Gençlerin fikirlerini önemseyin

Başlatan İsra, 24 Şubat 2010, 15:44:29

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

İsra

Gençler anlaşılmak istiyor. Özellikle ergenlik çağıyla birlikte fikirlerinin önemsenmesini ve artık bir fert olduğunun kabul edilmesini istiyor. Bu dönemde aileyle yaşanan sıkıntılar aşılamazsa bu durum krizlere sebep oluyor. Ailelere ve gençlere düşen önemli görevler var...

Ergenlik dönemi, ergenin "bana göre...", "benim fikrime göre..." diye başlayan cümleleri artık çok yoğun kullandığı bir dönemdir. Bu dönemde fikirlerini ifade eden ergen, bu fikirlerinin muhatapları tarafından kabul görmesini bekler. Ona göre son derece doğru olan hatta mükemmel olan fikirlerinin ailesi tarafından önemsenmemesi ise ergeni deli eder. Anlaşılmadığı duygusunu oluşturur. Bu sebeple anlaşılmadığı ortamda bulunmak yerine odasında tek başına oturmayı veya arkadaşları ile vakit geçirmeyi tercih edebilir. Bu dönemde ergen için düşüncelerini açığa çıkartıyor olmak aynı zamanda "bu dünyada artık ben de varım" diye haykırışının yansımalarıdır. Bu sebeple düşüncelerini ifade ettiği girişimlerinin desteklenmesi ergen haykırışına karşı "Evet sen de bu dünya içinde tüm kimliğinle varsın ve biz bunu fark ediyoruz" mesajı gönderecektir. Bunun tam karşıtı yani ergenin düşüncelerinin eleştirilmesi ve sürekli doğru düşünmediğinin hissettirilmesi ise ergen için bir nevi dışarıya itilme sürecidir.

Yanlış davranışlara göz mü yumalım?

Kimi ergenler pasif tepkiler verir ve ailelerinin eleştiri ve nasihatlerini tepkisizce dinlerler. Ama bu ergenlerin de çoğu zaman duygusal anlamda ailelerinden uzaklaştıkları ve paylaşımlarını azalttıkları görülür. Peki gençlerin yanlışlarına göz mü yumulmalı? Tabii ki hayır! Sadece çocuğumuza yaklaşırken biraz taktiksel yaklaşmamız gerekir. Yoksa ergen-ebeveyn çatışması başlar ve ergen sizi dinleyebileceği konularda bile sizinle inatlaşmaya başlar. Bir diğer tehlike de şudur ki; artık sizinle yaşamını paylaşmaz ve siz çocuğunuzun neler yaptığından haberdar olamazsınız.


Aile neler yapmalı?

Evvela çocuğunuza değerli olduğunu hissettirme adına konuşmalarında onu sonuna kadar dinlemelisiniz. Çocuğunuzun fikirlerine katılmıyor olsanız bile hemen karşıt görüşünüzü ifade etmemeli, "evet seni anlıyor ve saygı duyuyorum, haklı olabilirsin fakat ben şu şekilde düşünüyorum" diye yaklaşmalısınız. Ayrıca kendi düşüncenizin doğruluğunı kabul ettirmek için çocuğunuz ile çatışmamalısınız. Esprilerine tatlı tepkiler vermelisiniz. Kimi zaman davranış ve fikirlerini onore etmeli, bu konuda mükemmeliyetçi olmamalısınız. Biz senin geçtiğin bu yollardan çoktan döndük", "biz de ergen olduk ama sen bu işi abartıyorsun" gibi "seni kesinlikle anlamıyorum" mesajını veren cümleler kullanmamalısınız.

Ergene zaman zaman bazı konularla ilgili olarak danışılmalı, fikirlerine başvurularak ergen çocuğunuzu taltif etmelisiniz.

Gençlere de görevler düşüyor

Gençler, bir kişiliğinin olduğunun çevre ve özellikle de ailesi tarafından fark edilmesini ister. Sanki doğru karar veremezmiş gibi sürekli olarak yönlendirilmekten rahatsız olurlar. Ve bazen "bu evde benim bir yerim yok" gibi uç düşünceler içine girebilirler. Gençlere de bu noktada görevler düşer. Gençler de bazı taktikler geliştirebilir.

Onların seni anlamalarını beklediğin oranda sen de onları anlamaya çalışmalı, çok tepkisel davranarak sürekli haksız konuma düşmemelisin. Senin anlaşılma ihtiyacın olduğu kadar emin ol ailenin de anlaşılma ve senin tarafından fikirlerinin önemsenme ihtiyacı var.

danışman psikolog
Yasemin Yalçın Aktosun

İsra

Korku doğuştan getirdiğimiz insani bir durum... Normal sınırları aştığında patalojik bir sorun olarak ortaya çıkarken çoğu zaman bizi koruyan ve tehlike sinyalleri veren bir duygudur. Korkularımız kaybetme endişelerimizle birlikte gelir ve bizi tedbir almaya çağırır. Sağlığımıza ya da varlığımıza zarar geleceğini sezdiğimizde irkilir ve kendimizi korumaya çalışırız. Korkularımızın müşterek gerekçeleri olsa da renkleri vardır. Çocuklukta yaşlılıkta, gençlik döneminde korkumuzun ya da endişemizin renkleri değişebilir.

Ergenlik döneminde genç daha çok toplum tarafından dışlanmaktan arkadaşları arasında saygın bir yer edinememekten ve değersizlik duygusuna kapılmaktan korkar. Bunun için genç çeşitli gruplara girebilir, markalı giysi takıntısına kapılabilir toplumun kabul etmediği kesimlere kayabilir...

Gençlerin korkuları başlıca şu nedenler bağlıdır:


Karşılaştığı olaylardan ya da yılan köpek kaza yangın gibi doğal afetlerden korkmak: Genç yaşadığı toplumda olup biten olaylardan ve kendisine gelebilecek zarardan korkmaktadır. Gencin korkuları, kedi köpek ya da başka bir nesneye yöneldiğinde, yardım almayı gerekli kılabilir ...

Hastalıktan, yoksulluktan, okulda başarısız olmaktan korkmak: Genç, hastalıklardan ve yoksulluktan korkar ve bu anlamda kendisine gelebilecek zarardan kaçınmaya çalışır. Ancak daha ziyade okulda başarısız olmaktan ve buna bağlı olarak arkadaşları arasında saygınlığını kaybetmekten korkar. Çünkü onun için arkadaşları arasında önemli bir yere sahip olmak, değerli biri olarak tanımlanmak önemlidir. Arkadaşları tarafından dışlanan ve değersizlik duygusuna kapılan genç yalnızlığa çekilir ve güven kırılmasına uğrar.

Çevresiyle ilişkilerinde başarısız olmaktan korkmak: Genç çevresindeki insanlarla tanışmaktan yeni gruplara açılmaktan korkabilir. Böyle durumlarda insanlardan uzak kalmaya çalışır ve hata yapmaktan korkar. Ona göre hata yapmak arkadaşları arasında küçük düşürülmek bir başarısızlık sebebidir...

Bağımsızlaşmaktan korkmak: Ergen bağımsızlaşmak ve bazı kararlarını kendisi vermek istemektedir. Ancak yanlış aile tutumlarına maruz kalan ya da buna bağlı olarak düşük benlik saygısına sahip olan gençler bağımsızlaşma sürecinde çeşitli zorluklar yaşayabilirler . Genç tek başına hareket etmekten korkmaktadır ve korkuları onu çevresindeki insanlara bağımlı kılmaktadır.

Fırtınalı bir dönemdir gençlik dönemi... Korku ve heyecan duygularının, zihinsel aktivasyonun, güç ve enerji motivasyonunun hat safhada olduğu bir süreçtir. Bu süreçte aileler genci doğru kanallara yönlendirmeli ve onu enerjisini faydalı işlere harcaması yönünde teşvik etmelidirler. Unutmayalım Efendimiz, "hepiniz çobansınız, ve maiyetinizdeki kişilerden sorumlusun" diyor ve bizleri çocuklarımızı, ailemizi korumaya teşvik ediyor.

fatma tuncer

İsra

Büyüklerimiz anlatır, onlar çocukluk yıllarını köylerinde, yemyeşil bahçelerde geçirmişler. Tahta parçalarından bebekler, çamurdan evler, yaban çiçeklerinden süs eşyaları yaparlarmış. Korkuları yokmuş onların. Umutları varmış, tabiatın bozulmamış ahenkli çehresi korkuyu silip ümit ve sevgi verirmiş minicik beyinlerine. Büyük annelerle büyük babalar peygamber kıssalarıyla büyütürlermiş çocukları.

O zamanlar, çocuklar oynarken, bir tekerin altında can vermek korkusu nedir bilmezlermiş. Ya da güpegündüz kaçırılma kabusları görmezlermiş. O zamanlar çocukların duygularını kirletecek televizyon da yokmuş. Onlar çocukluk çağının en güzel döneminde, oyun meydanlarından koparılıp ağıır iş ortamlarına itilerek, geleceğin sisli buğulu belirsizliğini omuzlarında hissetmezlermiş. Hatta o zamanlar iş bulma, barınma sağlık problemleri genç dimağları henüz hayatın başında karamsarlığa sürüklemezmiş.

Büyüklerimiz anlatırlar:

O dönemler enflasyon belası doğmamış, trafik canavarı ise bu gün olduğu gibi acımasız ve korkunç boyutlarda cinayetlerini işlemiyormuş .

Dindar insanlar her yerde saygı görür saygıyla anılırlarmış. Bütün anlatılan bu hayat öyküleri, şimdi bizlere masallarda yaşanmış bir efsane gibi geliyor öyle değil mi? Çünkü artık kentlerden etkilenen köyler, kasabalar, doğal dokusunu yavaş yavaş kaybediyor.

Büyüklerimiz anlatırlar: Onların zamanında insana değer verilirmiş, sevgi ve dostluk dağların ardına sürgün edilmemiş. İnsanların yüzündeki tebessüm toprağa sarılıp kaybolmış...

Oysa bizler bu gün onların öykülerinden özlemle söz ediyoruz.

Hele, çöplerden beslenen çocukları gördüğümüzde ya da yoksul bir ailenin göçüne şahit olduğumuzda başımızı arkamıza çevirip utançla bakınıyoruz...!

Bu gün,bozulmamış saf ve duygulu insanlara, kirlenmemiş sevgiye, umuda hatta bozulmamış tabiata, suya havaya büyük bir özlemle bakıyor ve anıyoruz. Her şeyden önemlisi çocuklarımız güçlü bir kişiliğin temelini atacak modellerden ve bizatihi hayatın kendisini tanımaktan uzak yaşamaktalar bu içimizi buruyor.

Hangimiz çocuğumuzu çağın kirlerinden koruyabiliyoruz?

Hangimiz bu, zorlu hayat şartlarını çocuklarımıza yansıtmadan yaşayabiliyoruz? Ve hangimiz çağın hayatımıza akseden yalnızlık bencillik ve çıkarcılığından etkilenmeden yaşayabiliyoruz?

Hangi çocuk ufuklardaki hayallerine ulaşabiliyor?

Çocuk...!

Henüz hayatın başında boyundan büyük yükün altına itiliyor artık.

Umut: Çocuğun gelecekle varoluş süreci arasındaki belirsizlik.

Sevgi: İnsan türüyle bütünleşen yoğrulan bir unsur. Sevgi ve umut bir çocuğun ruhunu ve kalbini kapsayan önemli bir ihtiyaç. Ama şimdilerde, çağın karanlığında mahsur kalan bir yetim sevgi...

Bütün bu özlem ve hayallerini kaybedip, hasretini buğulu gözlerle pencereden seyreden bu çocuklar, artık hayalleriyle yeniden buluşmalı. Şu gerçek ki, bu karamsarlığın içinde düşlerin gerçekleşmesi günler hatta yıllar boyu sürebiliyor. Ama buna ulaşmak için umut gibi değerli bir hazinemiz var.

fatma tuncer