Kadinin avreti neresidir?

Başlatan Kul, 14 Şubat 2012, 18:19:04

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Kul

Selamün aleyküm kardeslerim.
Ben simdiye kadar herzaman kadinlarinin avret yerinin ellerinin bileklere kadar ayaklarinin topuklarina kadar ve yüzleri haric tüm bedeni oldugunu biliyordum.
Simdi ise bazen baska seyler duymaya basladim.
Kadinlarin avret yeri topuklara kadar degilmisde, topuk kemigin 4 parmak üstüne kadarmis. Simdi ben kitaplarda topuga kadar oldugunu okuyorum, bir yöndende böyle seyler duyuyorum. Disardaki kapali kadinlara bakincada öyle yapanlarida görüyorum.

Simdi bana bu konu hakkinda ilk kesin kaynaklariyla kim yardim edebilir ?
Ve Kadinlar arasi böylede konusuluyormus. Hanim kardeslerimizdende bu konu hakkinda bilgileri var mi ögrenmek isterim.
Sadece bu kulaktan duyma yanlis bilgiler mi yoksa gercektende dogru mu?

Kendim arastiramadim ancak "Hanimlara Rehber bilgiler" adli kitapda yaziyormus o 4 parmek meselesi. Acaba o kitap kendisinde bulunan kisiler bakabilir mi böyle birsey yaziyor mu diye? Varsa Kaynagiyla beraber yazarlarsa sevinirim.

Arastiranlardan Allah razi olsun.

mancanss

ve aleyküm selam kardeşim kadının avret mehali aynı senin bildiğin gibidir o duyduğun şeylere inanma her şey yazar bu internette fakat bileklerden itibaren ve yüz dışında her yer kadında avret mehalidir başka bir şeye inanma kardeşim sağlıcakla kalın selamın aleyküm

mancanss

kardeşim bu konuda bir bilgi daha var arapçada topuk 3 tanedir ordaki topuk en alt yani türkçedeki topuktur merak etme kardeşim senin bildiğin doğrudur a34))

mazhar

İbn-i Hişâm rahmetullâhi aleyhin Sîreti'nden:

"Mü'min bir kadın, malını satmak için Benû Kaynûka çarşısına gitmişti. Alış-verişini yapmış, fakat bu esnada yorgun düştüğünden dinlenmek, biraz nefes alabilmek için bir kuyumcu dükkanının gölgesine oturmuştu. Orada bulunan Yahudiler mümin kadını, tesettürünü açması için tazyik ettiler. Dükkanın sahibi olan Yahûdi, daha da ileriye giderek kadının eteğini bir yere takıp tesettürünün açılmasına sebep oldu; gülüşüp alay etmeye başladılar. Hâdiseye şâhit olan bir sahâbî, Yahûdi'nin üzerine yürüdü ve derhal onu oracıkta öldürdü. Bunun üzerine diğer Yahudiler de kılıçlarını çektiler ve o Müslüman'ı şehit ettiler. (1) Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz, mü'min bir kadına yapılan bu hakaret ve buna mukabele neticesinde meydana gelen kıtal hâdisesini, savaş sebebi saymıştır.
***

Yakın tarihimizden bir misâl:

Maraş'lı Sütçü İmam, Müslüman bir hanımın tesettürüne el uzatan iki Fransız askerini öldürmüştür. Kendisi de bu esnada şehit olmuştur. Kısacası "Tarih tekerrürden ibarettir" sözünün doğruluğu bu hususta da kendini göstermektedir. Hâdiseler arasında mâhiyet farkı yoktur. Hevâlarını ilah ve şeytanı da dost edinen insanlar, her devirde bulunabilmektedir.

İslâm âlimleri, "Mükellef olan her Müslüman kadın ve erkeğin avret mahallini örtecek, soğuk ve sıcaktan gelebilecek her türlü zararı önleyebilecek şekilde giyinmesi farzdır" hükmünde ittifak etmişlerdir.
***

Demek ki farz olan kıyâfette iki unsur bahis mevzuudur:

* Birincisi, avret mahallinin örtülmesidir. Avret mahalli, erkek ve kadın için farklıdır. Kur'ân-ı Kerim'de buyurulmuştur ki: "Mü'min kadınlara söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, zînetlerini açmasınlar. Bunlardan görünen kısım müstesnâ..." (2) Bazı âlimler, âyet-i kerimede geçen, "Bunlardan görünen kısım müstesnâdır" beyânından, 'Kadının elleri, ayakları ve yüzü avret hükmünde değildir' neticesine varmışlardır. Bu hususta; Hz. Âişe, Said bin Cübeyr ve İbn-i Dahhak (r.anhüm)'tan rivâyet edilen hadîs-i şeriflere istinat etmişlerdir.

* İkincisi, iklim şartlarına uygun şekilde giyinmektir. Giyilen elbisenin insanı, soğuktan ve sıcaktan koruyabilecek evsafta olmasıdır. Binâenaleyh ekvatordaki bir Müslümanla kuzey veya güney kutbundaki Müslümanın giyimi elbette ki aynı değildir. Daha açık bir ifadeyle, İslâmî tesettürde kıstaslar var, fakat şekilcilik yoktur. Tesettür ile alâkalı âyetlerin tamamı muhkemdir.

Kur'ân-ı Kerim'de Mevlâmız buyuruyor ki:

"Ey âdemoğulları! Şeytan, avret yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerinden soyarak, ananızı ve babanızı (Hz. Âdem ile Havva'yı) cennetten çıkardığı gibi, size de bir fitne (tuzak) hazırlamasın. Çünkü o (şeytan) ve kabilesinden olanlar sizi, sizin kendilerini göremeyeceğiniz yerlerden görürler. Şüphe yok ki biz şeytanları, îman etmeyenlerin velîleri (dostları) kıldık." (3)

Böylece şeytanın kurabileceği tuzaklar insanoğluna hatırlatılmıştır. Kıyâmete kadar insanların kalplerine vesvese vererek onları Allah Teâlâ'ya karşı isyana teşvike devam edecek olan şeytan, çıplaklığı tavsiye ediyor. Hepimizin mâlumu olduğu üzere, gözle görülemeyen, fakat telkinleri hissedilen varlıklardan birisi de şeytandır. İnsanoğlunun sırât-ı müstakîmden uzaklaşması ve azâba müstahak hâle gelmesi için çalışır, çabalar. Kelime mânâsında da bu keyfiyet vardır. Abdullah ibn-i Mes'ud (r.a)'un rivâyet ettiği bir hadîs-i şerifte, her insanın, cinler tâifesinden bir şeytanının bulunduğu haber verilmiştir.
***

Velhâsıl şeytan, insanoğlunun apaçık ve büyük bir düşmanıdır. Başta tesettür olmak üzere, dinin emirlerini terk etmeyi, yasaklarını ise işlemeyi teşvik eder. İbâdet ve tâatleri, hayır ve hasenâtı, Allah yolundaki hizmetleri çok zor ve ağır gösterir; haramları, günah ve kötülükleri ise süsler, gâyet hoş ve güzel göstermeye çalışır. Onun işi-gücü budur.

Mü'mine düşen vazife de; şeytanın, şeytanlaşmış insanların ve nefs-i emmârenin hevâ ve heveslerine uymamak, onların emellerine âlet olmamaktır.


DİPNOTLAR
(1) Sîret-i ibn-i Hişâm (İslâm Tarihi), İst., 1985, 3/66
(2) en-Nûr, 31
(3) el-A'raf, 27
Halis Ece

mazhar

Kadın libasının altını gösterecek kadar ince olmaması lâzımdır. Zira ince bir kumaş, ne avret mahallini örter ne de vücudu ısıtır. Bu itibarla giyinmekten bir fayda elde edilmemiş olur. Altını gösteren bir elbiseyi giyen kimse çıplaktan farksızdır.
Avret mahallini gösteren bir elbise ile kılınan namaz, setr-i avret şartı bulunmadığı için, makbul olamaz.
Giyilecek elbisenin, avret mahallini belli edecek kadar dar olma­ması ve vücud hatlarını belli etmemesi gerekir. İnsanın vakarına uy­gun olan da budur.
Giyinecek kimse, elbbisenin üzerine bir canlı resminin bulunma­masına dikkat etmelidir. Zira bu gibi elbise, meleklerin bizden ve hanemizden uzaklaşmasına sebep olur.
Erkeklerin giydikleri elbisenin ipekli olmaması gerekir. Zira ipek-li, kadınlara halâl ise de, erkeklere yasaklanmıştır. Efendimiz bir ha-dîs-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadırlar:
«Kim dünyada ipekli giyerse âhirette onu giyemez
Burada hatırlatmak istediğimiz bir husus vardır: Erkeğe haram olan ipek, kurdun imâl ettiğidir. Sun'i ipek, pamuk hükmünde olup giyilmesinde bir mahzur yoktur.
Peygamber Efendimizin giydiği gömleğin kolları, bileğine kadar uzun idi. Bu uzunluk, gömlek kollarında asıl ve sünnete uygun bir Öl­çüdür. Zaruret olmadıkça, bu ölçüyü ihmal hoş görülemez. İş yapar­ken kısa kollu gömlek giyilebilirse de namaz kılarken giyilmesinde ke­rahet vardır (3).
Erkek elbisesinin, göbekten diz kapağına kadar uzun olması şart­tır. Dizden aşağı kısma gelince, topuk sınır teşkil etmektedir. Topuk­tan aşağı sarkması haram, diz ile topuk arası mubahtır. Bir hadîs-i şerifte şöyle buyurulmaktadır:
http://www.sadakat.net/forum/islamgenel/peygamber_efendimizin_sunnetlerine_uyshymakla_adetler-t9358.0.html;msg83332#msg83332

mazhar

#5
İslâmda giyim-kuşamın ölçüsü

IRZ  NÂMUS  HAYÂ VE TESETTÜR


Tanzimattan bu yana Batılı olmaya ve modern görünmeye çalıştık. Böylece ilerleyeceğimizi ve medenî olacağımızı zannettik. Hâlbuki umulanın tam aksiyle karşılaştık. Irz, namus, hayâ gibi hasletlerimizle beraber insanlığımızı da kaybettik. Çünkü asıl medeniyet kaynağı olan İslâmî hayattan uzaklaştık. Basının ve medyanın bildirdiklerine göre, kadınlara sataşma ve saldırılar artmaktadır. Niketkim 1992 yılında İstanbulda gelir ve tahsili orta ve yüksek seviyede olan 500 kadınla, son senelerin moda tabiriyle, cinsel taciz! üzerine yapılan bir anketin neticeleri, insanı dahşete düşürecek seviyededir! Kadınların;

Size elle veya sözle sarkıntılık yapıldı mı? sorusuna, yüzde 76sı Evet demiştir.
http://www.sadakat.net/forum/fikih_ve_itikad/islamda_giyimkusamin_olcusu-t11165.0.html

mazhar

#6

   
Tesettürü Kur'an emrediyor


Bu bakımdan Kuran tercümesine bakmak çok yanlış olur. Herkes Kurandan hüküm çıkarabilseydi, Peygamber gönderilmesi lüzumsuz olurdu. Dinimizin bir hükmünü öğrenmek için herkes Kuran-ı kerime bakıp anlayamaz. Kuran-ı kerim, hadis-i şeriflerle açıklanmıştır. Hadis-i şerifleri de anlamak büyük ilim işidir. Bunları da İslam âlimleri açıklamıştır. Onun için hiç kimseye Kuran tercümesi okumasını tavsiye etmiyoruz. Tıp kitabı okuyarak, ilaç yapmak ve hastaya teşhis koymak yanlıştır. Kuran tercümesinden hüküm çıkarmak bundan daha büyük yanlıştır. Çünkü yanlış ilaç öldürebilir; ama yanlış hüküm, imanı kaybettirip, sonsuz azaba düşürebilir.

Bir hadis-i şerif meali şöyledir:(Kuranı kendi görüşü ile açıklayan, doğru olsa bile, muhakkak hata etmiştir.) [Nesai]

Kuran-ı kerimde buyuruluyor ki: [yabancı erkeklere bakmaktan] sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, [el, yüz gibi] görünen kısmı hariç, ziynetlerini [ziynet takılan yerlerini] göstermesinler, başörtülerini yakalarına kadar [saç, kulak ve gerdanlarını] örtsünler!) [Nur 31]
http://www.sadakat.net/forum/islamgenel/ynt_tesetturu_kuran_emrediyor-t428.0.html

Kul

InsAllah bekliyoruz dört gözle :)


müteallim

Alıntı yapılan: Kul - 16 Şubat 2012, 00:05:51
müteallim abi, yardimci olurmusun?
Ve kendisinde o kitapi olanlar Allah rizasi icin bakabilir mi öyle bir sey yaziyor mu diye?

KADINLARIN TESETTÜRÜ İLE İLGİLİ SORULAR VE CEVAPLAR

Kadının Yabancı erkeklere karşı avret mahalle neresidir?

Kadının avret mahalli, el ve yüzü hariç vücudun her tarafıdır. Kadının boynunu, saçının bir tek teli olsa dahi saçını göstermesi haramdır. Elleri ve yüzünün dışında kalan vücudunun her tarafı avret olup, örtülmesi farzdır. Bunun delili û Teâla’nın şu ayetidir:
ولا يبدين زينتهن الا ما ظهر منها

“Ancak kendiliğinden görünen kısmı müstesna, ziynetlerini açmasınlar.” Ayette geçen kendiliğinden görünen kısımlar, eller ve yüzdür. Çünkü müslüman kadınlar ellerini ve yüzlerini Rasûlullah 'ın yanında açıkta bırakıyor, 'ın Rasulü de onlara ses çıkarmıyordu. Zira eller ve yüz namaz ve hac gibi ibadetlerde açılıyordu. Yine bu iki uzuv ayetlerin indiği dönemde yani Rasûlullah zamanında âdet olarak da açılıyordu. Bununla ilgili delil ise Rasûlullah 'ın, kadının elleri ve yüzünün dışındaki vücudunun her tarafının avret olduğunu bildiren şu hadistir: ‎
المرأة عورة“Kadın avrettir." Bir başka hadiste ise şöyle buyurulmaktadır:

يا اسماء ان المرأة اذا بلغت المحيض لم يصلح ان يرى منها الا هذا وهذا واشار الى وجهه وكفيه“Ey Esma! Kadın hayız görmeğe başladığı zaman onun şurası ve şurası -ellerini ve yüzünü işaret ederek- dışında kalanların görünmesi doğru olmaz."

Bu delillerin tümü, elleri ve yüzü dışında kadının tüm vücudunun avret, örtünmesinin ise farz olduğu hususunda açık ve net delillerdir. Şârî’, kadının avret yerlerini ne ile örtmesi gerektiği konusunda belirli bir elbise tayin etmeksizin sadece şu ifadelerle yetinmiştir:

"Zinetlerini açmasınlar", "Şunlar hariç ondan bir kısmının görünmesi uygun değildir." Şekli ne olursa olsun el ve yüzün dışındaki bedenin tamamını örten şey elbise olarak kabul edilir. Uzun bir elbise, pantolon, entari, çorap gibi giyeceklerin hepsi örtü olarak kabul edilir. Bu nedenle Şârî’ avret yerinin örtülmesi konusunda belli bir elbise şekli tayin etmemiştir. Avreti örten yani avreti açığa çıkarmayan her giysi, şekline, türüne ve kaç parça olduğuna bakılmaksızın şer’an avreti örten elbise olarak kabul edilir.

Kadının, cildinin rengini gösteren bir çorap veya şeffaf bir elbise giymesi caiz midir?

Şârî’,teala elbisenin cildi örtmesini şart koşmuştur. Bu nedenle örtünün, derinin rengini, üzerindeki beyazlığı, siyahlığı, kırmızılığı, morluğu veya bunların dışındaki başka renkleri belli etmeyecek şekilde olmasını farz kılmıştır. Eğer elbise, şeffaf ve ince olup arkasındaki derinin rengi, derideki beyazlık, kırmızılık belli olursa avreti örten bir elbise olarak kabul edilmez. Avret açık sayılır. Çünkü şeran örtünme tamamlanmamıştır. Elbise derinin rengini tamamen örttüğü zaman avret örtülmüş sayılır. Bunun delili ise Aişe nin Rasûlullah 'den naklettiği şu hadistir:
يا اسماء ان المرأة اذا بلغت المحيض لم يصلح ان يرى منها الا هذا وهذا واشار الى وجهه وكفيه“Ey Esma! Kadın hayız görmeğe başladığı zaman onun şurası ve şurası -ellerini ve yüzünü işaret ederek- dışında kalanların görünmesi doğru olmaz.” Bu hadiste Nebi , Esma ('nın giydiği ince ve şeffaf elbiseyi örtü olarak kabul etmemiş, avretinin açık olduğunu bildirmiş, ona bakmamak için gözlerini çevirmiş ve avretini örtecek elbise giymesini emretmiştir. Bununla ilgili bir başka hadis de Usâme hadisidir. Rasûllullah () Usâme'ye, kıbtiyye [bir çeşit ince elbise] hakkında sorduğu zaman Usâme kıbtiyyeyi karısına giydirdiğini söyleyince, Rasûlullah ona şöyle buyurdu:
مرها ان تضع تحتها غلالة فاني اخاف ان تصف حجم عظامها
“Karına emret kıbtiyyenin altına elbise giysin. Zira ben onun kemiklerinin hacminin belirmesinden korkuyorum.” Rasûlullah , Usâme'nin, kıbtiyyeyi karısına giydirdiğini öğrenince derisinin rengi belli olmaması için, karısına kıbtiyye’nin altına elbise giydirmesini emretmiştir. "Ben, kemiklerinin hacminin belirmesinden korkuyorum" diyerek bunun sebebini de illetlendirmiştir. El-vasf, birşeyin arkasındakinin şekil olarak değil de aynen ortaya çıkmasıyla gerçekleşir. Hadiste, “Ben, kemiklerinin hacminin belirmesinden korkuyorum” ifadesi, kemiklerin şeklinin değil renginin açığa çıkması demektir. İşte bu iki hadis, Şârî’in avreti örtecek olan elbisenin, altındaki derinin rengini belli etmeyecek bir şekilde olmasını şart koştuğuna dair açık delillerdir. Setr-i avret diye bilinen konunun özü budur.

Kadın üzerinde pardösü olmaksızın etek ve manto veya pantolon ve gömlek gibi elbiseyle dışarı çıkabilir mi?

Kadının genel hayatta yani cadde ve sokaklarda giymesi için Şârî’in koyduğu muayyen elbiseler vardır. Her ne kadar avreti örtebilme özelliğine sahip olsa da pantolonla avretin örtülerek genel hayata çıkılması caiz değildir. Çünkü Şârî’ genel hayatta kadınların giymesi için belirli bir elbise tesbit etmiştir. Şârî’in emrine karşı gelir de onun belirlediği elbiseyi giymezse günahkâr olur. Zira bu hareketiyle farzlardan birisini terk etmiştir. Bu nedenle avretin örtülmesi konusu ile genel hayatta giyilecek elbiseler konusunun birbirine karıştırılmaması gereklidir. Pantolon, ince ve şeffaf olmadığı zaman avreti örter. Ancak pantolon ile yabancı erkeklerin karşısına çıkılacağı anlamına gelmez. Çünkü pantolon kadının güzelliklerini ve ziynetini açığa çıkarır. Bu durumdaki bir kadın her ne kadar avret yerini örtmüş olsa da, güzelliklerini yabancılara göstermiş sayılır. Halbuki Şârî’, kadının süslenip güzelliklerini yabancı erkeklere göstermesini haram kılmıştır. Bu nedenle pantolonun kadının avretini örtme özelliğine sahip olması nedeniyle kadının güzelliklerini ortaya koymadığını söyleyemeyiz. Bu nedenle kadının avretini örtmesi meselesi ile süslenip güzelliklerini yabancılara göstermesi konusunu kesinlikle birbirine karıştırmamak gereklidir. Bunların her biri birbirinden ayrı konulardır.

Ancak Şârî’, kadının çarşı-pazara, cadde ve sokağa çıkmak istediği zaman özel hayatta giydiği elbisenin üzerine bir başka elbise daha giymesini emretmiştir. Şârî’, evinin dışına çıkan kadına elbisesinin üstüne tek parça çarşaf veya benzeri bir elbise giymesini, bunu da ayaklarına kadar salıvermesini emretmiştir. Eğer elbisesinin üstüne giyeceği tek parça çarşaf veya benzeri bir elbise bulamazsa komşusundan, kardeşinden veya bir yakınından ödünç alması gerekir. Eğer ödünç almaya gücü yetmez veya ödünç alamazsa dış elbisesi olmadan dışarı çıkması caiz değildir. Özel hayatında giydiği elbisenin üstünden tek parça çarşaf, ayağa kadar uzun manto veya pardösü gibi bir elbise giymeden dışarı çıkarsa günahkâr olur. Çünkü bu durumda 'ın farzlarından birisini terk etmiş olur. Bu durum omuzlardan aşağıya kadar salıverilecek elbise ile ilgili bir hükümdür.

Ancak kadının vücudunun üst kısmını yani başını, başörtüsü veya başörtüsünün yerini tutacak başın tümünü ve boynunu örtecek, göğüslerine kadar salınacak bir örtü ile örtmesi gereklidir. Kadın, çarşıya çıkmak istediği veya cadde ve sokakta yürümesi gerektiği zaman başörtüsü veya aynı vazifeyi görecek, genel hayatta kullanacağı bir örtünün bulunması gereklidir. Buna göre kadın, başında başörtüsü ve omuzlarından aşağısını örten çarşaf, manto türü iki parçadan oluşan bir elbise bulunursa çarşıya çıkabilir, cadde ve sokaklarda yürüyebilir. Eğer bu iki tür örtü bulunmazsa, hangi halde olursa olsun kadının genel hayata çıkması caiz değildir. Çünkü örtünme emri bu iki örtü için genel olarak gelmiştir ve tüm durumlarda genel olarak da kalmıştır. Zira ayetteki emri tahsis edici bir şey yoktur. Genel hayatta bu iki örtünün örtülmesinin farziyetinin delili yüce 'ın şu ayetleridir:
وليضربن بخمرهن على جيوبهن ولا يبدين زينتهن الا ما ظهر منها“Başörtülerini yakalarının üstüne vursunlar. Kendiliğinden görünen hariç ziynetlerini göstermesinler." Omuzlarından aşağıda kalan kısmın örtülmesi ile ilgili ayet ise şudur

يا ايها النبي قل لازواجك وبناتك ونساء المؤمنين يدنين عليهن من جلابيبهن[/size]"Ey Nebi! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına cilbablarını üstlerinden salmalarını söyle"   
Bu delillerin tümü, kadının genel hayatta dış elbisesini giymesi gerektiğine açıkça delalet etmektedir. û Teâla, genel hayatta kadının giymesi farz olan bu elbiseyi yukarıda geçen her iki ayette, dikkatli, eksiksiz ve kapsamlı bir şekilde nitelemektedir. Gömleğin ve elbisenin yakasından görünen yerlerini gizlemeleri için başlarını, göğüslerini ve boyunlarını örtsünler. 

Pardösünün uzunluğu nereye kadar olmalıdır?

Cilbab veya çarşaf ya da mantoda aranan şart veya özellik, kadının iki ayağını da gizleyinceye kadar aşağıya kadar salıverilmesidir. Ayette: "Cilbablarını üstlerinden salmalarını söyle" Yani dış elbiselerini üzerlerine yaysınlar. Bu durumda ayet, mantolarını veya çarşaflarını aşağıya kadar salıversinler anlamına gelmektedir. Zira İbni Ömer'den rivayet edilen bir hadiste şöyle denilmektedir:
“Rasulullah  şöyle buyurdu:
من جر ثوبه خيلاء لم ينظر الله اليه يوم القيامة فقالت ام سلمة : فكيف يصنع النساء بذيولهن فقال يرخين شبرا فقالت : اذن تنكشف اقدامهن قال : يرخين ذراعا لا يزدن[/size][/size]“Kim kibirlenerek elbisesini yerde sürüklerse kıyamet günü  ona bakmaz.”, deyince Ümmü Seleme: “Kadınlar eteklerini ne yapacaklar.” dedi. 'ın Rasulü “Bir karış salsınlar” buyurdu. Ümmü Seleme “Bu takdirde ayakları açılır.” deyince 'ın Rasulü: “Bir dirsek salsınlar, artırmasınlar.” buyurdu."
Bu hadis, kadınların giydikleri dış elbiselerin ayaklara kadar uzandığını ve ayaklarını örttüğünü açıkça ortaya koymaktadır. Eğer ayakları, çorap veya ayakkabı ile örtülmüş olsa bile yine de dış elbiselerini aşağıya kadar salıvermeleri gereklidir. Ayakların herhangi bir şeyle örtülmüş olması zorunlu değildir. İşte böylece kadının dışarı çıkmak için giymiş olduğu elbisenin üstüne geniş bir elbise giymesinin vacip olduğu açıklanmış olmaktadır. Ayaklara kadar uzanan bir elbise giymek farzdır. Aksi takdirde  katında günahkâr
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Kul

Hz Allah razi olsun, son bi soru sorup kisa bir cevap alip konuyu kapatmak istiyorum.

Simdi 4 parmak üstünü acma cevazi varmi yok mu (ayaklari abdest almada yikadigimiz yerden itibaren yukari dogru 4 parmak)
Yoksa bu nerden cikti?