Haberler:


X adresimiz

Ana Menü

kıssalar....

Başlatan ebrarrana, 29 Ağustos 2005, 03:15:15

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

ebrarrana

YÜZÜĞE YAZI

Peygamberimize (s.a.v.) bir gümüş yüzük hediye getirmişlerdi. Hazret-i Ebu Bekir'e ( r. a.) Resülüllah (s.a.v.) Efendimiz,

- Ya Atik, bu yüzüğü bir kuyumcuya götür, üzerine (La ilahe illaIlah) yazılsın, buyurdu. Hazret-i Ebu Bekir (r.a.) Efendimiz yüzüğü alıp kuyumcuya götürdü. Bu yüzüğün üzerine:

- La ilahe illAllah Muhammedür resulullah" yaz, dedi. Resulullah (s.a.v.) böyle emretmemişti, fakat Allahü Tealanın ismi şerifi ile Resul-i Ekrem'in ismi şerifinin ayrı olmasını uygun görmemişti.

Kuyumcu Hazret-i Ebu Bekir ( r. a.) Efendimiz'in söylediği gibi yazdı. Sonra Hazret-i Ebu Bekir (r.a.) yüzüğü Sultan-ı enbiyaya teslim etti. ResüI-i Ekrem (s.a.v.) yüzüğe baktılar. Yüzüğün üzerinde "La ilahe illaIlah Muhammedür resulullah, Ebu Bekir Sıddik" yazılı idi.

Hazret-i Ebu Bekir (r.a.) Efendimiz çok utandı, terledi. Bir cevap veremedi. Cebrail aleyhisseıam gelip, Hak Tealanın selamını söyledikten sonra,

- Ebu Bekir'in kendi adının yazıldığından haberi yoktur, ben yazdırdım. Habibim üzülmesin. Ebu Bekir benim ismimden senin isminin ayrı kalmasına razı olmayınca, Ben de onun isminin ayrı kalmasını istemedim" buyurduğunu söyledi.

***



ŞEYHİ İMTİHAN

Seyyid Gulam Ali Müceddidi Hazretleri naklediyor:

Bir gün Şeyh Şemsü'd-din Habibullah Mirza Can-ı Canan (k.s.) Hazretlerinin sohbetinde bulunuyordum ihtiyar bir adam gelip:

- "Şeyhin şöhreti rahmani mi, yoksa değil mi? onu anlamaya geldim." dedi. Bu küstahça söz karşısında Hazret-i Şeyh son derece üzüldüler . Öfke ile o ihtiyara keskin ve dik dik baktılar. O esnada ihtiyar yere düşüp sudan çıkmış balık giibi çırpınmaya başladı. Daha sonra da:

-Tövbe ettim, Allah hakkı için beni affet diye, yalvarmaya başladı. Hazret-i Şeyh de Hakk ' ın ismi araya girince kalktı ve ihtiyarın kolundan tutarak kaldırdı. ihtiyar hemen şifa buldu.

***



KOMŞUNUN KÖTÜLÜĞÜNE SABIR VE NETİCESİ

Malik bin Dinar'ın yahudi bir komşusu vardı. Yahudi, evinin kanalizasyon çukurunu, düşmanlık olsun diye, Malik Hazretlerinin odasının arkasına yaptı. Odadan içeri sızıntı oluyor, pis koku çok rahatsız ediyordu. Malik bin Dinar, her gün sızıntıları temizler, pis kokuyu giderici güzel kokulu şeyler yakardı.Yahudi, Malik bin Dinar'ın rahatsız olduğunu anlıyordu. Fakat şikayete gelmemesine hayret ediyordu. Malik bin Dinar'ın yerine kendisinin sabrı taştı. Malik bin Dinar'ın evine geldi. Pis kokuyu duyunca dedi ki:

- Ey Malik! bu koku ne?

- Burada kokulu şeyler yakıyorum.

- Hayır, bu koku kanalizasyon kokusudur. Bak duvardan sızıyor.Ne diye bana söylemiyorsun? .

- Eğer söyleseydim, sen üzülebilirdin. Bizim dinimizde, komşuyu üzmemek ve ondan gelen eziyetlere katlanmak vardır. Komşuyla kavga ve gürültü etmek yoktur. .

Yahudi bu sözler karşısında sarsıldı. Dedi ki:

- Ben bugüne kadar İslam dinine düşman idim. Şimdi İslamiyet'e hayran kaldım. Böyle güzel ve tatlı hükümler ancak hak olan bir dinde bulunur. Ey Malik, müslüman olmak için ne lazımsa derhal yapmaya hazırım. Yahudi, Kelime-i Şehadet getirdi ve iyi bir müslüman oldu.

***




HAYVANA YAPILAN İYİLİĞE ÜCRET

Ebu Hüreyre radıyAllahü anh, Peygamber aleyhisselamın şöyle buyurduğunu anlatır:

Bir yolcu yoluna devam ederken, çok susamıştı. Bir kuyuya rastladı. İnip ondan su içti. Çıktığında bir de baktı ki, ziyadesiyle susamış bir köpek dilini çıkarıp susuzluktan toprağı yiyor. Yolcu " bu köpek de biraz önce benim olduğum haldeki gibi, pek çok susamış bir vaziyette " diye söylendi. Kuyuya indi ve ayakkabısına su doldurmak suretiyle o köpeği suladı. AlIahü Teala da bu kişinin yaptığını makbul ve muteber sayarak günahlarını mağfiret buyurdu.

Eshabı Kiram dediler ki:

- Ey Allah'ın Resulü! Hayvanlara yaptığımız iyilikte bize ecir, ücret var mıdır?

Peygamber aleyhisselam şöyle buyurdu:

- Her canlı ciğ'er taşıyan hayvana yapılan iyilikte ecir, ücret vardır.

***



İMAMIN ARKASINDA NAMAZ KILDI

Bayezid-i Bestami (k. s.) Hazretleri, bir defasında bir imamın arkasında namaz kıldı. Namazdan sonra, o imam kendisine:

- “Siz bir yerde çalışıp para kazanmıyorsunuz. Başkalarından da bir şey istemiyorsunuz. O halde siz, nafakanızı nereden temin ediyorsunuz?” dedi. Hazret-i Bayezıd bunu duyunca;

-“Ben hemen namazımı iade edeyim. Zira rızıkları kimin verdiğini bilmeyen birinin arkasında namaz kılmışım; bu ise caiz değildir” buyurdu.

***


İMDADIMA YETİŞTİ

Muhammed Ma ' sum (k.s.) Hazretlerinin talebelerinin meşhurlarından ve halifelerinden olan Hace Muhammed Sıddik'a, Peşaver'de irşad ve talebe yetiştirme vazifesi verilmişti. Bu talebesi şöyle anlatmıştır:

-"Hocam Muhammed Ma ' s u m (k.s.) Hazretlerini çok özlemiştim. Mübarek yüzünü görüp, sohbetinde bulunmak için Peşaver ' den, Serhend 'e gitmek üzere yola çıktım. Bir katıra binip yola devam ediyordum. Yolda katır birden bire ürküp kaçmaya başladı. Sonra da beni düşürdü. Ayağım üzengiye takıldı, bir türlü kurtaramadım. Katır, beni sürüklemeye başladı. Yanımda ve çevremde beni bu halden kurtaracak hiçbir kimse de yoktu. Tam bir çaresizlik içinde iken Hocam Muhammed Ma' sum (k.s.) Hazretlerini hatırladım. Allahü Teala'nın izni ile hocamın, imdadıma yetişmesini istedim. Daha böyle düşünür düşünmez hocam aniden gözüküverdi. Katırı tutup durdurdu. Ben ayağımı üzengiden kurtarıp, yerden kalkıncaya kadar bekledi. Ayağa kalkınca hocamın ayaklarına kapanıp, bu yardımından dolayı memnuniyetimi ve muhabbetimi arzetrnek istedim. Fakat ben ayağa kalkar kalkmaz hocam gözden kayboldu, onu orada görernedim."

***



İKİNCİ ELBİSE  

Hazret-i Ömer, bir gün Hutbe okuyordu; Allah ondan razı olsun.Şöyle dedi:

- Susunuz ki, size duyurayım. Selman-ı Farisı (r.a) Hazretleri şöyle dedi:

-VAllahi, seni dinlemek istemiyoruz.

Hazret-i Ömer sordu:

- Neden? Selman-ı Farisı (r.a) Hazretleri anlattı:

- Sen, kendini tebaandan üstün görüyorsun. Hazret-i Ömer tekrar sordu:

- Bu nasıl oldu? Hazreti Selman şöyle cevap verdi:

- Üzerinde iki kat elbise var. Halbuki burada başka kimsede böyle bir şey yok. Hazreti Ömer (r.a) dedi:

- Biraz müsaade et ey Allah'ın kulu. Sonra da:

- Ey Abdullah! Ey Ömer'in oğlu Abdullah! Söyle bu ikinci elbise kimindir? Hazreti Ömer'in oğlu cevap verdi:

- Yemin ederim ki o ikinci elbise benimdir. Bu cevap üzerine Selman-ı Farisi şöyle dedi:

- İşte şimdi seni dinler ve sana itaat ederiz, dedi. Allah hepsinden razı olsun.

***



MİRACINIZ MÜBAREK OLSUN

Resûlullah efendimiz Mi'râca çıktıktan sonra, ertesi gün, Kâ'be yanında mi'râcını anlatınca, işiten müşrikler, inkâr edip, alay etmeye başladılar. Müslüman olmaya niyetli olanlar da vazgeçtiler. Müşrikler, “Tamam, bu defa bir koz yakaladık” diyerek Hz. Ebû Bekir'e gidip sordular:
- Ey Ebâ Bekr! Sen çok defa Kudüs'e gidip geldin. İyi bilirsin. Mekke'den Kudüs'e gidip gelmek, ne kadar zaman sürer?
- İyi biliyorum. Bir aydan fazla.

Kâfirler bu söze sevindi. “Akıllı, tecrübeli adamın sözü böyle olur” dediler. Gülerek, alay ederek ve Hz. Ebû Bekir'in de kendi kafalarında olduğuna sevinerek, “Senin efendin, Kudüs'e bir gecede gidip geldiğini söylüyor” diyerek, Ebû Bekir'e sevgi, saygı gösterdiler.
Hz. Ebû Bekir, Resûlullahın mübârek adını işitince;
- Eğer O söyledi ise, inandım. Bir anda gidip gelmiştir, deyip içeri girdi.Kâfirler neye uğradıklarını anlıyamadı. Önlerine bakıp gidiyorlar ve bir taraftan da diyorlardı ki:
- Vay canına, Muhammed ne yaman büyücü imiş. Ebû Bekir'e de sihir yapmış.Hz. Ebû Bekir hemen giyinip, Resûlullahın yanına geldi. Büyük kalabalık arasında, yüksek sesle dedi ki:
- Yâ ResûlAllah! Mi'râcınız mübârek olsun! Allahü teâlâya sonsuz şükürler ederim ki, bizleri, senin gibi büyük Peygambere, hizmetçi yapmakla şereflendirdi. Parlıyan yüzünü görmekle ve kalbleri alan, rûhları çeken tatlı sözlerini işitmekle ni'metlendirdi. Yâ ResûlAllah! Senin her sözün doğrudur. İnandım. Canım sana fedâ olsun!

Böylece Hz. Ebû Bekir, o gün tereddüde düşen Müslümanların tereddütlerini giderdi, diğerlerinin ma'nevîyatlarını güçlendirdi. Böyle tereddütsüz îmân etmesinden dolayı Resûlullah, o gün Hz. Ebû Bekir'e Sıddîk dedi. Bu adı almakla, bir kat daha yükseldi.

***


HIZIR ALEYHiSSELAM

Şeyh Husrev anlatıyor:

- Bir gün, ŞahNakşıbend (k. s.) Hazretlerini ziyaret etmeye niyetIendim.

Ziyaretine gittiğim zaman, bahçedeki havuzun kenarında ayakta duruyor, tanımadığım bir şeyh ile konuşuyordu. Yanına gidip selam verdiğim zaman, o şeyh, oradan ayrıldı, bahçenin bir başka tarafına gitti.

Şah Nakşıbend (k.s.) Hazretleri bana iki kere:

- Bu Hızır aleyhisseıamdır ,dedi. Ben hiç konuşmadım, sustum. Allah'ın yardımı ile, ona karşı içimde de, dışımda da bir meyil görmedim.Sonra onu, Hanigahın bahçesinde yine gördüm Şah Nakşıbend (k.s.) Hazretleri ile konuşuyordu.Aradan iki ay geçtikten sonra o şeyhi Buhara pazarında gördüm.Bana gülümsedi. Kendisine selam verdim. Boynuma sarıldı. Bana açıldı,halimi sordu.

Sonra Kasr-ı Arifanla geldim. Şah Nakşıbend (k.s.) Hazretleri'nin eşiğinde saygı ile durduğum zaman bana bakar bakmaz Hazreti Üstaz şöyle dedi:

- Sen, Buhara pazarında Hızır aleyhisselamla buluşmuşsun.

***


ŞEYTAN NAMAZA KALDIRDI

Sultan-ü l -Arifin Bayezıd-i Bestami (k.s. ) Hazretlerini, bir gece uyku bastırıp, sabah namazına uyanamadı. Sabahleyin namazını kaza edip o kadar ağladı ve inledi ki, sonunda kendisine ilham olundu ve şöyle dendi:

- " Ey Bayezıd, bu günahını affeyledim. Bu pişmanlık ve ağlamana da, ayrıca yetmiş bin namaz sevabı ihsan eyledim. "

Aradan bir müddet geçtikten sonra onu, yine uyku bastırdı. Şeytan gelip Bayezıd-i Bestami (k.s.) Hazretleri'nin mübarek ayağından tutarak uyandırdı ve;

- " Kalk namazın geçmek üzeredir" dedi. Bayezıd-i Bestami (k.s.) Hazretleri, Şeytan'a;

- " Ey mel' un! Sen hiç böyle yapmazdın. Herkesin namazının geçmesini kazaya kalmasını isterdin. Şimdi nasıl oldu da beni uyandırdın? " buyurunca, Şeytan şu cevabı verdi:

- " Birkaç ay önce sabah namazını kaçırdığında, pişmanlığın ve üzüntün sebebi ile çok ağlayıp inlediğin için affolunmuş idin ve ayrıca yetmiş bin namaz sevabı almıştın. Bu gün, onu düşünerek sadece vaktin namazının sevabına kavuşasın da, yetmiş bin namaz sevabına kavuşamayasın diye seni uyandırdım. " dedi.

***



KUL HAKKI  

Bayezid-i Bestami yağmurlu bir havada Cuma namazına gitmek için evinden çıktı. Sağanak halinde yağan yağmur, yolu çamur haline getirmişti. Yağmur bitinceye kadar bir evin ihata duvarına dayandı.Çamurlu ayakkabılarını duvarın taşlarına sürerek temizledi. Yağmur yavaşlayınca camiye doğru yürüdü. Bu sırada aklına bir mecusinin duvarını kirlettiği geldi ve üzülerek;

-"Onunla helalleşmeden nasıl Cuma namazını kılabilirsin? Başkasının duvarını kirletmiş olarak nasıl Allahü Tealanın huzurunda durursun?" diye düşündü ve geri dönüp o mecusinin kapısını çaldı. Kapıyı açan mecusi;

-"Buyrun bir arzunuz mu var?" diye sorunca;

-"Sizden özür dilemeye geldim," dedi. Mecusi hayretle;

-"Ne özrü?" diye sordu. O da;

-"Biraz önce duvarınızı çamurlu ayakkabılarımı temizlemek maksadıyla kirlettim. Bu doğru bir hareket değil.Yağmurun şiddeti bana bu inceliği unutturdu." deyince, Mecusi hayretle;

-"Peki ama ne zararı var? Zaten duvarlarımız çamur içinde. Sizin ayağınızdan oraya sürülen çamur bir çirkinlik veya kabalık meydana getirmez." dedi. Bayezid-i Bestami (k.s.) Hazretleri,

-"Doğru ama, bu bir haktır ve sahibinin rızasını almak lazımdir" dedi. Mecusi; .

-"Size bu inceliği ve insan haklarına bu derece saygılı olmayı dininiz mi öğretti?" diye sorunca;

-"Evet, dinimiz ve bu dinin peygamberi olan Muhammed aleyhisselam öğretti." dedi. Mecusi;

-"O halde biz niçin bu dine girmiyoruz?" diyerek kelime-i şehadet getirip müslüman oldu.

***



NAMAZDAN SONRA ZİKRİN FAZİLETİ

Ebu Hureyre radıyAllahü anh'ten rivayet edilerek anlatılıyor:

Muhacirlerin fakirleri Resulüllah aleyhisselama gelip dediler ki:

-" Servet sahibi Müslümanlar derece ve nimetler bakımından bizi geçtiler " Resulüllah aleyhisselam da :

-" Ne hususta ?" diye buyurunca , muhacir fakirler:

-" Biz namaz kılıyoruz, onlar da kılıyorlar; biz oruç tutuyoruz, onlar da tutuyorlar; fakat onlar sadaka verdikleri halde biz veremiyoruz; onlar köle azad ediyorlar. biz edemiyoruz. " dediler. Bunun üzerine Peygamber aleyhisselam: .

-" Size, sizden ilerde bulunanlara yetişebileceğiniz, sizden geride, sizden aşağıda olanları geçebileceğiniz ve sizin yaptığınız gibi yapanlar müstesna, sizden başka kimsenin daha faziletli olamıyacağı bir şey öğreteyim mi? " buyurdu. Muhacirlerin fakirleri:

-" Evet, öğret. ey Allah'ın Resulü " diye cevap verdiler. Peygamber aleyhisselam da:

-" Her namazın sonunda otuz üç defa SübhanAllah (Allah'ı her türlü noksanlıktan tenzih ederim), otuz üç defa Elhamdülillah ( Hamd AIlah'a mahsustur), otuz üç defa Allahü Ekber (Allah en büyüktür) deyiniz " buyurdu.

Muhacir fakirler. Resulüllah aleyhisselama gelerek dediler ki:

-"Mal ve servet sahibi kardeşlerimiz bizim bu yaptığımızı işitip onlar da aynen böyle yaptılar. " Bunun üzerine Allah'ın Resulü şöyle buyurdu:

-" Bu Allah'ın fazlıdır, dilediğine verir. "

***



ÜÇ ŞEY  

Süfyan-ı Sevri Hazretleri, bir gün imam Ca'ferüs-Sadık (k.s.) Hazretleri'nin evine gitti. imam Ca'ferüs-Sadık (k.s.) Hazretleri:

-"Ey Süfyanl Sen, zaman zaman sultan ile görüşüyorsun. O seni arıyor, sen de ona gidiyorsun. Ben ise, mümkün mertebe sultandan uzak duruyorum. Zamanın hali bunu icab ettiriyor. Yanımdan hemen çık, git!”

Süfyan-ı Sevri;

-"Bana bir hadis-i şerif nakletmedikçe buradan ayrılmayacağım, ey imam! Senden nasihat alacak bir şey işitip gideyim.” dedi.

İmam Ca'ferüs-Sadık (k.s.) Hazretleri;

-”Çok sözün sana faydası yoktur. Ben atalarımdan rivayetle Resulullah'tan bildirilen şu üç şeyi sana anlatayım.” dedi. Bu üç şey şudur:

1-Allahü Teala'nın nimetine kavuşan ve bu nimetin devamlı olmasını isteyen kimse, Allah'a hamd ve şükrünü çoğaltsın! Zira Allahü Teala Kur­'an-ı Kerimde İbrahim suresi onuncu ayetinde mealen; “Nimetlerimin kıymetini bilir, emrettiğim gibi kullanırsanız, onları arttırırım. Kıymetini bilmez, bunları beğenmezseniz, elinizden alır, şiddetli azab ederim.” buyurdu.

2-Bir kimse, rızkı azaldığı zaman çok tövbe ve istiğfar etsinl Zira Allahü Teala Nuh suresinde tövbe ve istiğfar edenlerin, günahlarını bağışlayacağını ve rızıklarını arttıracağını vad ediyor.

3-Bir kimse sultandan veya her hangi bir şeyden sıkıntı görür ve bir belaya uğrarsa; “La havle vela kuvvete illa billahil-aliyyil-azim.” desin!

Bunun üzerine Süfyan-ı Sevri, imam Ca'ferüs-Sadık (k.s.) Hazretleri­'nin elini tuttu ve ona dedi ki:

-“Hepsi, bu üçü müdür?” imam Ca'ferüs-Sadık (k.s.) Hazretleri;

-"Bunları iyi anla! Allahü Teala'ya yemin ederek söylüyorum ki, bunları yaparsan çok ihsanlara, iyiliklere kavuşursun.” buyurdu.

***


MAĞARADA iKEN

Bir gün Hazreti Ömerin yanında Hazret-i Ebu Bekir (r.a.)'in ismi geçmişti. Hazret-i Ömer (r.a.) şöyle dedi:

- Ömrümdeki bütün amelimin Hazret-i Ebu Bekir'in, bir gün ve gecelik ameli gibi olmasını isterdim. O'nun o mes'ud gecesi ki, Resulullah (s.a.v.) ile birlikte mağaraya gitti. Mağaraya varınca: "Allah için, ya ResulAllah içeri girmeyin! Ben gireyim. içerde zararlı bir şey varsa, bana gelsin, mübarek zatınıza bir keder, bir elem gelmesin" dedi ve içeri girdi. içeriyi süpürüp temizledi. Sağında solunda bir çok irili ufaklı delikler gördü. Hırkasını parçalayıp, delikleri kapadı. Bir iki delik kaldı. Onları da ayakları ile kapayıp, sonra Resulullah'a, içeri girmesini söyledi. Resulullah (s.a.v.) içeri girdi ve mübarek başını Hazret-i Ebu Bekir (r.a.)'in kucağına koyup uyudu. Ayağını yılan soktu. Resulullah uyanır korkusuyla, sabredip, hiç hareket etmedi. Gözyaşı Resulullah'ın mübarek yüzüne damlayınca: "Ne oldu ya Eba Bekir?" buyurdu.

Hazret-i Ebu Bekir (r.a.) Efendimiz:

-Ayağım ile kapattığım delikten bir yılan ayağımı soktu. Ayağımı çekersem çıkıp size zarar vereceğinden korkuyorum, dedi. Resulullah (s.a.v.): "ayağını çek" buyurdular. Ayağını çekince heybetli ve zehirli bir yılan çıktı. "Ey utanmaz yılan, benim mağara arkadaşıma, sırdaşıma eziyyet etmeğe Allahü Teala'dan korkup, benden utanmıyor musun?" buyurdu. Yılan,

-Ey Allahın Habibi, insanların, cinlerin Peygamberi. Sana yalnız insanlar değil, hayvanlar, kuşlar, yılanlar, karıncalar, hepsi aşıktır. Hatta bu köleniz gözü yaşlı, büyüklerimizden yüksek vasıflarınızı dinlemiş, mübarek yüzünüzü görmeğe aşık olmuştur. Bu mağarayı şereflendireceğinizi biliyordum. Onun için çok zamandan beri bu sıkıntılı mağarada gece gündüz demeyip yolunuzu bekliyorum. Sıddik'ınız, bu karanlık mağaraya sabahı, siz de güneşi getirdiniz. Fakat Sıddik sizi görmeme mani olunca benden korku ve haya kalktı. Bu küstahlığa cesaret ettim." diyerek özür diledi. Resulullah (s.a.v.) özrünü kabul etti. Hazret-i Ebu Bekir(r.a.) Efendimiz'in yarasına mübarek tükrüğünden sürdü ve yara hemen iyi oldu.

***



KABİRLE KONUŞMA  

Şah Nakşıbend (k.s.) Hazretleri Tus şehrini teşrifle orada bir kaç gün kaldılar. Bir gün dervişler ve sair ahbabiyle Maşuk Tusı'nin kabrini ziyarete gittiler. Kabre yaklaştıkları zaman:

- Esselamü Aleyke ya Maşuk-ı Tusi! nasılsın, iyimisin? diye nida ettiler. Kabirden:

- Ve aleykesselam, iyiyim, rahatım, cevabı geldi. Hace Hazretleriyle gidenlerin hepsi bunu işittiler. O cemaat içinden birisi Hace Hazretlerini inkar ederdi. Fakat bu kerameti müşahede edince, inkarına tevbe etti. O'na inananlardan ve sevenlerden oldu.

***



FATİHA OKUYALIM

Hazreti İmam'ın talebelerinden fazilet sahibi bir zat şöyle anlatmıştır. " Benim İmam-ı Rabbani (k.s.) Hazretlerine talebe olmamın sebebi şudur:

-"Çok sevdiğim bir akrabam vardı. Ağır hastalığa tutuldu. Çok doktorlara gitti, ilaç kullandı. Fakat bir faide görmedi. Bir kimseden, İmam-ı Rabbani Hazretlerinin (k.s.) ismini ve büyüklüğünü duydum. Huzuruna gidip, teveccühlerini istirham ettim. Fatiha okudu ve hususi odasına gitti. Biraz sonra çıkıp;

-"Hastası için bizden şifa isteyen ilim talebesi nerededir?" deyip, beni çağırdı. Hemen huzuruna gittim.

-"Gelin, af ve mağfiret olunması için Fatiha okuyalım!" dedi. Sonra ben şaşkın ve üzgün olarak, Serhend'den birkaç kilometre uzakta bulunan köyüme döndüm. Yolda, kendi kendime dedim ki:

-" İmam-ı Rabbani Hazretlerinin Fatiha okuyalım buyurarak, Fatiha okunmasından bu akrabamın vefat ettiği anlaşılıyor. Eğer böyle ise, bu çok büyük bir harikadır. Muhakkak gelip, talebesi olmalıyım." Eve geldiğim zaman gördüm ki, akrabam vefat etmiş, yıkamış ve gömmüşlerdi. Hesab ettim. Tam İmam-ı Rabbani Hazretlerinin (k.s.) beni çağırıp; " Af ve mağfireti için Fatiha okuyalım" buyurduğu sırada vefat etmişti. Ben de, o büyük imam'ın talebelerinden oldum."

***



ESİR

Hace Ali Ramitini (k.s.) Hazretleri birgün büyüklerden birisinin evine yemeğe davet edilmişti. Kendilerini davet eden zatın oğlu eşkiya tarafından kaçırılmıştı. Yemek ortaya geldi, müsafirler sofrada yerlerini aldılar. Hace Azizan Hazretleri elini yemek tabağına doğru uzatıp şöyle iltica ettiler:

- Allah'ım! müsafiri olduğumuz zatın şu anda eşkiya elinde olan oğlu kapıdan girip sofraya oturmadıkça ağzıma bir lokma almam." Ve eli sofraya uzanmış vaziyette murakabeye vardılar. Hace Ali Ramitini (k.s.) Hazretlerinde müthiş bir heybet ve sofradakilerde dehşet içinde bir suskunluk meydana geldi. Tam bu sırada esir çocuk heyecanla içeri girip sofraya oturdu ve nasıl kurtulup da şu anda sofra başında olduğunu şöyle anlattı:

-"Hiç bir şeyin farkında değilim. Beni bir takım vahşi insanlar esir edip sımsıkı bağladılar. Bu halde memleketlerine götürdüler. Birdenbire uzaklardan burasını gördüm ve şimdi aranızdayım. Başka bir şey hatırlamıyorum.

***


GASİL EDİLİYOR

İmam-ı Rabbani (k. s.) Hazretlerinin nurlu bedeni yıkama tahtasının üzerine koyulup, elbiseleri soyulunca, orada olanların hepsi de gördüler ki, Hazret-i imam, namazda olduğu gibi ellerini bağladı. Sağ elinin baş parmağı ve küçük parmağını, sol elin bileğinde halka yaptı. Halbuki, oğulları vefatından sonra, kollarını düzeltip uzatmışlardı. Yıkama tahtasına yatırırken, tebessüm etti ve bir müddet böyle mütebessim olarak kaldı. Hatta orada olanlar feryad ettiler.

Yıkayıcı, mübarek ellerini açıp düzeltti. Sol tarafa yatırdı, sağ tarafını yıkadı. Sağ tarafa yatırıp sol tarafını yıkayacağı zaman, orda bulunanlar, velilik kuvvetinin bir alameti olarak, zarif bir hareketle ellerinin hareket ettiğini, biraraya geldiğini ve eskisi gibi tekrar sağ elinin baş ve küçük parmaklarının, sol elinin bileğinde halka yaptığını gördüler. Halbuki sağ tarafa yatınca, sağ elin sol el üzerine gelmesi icabederdi. Latif elleri mum ve taze gül yaprağı kadar taze idiler. Bununla beraber öyle bir kuvvetle sol elini tutmuştu ki, ayırmak ve çözmek mümkün değildi. Kefene sardıkları zaman, yine ellerinin bağlandığı görüldü. Böylece iki üçdefa vaki oldu. Nihayet ordakiler, bunda derin bir ma'na ve gizli bir sır olduğunu anlayıp, bir daha ellerini açmaya uğraşmadılar ve oğulları Hace Muhammed Said;

-"Madem ki, muhterem babam böyle istiyor, böyle bırakalım" buyurdu. Vefatında 63 yaşında idi.

***



GIYBET

Cüneyd-i Bağdadi Hazretleri, bir gün bir camide iken, bir genç gelip:

- Allah rızası için bana yardım edin. Ben yardıma muhtaç bir kimseyim, der.

Cüneyd-i Bağdadi Hazretleri bakar ki genç sapasağlam bir insan, bu genç bu haliyle dilencilik yapmaya utanmaz mı? Niye çalışıp kazanmaz da dilencilikle kendini küçük duruma düşürür, diye düşünür.O gece Cüneyd-i Bağdadi Hazretleri bir rüya görür... Rüyasında; camide gördüğü gencin vücudu bir kebap yapılıp bir tepsiye konmuş, önüne getirilir. Cüneyd-i Bağdadi hazretlerine :

- Bunu yiyeceksin, derler. Hazret, «o insan etidir, yenir mi?» diye

karşılık verdiğinde:

- Ya dün camide nasıl yiyordun... .Yine öyle yiyeceksin!., derler.

Daha sonrasını Cüneyd-i Bağdadi hazretleri şöyle anlatıyor:

- Meğer gıybet etmişim . Hemen korku ile uyandım. Abdest alıp iki reklat namaz kıldım... Tevbe istiğfar ettim... Sabah olunca, o hakkında konuştuğum genci aramak için dışarı çıktım... Aradım aradım, nihayet genci, Dicle nehri kıyılarında buldum ki, önüne tere koymuş, onlan yiyor.

Genç benim geldiğimi görünce, başını kaldırarak:

- Ey Cüneyd! Camide benim hakkımda kötü düşündüğün için, tevbe edip pişmanlık duydun mu? diye sordu. Ben:

- Evet ! dedim...

Hakkında konuştuğum genç, bana:

- O halde üzülme git ! dedi ve şu Ayeti Kerimeyi okuyarak kayboldu: «Ve O Zattır ki kullarından tövbeyi kabul eder, günahlarını afv eder ve ne yaptıklarını bilir.»

***



DEVENİN AĞLAMASI

Allah'ın Resulü, Ensar ' dan bir kimseye ait bir bahçeye girmişti. Orada bir deveye rastladı . Deve Peygamber aleyhisselamı görünce, inledi ve gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Bunun üzerine Resulullah aleyhisselam devenin yanına gelip ensesini, yahut kuyruğunun üst tarafını okşadı, deve de sustu. Allah'ın Resulü:

- Bu devenin sahibi kim, bu deve kimindir? diye sordu. Ensar ' dan bir genç gelip:

- Benimdir, ey Allah'ın Resulü, dedi. Peygamber aleyhisselam:

- Allah'ın sana mülk olarak verdiği bu hayvan için Allah'tan korkmuyor musun? çünkü bu hayvan bana, senin kendisini aç bıraktığını ve çok yorduğunu söyleyerek senden şikayetçi oldu, buyurdu.

***



ŞEYTAN ABİDİ YOLDAN NASIL ÇIKARDI

Kendine ait zaviyede Allahü Tealaya ibadetle meşgul olan bir abid vardı. Bir kadına da bir hastalık arız olmuştu. Kadının kardeşleri, kendisini, tedavi olur ve şifa bulur ümidiyle bu adamın yanına bırakmışlardı.Zamanla kadın abidin nefsine hoş göründü ve tuttu zina etti. Kadın bu beraberlikten hamile kalmıştı. Derken Şeytan geldi, ne yapacağını şaşıran abide;

-"sen, bu kadını öldür, aksi halde duruma vakıf olurlarsa onlar seni öldürürlen" diye vesvese verdi.

Adam bunun üzerine kadını öldürüp gizli bir yere gömdü. Fakat sonra cinayet ortaya çıktı ve adamı tutup götürdüler. Giderlerken Şeytan yine geldi ve

- "onu sana ho'ş gösteren ve zina ettiren ben idim, şimdi bana secde edersen seni kurtarırım." dedi. O adam da secde etti ve dinden çıktı. Adamı yoldan çıkaran Şeytan,

- "haberin, olsun ki ben senden beriyim, senin bulaştığına bulaşmam, senin mesuliyetine iştirak etmem.Çünkü ben alemlerin rabbi olan Allah'tan korkarım" dedi. O kimseyi kendisine secde ettirip küfre sokarken korkmamıştı da aldatıp en büyük belaya soktuktan sonra Cehennem'deki azabı hatırlayıp korkacağı tutmuş "ben karışmam, ne halt edersen et" diyerek savuşuvermişti ki bu da bir şeytanlıktı.

Sonra ikisinin de ebediyyen ateşte kalmaları kendilerinin akibeti oldu.


BENİ HATIRLAYIN  

Onun kerametlerinden olmak üzre naklederler ki: Bir kafile insan, Ebu'l Hasen Harkanı (k.s.) Hazretleri'nin huzuruna gelerek:

-" Yollar korkuludur, bize bir dua öğretiniz." diye istirhamda bulunurlar. Cenab-ı Şeyh:

-"O vakit Ebü'I-Haseni hatırınıza getiriniz." buyururlar. Hz. Şeyhin bu hikmetli sözü onların hoşlarına gitmez. Yolda eşkiya zuhur ederek hepsinin mal ve metalarını alırlar. Yalnız Hazreti Şeyhi hatırına getiren bir kimsenin malına hiç zarar gelmez. Bu hale arkadaşları taaccüb edip sebebini sorarlar. O da:

-"Şeyh Ebü'I-Hasen'i hatırladım ve selamette kaldım." cevabını verir.Bunun izahını Ebu'l Hasen Harkani (k.s.) Hazretleri şöyle yapar:

-"Evlatlarım! Günah kirleri ile dolu kimsenin dua ve niyazı Allah'a ulaşmaz. Siz dua ettiniz ulaşmadı. Bu arkadaşınız bana, ben de Allah'a yalvardım. işte onun için o kurtuldu. Çünkü duası Allah'a ulaştı.

***



Allah İÇİN SEVMEK

Ebu Hureyre radıyAllahü anh Peygamber aleyhisselamın şöyle buyurduğunu anlatıyor:

Bir adam başka bir beldede bulunan bir arkadaşını ziyaret etmek maksadıyla yola çıkmıştı. Allahü Teala, adamın yolunda bir melek vazifelendirip, bekletti. Adam, o melekle karşılaşınca melek kendisine:

- Nereye gidiyorsun? diye sordu. Adam:

- Şu beldede bir din kardeşim var, onu ziyaret için gidiyorum, diye cevap. verdi. Melek:

- Onunla alakalı yapacağın bir vazife mi var? diye sordu. Adam:

- Hayır, öyle bir şey yok, Allah için kendisini sevmemden başka bir işim yok , dedi.

Bunun üzerine o melek:

- Ben, senin o din kardeşini Allah için sevdiğin gibi, Allah'ın da seni sevdiğini sana bildirmek üzere vazifelendirilen Allah'ın elçisiyim, dedi.

KULA BELA GELMEZ HAK YAZMADIKÇA....

HAK BELA YAZMAZ KUL  AZMADIKÇA.....

dihancioglu

Allah razı olsun ebrarrana kardeş, uzun olsada  yazıyı  tek bir yerde toplaman çok iyi olmuş.Ellerine sağlık.
Of eşrafından 80 yıllık bir M E K T U P

mars

Allah razı olsun kardeş ellerine sağlık.
Süfyanı Sevri Hz.lerinden de bi kıssa nakletmişsinizde aklıma bu zatla ilgili birşey geldi. Paylaşmak istedim. Ben bunu öğreneli çok olmuyo. Çok muhterem bir zattan işittim. Duyduğumda çok şaşırmıştım.
Sevr farisi bir kelime olup, afedersiniz öküz demekmiş. Birgün Süfyan R.a. mescide girerken dalgınlıkla önce sol ayağını atıyor içeri. Tam o sırada İlahi bir ikaz geliyor:
"Ey sevr çek ayağını"
Bunun üzerine o zatı şerif tevazuundan dolayı ismine bitişik olarak sevr kelimesinide kullanıyor.
Bizler ne kadar dikkat edebiliyoruz tartışılır.