayene yapılıp ön tanı konmalı; Bacak venlerinin görüntülenmesi konusunda özel eğitim ve tecrübesi bulunan bir radyolog tarafından bacak ultrasonu (venöz doppler görüntüleme) yapılıp kesin tanı konmalı; Bacaktaki hangi toplardamarın, hangi kapakçığının ne şiddette reflü gösterdiği, tedaviye ışık tutacak bir biçimde ortaya konmalıdır.

1-5mm çapında gözle görünen kılcal damarların tedavisi nasıl yapılır?

Çok ince iğnelerle bu damarların içine, karbondioksit ve oksijenle karıştırılıp köpüklü bir hale getirilen ilaç enjekte edilir. Yüzeyel köpük skleroterapi adı verilen bu yöntem ile damar büzüştürülür ve vücut tarafından tamamen emilip yok edilmesi sağlanır. Emilim süreci sonunda hiçbir iz kalmaz  Bacaktaki kılcal damarların yoğunluğuna göre bir veya birkaç seansta tüm istenmeyen yüzeyel damarlar yok edilirler. Bacaklardaki kılcal damarların tedavisinde kullanılan lazer cihazları ise, çoğunlukla kalıcı yanık izlerine yol açtıkları için, henüz idealden uzaktırlar.

5mm'den büyük olarak görünen damarların tedavisindeki yöntem nedir?

Lokal anestezi altında, damarın görüldüğü hat boyunca, belli aralıklarla 1mm çapında minik kesiler yapılır. Bu kesiler içinden uzatılan, dantel tığ'ı benzeri bir alet ile, venöz pake denen bu damarlar vücuddan uzaklaştırılır. Kesiler çok küçük oldukları için dikiş ile tamiri gerektirmez ve süratle iyileşirler.

Bacağımızın derinlerinde yer alan ve gözle görünmeyen toplardamarların ciddi reflüsünde ne yapılmalıdır?

Büyük ve Küçük Safen Veni diye adlandırılan bu venlerdeki reflü durumunda, yüzeyde gözle görünen damarların tedavisi ikinci plana bırakılmalı, öncelik bunlara verilmelidir. Buna 'buzdağı fenomeni' diye hitap etmek olasıdır. Zira esas sorun bacağın derinliklerindeyken yüzeye kafa yormak, çözümden uzaklaşmaktır. Büyük veya Küçük Safen Veni'nde reflü olduğunda bunları devre dışı bırakmak ve hastalık nedeniyle yerine getiremedikleri işlevi, bacakta yer alan çok sayıdaki toplardamar'dan, sağlıklı olanların üstlenmesini sağlamak gerekir.

Derinlerdeki reflü gösteren venler vücuddan nasıl uzaklaştırılır?

İki yöntem vardır. Birincisi, 100 yıldır uygulanan klasik ameliyat yöntemidir. Anestezi, kesi ve dikişi gerektirmesi, uzun süre devam eden morluk ve ağrılara yol açması, 5 yıl içinde hastalığın nüks etme oranının %70'lerin üzerine çıkabilmesi yüzünden, zorunlu olmadıkça uygulanmamalıdır. İkinci ve en güncel yöntem ise, hiçbir kesi ve dikişi gerektirmeyen, lokal anestezi ve hasta uyanıkken uygulanan EVTA yöntemidir.

EVTA nasıl yapılır?

Doppler görüntüleme altında, reflü saptanan damarın içine çok ince bir kateter yerleştirilmektedir. Bu kateter yardımı ile venin iç duvarlarına radyofrekans enerjisi uygulanmakta ve damarın kendi üzerine büzüşüp kapanması; büzüşen damarın da 8-10 ay içinde vücut tarafından emilip yok edilmesi amaçlanmaktadır. Bu yöntem sonrası 5 yıllık nüks oranı sadece %14'tür. Komplikasyon, tedavi deneyimli ekiplerce yapıldığında %1 oranındadır.

EVTA sonrası normal yaşam nasıl olmaktadır?

Hasta, girişimden 1-3 gün sonra günlük yaşantısına ve her türlü spora, bacağında morluk, ağrı olmaksızın dönebilmektedir.

Venöz reflü tedavisi kimler tarafından yapılmalıdır?

Venöz reflü ve bunun sonucunda ortaya çıkan varis, kozmetik değil, bir dolaşım hastalığıdır. Bu nedenle de tedavi, kalp damar cerrahisi uzmanlık alanına girmektedir. Venöz doppler ultrason konusunda diplomasız ve/veya deneyimsiz bir kişiye yaptırılacak bir inceleme, zaman ve para kaybına yol açarken; Güncel varis tedavileri konusunda diplomasız ve/veya deneyimsiz bir kişiye yaptırılacak bir tedavi, geriye döndürülemez hasarlara yol açabilir.

bizimsağlık.com
〰〰〰〰🐠