Mide ve sindirim sistemi hastalıkları

Başlatan Tuğra, 04 Aralık 2009, 01:47:59

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tuğra


Helicobakter adlı bir bakterinin, ağrı kesici ilaçların, hatalı beslenme alışkanlıklarının bu hastalıkların ortaya çıkışında önemli rol oynadığı düşünülüyor.
Mide bağırsak hastalıklarıyla ilgili şikayetler hastanelere en önemli başvuru nedenleri arasında.

Şişli Etfal Hastanesi Gastroenteroloji Kliniği'nden Doç.Dr. Levent Erdem, öncelikle gastrit, nedenleri. görülme sıklığıkonusunda bilgiler verdi: "Son yıllarda görülme sıklığında bir artıştan söz etmek mümkün. Özellikle bağırsak hastalıklarında artış daha çok söz konusu. Bunun nedeni de özellikle gelişmiş ülkelerdeki diyet alışkanlıklarından. Lifsiz gıdalarla beslenme nedeniyle bağırsak hastalıklarında artış var.

Mide hastalıkları yönünden baktığımızda ise helicobacter adlı bakterinin son 20 yılda keşfedilmiş olması ve onun mide hastalıklarındaki öneminin anlaşılması. Ayrıca tüm dünyada önemli bir problem olan ağrı kesici ilaçların kullanımının artması. Yaşamın uzamasıyla bu ilaçları kullanan insan sayısının artması nedeniyle bu problemlerde bir artış var diyebiliriz.

GASTRİT

Doç.Dr. Erdem, gastrit konusunda ise şunları söyledi: "Gastrit, kısaca mideyi koruyan mukozanın iltihaplanması olayı. Gastrit ve ülseri anlatmadan önce mideyi koruyan ve saldıran faktörleri bilmek lazım. Çünkü ikisinin de aslında tanımlanması orada saklı. Çünkü midenin bir mukus salgısı var, bir hücre yapısı var, kendini koruyan bir hücre yapısı...

Bir takım somotostatin, prostogiraldin denen, mideyi koruyan faktörler var. Bunlar bir takım hormonlar ve yağ asitleri. Bu koruyan faktörlerle mide aslında gıdaları sindiriyor. Mesela eti sindiren mide de bu asit salgısına rağmen kendinde normalde bir şey olmuyor.

Ama bir yandan da bu koruyucu faktörlerin yanında mideye ve sindirim sistemine saldırabilen faktörler. Bunlar asit salgısının artması. Onun dışında helicobakter denilen bakteri ve ağrı kesici ilaçlar. İşte gastritle ülser olayındaki oluşma burada saklı. Siz, eğer bu koruyucu faktörleri bozarsanız, saldırgan faktörleri arttırırsanız hastalıklar başlıyor. Öncelikle iltihap, gastrit olayı başlayabiliyor. Bazen de ülser olabiliyor."

Doç.Dr. Erdem, şöyle devam etti: "Bu tabi kişinin genetik yapısı ve bulunduğu çevresel koşullar, stres faktörüyle birleşip hangi hastalık tablosunun karşımıza çıkacağı ortaya çıkıyor. Yani, kişisel özelliklerle beraber, bu salgırgan ve koruyucu faktörler arasındaki denge bozuluyor. Ve ona göre hastalıklar çıkabiliyor. Öncelikle gastritten bahsedelim.

Gastrit, hakikaten bizim toplumda insanlara sorsanız 10 kişiden 6'sının, 7'sinin hatta yarısının veya daha fazlasının gastritim var dediğini duyarız. Hakikaten bunların önemli bir kısmı da gastrit olabilir ama bir şeyi vurgulamak lazım. Gastrit tanısı patolojik bir tanımdır.

Yani, midede parça alınıp, mikroskop altında incelenip verilen bir tanıdır. Yoksa her gastrit demenin gastrit olmadığını bunların önemli bir kısmı da kötü sindirim olayı. Yani, midede rahatsızlık hissi olabilir, yemeklerden sonra dolgunluk hissi olabilir. Yanmalar olabilir, gaz hissi olabilir, şişkinlik hissi olabilir.

Zaman zaman ağıza acı su gelmesi, özellikle mideyle yemek boru arasındaki kapak fonksiyonu da bozuksa, buna ilave olabilir. Bütün bunların nedeni bir gastrit de olabilir, bir ülser de olabilir. Hatta bir kanserin başlangıcı bile olabilir. Bu ancak tetkiklerle adı konulabilen bir şey... Sadece muayeneyle tanısı konulabilecek bir kavram değil."

ÜLSER

Ülser hastalığı ile bilgiler veren Doç.Dr. Erdem, "20. yüzyıl ülser konusunda, özellikle son 30 yılı, çok önemli gelişmeler oldu" diyerek devam etti: "Bu önemli gelişmeler de ülser hastalığının tedavisinde bize çok büyük silahlar verdi.

Ülser, biraz önce bahsettiğim şikayetlerde, bir ülser hastasında genelde klasik şeklinde, günümüzde artık klasik şekilleri çok göremiyoruz, çok değişik ilaçlar kullanılıyor. Ama klasik şeklinde biraz önce bahsettiğim dispepsi dediğimiz şikayetlere ağrı ilave olur.

Ağrı, özellikle epigastrium dediğimiz karnın iç orta bölgesindedir. Ve bu ağrı atakları açlıkla olabilir. Bazen yemekten kısa süre sonra olabilir, mide veya onikiparmak bağırsağında ülserin olmasına göre.

Ve bu ağrı gece uykudan uyandırır. Bu bizim için çok önemli. Uykudan uyandıran bir ağrı ve dispepsi dediğimiz o şikayetlerle beraber varsa, ülseri de çok düşünmemiz lazım. Ülser için son 30 yılda çok önemli gelişmeler olduğunu söyledim. Belki 21. yüzyıl ülserin ortadan kaldırılacağı yüzyıl da olabilir."

HELİCOBAKTERİ

Helicobakter olayını, şikayetlerle birebir bağlamamak gerektiğini belirten Doç.Dr. Erdem, Bu yanlış bir inanış. Yani, helicobakteri ortadan kaldırdım, benim şikayetlerim ortadan kalkmadı. Helicobakter, örneğin bir ülser hastasında bu bakteri varsa, biz, bu bakteriyi mutlak ortadan kaldırıyoruz. Neden kaldırıyoruz? Bir, ülserin tedavisine katkısı var. İki, ülserin tekrarlamasını önlüyoruz. Ama bu hastamızın şikayetleri, şu anlama gelmiyor. Helicobakteri var, onun için mide şikayetleri var. Hayır...

Yani, bizim fonksiyonel dispepsi dediğimiz bir grup var. Bunlarda helicobakteri tedavi edip etmeme hususu bile tartışmalı. Onun için öncelikle bu helicobakterin olması dışında, hastamızda problem nedir, ne tesbit edilmiş.

Yani, ülser mi var, gastrit mi var. Helicobakter tedavi edilince şikayetler ortadan kalkacak diye birebir ilişki yok. Ama altında yatan hastalık bilinirse, belki hastamızın nonülser dispepsi dediğimiz bir şikayeti var. O dispepsiyi azaltacak ilaçlarla beraber...

Doç.Dr. Erdem, şöyle devam etti: "Diyet konusu çok tartışmalı bir konu. Çünkü diyet konusunda şunu kullanmayın, şunu alın yönünde yapılan çalışmalarda bilimsel veri olarak aslında bugüne kadar kabul edilen en önemli şey sigara. Hastamız sigara kullanıyorsa, bırakacak. Bu arada acı, ekşi gıdalara karşı kendisinin tesbit ettiği bir problem varsa, bunları azaltacak. Ama helicobakter artı belirtilerle birebir ilişki yok."

Helicobakterinin yaygınlığı ile ilgili olarak ise Doç.Dr. Erdem, şu bilgileri verdi: "Türkiye ve Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için çok önemli bir bakteri. Bir kere önemini vurgulamak için şunu söylemek lazım. 1994'te Dünya Sağlık Örgütü, helicobakteri birinci derecede kanserojen ilan etti. Yani, kansere neden olan bir faktör.

Ve bizim için önemini, bizim gibi gelişmekte olan ülkeler için önemi, toplumumuzda sık bulunuyor, helicobakter. Bizim yaptığımız çalışmalar ve ülkemizdeki değişik grupların yaptığı çalışmalarda, helicobakterle ilgili hiçbir şikayeti olmayan insanlarda bile, bizde yüzde 78 pozitif. Batıyla karşılaştırıcı bir rakam vereyim.

Örneğin batıda, gençlerde ve çocuklarda oran yüzde 10, yüzde 20. Bizim toplumumuzda yüzde 50. Hele 50 yaşın üstünde batıda gelişmiş toplumlarda rakam yüzde 50'lilere çıkıyor.

Bizlerde yüzde 80'lere, 90'lara çıkıyor. Onun için helicobakter pilori, ülke hijyen şartları sanitasyon şartlarından kaynaklanan nedenlerle yüksek oranda pozitif. Bu neden önemli. Mesela batıda 50 yaşın üstünde insanların yarısında gastrit olduğu söyleniyor.

Bizde daha genç gastritler görme ihtimalimiz var. Çünkü bizde genç popülasyonda helicobakter pilori var. Gastrit de helicobakterin rolü ortaya konuldu. Önemli bir grup gastrit, helicobakter pilorinin rolü var. O bakımdan ülkemizde helicobakter olayı önemli bir faktör. Ve üst sindirim sistemi hastalıklarında önemli bir yeri var."

GENETİK İLİŞKİ

Mide ve bağırsak hastalıklarında genetik yapının önemi olduğunu belirten Doç.Dr. Erdem, konuyla ilgili olarak devam etti: "Tek neden değil ama o faktörler içinde genetik yapının da bu hastalıklara uygun olması gerekiyor. Ailesinde bu tip şikayetlerin olması, hakikaten sindirim sistemiyle ilgili bir problemin olabileceğini düşündürür."

Sigara konusunada değinen Doç.Dr. Erdem, konuyla ilgili olarak söyle devam etti: "Ailede bu ülser hikayesi fazlaysa, onlarda daha küçük bireyler helicobakteri pozitif tesbit ediyoruz. Bir de sigara. Şimdi, ülserde aile içerisinde önemini vurguladık, helicobakterin önemini vurguladık. Bir de yapılan çalışmalar göstermiş ki, sigara ülserin tedavisini güçleştiren, ülser oluşumuna katkısı olan bir faktör.

Öncelikle sigarayı bırakmakda yarar var. Bir takım günlük tedavilerle geçiştirirse, bu kadar risk faktörü olduğu için umulmadık bir anda ülserin komplikasyonları dediğimiz kanama ve delinme gibi problemlerle hasta karşımıza gelebilir."

SOĞUK ALGINLIĞIYLA İLİŞKİSİ

Doç.Dr. Erdem, "soğuk algınlığıyla şöyle bir ilişki olabilir" diye başlayarak, şöyle devam etti: "Soğukalgınlığında bir takım ağrı kesici, aspirin ve benzeri ilaçlar kullanılıyor olabilir. Zeminde eğer sindirim sistemiyle ilgili bir problem varsa, bu problemleri gizli olan hastalığı, kullanılır ilaçlar ortaya çıkarıyor olabilir. Böyle bir ilişki olabilir. Bazı virütik olaylarda genel olarak bütün mukozalar etkilendiği gibi, sindirim sistemi mukozası etkilenebilir. Ve mukozanın olduğu her yerde bir takım şikayetler olabilir. O da etkileyebilir, böyle bir ilişki de olabilir."

HATALI İLAÇ KULLANIMI

Hatalı ilaç kullanımının sadece Türkiye'ye has bir problem olmadığını, Amerika'da marketlerden alınabildiğini belirten Doç.Dr. Erdem, şunları açıkladı: " Genel olarak dünyanın bir problemi bu. Ama ülkemizde de büyük bir problem. Şimdi bir kere iki konuyu iyi ayırdetmek lazım. Aspirin, ağrı kesici ilaçlar bir takım hastalıklarda gerekli olduğu için var.

Mesela aspirinin son yıllarda özellikle kan pıhtılaşmasına engelleyici etkisinden dolayı kalp hastalarında da yaygın kullanılıyor. Şimdi, burada bizim söylediğimiz şu. Bu ilaçları gereksiz kullanmayalım. Bir soğuk algınlığı var, başım ağrıdı. Hemen bu tip ağrı kesici kullanıp, rahatlama yolu, bizim yolumuzda. Hatta birbirine verir insanlar. Bu yanlış...

Bir kere gereksiz kullanmayacağız. İki, bu ilaçları dediğim nedenlerle kullanmamız gerekiyor. O zaman daha önce bir ülsek hikayemiz var, daha önce geçirdiğimiz kanama şikayeti varsa. Veya zaman zaman ekşime, yanma şikayetlerimiz varsa.... Ve böyle bir ilacı da kullanmamız gerekiyorsa, bunu mutlaka bir uzmana danışarak kullanacaksınız. Bu çok önemli."

İNVAZİF OLMAYAN YÖNTEMLER

Hiçbir şikayeti olmayan hastada helicobakterin tespiti ile ilgili olarak ise "tüm dünya bunu tartışıyor diyen" Doç.Dr. Erdem, devam ediyor, "İnvazif dediğimiz bir takım girişimle yapılan tetkik yöntemleri var. Bir de invazif olmayan yöntemler var. Şimdi hiçbir şikayeti olmayan kişide helicobakter piloriyi tarıyalım mı? Dünya bunu tartışıyor.

Maliyet olarak bunun ekonomik olmadığı düşünülüyor. Ancak ailede kanser hikayesi varsa, bu taramayı mutlaka yapmak lazım. Şimdi invazif olmayan yöntem nedir? Kanda antikor tespit edililiyor, helicobaktere karşı kanda bir taraması var.

Ama hiçbir şikayeti yok, hiçbir risk faktörü yok, ben gittim kanda baktırdım, helicobakterim pozitif, o zaman bu mikrobu tedavi ederim fikri şu anda dünyada kabul edilen bir fikir değil. Çünkü siz eğer o bakterinin, hastalık yapan, çünkü suçları var, hastalık yapmayan suçları var. Onun için sadece kanda tesbit edilip, tedavi edilmesi henüz kabul edilmiş bir fikir değil."

Doç.Dr. Erdem, devam ediyor, "Onun dışında siz, ilaçlarla ortadan kaldırsanız bile bakteriyi, kandaki tetkiklerde bir yıl pozitif kalabiliyor. Bu yöntem onun için bir tarama testi olarak, toplumda ne kadar var diye yapılabilir.

Son yıllarda ülkemizde de başladı; dışkıda helicibakter antijenini tayin edebiliyoruz. Bunu özellikle tedavi ettiğimiz hastalarda tekrar tekrar endoskopi yapmamak için. Örneğin ülser tespit ettik endoskopide, sonra bunun helicobakterini tespit ettik, tedavi ettik. Daha sonra bir daha endoskopiyle hastamızı yormamak için dışkıda tahliller yapılabilir.

Nefes testi var. Ülkemizde henüz yaygınlaşmadı. Üreli radyoaktif maddeler verilerek, bunun solunum havasında, karbondioksite dönüştürmesi ve nefesle bunun tespit edilmesine dayanan... Bu da noninzavif testi... Onun dışında bizim hastalıkla beraber olan kişilerde ise tetkiklerinde endoskopik tetkik altın standarttır. Ve tabi ki patolojik tetkik."

İNCE BAĞIRSAK TIKANIKLIĞI

İnce bağırsaktaki tıkanma ile ilgili olarak ise Doç.Dr. Erdem, şu bilgileri verdi: "İnce bağırsak tıkanıklığının alarm bulguları endoskopide ile tesbit edilir. Gıda tortusunun olması, daha geride ince bağırsak düzeyinde bir tıkanmayı yapan nedeni düşündürebilir. Bunun değişik nedenleri var. Oradaki yapışıklıklara bağlı olabilir, bir tümöre bağlı olabilir. Bu yapışıklığın nedenine göre bunun tekrarlayıp tekrarlamayacağını söylemek mümkün.

Yalnız burada yeri gelmişken, saptanan ülserlerde genel olarak, şimdi 12 parmak bağırsağında ülser saptadığınız zaman yüzde 90-95 helicobakterle alakalı. Ama midede ülser saptanırsa farklı bir olay. Yüzde 75-80 belki helicobakterle ilgili olabilir ama kullanılan ağrı kesici ilaçlara bağlı olabileceği gibi, bazen midedeki ülserlerin altında kanser hastalığı olabilir. Onda başka bir neden var.

Midede ülser tespit edildiği zaman mutlaka biyopsi alırız. Bu, hakikaten mide ülseri mi, yoksa bu ülserin altında başka bir şey var mı? Ülser görünümlü bir tümör olmasın."

TESBİTİ

"Günümüzde mide hastalıklarında en önemli tespit yöntemi; şimdi radyoloji vardı ama radyoloji son yıllarda bize yeteri kadar yardımcı olmuyor" diyen Doç.Dr. Erdem, şöyle devam etti: "Çünkü endoskopi denen yöntemle, ucunda kamera bulunan bir aletle, ağızdan girilerek, yemek borusu, mide ve 12 parmak bağırsağı incelenebiliyor. Kesin tanı yüzde 100'e yakın konulabilir.

Bu tabi yapan kişinin deneyimiyle de alakalı ama ciddi ellerde yüzde 100'e yakın teşhis konulabilir. Çünkü aynı zamanda sadece görmek değil, midenin içini giriyoruz, ilerliyoruz.

Biyopsi de alabiliyoruz çünkü bu tetkik sırasında... Mesela gerektiğinde, tetkik sırasında, bir kanama varsa, örneğin ülserin en önemli komplikasyonlarından biri de kanama. O kanamayı anında kanayan damarın etrafına uygun ilaçları vererek dondurabiliyoruz, kanamayı durdurabiliyoruz. Bu da komplikasyonlarda bile cerrahiye gerek kalmama imkanını bize yaratıyor. Çok önemli gelişmeler tabi, son yüzyılın son çeyreğinde, son 30 yılında olan çok önemli gelişmeler."

İLAÇLAR

Hangi tip ilaçların kullanıldığı konusunda ise Doç.Dr. Erdem, "bir kere ülser tedavisiyle ülser olmayan tedavisi diye ayırdetmek lazım" diyerek başlıyor ve konuyla ilgili olarak şöyle devam ediyor: "Şimdi, ülser varsa ve helicobakter pilori denen bakteriyi de tespit etmişseniz. Bir de yanlış bir inanış var. Antibiyotik alıyorum, ülserim geçmiyor.

Bu öyle bir şey değil. Antibiyotik burada takımda rol alan ilaçlar. Asiti azaltan çok güçlü ilaçlar var. Bunların yanına iki antibiyotik koyarak tedavi ediyoruz ülseri.

Bu antibiyotikler bir hafta veya 14 gün asiti azaltan ilaçlarla kullanılıyor. Daha sonra 4-6 hafta dahi asit çözücü ilacımıza devam ediyoruz. Bu tedavinin iki amacı var. Bir, ülseri tedavi etmek. İki, ülserin tekrarlamasını önlemektir. Mesela, Türkiye'de çalışmalarımızda da gösterdik.

Değişik çalışmaları da var. Hasta ülser nedeniyle kanıyor. Fakat bakteri tedavisi yapılmıyor. Ve bir süre sonra tekrar oluyor kanaması. Halbuki bakteriyi ortadan kaldırdığınızda bu kanama riskini yüzde 2'lere 3'lere indiriyorsunuz. Ama bakteriyi kaldırmazsanız, yüzde 50-60'larda tekrar kanama riskiniz var.

Çok önemli bir husus. Doç.Dr. Erdem, devam ediyor: "Onun dışında ülser değilse, gastritse, burada kişinin diyet alışkanlıklarını, kendisine zararlı olan gıdaları, kişiye göre değişebiliyor bu, uzaklaştırmak. Onun dışında gastrit için anti asit tedavileri kullanmak lazım. Yalnız, gastriti burada çok iyi vurgulamak lazım.

Gastrit sadece midenin iltihabı denen masum bir olay değil. Çünkü bu midenin iltihabı olarak başlayıp, zaman içinde asit salgılayan verilerin ortadan kaybolmasıyla o zeminde atrofi gelişiyor. Gerileme ve daha sonra bağırsak epitaline dönüşme dediğimiz durum ve ondan sonra kansere giden bir süreç var.

Bu hastaların takip edilmesi lazım. Çünkü ailesinde mide kanseri olan kişilerde yapılan çalışmalarda atrofit gastrit oranı olmayan kişilere 20 kat fazla tespit edilmiş."

ntvmsnbc
〰〰〰〰🐠

Tuğra


Kemoterapi, hastamız için seçenek mi?

Babama mide kanseri teşhisi konuldu. Doktor, "Midede büyük bir tümör tespit ettik. Kemoterapiye başlamamız gerekiyor" dedi. Bu konuda fazla bilgimiz olmadığı için ne yapacağımıza karar veremiyoruz. Sizce ne yapmalıyız? A.S.

CEVAP Prof.Dr. Erkan TOPUZ :

Mide kanseri tütsülenmiş et ve tuzlu gıdaların yoğun tüketilmesi nedeniyle dünyada en çok Japonya'da görülür. Ancak Japonya da endoskopinin erken dönemde yapılması sayesinde hastalık çok erken dönemde yakalanıyor. Bu nedenle hastalığın artık görülme sıklığı azaldı. Ancak mide kanseri özellikle yurdumuzda giderek artan bir sağlık sorunu.

Özellikle beslenme alışkanlıkları nedeniyle Van, Elazığ ve Bingöl civarında daha çok görülüyor.
Mide kanserinin en önemli sebepleri şunlar: Aşırı miktarda kırmızı et tüketimi, salamura gıdalar, koyu çay, sigara, midede helikobakter pilori mikrobu ve alkol.

Mide kanserinin erken tanısı endoskopiyle konur. Endoskopi yönteminde hastaya ince bir boru yutturulur. Bu boru mideye ve onikiparmak bağırsağma gönderilir.

Boru geçtiği bölgeleri bir televizyon ekranına yansıtır. Hekim de görüntülere bakarak teşhis koyar. Erken tanı konduğunda yani tümör bir yere yayılmamışsa, tıkanma yoksa hemen ameliyat yapılır.

Demek ki, hastanız ileri evrede ve ameliyat dönemini atlamış. Bu durumda derhal kemoterapiye başlanmalı. Bazen kemoterapiyle birlikte eş zamanlı radyoterapi de yapılabilir. Ancak bu tedavi, hastanın çok iyi bakımını gerektirir.

Çünkü hastada aşırı kilo kaybına yol açar. Hastanız 2-3 kemoterapiden sonra değerlendirmeye alınır. Tümör küçülürse radyoterapi ya da ameliyat devreye girer. Ama herhangi bir tıkanma olursa ani cerrahiye de ihtiyaç olabilir.

İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Müdürü
Prof.Dr. Erkan TOPUZ
〰〰〰〰🐠

Tuğra


Genç, yaşlı birçok insanın muzdarip olduğu mide ağrıları için öneriler...Haberi Paylaş : Google Yahoo Facebook Digg Del.icio.us Reddit 

Kimi bu ağrının nedenini biliyor ve tedavi oluyor, kimi ise önemsemiyor ve rahatsızlığı onu karabasan gibi takip ediyor. Gastroenteroloji ve Hepatoloji Bölümü'nden Uzm. Dr. Koray Tuncer, aldığımız gıdalara dikkat ederek, ağrılarımızı azaltabileceğimizi söylüyor. Tuncer, mide ağrısı olanlara şu önerilerde bulunuyor:

BAKLA GAZ YAPAR

Kimi besinlerin şişkinliği artırıcı etkileri olabilir. Özellikle gaz yapıcı etkiye sahip olan kurufasulye, nohut, mercimek, bakla ve bezelye gibi baklagiller; erik, kayısı, elma, muz, kuru üzüm, şeftali ve armut gibi meyveleri yerken dikkat etmek gerekir. Ayrıca kabak, turp, soğan, brokoli, salatalık, patates, şalgam, şekersiz sakız (sorbitol), tam tahıllı ekmek ve yoğurt, laktoz eksikliği olanlarda süt ve gazlı içecekler de şişkinlik yakınmasını artırabilen besinlerdir. 'Gluten enteropatisi' olanlarda da buğday ve arpa içeren gıdalar, şişkinliğe neden olabilir. Yoğurt ve ayran sindirim sistemi sorunu olan insanlarda şikayetleri artırır. Ancak kişiyi rahatsız etmiyorsa, ayran ve yoğurt tüketilmesinde sakınca yoktur. Mide sağlığı için özellikle probiyotikli yoğurtların tüketilmesinde fayda vardır.

SAKIZ ÇİĞNEMEYİN!

Mide sağlığı için beslenme düzenine önem vermek gerekir. Hızlı yemek yeme, sakız çiğneme, pipetle bir şeyler içme; hava yutma olasılığını artırabildiği için bu davranışlardan kaçınılmalıdır. Gaz yapabilecek gıdaların, diyetten uzaklaştırılması yakınmaların azalmasına yardımcı olabilir.

ŞOK DİYET ZARARLI!

Birçok rahatsızlık gibi sindirim sisteminin en büyük düşmanı fazla kilolar... Fazla kilolu insanların, yanlış beslenmeleri de şişkinliği artırmaktadır. Ayrıca kilo vermek amacıyla yapılan şok diyetlerde, uzun süre aç kalınması ve bir sonraki öğünde fazla miktarda yemek yenmesi mideye zarar vermekte ve sıkıntıları artırmaktadır. Nane çayı, spazm giderici özelliği ile yakınmaları azaltabilir.

Zencefil çayı, adaçayı, melissa, papatya, rezene ile yapılan çaylar da gaz sorununu azaltabilir. Probiyotikli besinler ve yoğurt, sindirim sistemindeki iyi ve kötü bakteri dengesini düzeltmeye yardım edebilir. Fakat bu ürünlerin kişilerdeki etkisi değişkendir.

Düzenli kullanımda yararlı olabilirse de mucize beklenmemelidir. Tedaviye başlamadan önce şişkinliğin sebepleri araştırılmalı; ne zaman, ne sıklıkta, neden ve ne süreli şişkinlikler yaşandığı kaydedilmelidir. Bu bilgiler doktorla da paylaşılmalı, ardından çözüm üretilmelidir.

VAKİT AYIRIN

Günümüz koşullarında yoğun çalışma sistemi nedeniyle yemeğe vakit ayıramıyoruz. Yemeği çok hızlı bir şekilde aradan çıksın mantığıyla yiyoruz. İnsanların büyük bir kısmı, sabah evden kahvaltı yapmadan çıkıyor; iş yerinde simit ve poğaça gibi bir şeyler atıştırıyor, öğlen yine çok hızlı yemek yiyor, akşam ise bütün günün verdiği yorgunluk ve açlıkla mükellef bir yemek yiyor.

Hatta bazı kişiler akşam yemeklerini gece saat 22.00-23.00 gibi yiyebiliyor. Bu durum da, hazımsızlık ve şişkinlik gibi şikayetlerin yaşanmasına neden oluyor. Oysa ki, nispeten zaman ayrılmış bir kahvaltı, 15 dakika ayırarak yapılan bir öğle yemeği ve hafif bir akşam yemeğiyle mide şikayetlerini aza indirgemek mümkün olabilir. Yemek yerken en fazla dikkat edilmesi gereken kural; besinlerin iyice çiğnenmesidir.

Ayrıca beslenme düzeninde ara öğünleri de göz ardı etmemek gerekir. Ara öğünler, kişinin metabolizmasını çalıştırarak zayıflamayı hızlandırır. Yatmadan bir-iki saat önce yemeği bırakmak, sağlıklı bir sindirim sisteminin olmazsa olmazlarındandır.

ÇİĞ SEBZE YEMEYİN

Çiğ sebzeler, sindirim sorunu olan kişilerde hazımsızlığı artırabilir. Sebzelerin buharda pişirilerek, besleyici özelliklerini kaybetmeden tüketilmesi önerilmektedir. Ancak burada da bireysel faktörler söz konusudur. Yani kişiden kişiye değişiklik gösterir. Çiğ meyveden rahatsız olan kişilerin de aynı şekilde meyveyi, komposto olarak tüketmeleri önerilmektedir.

DİŞTE ÇÜRÜK OLMASIN

Sindirimin ağızda başladığı unutulmamalıdır. Mide sorunu yaşayan kişinin diş sorunu varsa, önce dişlerini tedavi ettirmesi gerekir. Aksi takdirde diş problemi çözülmeden mide sorunu da çözülemez. Altı ayda bir yapılan dişçi ziyaretleri ve buradan çıkacak sonuç, mide rahatsızlıklarının çözümünde önemlidir.

SICAK ÇAY OLMAZ

Isı, sindirim sistemi rahatsızlıklarında çok önemli bir etkendir. Isı yüzünden vücutta oluşan tahrişlere dikkat etmek gerekir. Bazı kişiler, fokur fokur kaynayan çorbayı direkt tabaklarına alıp içerler. Ama bu durum çok zararlıdır. Şöyle düşünün ki; yemek borunuzdan döktüğünüz çorbayı, elinize döktüğünüzde eliniz ciddi şekilde yanar ve yanık tedavisi gerekir. Cilt, yemek borusuna göre yaralanmalara çok daha dayanıklı olduğu halde durum böyledir. Tabii yer çekimi ve dik duruş gibi nedenler, bu etkenleri azaltabilir. Ama yine de o ısı, özellikle mide asidiyle birleşince tahriş olma eğilimi gösteren kişilerin yemek borusuna zarar verebilir.

SU ŞİFA VERİYOR!

Özellikle hazımsızlık sorunu yaşayan kişilerin, sabah kalkar kalkmaz oda sıcaklığında bir-iki bardak su içmeleri büyük fayda sağlar. Ancak su, ne çok sıcak ne de çok soğuk içilmelidir. Soğuk suyun nasıl olması gerektiğine gelince; buzluktan alıp, içilmediği sürece soğuk su içmekte de herhangi bir sakınca yoktur. Soğuk havalarda toplamda iki, sıcak havalarda ise üç litre su içilmelidir

MİDE DOSTU BİR MÖNÜYLE BESLENİN!

Diyetisyen Yeşim Çelik, mide dostu bir mönü hazırladı:

KARNABAHAR: Haşlanmış karnabahar, mideyi asit saldırılarından korur.

LAHANA: Lahanayı ince şeritler halinde doğrayıp, salata yapın. Meyve presinde lahananın suyunu sıkıp aynı miktarda elma suyu ile karıştırın ve için. Lahana, ülser ve gastrit ilacı olarak biliniyor, mideye inanılmaz yarar sağlıyor. Yine; dörtte bir lahanayı yıkayıp, kalın şeritler halinde doğrayın. Bir kerevizi soyup, bölün. Bir havucu dilimleyin. Lahana, kereviz ve havucu katı meyve presinde sıkıp, sabah akşam suyunu için.

ELMA SİRKESİ: Salatalarda ya da mezelerde özellikle elma sirkesi tercih edin.

ISPANAK: Ispanağı buharda pişirin ya da haşlayarak tüketin. Taze yapraklarını salata olarak yiyin.

ZEYTİNYAĞI: Çiğ olarak kullanıldığında besinlerin midede kalma süresini azaltıyor ve yağların sindirimi için safra salgısını artırıyor.

MUZ: Mideyi seven meyvelerin başında geliyor. Ara öğünlerde birer muz yemek, midedeki yanma hissini ortadan kaldırıyor. Muz, mide enzimleri ve hücrelerinin üretimini de artırıyor.

MEYANKÖKÜ: Güçlü bir mide koruyucusu olarak biliniyor. Yapılan araştırmalara göre midedeki aşırı asiti azaltıyor.

Aktif Haber
〰〰〰〰🐠

Tuğra


Mide ve bağırsak problemi yaşayanlara birebir gelecek iki gıda...
   


Muz ve brokolinin içerdiği lifler, mide ve bağırsak problemlerine iyi geliyor.

Sebze ve meyvelerin posalarının, zararlı bakterilerin sindirim sistemindeki hücrelerin içine geçişine karşı etkisini araştıran bilim adamları, "plantain" cinsi büyük bir muz ile brokolinin içerdiği liflerin oldukça yararlı olduğunu gözlemledi.

Bu liflerin, ishal ve karın ağrısı gibi semptomlar gösteren kronik iltihabi bir bağırsak hastalığı olan Crohn'a karşı yararlı olduğunu saptayan bilimadamları, işlenmiş gıdalarda kullanılan ortak bir maddenin ise hastalığın ilerlemesine yol açtığını tespit etti.

Araştırma ekibinden Barry Campbell, elde ettikleri sonuçların, farklı beslenme ögelerinin bakterilerin bağırsak içindeki hareketi üzerinde oldukça etkili olabileceğini ortaya koyduğunu söyledi.

Cambell, "Vitaminler ve minareller açısından zengin olan "plantain" ve brokolinin sağlığa faydalarını genel olarak zaten biliniyordu. Ancak Crohn hastalarındaki iltihabi duruma karşı doğal savunma sistemine nasıl destek olduğu konusunda şimdiye kadar bir fikrimiz yoktu" diye konuştu.

Bilim adamları, bu hastalıktan mustarip olanların, hastalığın tekrarlanmaması için işlenmiş gıdalardan uzak durmaları ve bu lifleri tüketmeleri tavsiyesinde bulundu.

iylikgüzellik
〰〰〰〰🐠

Tuğra




Mide hastalıkları ve ülserle mücadelede çok etkili bir rol oynadığı açıklandı...

Dut pekmezinin mide hastalıkları ve ülserle mücadelede çok etkili bir rol oynadığı açıklandı. Dut pekmezi ayrıca, bebekler ile çocukların zihinsel ve bedensel gelişimine de katkıda bulunuyor.

Dutun Faydaları

*  Taze veya kuru olarak da tüketilen dutun içinde çeşitli organik asitler, pektin ve şeker vardır
.
* Beyaz dutun 15-20 gram yaprağı üç su bardağı su ile kaynatıp içilirse iyi bir idrar söktürücü olduğu görülür. Bu terkip aynı zamanda

* ateş düşürücü olarak da kullanılmaktadır.

* Dutun taze yapraklarıyla derideki yaralara ve burundaki kanamalara tampon yapılırsa kanamaları durdurur.

* Dut hangi şekilde tüketilirse tüketilsin iyi bir kan yapıcıdır. Kişinin kilo almasını sağlar ve iştah açar.

* Kara dutun yaprakları ve kabukları kaynatılıp elde edilen sıvı ile gargara yapılırsa boğaz, ağız ve diş eti iltihaplarına iyi gelir. Ancak kara dut kabız yapabilir.

* Sabah aç karnına olgunlaşmış beyaz dut yer ve üzerine su içerlerse bağırsaklarının çalışmasını sağlamış olurlar. Ancak bu durum abartılırsa bu kez de ishale sebebiyet verebileceği bilinmelidir

* Dutun anjine iyi geldiği rivayet edilmektedir.

*İŞTE DUT'UN BİTMEYEN FAYDALARI

Kalsiyum, demir, B1, B2 ve C vitamini yönünden zengin olan dutun birçok hastalığa iyi geldiği biliniyor. Beyaz dut ateş düşürücü ve idrar söktürücü etkiye sahip. Karaduttan elde edilen şurubun ise ağız ve boğaz hastalıklarında olumlu etkiye sahip olduğu biliniyor. İşte dutun diğer faydaları:

"- Beyaz dut yaprakları idrar söktürür, vücutta biriken suyu boşaltır.
- Aç karnına yenen beyaz dut barsak solucanlarını döker.
- Dutun taze yaprakları ile derideki yaralara ve burundaki kanamalara tampon yapılırsa kanamalar durur.

- Ne şekilde tüketilirse tüketilsin iyi bir kan yapıcıdır.
- Sabah aç karnına yenir ve üzerine su içilirse bağırsakların çalışması temin edilir.
- Beyaz dutun 15-20 gram yaprağı 3 su bardağı ile kaynatılırsa iyi bir idrar söktürücü olduğu görülür. Bu terkip aynı zamanda ateş de düşürür.
- İştah artırır, enerji verir.

- Kalsiyum , demir, B1, B2 ve C vitamini yönünden zengin.
- Kara dut şurubu ya da kara dutun yaprak ve kabuklarının kaynatılması ile elde edilen sıvı ağız ve boğaz antisepsisinde, diş eti

Türkiye'de ipekböcekçiliği üretimi ile yetiştirilen dut dünya tarafından da keşfedilmeye başladı.

Üzüm, dut ve yerfıstığında kanseri önleyen bir madde bulunduğunu açıklayan İngiltere Montfort Üniversitesi'nden Gerry Potter, "Bu yiyeceklerde bulunan 'resveratrol' isimli molekülün pek çok ürünün bozulmasına yol açan mantarlara karşı savaştığını biliyorduk ama araştırmalarda, bu maddenin vücutta kanser hücrelerini hedef alarak onları tahrip eden, kanser karşıtı bir unsura dönüştüğünü saptadık" diyor.

Japon araştırmacılar ise beyaz dut yapraklarının extrelerinde bir seri biyolojik olarak aktif bileşenler tespit etti. Bu bileşenler, hücre paslanmasını önleyici, antioksidan ve damar sertleşmesini engelleyici ve damarlarda kolesterolden zengin plakların oluşumunu baskılayıcı etkiye sahip olukları ortaya çıktı. Japonlar bu etkilerin sevindirici olduğunu ama dut yapraklarının bundan daha fazlasına da sahip olduklarını iddia ediyor.

Japon uzmanlar, dut yaprakların aynı zamanda yüksek kan şekeri seviyelerini düşüren bileşiklere sahip olduğunu ileri sürüyor. Yapraklar bu etkilerini, bağırsaklarda maltoz, laktoz, sakroz gibi çifte şekerleri parçalayarak onları bağırsaktan emilebilen glikoz, fruktoz, galaktoz gibi tekil şekerlere dönüştüren enzimleri baskılamak suretiyle gösteriyorlar. Böylece şekerler bağırsaktan emilemediği için kandaki seviye de yükselmiyor.

KAN ŞEKERİNİ DÜŞÜRÜR, ENERJİ VERİR, YERSEN...

Öte yandan, dut ağacından beslenen zararlı böcek olmadığı için herhangi bir tarım ilacı da kullanılmıyor. Bu nedenle dut dünyanın en ekolojik ürünlerinden biri olarak sayılıyor. Dut, kalsiyum, demir, B1, B2 ve C vitamini yönünden zengin. Beyaz dut yaprakları idrar söktürüp, vücutta biriken suyu boşaltıyor. Aç karnına yenen beyaz dut barsak solucanlarını döküyor.

Dutun taze yaprakları ile derideki yaralara ve burundaki kanamalara tampon yapılırsa kanamalar durur. Ne şekilde tüketilirse tüketilsin iyi bir kan yapıcıdır. Sabah aç karnına yenir ve üzerine su içilirse bağırsakların çalışması temin edilir. Beyaz dutun 15-20 gram yaprağı 3 su bardağı ile kaynatılırsa ateş de düşürür. İştah artırır, enerji verir.

iyilikgüzellik
〰〰〰〰🐠

Tuğra


Eyvah Midemden Garip Sesler Geliyor!
 
Kışın kullanımı artan ağrı kesici, antibiyotik türü ilaçlar mide yakınmalarının artmasına neden oluyor. Uzmanlar uyarıyor; düzensiz beslenme, bilinçsiz ilaç kullanımı ve stres mide hastalıklarının görülme sıklığını artırıyor.

Acıbadem Kocaeli Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı; Kişinin sindirim sisteminin olduğu yere elini götürmesi bir problemi olduğunu düşündürür. İç organlarda birebir sinir iletimi olmadığı için direkt mide ağrısı hissedilmeyebilir.

Safra kesesi problemi de aynı yerde ağrıya neden olabilir, barsak problemi ya da pankreas da olabilir. Bu nedenle ağrının yerinden çok ağrının varlığı önemlidir.

Nereye Başvurmak Gerekir?

Öncelikle iç hastalıkları ve gastroenterolojiye başvurabilirler. Her iki branş da, ilk başta ağrının ayırıcı tanısı dediğimiz değerlendirmeyi yapar. Kişinin genel muayenesi yapılır. Bu sorgulamada bizim değerlendirdiğimiz konu gece uyandırıyor mu, kişi aspirin ailesi ağrı kesicilerden kullanıyor mu veya eşlik eden bir hastalığı var mı?

Buna göre tanı yöntemlerine hasta yönlendirilir. Ağırlıklı olarak mide düşünüyorsak, tabii ki endoskopik yöntemle tanı koymaya çalışıyoruz ya da ultrason, tomografi ve diğer kan tahlilleriyle kişinin şikâyetine yönelik tanısını almaya çalışırız.

Kışın aspirin ailesi ağrı kesicilerin kullanımında artış oluyor. Kas, iskelet sistemi ağrıları, romatizmal hastalıklar, kırık, çıkıklar sebebiyle özellikle ileri yaş hastalarda bu ilaçlara bağlı mide ve barsak kanamaları çok sık karşılaştığımız problemlerden biridir.

Bu tür ağrı kesici kullanan hastaların mutlaka yanında mide koruyucu bir ilaç almaları şart. Bir diğer etki de kışın geceler uzun ve çok geç vakitlere kadar televizyon seyrediliyor, insanlar oturarak zaman harcıyorlar. Çok fazla atıştırma tarzında yemek yeniyor. Bu nedenle de reflüye bir kolaylık sağlanmış oluyor.

Çünkü bizim reflü için istemediğimiz şeylerden biri, yatmadan önce en az üç saat hiçbir şey yememek. Ayrıca kışın mevsim enfeksiyonları nedeniyle antibiyotikler çok sık kullanılıyor.

Bunların sindirim sistemi üzerinde yan etkileri oluyor. Özellikle kış sonlarına doğru hemorajik kolit dediğimiz bir özel problem olabiliyor. Ayrıca bu antibiyotiklere bağlı ishalleri görebiliyoruz.

hastane.com
〰〰〰〰🐠

Tuğra

İkinci beynimiz hislerimizi belirliyor

İşte, bilimcilerin mideye "ikinci beyin" ismini vermesinin tek sebebi de, midede geniş yer kaplayan bu sinir ağlarıdır.

Hemen hemen herkes, "mide kazınması" hissini bilir. Bu hissin sıklıkla gözden kaçırılan nedeni, midedeki sinir hücreleri ağıdır. İşte, bilimcilerin mideye "ikinci beyin" ismini vermesinin tek sebebi de, midede geniş yer kaplayan bu sinir ağlarıdır.

Bu sinir ağlarını daha iyi anlayabilmek, midenin sindirim yapmak ya da ağrımaktan başka bir işi daha olduğunu da gösteriyor. Bu küçük "beyin", kafatasımızın içindekiyle bir araya geldiğinde hem ruhsal durumumuzu etkiliyor, hem de kimi hastalıklarda önemli roller oynayabiliyor. Midenin etkileri, her ne kadar sandığımızdan fazla olsa da, herhangi bir bilinçli düşüncede ya da karar alma aşamasında elbette asıl görev onun değil.

New York Presbiteryen Hastanesi Hücre Biyolojisi ve Anatomisi Bölümü ve Colombia Üniversitesi Tıp Merkezi'nin yöneticisi Michael Gershon bu durumu şöyle açıklıyor:

"İkinci beynimiz, düşünme aşamasında çok ciddi bir etki göstermiyor. Din, felsefe ve şiir, daha çok kafatasımızın içindeki beynimizin işi." Gershon aynı zamanda yeni bir alan olan "nörogastroenteroloji" uzmanı ve 1998'de yayımlanmış İkinci Beyin (The Second Brain) adlı kitabın da yazarı.

Enterik sinir sisteminin uzunluğu, boğazdan anüse kadar yaklaşık 9 metre civarındadır. Gershon, ikinci beynimizde 100 milyon sinir hücresi olduğunu söylüyor. Bu sayı omurilik ve ısı, ağrı, basınç gibi duyuları algılamamızı ve onlara gereken yanıtları vermemizi sağlayan çevresel(periferal) sinir sistemindekinden çok daha fazladır.

Midemizdeki bu sinir hücresi yığını, mide içindeki dünyayı, midenin içeriğini hissetmemizi sağlar. Bu sinir-hücresel(noral) sistemin büyük kısmı, günlük öğütme işleri için kullanılır. Yiyecekleri parçalamak, besin maddelerini emmek ve atıkları çıkarmak gibi kimyasal işlemler, mekanik bir karıştırma ve ritmik kas hareketleri gerektirir. Gershon:

"Böylece, kendi refleksleri ve hisleriyle donatılan ikinci beynimiz, beyinden bağımsız olarak mide davranışlarını kontrol edebilir. Kafamızın içindeki beynin, ellerini sindirimin kirli işlerine bulaştırması gerekmiyor, bu yüzden de iş mideye devredilmiş durumda" diyor. Gershon, ikinci beynimizin karmaşıklığının yalnızca bu işlemlerle de açıklanamayacağını düşünüyor. Kaliforniya Üniversitesi David Geffen Tıp Okulu Fizyoloji, Psikiyatri ve Biyodavranış  Bilimleri profesörü Emeran Mayer ise:

"Bu sistem, sırf kalınbağırsaktan bir şeyleri atmak için fazla karmaşık. Duygularımızın büyük bir kısmı büyük ihtimalle midemizdeki sinirlerden etkileniyor" diyor.

Hatta bilimciler iç organlarla beyin arasındaki en önemli sinir olan vagusu oluşturan liflerin %90'ının beyinden mideye değil de mideden beyne bilgi taşıdığını öğrendiklerinde çok şaşırmışlardı. Gershon "Bu bilgi biraz tatsız bir bilgi" diyor.

İkinci beynimiz, ruh halimizi bilmediğimiz başka yollardan da bilgilendiriyor. Gershon'a göre, midemizdeki kazınma hissinin sebebi, strese verdiğimiz fizyolojik tepkinin bir parçası aslında.

Sindirim sistemiyle ilgili (gastrointestinal) karmaşalar, ruh halimizi "ekşitebilir", günlük duygu durumlarımızı değiştirebilir. Hatta mutluluk, ikinci beyinden yukarıdakine ulaşan mesajlarla sandığımızdan çok daha fazla ilgili olabilir. Gershon'a göre, örneğin vagus sinirinin elektriksel uyarımı, depresyon tedavisinde faydalı olabilir.

İki beynin taşıdığı benzerlikler yüzünden, aslında zihni hedef alan depresyon tedavileri, bir yandan midemizi de etkiliyor. Enterik sinir sistemi, tıpkı beyin gibi 30'dan fazla nörotransmitter kullanırken, vücuttaki serotoninin % 95'i bağırsaklarda bulunuyor. Antidepresanlar, serotonin seviyesini artırdığı için, bu ilaçların zihinde kimyasal değişikliklere yol açıp, yan etki olarak sıkça gastrointestinal çıkışı etkilemesi biraz şaşırtıcı.

2 milyondan fazla ABD'linin muzdarip olduğu "aşırı duyarlı bağırsak sendromu" ise, aslında bağırsaklarda oluşan fazla serotoninden kaynaklanıyor ve bir anlamda ikinci beynin zihinsel rahatsızlığı sayılıyor.

Bilim adamları, enterik sinir sistemindeki serotoninin çeşitli hastalıklarda şaşırtıcı bir rolü olduğunu daha yeni keşfetti. "Nature Medicine"da yayımlanan bir çalışmaya göre, midede serotonin salımını engelleyen bir ilaç, kemik erimesinin de önüne geçebiliyor. Colombia Üniversitesi Tıp Merkezi Genetik ve Gelişim Bölümü'nün yöneticisi Gerard Karsenty:

"Midenin kemikleri etkilediğini ve kemik erimesini tedavi edebildiğini görmek hiç beklenmedik bir durum" diyor.

İkinci beyindeki serotonin salımının erken çocuklukta fark edilebilen otizmde de rol oynadığı düşünülüyor. Gershon, sinir hücreleri arasında sinaps oluşumunda yer alan genlerin, aynı zamanda beslenmeye ait sinapsların oluşumunda da yer aldığını keşfetti. Gershon:

"Eğer genler otizmde etkiliyse, bu bir çok otizm hastasının neden gastrointestinal motor bozukluğu olduğunu da açıklayabilir" diyor.

iyilikgüzellik
〰〰〰〰🐠

mazhar

Peygamberimiz Aleyhisselam buyurdular:Mide hastalıkların evidir. onu (doldurmayıp)boş bırakmak(perhiz)onun şifasıdır.

(Buhari)

Tuğra

Bu Bakteri Dna'ya Zarar Veriyor!

Yaygın olarak görülen helikobakter pilori'nin DNA'ya zarar vererek mide kanserine yol açtığı tespit edildi.

Zürich Üniversitesi Moleküler Kanser Araştırmaları Enstitüsünden Anne Müller ve Massimo Lopes tarafından yürütülen, sonuçları Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlanan araştırmada, helikobakter pilori'nin, yerleştiği hücrenin DNA'sında çift zincirli kırılmalara neden olduğu görüldü.

Kırılmalar sonucu hücrenin genetik materyalinin hasar gördüğü, dokuda mutasyona neden olduğu, kontrolsüz hücre çoğalması sonucu mide kanseri oluştuğu tespit edildi. Bilim adamları, helikobakter pilori enfeksiyonunun şiddeti ve süresinin, süreçte önemli rol oynadığını, enfeksiyonun kısa sürede antibiyotikle tedavi edilmesi halinde, çift zincir kırılmalarının vücudun doğal mekanizması içerisinde onarıldığını bildirdi.

Ancak uzun süreli enfeksiyonda ortaya çıkan hasarın tamir edilemez olduğunu ifade eden bilim adamları, enfeksiyonun uzun sürmesi halinde çok daha fazla sayıda çift zincir kırılması oluştuğunu, insan vücudunun ya bunları yarım yamalak onarabildiğini ya da hiç tamir edemediğini belirtti.

Araştırmayla helikobakter pilori ile mide kanseri arasındaki bağın bilimsel olarak ispatlandığını kaydeden bilim adamları, aynı zamanda sonucun, bu bakterinin yol açtığı enfeksiyonun tedavi edilmesinin ne kadar önemli olduğunu gösterdiğini bildirdi. Bilim adamları ayrıca, sonuçların mide kanseri teşhis ve tedavisinde rol oynayabileceğini ifade etti.


hastane.com
〰〰〰〰🐠

mazhar

Mide Kanserine karşı korunma yolları


Türkiye'de her sene yaklaşık 20 bin kişinin yakalandığı mide kanseri, dünyada en sık görülen 4. kanser türüdür. Yaşla birlikte görülme sıklığı artan hastalığın ortaya çıkmasında beslenme alışkanlıkları etkilidir.

Aşırı tuzlu besin tüketimi, sebze ve meyveden yoksun beslenmek, tütsülenmiş ve çiğ et tüketimi mide kanseri riskini artıran faktörlerdir. Memorial Şişli Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü'nden Op. Dr. Sertaç Demirel, mide kanseri ve korunma yolları hakkında bilgi verdi.

Mide kanserinin en önemli nedeni beslenme şekilleri ve ilaç kullanımı

Son yıllarda hızla yaygınlaşan mide kanseri pek çok etkenin bir araya gelmesi ile görülmektedir. Bu nedenler şöyle sıralanabilir:

• C ve A vitamininden yoksun beslenme alışkanlıkları
• Çok tuzlu gıdaların ya da besinlerin çok tuzlu olarak tüketilmesi
• Tütsülenmiş etler, rafineri besinler ve yanmış yağların tüketimi
• Sigara kullanımı
• H.pylori türü bir bakterinin midede uzun süre var olması ve tedavi edilmemesi
• Mide asidi tuz ruhunun PH seviyesine kadar çıkabilir ancak mide mukozasını koruyucu bir bariyer vardır. Bu salgının bitmesi mide kanserine zemin hazırlamaktadır. Midenin zor boşalmasına neden olan yiyeceklerle doldurulması bu koruyucu salgısının zarar görmesine neden olmaktadır.
• Antibiyotik ve ağrı kesici kullanımı ile birlikte midenin koruyucu bariyerini bozan her türlü ilaç midede bir zarara yol açabilir. Organlara verilen her türlü zarar eğer devamlı ise onarım sıklığı arttıkça genetik kodlamada bir hata oluşturarak kansere yol açabilir.
• Mide kanserinin bilinen genetik bir özelliği yoktur. Ancak hastalık daha çok 0 kan gruplarında görülmektedir.

Mide kanserini erken dönemde yakalamak için endoskopik takip önemli

Mide kanseri erken dönemde belirti vermeyebilir. Bu nedenle mide sorunu yaşayan kişilerin endoskopi ile takibi önemlidir. Midede gıda akışının engellenmesi ya da hastalığın ilerlemesi durumunda yemeklerden sonra şişkinlik, hazımsızlık ve doygunluk hissi gibi bazı belirtiler ortaya çıkar. Mide kanserli hastalarda ileri evrede; mide bulantısı, kusma, mide ya da bağırsakta kanamalar, sırta vuran ağrılar olabilir. İştahsızlığa bağlı olarak kilo kaybı görülebilir. Halsizlik ve yorgunluk oluşabilir.

Mide kanserinde cerrahi önemli bir seçenektir

Mide kanserinin temel tedavisi cerrahidir. Erken evrede yapılan başarılı cerrahi operasyonlar hastanın yaşam süresi açısından çok önemlidir. Ameliyatla hastanın midesinin bir bölümü ya da tümü alınabilir. Midesinin tümü alınan hastalarda, bağırsaktan yeni mide yapılır ve hasta bundan sonraki yaşamını normal bir şekilde devam ettirebilir. Bu şekilde yaşayan hastalara az ve sık yemeyi gerektiren diyet önerileri sunulur. Bazı hastalarda mide alındıktan sonra kanserin şekline göre doktorun belirlediği şekilde ışın ya da ilaç tedavisi uygulanabilir.

Mide kanserinden korunmak için; stres kontrolüne dikkat etmek, mide sağlığına özen göstermek, sağlıklı beslenmek, pişmemiş et yememek, düzenli tetkik yaptırmak ve kaliteli bir yaşam sürmek önemlidir.
Haber7.com