Şeker hastalığı'na dikkat !

Başlatan Lika, 18 Haziran 2010, 17:14:10

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Lika

Uzmanlar, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de şeker hastalığının (diyabet) hızla arttığını belirtti.

Samsun Mehmet Aydın Eğitim ve Araştırma Hastanesi Halk Sağlığı ve İç Hastalıkları Uzmanı Dr. M. Emin Dinççağ, 1997 yılında yapılan Türkiye Diyabet Çalışması'nda yüzde 7.2 olarak tespit edilen diyabetli sayısının 2009 yılında yüzde 14.2 olarak tespit edildiğini söyledi. Dr. Dinççağ, "Geçen 12 yıl içinde şeker hastası sayısında yüzde 50 artış olmuştur. Hareketsiz yaşam, aşırı yağlı ve karbonhidratlı beslenme, televizyon başından ve bilgisayar başında uzun süre kalmak, ulaşımda araç kullanmak, asansör

kullanmak alınan enerjinin depo edilmesine ve obeziteye yol açmaktadır. Şişmanlık (obezite), şeker hastalığına davetiye çıkarmaktadır. Gizli şeker adı verilen aç karnına ölçülen kan şekerinin normal aralığın üst sınırında olduğu ancak tokluk kan şekerinin yüksek bulunduğu durumlar da bu orana ilave edilirse, toplumda şeker hastası oranı yüzde 25'lere ulaşmaktadır. Şeker hastası ve obezitenin bu artışı gelecek yıllarda daha çok kalp hastalığı, daha çok şeker hastalığının komplikasyonlarının artması demektir.

Bu artış aynı zamanda sağlık bütçelerinden daha çok harcama demektir. Sağlık hizmeti veren kurumlar daha çok hizmet verecek, daha çok insanın yaşam kalitesi tehlikeye girecektir" dedi.

ŞEKER HASTALIĞINDAKİ ARTIŞ ÖNLENEBİLİR

Şeker hastalığındaki bu artışın önlenebileceğini ifade eden Dr. Dinççağ, "Bunun için yaşam tarzı değişiklikleri gerekir. Egzersiz, günün insanının yaşamının bir parçası olmalıdır. Herkes her gün en az 30-40 dakika yürüyüş yapmalı veya yaşına veya tercihine göre bir spor aktivitesinde bulunmalıdır. Az az, sık sık yemek yenilmeli, sebze ve meyve ağırlıklı bir beslenme tercih edilmelidir. Abur cubur yeme terk edilmelidir. Televizyon başında atıştırmadan vazgeçilmelidir. Çok yağlı yiyecekler ve kızartmalar

az tercih edilmelidir" diye konuştu.

Gelecekte diyabetin önlenmesi için dünya çapında eğitim programları yürütüldüğünü kaydeden Dr. Dinççağ, "Bu programların aslı, kilo kontrolü, egzersiz ve sağlıklı beslenme üzerinedir. Çocukluk çağında obezite için anneler uyarılmalıdır. Çocukların bol bol koşup oynaması, spor yapması sağlanmalıdır. Gelecekteki diyabet salgınının önlenebilmesi ve koruyucu sağlık hizmetlerinin daha fazla etkin kılınması için toplumun her kesimi daha çok çaba göstermelidir" uyarısında bulundu.

haber7
Ne içindeyim zamanın,Ne de büsbütün dışında;Yekpare geniş bir anın Parçalanmış akışında,
Rüzgarda uçan tüy bile Benim kadar hafif değil.Başım sukutu öğüten Uçsuz, bucaksız değirmen;İçim muradıma ermiş Abasız, postsuz bir derviş;
Kökü bende bir sarmaşık Olmuş dünya sezmekteyim,Mavi, masmavi bir ışık Ortasında yüzmekteyim

Tuğra



Yaz aylarının sevilen meyvelerinden ahududu, içerdiği ''antosiyanin'' maddesi sayesinde kan şekerini düşürücü, bağışıklık sistemini kuvvetlendirici özelliği bulunuyor.

Uludağ Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Baş Diyetisyeni Sevinç Yetişen, AA muhabirine yaptığı açıklamada, halk arasında ''Ağaç çileği'' veya ''Sultan böğürtleni'' olarak da bilinen ahududunun, sağlık açısından çok faydalı bir meyve olduğunu söyledi.

Özellikle temmuz ve ağustos aylarında tezgahlardaki yerini alan ahududunun, kan şekerinin düşmesine yardımcı olması nedeniyle şeker hastası kişiler tarafından rahatlıkla yenebileceğini ifade eden Yetişen, ''Meyvelerdeki antioksidan özellik, büyük ölçüde antosiyanin adlı maddeden kaynaklanmaktadır.

Bu madde ahudududa bol miktarda bulunmaktadır. Ayrıca ahududu, bu madde sayesinde insülin salınımını artırarak, kan şekerinin düşmesine yardımcı olur. Bu meyve, diyabeti olan kişilerin yararlanabileceği çok güçlü bir savunucudur'' dedi.

Yetişen, kırmızı ve siyah çeşitleri olan ahududunun, sağlık açısından yararlı olan ''Fenol'', ''Flavon'' ve ''Flavonoid'' adlı maddeleri de içerdiğini belirterek, şunları kaydetti:

''Bu maddelerin antikanserojen ve antioksidan özellikleri bulunuyor. DNA moleküllerine zarar veren ve kansere yol açan serbest oksijen radikallerini nötralize eder. Ayrıca çevresel kanserojenleri etkisiz hale getirir, kardiovasküler rahatsızlıklara karşı koruyucu etki sağlar. Alzheimer riski ve yaşlılıktan kaynaklanan hastalıklara karşı korur. Ahududunun içeriğinde bulunan ellagik asit, antikanserojen bir maddedir. Toplam ellagic asit miktarı bakımından en yüksek değer siyah ahudududa bulunur.

Yapılan araştırmalarda bu maddenin göğüs ve rahim tümörünün büyümesini engellediği tespit edilmiştir. Bütün meyve ve sebzeler içerisinde en fazla kırmızı ve siyah ahudududa bulunan ellagic asit, vücutta kansere neden olan kimyasalları inaktif hale getirerek, antikanserojen etki göstermektedir. Taze veya dondurulmuş olarak günde 150-200 gram tüketilen ahududu, bağışıklık sisteminin güçlenmesine katkı sağlar.''

Yetişen, taze ahududunun, içerdiği A vitamini sayesinde de dokuları sıkılaştırdığını ve güçlendirdiğine dikkati çekerek, bu nedenle ahudududan kozmetik sanayisinde de faydalanıldığını kaydetti.

Haber7
〰〰〰〰🐠

Tuğra

Diyabet Hastaları İçin Tat Bulundu!
 
Paraguay'da yüzyıllardır tatlandırıcı olarak kullanılan bilimsel adı 'steviya' olan şeker otu, Akdeniz Üniversitesi'nde üretilmeye başlandı.

Paraguay'da yüzyıllardır tatlandırıcı olarak kullanılan bilimsel adı 'steviya' olan şeker otu, Akdeniz Üniversitesi'nde üretilmeye başlandı. Kalori, yağ, sakarin ve toksik maddeler içermediği için şeker hastalarının tatlandırıcı olarak rahatlıkla kullanabileceği şeker otunun toz halinin ise normal şekerden 200-300 kat daha tatlı olduğu bildirildi. Özel bir firma tarafından da Antalya'da 10 dekar alanda üretimine başlanan şeker otunun, kısa sürede ekonomiye kazandırılması planlanıyor.

Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Kenan Turgut AA muhabirine yaptığı açıklamada, Latince ismi steviya olan şeker otunun, tropik kuşakta yetiştiğini belirtti. Şeker otunun Paraguay'da 1500 yıldır tatlandırıcı olarak kullanıldığını, Brezilya, Japonya, Hindistan'da da kullanımının yaygın olduğunu ifade eden Turgut, Türkiye'de de bitkinin üretimi ve kullanımına izin verildiğini vurguladı.

Türkiye'de kullanılıyor olmasına rağmen, üretimi olmadığını ve ithal edildiğini kaydeden Prof. Dr. Kenan Turgut, şu bilgileri verdi: "Bu bitkinin en büyük özelliği, içerdiği farklı tipteki tatlandırıcı. Sakorozdan çok farklı, steviyol glikozit adı verilen bir tatlandırıcı. Kurutulmuş haldeki şeker otu yaprakları, normal şekerden 10-15 kat daha tatlıdır.

İşlenerek toz haline getirilmiş şeker otu ise normal şekerden 200-300 kat daha tatlıdır. Stevia ekstresinin en büyük özelliği, doğal tatlandırıcı ve diyet gıdası olarak hiç bir şekilde kalori, yağ, sakarin ve toksik maddeler içermemesidir. "

Turgut, bir dekardan yaprak olarak 1. 5 ton verim alınabildiğini belirterek, "Tatlandırıcı dediğimiz içerik olarak da yüzde 7-15 arasında verim alınabiliyor. Bu da çok yüksek bir rakam" dedi.

Japonya, Brezilya ve Paraguay'da şeker otunun diyabet hastaları tarafından yoğun kullanıldığını bildiren Kenan Turgut, "Çünkü olumsuz etkisi yok. Diyabetikler bunu şeker niyetine kullanabilirler.

Yapılan araştırmalar şeker otunun, şeker hastaları tarafından kullanılabileceğini göstermektedir. Kalorisi olmayan şeker otunda diğer tatlandırıcılar gibi olumsuzluklar tespit edilmedi.

Yüzde 100 doğal olan bu ürünü şeker hastaları rahatlıkla kullanabilir" diye konuştu. Turgut, şeker otunun dişlere zarar vermediğini de bildirdi. Şeker otunun, yapay tatlandırıcıların yoğun olarak kullanıldığı gazlı içecekler, meyve suları, reçel, marmelat hatta pasta yapımında rahatlıkla kullanabileceğini vurgulayan Turgut, özellikle diyet ürünlerde kullanılabileceğine işaret etti.

hastane.com
〰〰〰〰🐠

Tuğra

Kuruyemiş ile diyabete çözüm!

Nutrigenetik Uzmanı Dr. Gül: ''Tip 2 diyabet, düzenli egzersiz ve özel bir beslenme planı ile önlenebilir, hatta geri döndürülebilir bir hastalıktır''

-''Beslenmede karbonhidrat yerine kuruyemişin konmasının kan şekeri kontrolünün daha iyi sağlanacağını düşündürüyor. Haftada 5 porsiyon çiğ kuruyemiş tüketimi diyabet riskini yüzde 27 azaltmaktadır''

-''İşlenmiş tahıllar, yağlar, şekerler ve hayvansal gıdalardan zengin Amerikan tarzı beslenme ve kan şekerini ilaçlar yardımıyla
kontrol altında tutmaya çalışmak, diyabete bağlı diğer hastalıklardan koruma sağlamayacaktır''

Beslenme ve gen ilişkisini inceleyen bilim dalı (nutrigenetik) uzmanı Dr. Nurhayat Gül, tip 2 diyabetin (insüline bağımlı olmayan diyabet) düzenli egzersiz ve özel bir beslenme planı ile önlenebilir, hatta geri döndürülebilir bir hastalık olduğunu belirterek, ''Beslenmede karbonhidrat yerine kuruyemişin konmasının kan şekeri kontrolünün daha iyi sağlanacağını düşündürüyor. Haftada 5 porsiyon çiğ kuruyemiş tüketimi diyabet riskini yüzde 27 azaltmaktadır'' dedi.

Gül,  araştırmalara göre tip 2 diyabetin son 30 yılda dünya genelinde 3 kat arttığını söyledi. Kronik olarak kan şekeri yüksekliğinin, böbrek, göz ve sinir hasarına neden olmasının yanı sıra felç, kalp hastalığı ve uç organların kesilmesine neden olabildiğini, çok miktarda et tüketiminin de diyabet riskini arttırdığını aktaran Gül, ''Çok et tüketimi diyabet riskinde yüzde 17, çok miktarda kırmızı et tüketimi yüzde 21, işlenmiş et ürünleri tüketimi yüzde 41'lik artışa neden oluyor. Ayrıca, çocukların büyürken fast food, işlenmiş gıdalar ve eklenmiş şekerlerden fruktozlu yiyecek ve içeceklere maruz kalmaları onları bu anlamda büyük risk altında bırakıyor'' diye konuştu.

''Tip 2 diyabet, düzenli egzersiz ve özel bir beslenme planı ile önlenebilir, hatta geri döndürülebilir bir hastalıktır'' diyen Gül, şöyle devam etti:

''İşlenmiş tahıllar, yağlar, şekerler ve hayvansal gıdalardan zengin Amerikan tarzı beslenme, tam olmasa da ülkemizde de yeni yetişen kuşağı tehdit etmektedir.

Bu tarz beslenmek ve kan şekerini ilaçlar yardımıyla kontrol altında tutmaya çalışmak, diyabete bağlı diğer hastalıklardan koruma sağlamayacaktır. Kan şekerindeki devamlı artışlar nedeniyle kan damarları ve dokuların hasar görmesi sonucunda diyabete bağlı başka diğer hastalıklar oluşur.

Kandaki aşırı şeker sonucunda bazı toksik bileşenler meydana gelir ve bunlar özellikle damarlar olmak üzere organlardaki proteinler ve yağlara zarar verir.

Ayrıca bu toksinler yara iyileşmesinin bozulması, diyabetik nefropati (böbrek hastalığı) ve damar sertliğine neden olur. Bu toksinlerin üretimine şekerli yiyeceklerin yanı sıra kızarmış yiyecekler, nişastalı sebzeler, patates, ekmek, krakerler, kurabiyeler, kekler ve pastalar, kahvaltılık gevrekler de neden olur.''

-''Kuruyemişler diyabetlilerin favori yiyecekleri arasında yer almalı''-

Gül, et ve diğer hayvansal proteinlerin glisemik yükü düşük olması nedeniyle diyabetliler tarafından tercih edildiğini, ancak bunların kilo artışının ve toksik madde oluşumunun en önemli sebebi olduğunu anlatarak, şunları kaydetti:

''Diyabet beslenmesinde kısa vadeli kan şekeri kontrolü, uzun vadeli sağlık için et tüketiminden feragat etmek gerekir. Tam tahıllar ve nişastalı yiyecekler içerdikleri lif oranlarının yüksek olması sebebiyle diyabet riskini azaltırlar. Ayrıca düşük yağlı, hayvansal gıdaların olmadığı tahıldan zengin bir beslenme iyi bir kan şekeri kontrolünü sağlar.

Ancak böyle bir beslenme trigliserit seviyelerini yükseltmeye meyillidir. Tam tahıl olsa bile glisemik indeksi düşük, ancak yine de glisemik yükü yüksek oldukları için diyabetikler için yine de uygun değillerdir.

Bakliyatlar ve mercimekler liften yana çok zengindir ve erimeyen nişastaları tam tahıllardan daha fazladır. Bu nedenle diyabetikler için diğer karbonhidrat kaynaklarından daha iyi bir seçimdir. Buna ek olarak kalp hastalıkları riskini düşürmek açısından kuruyemişler diyabetlilerin favori yiyecekleri arasında yer almalıdır.''

Diyabet hastalarının kuruyemiş tüketmesinin önemine değinen Gül, ''Beslenmede karbonhidrat yerine kuruyemiş konduğu zaman kan şekeri kontrolünün daha iyi sağlanacağını bize düşündürtmektedir.

Ayrıca daha önceki çalışmalara göre de, haftada 5 porsiyon çiğ kuruyemiş tüketimi diyabet riskini yüzde 27 azaltmaktadır. Halen diyabeti olanlarda da bu miktar kalp hastalığı riskini de yüzde 47 azaltmaktadır. Kuruyemişler diyabeti geri çevirmeye yönelik bir beslenmede yeşil yapraklı sebzeler, bakliyatlar, düşük şekerli meyvelerle beraber önemli bir parçadır.

Tip 2 diyabetlilerde yeni yapılan bir çalışmada, böyle bir beslenme ile hastaların yüzde 62'sinin 7 ay sonra HbA1c (kan glukoz düzeyi) düzeyleri normal (diyabeti olmayanlarla aynı) düzeylere indiği gösterildi'' ifadelerini kullandı.

Gül, bakliyatların da besin açısından zengin, lif açısından yüksek ve kalorileri düşük yiyecekler olduğunu anlatarak, ''Bakliyatlar, yavaş sindirilirler ve doygunluk yaparlar, ayrıca kan şekerini dengelerler.

Yani diyabetikler için en uygun karbonhidrat kaynaklarıdır. Ayrıca bol miktarda da protein içerirler. Bakliyat ve mercimek tüketimi diyabet riskinde yüzde 38'lik bir azalmaya sağlıyor. Günde 3 porsiyon taze meyvenin beslenmeye eklenmesi ile diyabet riski yüzde 18 düşmektedir. Ancak yine de diyabetiklerin taze meyve alımını sınırlaması ve düşük şekerli meyveleri tercih etmesi gereklidir'' şeklinde konuştu.

milliyet
〰〰〰〰🐠

mazhar


Fazla şeker tansiyonu tetikliyor
30 Nisan 2010 Cuma 07:01
İnsan metabolizması şekeri kullanmaya çok müsait değildir. Ani yükselen kan şekeri aniden de düşer.




Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Zehra Akören, fazla şeker tüketmenin tansiyonu yükselterek damarların yapısını bozduğuna dikkat çekti…

Akören şöyle devam etti:

“Damarların yapısını bozuyor”

“Uzun bir açlık döneminden çıktıktan sonra dinlenmiş olan bir mideye fazla ve saf karbonhidrat yüklenmesi kan şekerinin aniden yükselmesine neden olur.

İnsan metabolizması şekeri kullanmaya çok müsait değildir. Ani yükselen kan şekeri aniden de düşer. Bu da vücudumuzda halsizlik, yorgunluk, isteksizlik gibi belirtilerin yanı sıra hızlı kilo alımına da neden olur. Tansiyonda değişiklikler yapar, çünkü fazla şeker ve şekerli gıdalar damarlarda oksitlenmeye neden olur. Damarların yapısını bozar. Fazla şekerin vücuda hiçbir yararı yoktur, sadece enerji verir fazla enerji vücudumuzda kilo olarak depolanır.



Kaynak : http:)/--//www..-.internethaber.com/fazla-seke--..r-tansiyonu-tetikliyor--248555h.htm#ixzz1c6JfmfVYgfhfjnbj

savaıhan

#5
4.5 aylık bir bebeğimiz var 2.5 ay istanbul çapa hastanesinde yoğum bakımda yatıyor hala yatmaktadır Allah rızası için 500 adet yasin-i şerif okunmasını rica ediyorum NOT=bebeğimin adı ENES soyadı SUSUZ

savaıhan

1 KİŞİ YE BİR TANE YASİN-İ ŞERİF DÜŞÜYOR

savaıhan

=savaşhan
4.5 aylık bir bebeğimiz var 2.5 ay istanbul çapa hastanesinde yoğum bakımda yatıyor hala yatmaktadır Allah rızası için 500 adet yasin-i şerif okunmasını rica ediyorum Bebeğimin adı ENES soyadı SUSUZ

tk1978

Allah sifalar Ihsan eylesin.
Okumalarimiz´da insaAllah aklimiza getircegiz...
Her seyin Allah´dan oldugunu, yavrularimizin bizler icin
sadece birer emanet oldugunu unutmayalim, ne kadar zor da olsa.
Her gecenin bir gündüzü, her kisin bir yazi var...
Tekrar Allah SIfalar versin