Hz. Ebubekir(ra)Hz den...

Başlatan antepli, 26 Temmuz 2005, 17:04:44

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

antepli

Hz. Ebubekir (ra) bir hutbesinde buyuruyor ki :
"Allah'a yemin olsun ki , ben sizin en iyiniz degilim. Bu makamimda ( hilafet makami) istemeyerek bulundum . Istedim ki bu isi baskasi yapsin (ama olmadi)siz benim size karsi Resullulah'in davrandigi gibi davranabilecegimi mi saniyorsunuz ? (öyleyse yaniliyorsunuz). Ben öyle davranamam.
Çünkü Resulullah vahiyle destekleniyordu. Ve yaninda Cebrail (a.s.) vardi. Benim yanimda da nefsimi birakmayan seytan var. Öfkelendigim zaman benden uzaklasiniz ki size zararim dokunmasin. Üzerimden gözünüzü eksik etmeyin. Sirat-i mustakim üzerindeysem bana yardim ediniz. Yoldan saparsam beni düzeltiniz. Ben bir beserim, dogruda yapabilirim, yanlis da. Eger dogru yaparsam Allah'a hamd edin. Hata yaparsam düzeltin"
O böyle dedi.
Hiç bir lider,seyh ve hoca ondan daha üstün degildir.
Hiç kimseye "isittik ve itaat ettik" demeyin, Allah'in kelamini söyleyen kisi ve onu bildiren Resul'den baskasina. Hiç bir din büyügüne ve lideri ilah ve rab edinmeyin. Size birsey söylendiginde, üzerinde düsünmeden kabul ettiginiz sözü söyleyen kisiyi Ilah ve Rab edinmis olabileceginizi unutmayin. Musalla tasinda meyyid gibi olmayin.
Güvenmek güzeldir, ama kontrol etmek daha güzeldir.
Hiç kimse gelecegi ve gaybi bilemez. Hiç kimse kader, rizik ve ecel üzerine tasarruf sahibi de degildir.
Herkes için yaptiginin karsiligi vardir. Hasa görevimiz, Allah'in yetmeyen gücüne güç, yetmeyen aklina akil, yetmeyen parasina para yetirmek degildir.
O, güç ve kudret sahibidir. O,mutlak iktidar sahibidir. Hayir ve ser onun iradesi içindedir, biz ise rizasina talibiz ve bunun için imtahan ediliyoruz.
Bize hayir gibi gelen seylerde ser, ser gibi gelen seylerde hayir murat etmis olabilir. Bu herkes için böyledir. Liderler ve seyhler de bu kapsamdadir. Biz,vahiy çerçevesindeki sorumluluklarimiz ve aklimizi bu sorumluluklarimiz paralelinde nasil kullandigimiz ya da kullanamadigimizdan sorumluyuz.
Allah bizim düsünmemizi, akletmemizi ve kendi rizasi istikametinde hareket etmemizi istiyor. Kaderde, rizikta,ecelde onun elindedir.
Görevimiz,"tanri"dan bilgiyi,ekmegi çalmak degil. Aklimiz ve sorumluluklarimiza hasa Allah'i ikna yada mecbur etmek için degil, imtihan için bir firsat,bir vesiledir.
Ey müslümanlar uyanin.!!
Allah size servet ve iktidar, ilim ve hikmet verdi. Siz ona dogru giderseniz, O size kosarak gelir.Siz bildikleriniz ile amel ederseniz, O bilmediklerinizi ögretir.
O cömerttir. Siz onun kitabina uyarsaniz, O sizin ömrünüzü ve rizkinizi bereketli kilar.
O yoktan var edendir.
Gören,bilen,isitendir.
Güç sahibidir.
Dirilten ve öldürendir.
Koruyan ve kahredendir.
Tuzaklari bozan ve tuzak kuranlari tuzaklari baslarina gecirendir.
Geceden gündüzü, gündüzden geceyi çikartan O'dur.
O din gününün sahibidir.
Herkesin yaptiginin hesabini soracak olan da odur.
o zaman!
Evet, o zaman.
Iyya kena'büdü ve iyya kenestain.
Elhamdülillahi rabbi'l alemin.
amin.
Bu dünyanın cefasından sefasına sıra gelmez.gafil olmayın ilme çalışın geçen günler geri gelmez...

zulkifir

ne büyük insanAllahim Allah onlardan razi olsun
rdogan

Vuslat Yolcusu

Takva akillica yapilan islerin en güzelidir hakka asi olmak ahmakca yapilan islerin en cirkinidir verilen emaneti yerine getirmek en üstün dogruluk sayilir hiyanet olarak da en önde yalan gelir,
müslümanlardan hicbiri digerini hakir görmesin!zira müslümanlarin kücügü Allahin yaninda büyüktür,
oglu abdurrahman.i komsusu ile münakasa ederken gördü ve ogluna gücenerek
-oglum komsu ile münakasa yapma!su gördügün insanlar dagilir gider ve sen yine komsunla basbasa kalirsin,dedi.

Mstfx67

BA$KASININ AYIBINI SÖYLEMEYi DÜSÜNDÜGÜN ZAMAN NEFSININ AYIBINI hATIRLA!!!

antepli

Bu dünyanın cefasından sefasına sıra gelmez.gafil olmayın ilme çalışın geçen günler geri gelmez...

sıddık-birgüvi

Agzindakidaki Taşın Hikmeti


Birgün hazret-i Ebû Bekr 'r.a.', hazret-i Fahr-i âlem seyyid-i veled-i âdem Nebiyyi muhterem ve habîb-i mükerremin 's.a.v.' huzûr-ı şerîflerinde, se'âdetle otururlarken; Bir bedbaht kötü huylu kimse; bir edebsizlik edip, Ebû Bekre dil uzatıp, yakışıksız sözler söyledi. Hazret-i Server-i kâinât; o edebsiz, Ebû Bekre edebsizlik etdikce; birşey söylemez, ba'zan da tebessüm eder idi. Hazret-i Ebû Bekr; o bedbaht ve edebsizin edebsizliği haddi aşınca; zarûrî olarak gadaba gelip, birkaç söz söyleyince; hazret-i Fahr-i kâinât, se'âdetle ve devletle yerinden kalkıp, gitdi. Hazret-i Ebû Bekr 'radıyAllahü teâlâ anh' Sultân-ı Enbiyânın ardına düşüp, yetişdi ve dedi ki:

- Yâ ResûlAllah! Niçin, bir hayâsız, edebsizlik edip, gönül incitirken, susu, birşey söylemediniz. Şimdi, ben ona söyleyince, kalkıp, gitdiniz; sebebi nedir.

Hazret-i Fahr-i kevneyn ve Resûl-i sakaleyn 's.a.v.' buyurdu ki:

- Yâ Sıddîk! O hayâsız ve bedbaht sana dil uzatmağa başladığı zemân, Allahü teâlâ bir melek gönderdi ki, o kimseyi karşılayıp, kovacak idi. Sen, hemen gadaba geldin; söylemeğe başladın. O melek gidip, yerine iblîs geldi. İblîs-i la'înin olduğu yerde, ben durmam.

Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk 'r.a.' ondan sonra, vaktli vaktsiz söz söylememek için, mubârek ağzına bir taş koyar idi. Ne zemân söz söylemek lâzım gelse, evvelâ fikr ederdi. Bir söz söyliyeceği zemân, o sözü kendi kendine nice zemân düşünür, tefekkürden sonra, mubârek ağzından o taş parçasını çıkarıp, ne söz söyliyecek ise söyler idi. Sonra o taş parçasını mubârek ağzına alıp, tesbîh ve tehlîl ile meşgûl olurdu. Kimseye, hayrdan ve şerden dünyâ kelâmı söylemez, eğer kat'î lâzım ise ve çok efdal ise, söylerdi. Yoksa, gecede ve gündüzde tesbîh ve tehlîl ile meşgûl idi.
Kaynak:
Menakıb-i Çihar Yar-i Güzin

sıddık-birgüvi

Sevgili Peygamberimiz bir gün Eshâb-ı kirâm ile sohbet ederken, “Şehîdliğin fazîletlerini” anlatıyorlardı. Şehîdlerin şefâ’ati hakkında buyurdu ki:

- Kıyâmet gününde şehîdler, mahşer yerine gelirlerken, orada bulunan Peygamberler ayağa kalkarlar. Onlar, çocukları, akrabâları ve dostlarından 70 bin kişiye şefâ’at ederler.

Bu sözleri işiten Hz. Nevfel, Resûlullah efendimizden, şehîd olmak için duâ istedi. Resûlullah efendimiz de duâ ettiler.

Bir müddet sonra, muhârebeye çıkıldı. Peygamber efendimiz de aralarında bulunuyordu. Bu muhârebe Hz. Nevfel’in duâsından sonraki ilk muhârebe idi. Ve bu muhârebede Hz. Nevfel şehîd düşerek, arzûsuna kavuştu.

Peygamber efendimiz ve Eshâbı, muhârebeden dönüyorlardı. Karşılamaya gelenler arasında, Hz. Nevfel’in hanımı, çocukları ve yaşlı annesi vardı.
Yaşlı annesi, “Gazânız mübârek olsun” dedikten sonra Resûlullaha, oğlunu sordu. Peygamber efendimizin gözleri nemlendi. Oğlunun şehîdlik haberini vermeye mübârek kalbi dayanamadı. Elleriyle arkayı işâret edip, yoluna devam etti.
Hz. Nevfel’in annesi, Peygamber efendimizin hemen arkasından gelen, Allah (c.c)ın arslanı Hz. Ali’ye de aynı şekilde oğlunu sordu. O da şehîdlik haberini veremeyip, arkayı işâret etti.
Yaşlı kadın daha sonra, Hz. Ömer’e ve Hz. Osman’a rastladı. Onlara da oğlunun durumunu sordu. Onlar da cevap veremeyip Resûlullahın yaptığı gibi arkayı işâret ettiler.

En son gelen Hz. Ebû Bekir idi. Kadıncağız büyük bir ümitle sevgili Peygamberimizin azîz arkadaşına yaklaşarak aynı şeyleri sordu.
Hz. Ebû Bekir kendi kendine düşündü:
“Yâ Rabbî! Ne kadar zor bir durumdayım. Eğer doğruyu söylersem, mahzûn kalbleri üzmüş olacağım. Bunu yapmaktan sevgili Peygamberimiz çekindi. O’na nasıl aykırı davranabilirim. Sen bana öyle bir şey ilhâm et ki, bu gariplerin yüreği daha fazla yanmasın Allah (c.c)ım!”
Daha sonra, Hz. Ebû Bekir, bütün kalbiyle:
- Yâ Allah (c.c)!.. Yâ Nevfel!.. diye bağırdı.
İşte o sırada, yaydan fırlamış ok gibi bir atlı, yıldırım hızıyla yanlarına yetişerek dedi ki:
- Buyur yâ Sıddîk, beni mi çağırdın? Bu atlı, Hz. Nevfel’den başkası değildi.

Sonra, Cebrâil aleyhisselâm gelip, Peygamber efendimize şunları söyledi:

- Yâ ResûlAllah! Hak teâlânın selâmı var.
“Eğer Habimimin mağara arkadaşı Sıddîk, bir kere daha (Allah (c.c)) deseydi, izzet ve celalim hakkı için, bütün şehîdleri diriltirdim. Çünkü, Ebû Bekir, câhiliyye devrinde bile yalan söylememiştir” buyurdu.

Bu hâdiseden sonra, Hz. Nevfel senelerce yaşadı. Nihâyet, “Yemâme” cenginde tekrar şehîdlik şerbetini içti.  :gul:

tefhim

Alıntı yapılan: antepli - 26 Temmuz 2005, 17:04:44
. Musalla tasinda meyyid gibi olmayin.




Mektubatı Rabbani'de de Musalla tasinda meyyid gibi olmalı deniliyor.

İmdat Müteallim Hocam.
Bedeel islemü gariben feseyeudü gariben fetuba lilgurabai.