İlaç Yerine Ölüm mü Yutuyoruz?

Başlatan enfa, 24 Şubat 2008, 23:47:03

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

enfa

Amerikalı uzman kimyager Shane Ellison, ilaçlara verdiği onayı dünyada ölçü olarak kabul edilen Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi'nin (FDA) bazı ilaçlara çıkar karşılığı onay verdiğini iddia ediyor. Ellison, Türkiye'de de kullanılan FDA onaylı ilaçların yan etkileri nedeniyle her 5 dakikada bir ölüm gerçekleştiğini söylüyor.



Kullandığımız ilaçların yan etkileri olduğunu hepimiz az çok biliriz ve genelde bu yan etkilere karşı önceden uyarılırız. Peki bu yan etkiler bizi ölüme götürüyor ama haberimiz bile olmuyorsa? İlaç üretim fabrikalarında uzman kimyager olarak çalışan Amerikalı Shane Ellison, bu korkunç ihtimalin gerçek olabileceğini iddia ediyor. Terapötik beslenme (tedavi edici beslenme) konusunda dünya çapında bir otorite olarak tanınan Shane Ellison, yazdığı “Batı Tıbbı Sağlığınızın Altını Nasıl Oyar” kitabında şok iddialarda bulunuyor. Ellison'a göre FDA'nın onayladığı ve doktorların reçetelere yazdığı ilaçların bir kısmı öldürücü yan etkilere sahip.

YAN ETKİLER GÖZ ARDI EDİLİYOR

Ellison, üzerinde çalıştığı ve ciddi yan etkilere sahip olduğu tespit edilen ilacın laboratuvar rapor sonuçlarının tam tersi bir propagandayla satılmaya devam ettiğini görünce istifa ederek sağlık efsaneleri üzerine eğilmeye başlamış. Kitabında FDA'nın geniş bir yetkisinin olmasının onayladığı ilaçların güvenilir ve etkin olduğu gibi bir düşünce oluşturduğunu anlatan Allison, hayat kurtaran pek çok ilacı ayrı tutarak, bazı ilaçların zararlı yan etkilerinin göz ardı edildiğini ve pek çok ilacın da gereksiz yere insanlara kullandırıldığını iddia ediyor. FDA uzmanlarının yarıdan fazlasının ilaç şirketleriyle doğrudan maddi ilişkileri olduğu ifade edilen kitapta, uzmanların çoğunun ilaç şirketlerinden hisse sahibi olduğu ya da danışma ücreti veya araştırma ödeneği aldığı anlatılıyor.


SALGIN HASTALIK GİBİ

Eski FDA biyoistatikçisi Michael Elashoff'un “FDA görevlileri 'Bu ilacı onaylamalı mıyız?' diye sormuyorlar. Onlar 'Bu ilacın onaylanmasını nasıl sağlayabiliriz?' diye soruyorlar” sözlerini de aktaran kitaba göre, FDA halkın sağlığını etkileyecek ilaçları yeterli derecede incelemeden onaylayan bir hükümet kuruluşu. 20 yılı aşkın süre FDA üyesi olan David Graham'ın bir söyleşide “İlacı onaylayan kişiler, bu ilaçla ilgili bir güvenlik sorunu olduğunu gördüklerinde, tavır koymada son derece isteksiz davranırlar. Çünkü bu onlara kötü bir şekilde yansıyacaktır” dediği de aktarılıyor. FDA tarafından onaylanmış birçok ilacın, her yıl yaklaşık 106 bin kişiyi öldürdüğü, bunun da her 5 dakikada gerçekleşen bir ölüme karşılık geldiği de kitapta verilen bilgiler arasında.


KOLESTEROL ÖMRÜ UZATIYOR

Ellison'un bir başka iddiası da aslında hastalık sayılamayacak sıradan şikayetlerin, bir hastalıkmış gibi etiketlenerek hastalık icat edildiği ve bu hastalığa karşı geliştirilen ilaçların gereksiz yere insanlara kullandırıldığı. Bir görevi de ilaç reklamlarını denetlemek olan FDA bu ilaç reklamlarına göz yumuyor. Ellison bu hastalıklardan birinin “kolesterol” olduğunu söylüyor. Ellison'a göre kolesterol seviyesiyle damar sertleşmesinin hiçbir ilgisi olmadığı yapılan çalışmalarla kanıtlanmış. Hatta yüksek kolesterolün ömrü uzattığını ifade ediyor Ellison. Kitabının Batı tıbbına değil, Amerikan doktor, hasta ve ilaç şirketlerinin açgözlülüğüne bir saldırı olduğunu söyleyen Ellison, sağlıklı bir yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıkları kazanmak gerektiğinin altını çiziyor.

Şüpheli ilaçlar

Posicor isimli ilaç deneylerde bu ilacı kullanan hastalarda ölümün, plasebo kullananlara göre daha yüksek gözükmesine rağmen, 1997 yılında yüksek tansiyon tedavisi için onaylandı. Piyasaya sürüldükten sonra 200 kişi öldü. İlaç 1998'de piyasadan çekildi.

Vioxx isimli ağrı kesici yapılan araştırmalarda kalp krizine neden olmasına rağmen onaylandı. Sekiz ülkede satılan Vioxx'un 88 bin ila 139 bin Amerikalı'ya zarar verdiği düşünülüyor. İlaç yasaklandı.

En sık kullanılan antidepresanlardan biri olan Prozac'ın agresif davranışlara ve intihara neden olabildiği yapılan deneylerde görüldü. FDA kendi yaptığı analizde, 1987'den itibaren Prozac'la ilişkili 20 binden fazla intihar olduğunu açıkladı.

Antipsikotik olan Zyprexa ile ilgili 6 haftalık klinik araştırmalarda 20 ölüm görüldü, bunun 12'si intihardı. Çalışmalar kısa süreli ilaç kullanımının sonucunda tip II diyabet görülme olasılığının 10 kat arttığına işaret etti.

Uzman görüşü

Para var oldukça böyle şeyler olacaktır


İ.Ü Cerrahpaşa Tıp Fak. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ABD Metabolizma ve Beslenme Bilimdalı üyesi olan ve bu konuyu yakından takip eden Prof. Dr. Ahmet Aydın FDA hakkındaki iddiaları şöyle dillendiriyor. “Bir çok ülkede yabancı ilaçlar onaylanırken “FDA'dan geçti mi?” diye sorulur. Bu “FDA'dan geçen bir ilacın üzerinde gerekli deneyler yapılmıştır. O kabul ediyorsa biz de kabul ederiz” gibi bir iyi niyetle söyleniyor. Birçok ilaç için bu doğru da olabilir. Ama bazen o çalışmaların saptırıldığını görebiliyoruz. FDA'nın, 'her yaptığı kötüdür' demek istemiyorum ama zaman zaman hatalar yapıyor. Çünkü paranın bir gücü var ve bu Amerika'da daha etkin çalışıyor. Para var olduğu müddetçe bu tür şeyleri göreceğiz. Mesela FDA'nın Vioxx adlı ilaç hakkında defalarca uyarılmasına rağmen ilacı piyasaya çıkarması bir hataydı. Yaşanan felç olaylarından sonra yasaklandı.


FDA güvenilir bir kurum iddialar gerçek değil

Kendisine ülkemizde de çok miktarda kullanılan Prozac isimli antideprasanın güvenilirliğini sorduğumuz Memory Center Nöropsikiyatri Merkezinden Psikiyatri Uzmanı Dr. Oğuz Tan ise iddialara katılmıyor: “FDA dünyanın en önemli ve güvenilir kurumlarından biridir. Bu iddiaları dile getirenler, Amerika gibi hukuk sisteminin gayet gelişmiş olduğu bir ülkede neden yargıya başvurmuyorlar. FDA'da bütün ilaçlar için gerekli olan deneyler bilim kurullarıyla titizlikle gerçekleştirilir. Faydası zararından ağır basıyorsa, gerekli uyarıları da yaparak ilacı piyasaya sürer. Prozac ise antidepresanlar arasında en güvenilir olanlarından biridir. İlk antidepresanlar mayalı ürünlerle birlikte alındığında ölüme bile neden oluyordu. Prozac ise günümüzde hamilelerde bile güvenle kullanılabilen bir ilaçtır. İntihar eğilimini arttırmaz, azaltır.

yenişafak

Zaman diyorum, biraz daha zaman.Dilimin ucundaki kelimeler bu kış donmazsa bir dahaki yıl uçmayı öğrenecekler!

Ber-ceste

Belimden topuklarıma doğru inen sıcak bir yanma beni uyandırdı. Ne olduğuna dair bir fikir yürütmesi yapmadan geçmesini bekledim. Beklemek, yatakta dayanılmaz olunca yerimden kalkmayı denedim; ama nafile. Belim tutulmuştu. Saatime baktım. Henüz sabahın beşi. Birlikte kaldığım Aykut’a seslendim.

Biraz sonra gözlerini ovuşturarak yanıma geldi. “Abi buyur. Bir şey mi oldu?” “Aykut, bana bir şeyler oldu. Belimi kımıldatamıyorum.” Bu saatte bir yere gidemeyeceğimizi söyleyerek, kendi odasından bana bir kas gevşetici getirdi. Bir bardak suyla ilacı içtim ve sabahı beklemeye koyuldum. Ona, pencereyi hafif açık bırakıp yatabileceğini söyledim. O da öyle yaptı ve odasına geçti.

Aykut, Yozgat bozkırının mert delikanlılarından. Geçen sene yanımda kalmaya başladı. Ziraat ikinci sınıf. Bana ilk günden itibaren abi demeye başladı. Ne de olsa koskoca dördüncü sınıftık. Tanıştırıldığım bir arkadaş evinde ondaki saflığı görmüş, tereddütsüz yanımda kalabileceğini söylemiştim. O gün bugündür aynı mekânı paylaşıyoruz.

Aralık pencereden mayıs ayının yirminci gününü müjdeleyen güneş görünmeye başladı. Oda, hafif hafif aydınlanmaya kendini hazırlarken ben kanepenin üzerinde sağ tarafıma dönmeyi başarmıştım. Anlaşılan Aykut’un verdiği ilaç biraz kaslarımı gevşetmişti. Pencereden süzülen güneş ışıkları, beyaz tül üzerinde yarı sola çekilmiş mor renkli perdeyi renkten renge tahvil ediyordu.

Sabahın bu erken vaktinde koyu şeftali rengini andıran kızıl saçlı sultanın tebessümleri ve odamdaki renk cümbüşü, bana ağrılarımı unutturmuştu. Böyle cilveler yapan güneşi daha önce hiç görmemişim sanki. Belki de içinde bulunduğum sıkıntı böyle düşünmemi salık veriyor. Fakat, insanın ilginç bir özelliği var ki onu ayakta tutuyor. Daima iyi olanı istemek, her şeyin iyisine bakmak. Kötüye talip olan var mı hiç? Varsa aklından zoru olduğuna hükmederiz hemen. Bu gizli bir şifre gibi bizim genlerimize konulmuş: İyisini al, kötüsünü bırak. Bir meyve bahçesine girildiği zaman kötü ve çürümüş olanları mı yeriz yoksa olgun ve güzel olanları mı?

Bu düşünceler aklımdan resm-i geçit yaparken ruhumun bedenimden ayrıldığını gördüm. Şaşırdım, donakaldım. Odada iki ben olmuştu. Karşıma oturdu ve bana bakmaya başladı. Konuşamıyordum, dilim tutulmuştu. Yirmi üç yaşında olmama rağmen daha önce böyle bir durumla hiç karşılaşmamıştım. Deseler bile inanmazdım zaten. Gözümü kapatmamı söyledi. Dediğini yaptım. Kendimi yemyeşil ormanları olan bir yerde buldum. Yüksekçe bir yamaçtan aşağıya doğru bakarken ayaklarımın altındaki geniş alanı görmüştüm. O an uçtuğumun farkına vardım. Aman Allah’ım uçmak ne kadar zevkli bir şeymiş. Ormandaki ağaçların yer ile teması yoktu. Havada muallaktılar. Asılı vaziyette rüzgârın tahrikiyle hışırtılar çıkarırken hoş bir musıkî terennüm ediyorlardı. Dünyada hiç görmediğim, rengine ve biçimine şahit olmadığım meyveler vardı. Nehirler ve ırmaklar akarken tatlı bir koku yayıyorlardı. Etrafıma baktığımda kimsecikleri göremedim. Beni durduran ve soru soran da olmadı. Her tarafı dolaştığım halde yorgunluk dahi hissetmiyordum. Bu hâller üzere tayeran ederken kulağıma gözümü açmam gerektiği fısıldandı. Gözümü açtım. Bir buğday tarlasındaydım.

Tarlanın kenarından yapılan işi ve işi yapanları seyretmeye koyuldum. Dikkatle baktığımda çalışanların kendi ailem olduğunu hayretle müşahede ettim. Kafam karışmıştı. Az önce uçsuz, bucaksız cennet misal bir âlemde uçarken şimdi de kendi köyümün sınırları içindeydim. Galiba son zamanlar çok ders çalışıyorum. Sınavların beni yorduğunu düşünerek bunun geçici bir hayal trafiği olduğunu kabul ettirdim kendi kendime. Burada bütün ihtiyarımı kendi merkezimde toplayarak ruhumun düşündürdüklerinden ayrı olarak aklımı sorguya çektim. Uzun bir zamandır ailemi aramamıştım.

Arasam da bir ihtiyacıma binaen olmuştu. Dört yıllık üniversite hayatımda kaç kez eve gitmiştim? Kaç defa arayıp hâl-hatır sormuştum. Evet, suçluydum ve ruhum bana bu şekilde bir intikam tertiplemişti. Hâlâ oradaydım; yerimden kımıldayamıyordum. Yanlarına gittim. Aralarına girdim. Beni göremiyor, sesimi duyamıyorlardı. Üzüntüm bir kat daha arttı. Sıkıldım, terlemeye başladım. Uyandım. Açık pencereden içeriye süzülen gün ışığı ve rüzgâr, tenimi gıdıklamaya başlamıştı. Alnımdaki teri silerek sağımı solumu araştırdım. Güya az önce karşımda duran ruhumu arıyordum. Kendi kendime güldüm. Yataktan doğrularak pencereye dönük vaziyette oturdum. Güneş, dağların üzerine oturmuş, bana bakıyordu sanki. Saate baktım: 7: 45. Kafamı toparlamaya çalıştım.

Gördüklerimi yorumlamaya gayret ettim. Beynim zonkluyordu. Daha fazla düşünmemem gerektiğine karar verdim. Ayağa kalkmayı denedim. Belimde devam eden bir sızı vardı. Ama dikilmemi kısıtlayıcı da değildi. Kalktım ve oda içinde yürümeye başladım. Baş ucumda açık bıraktığım Kur’an-ı Kerim meâline baktım. Sayfalarını açık bırakmışım. Kaldırırken dikkatimi açık olan sayfaya kilitledim. Bir ayet şöyleydi: “Öyle yücedir O ki, dilerse sana ondan daha iyisini, altından ırmaklar akan cennetler verir, sana köşkler de yapar.”

Bu kadar zaman içerisine sığdırılması mümkün gibi görünmeyen macera-yı ruhiyemi, Aykut’a nasıl ifade edebileceğimi tertiplerken, açık kalan sayfaların iki kapağını birbirine kavuşturdum. Kitabı ağır adımlarla rafa kadar götürdüm ve en üst bölümdeki boş yere koyuverdim. İsteksiz ve kendinden geçmiş bir şekilde hapishane koridorlarını oltalayan mahkumlar gibi odanın içini arşınlıyordum.

Belimdeki ağrıdan artık eser kalmamıştı. Lakin, şimdi de zihnimde halledilmeyi bekleyen, çözüme muhtaç kördüğümler vardı. Karşıma geçip beni seyreden ruhum, ailemin çalıştığı ekin tarlası, cennete benzer bir yerde uçuş talimi... Buna benzer hatırlayamadığım sisli perdeler. Ben, bunlarla cedelleşirken içeriye Aykut girdi. “Abi, kahvaltı hazırladım. Buyur, bir şeyler atıştırıp çıkalım. Okula geç kalıyoruz.”

Beraberce mutfağa geçtik. Çayları doldururken Aykut’a bana ne ilacı verdiğini sordum: “Kas gevşetici abi. Geçenlerde benim de belim ağrımıştı. Bizim Volkan’ın masasından aldım” dedi. İlacı getirmesini rica ettim. Elime aldım. İlacın adına baktım. Daha önce tıplı arkadaşlarla kaldığım için hemen tanıdım.

Aykut’un bana verdiği ilaç, bir antidepresan ilacıydı.


Mehmet Akbulut
Sükût etmek gibi alemde nadana cevab olmaz..

Tuğra

〰〰〰〰🐠

Kahraman

...her ilacın yan etkisi kesin vardır, yan etkisi olmayan ilaç değildir.. antidepresan ilaçların kas gevşetme özellikleri de mevcut...
..Ey Rabbimiz! Bazı yüzlerin ağarıp,bazı yüzlerin kararacağı günde; bizi yüzleri ak,gönülleri pak olan,sevgili resülünün bayrağı altında toplanan mesut insanlar zümresine kat.O'nun(sav) yanında cennete girmeyi,mübarek Cemalini görmeyi,Senin dostlarınla komşu olmayı ve en büyük makam olan rızana ulaşmayı nasip eyle. Amin.

Tuğra

〰〰〰〰🐠

Kahraman

Alıntı yapılan: Tuğra - 20 Ağustos 2008, 02:19:29
Böyle hayal gördürürmü??

..evet gördürebilir özellikle bu grup ürünlerde kendi içlerinde yedi ye ayrılır ve bazılarında ilk üç bazılarında ilk bir hafta bazılarında da ilk 21 gün çok enterasan yan etkiler görülebilir..
..Ey Rabbimiz! Bazı yüzlerin ağarıp,bazı yüzlerin kararacağı günde; bizi yüzleri ak,gönülleri pak olan,sevgili resülünün bayrağı altında toplanan mesut insanlar zümresine kat.O'nun(sav) yanında cennete girmeyi,mübarek Cemalini görmeyi,Senin dostlarınla komşu olmayı ve en büyük makam olan rızana ulaşmayı nasip eyle. Amin.

Tuğra

O halde bu durumun iki sakıncası olabilir sanırım bu etkileri bilmeyenler üstünde,

Ya hepten aklına birşey olduğunu sanır,yada manevi derecelere ulaştığını sanır...
〰〰〰〰🐠

Kahraman

Alıntı yapılan: Tuğra - 20 Ağustos 2008, 02:27:47
O halde bu durumun iki sakıncası olabilir sanırım bu etkileri bilmeyenler üstünde,

Ya hepten aklına birşey olduğunu sanır,yada manevi derecelere ulaştığını sanır...

aynen öyle... tıpda da psikoz nevroz diye anılır...
..Ey Rabbimiz! Bazı yüzlerin ağarıp,bazı yüzlerin kararacağı günde; bizi yüzleri ak,gönülleri pak olan,sevgili resülünün bayrağı altında toplanan mesut insanlar zümresine kat.O'nun(sav) yanında cennete girmeyi,mübarek Cemalini görmeyi,Senin dostlarınla komşu olmayı ve en büyük makam olan rızana ulaşmayı nasip eyle. Amin.

Tuğra

Greyfurt, elma ve portakal suyunun bazı ilaçların etkisini azaltabildiği, bu nedenle tehlikeli sonuçlar doğurabileceği vurgulandı.

Kanadalı bilim adamlarının yaptığı araştırma, portakal, greyfurt ve elma suyu ile içilen kanser, kalp damar, yüksek tansiyon ilaçları ile bazı antibiyotiklerin etkisinin büyük oranda azalabileceğini gösterdi.

Kanada’nın Western Ontario Üniversitesi’nden David Bailey ve ekibi, önce meyve sularının etkilerini alerji ilacı kullanan sağlıklı bir grup üzerinde araştırdı.

Katılımcıların bazıları feksofenadin ilacını suyla diğerleriyse greyfurt suyu ile aldı. Greyfurt suyu ile alınan ilaç yarı dozda, suyla alınan ilaçsa tamamen vücut tarafından emildi.

Yapılan klinik deney greyfurtta bulunan narinjin maddesinin bu ilaçların vücut tarafından emilmesini engellediğini, ayrıca greyfurt suyunun kolesterol ilaçları gibi ilaçların emilmesini sağlayan CYP3A4 enzimini engelleyerek etkiyi azalttığını ve hatta ilacı zehirli hale getirebileceğini gösterdi.

Araştırmacılar, kanser, kalp-damar hastalıkları, enfeksiyonlar ve organ naklinin ardından vücudun organı reddetmemesi için alınan ilaçlarla bu meyve sularının içilmemesi gerektiğini vurguladılar.

Bailey’nin yaklaşık 20 sene önce yaptığı araştırma, greyfurt suyu içmenin ya da meyvenin kendisini yemenin yüksek tansiyon ilacı felodipinin yan etkilerini tehlikeli biçimde artırabileceğini ortaya koymuştu.

Başka araştırmalar da yaklaşık 50 ilacın greyfurtla alındığında benzer sonuçlar doğurabileceğini göstermişti. Bugün bu 50 kadar ilacın üzerinde greyfurtun tehlikeli etkisine karşı uyarı bulunuyor.

Klinik deneyin sonuçları, “Amerikan Kimya Derneği”nin Philadelphia’daki konferansında sunuldu.

NTVMSNBC
〰〰〰〰🐠

Tuğra




Antidepresan kullanmak depresyonu hafifletmenin yanında, sizi daha dışa dönük ve daha az sinirli yapıyor.

Northwestern Üniversitesi'nde yapılan araştırmaya göre, pozitif duygularla bağlantılı olan dışa dönüklüğün depresyondan korumaya yardımcı olduğuna inanılıyor. Daha dışa dönük ve daha az sinirli olmanın depresyonunun nüksetmesini önlediğini söyleyen araştırmacılar, insanların kişiliğinin antidepresan tedavisi gördüklerinde değişebildiğini açıkladılar.

Archives of General Psychiatry dergisinin Aralık sayısında yer alan araştırmada, dışa dönüklüğün ve nevrozun (sinir hastalığı) mutluluk hormonuyla (beyinde bulunan mutluluğu sağlayan bir çeşit kimyasal madde) ilişkili olduğunu belirten araştırmacılar, çalışmalarında katılımcılara Paxil (seçici serotonin gerialım inhibitörü- SSRI) markasıyla satılan antidepresan ilaç verdiler. Diğer ilaçlar arasında ise Prozac, Zoloft ve Celexa bulunuyor.

Araştırmacılar, önemli depresif bozukluğu olan 240 yetişkini 3 gruba ayırdı: 120'si paroxetine içti, 60'ı bilişsel tedavi gördü ve kalan 60 kişi ise yalancı ilaç (plasebo) kullandı. Kişilikler ve depresif belirtiler tedaviden önce, tedavi süresince ve sonrasında değerlendirildi.

Tüm grupların depresyon durumunda biraz gelişme kaydedildi. Fakat, paroxetine alanların diğerlerine göre daha az sinirli ve daha dışı dönük hale geldikleri görüldü.

Haber Aktüel
〰〰〰〰🐠

Ay Iıığı


Antidepresanların faydasının zararının fazla olduğuna dair kanıtlar, yeni önlemleri gündeme getirdi.

Antidepresanların faydasından çok zararının olduğuna dair kanıtlar her geçen gün artıyor. Bundan yıllar önce Amerikan Besin ve İlaç Dairesi antidepresanların yasal kullanımı için ruhsat verirken Irving Kirsch isimli araştırmacının çalışmalarını baz almıştı. Ama aynı kişi bugün yaptığı başka çalışmalar ile "antidepresanların depresyona faydasının olmadığını" belirtiyor.

Türkiye Newsweek Dergisi’nin son sayısında yer alan “Sharon Begley” imzalı bir makalede, sadece ABD’de 2008 yılında yaklaşık 10 milyar dolarlık satış yapan antidepresanların “placebo” etkisinden daha fazla bir etki yapmadığı ortaya konuluyor. Yapılan placebo(yalancı ilaç) çalışmalarında, kimyasal hiçbir madde içermeyen (örneğin tatlandırılmış su) bir maddenin de depresyonu iyileştirdiği belirtiliyor. Yani iyileşmeyi sağlayan antidepresanlar değil, iyileşeceğinize dair duyduğunuz inanç.

Kirsch’in çalışmaları elbette ki büyük yankılar uyandırdı. Bir nevi “kral çıplak” dediği için, ilaç şirketlerinin desteklediği araştırma fonlarından mahrum bırakılan Kirsch (ki Kirsch’le çalışan kişilerin de fonlarınin kesildiği belirtiliyor) yine de şunları söylemekten geri durmuyor: “Antidepresanların kimyasal anlamda depresyonu iyileştirdiği inancı düpedüz yanlıştır.”

Makalede belirtilen bir başka çarpıcı bilgi ise şu: Antidepresanların teorik temeli, beyindeki serotonin denilen maddenin düşük olmasına dayanıyor. Yani antidepresan taraftarlarına göre “düşük serotonin” depresyona neden oluyor (kaldı ki bu hala bir varsayımdır, elde buna ilişkin önemli bir kanıt bulunmamaktadır). Ama bugün Fransa’da satışa sunulan bir ilaç beyindeki serotonin miktarını “düşürerek” depresyonu “iyileştiriyor”.

Şimdi herkes şunu soruyor: Nasıl oluyor da serotonini düşüren bir ilaç da depresyona iyi geliyor? Bu derin bir çelişki değil mi? Herkesin merak ettiği bir başka soru ise şu; milyarlarca dolar harcanan bu renkli hapların, eğer hiçbir faydası yoksa-üstelik yan etkileri de cabası- niçin satılıyor?

akiloyunlariakademisi.com