Haberler:


X adresimiz

Ana Menü

İslam büyüklerinden nasihatlar

Başlatan sıddık-birgüvi, 01 Şubat 2006, 12:58:59

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

sıddık-birgüvi

Asıl marifet çok sevap kazanmaktır

* Kalb dünya arzularından birine bağlı kaldığı ve geçici lezzetlerden birinin peşine takılıp gittiği müddetçe, ahireti nasıl sevebilir?

* İnsanın ilmi arttıkça, Allah’a sevgisi arttıkça, nefsinden soğumaya, nefret etmeye başlar. Bu hâle kavuşmak, Allah’ın lütuf ve ihsanıdır. O kulunu sevdiğinin alametidir.

* Asıl marifet, çok para kazanmak değil, çok sevap kazanmaktır.

* Dertlerinizi kullara değil, Allahü teâlâya arz edin. İstisnalar hariç, dert ve belanın tamamının kendi kusur ve kabahatlerimizden dolayı olduğunu unutmayalım.

* Yumuşak ve mülayim olan kazanır.

* Size dininizi imanınızı öğreten ana babanız sizden razı olmadıkça Allahü teâlânın sevgili kulu olamazsınız. İhsana kavuşma sebebi anne baba duasıdır.

* Çölde kalmış insanın suya hasreti gibi, herkesten dua almaya bakın. Üç kişinin duası kabul olur red olunmaz. 1)Anne babanın 2) Misafirin 3) Mazlum olanların.

* İlk imanımızı anamızdan, babamızdan öğrendik. Onlar ilk mürşidimizdir. Onun için ana baba hakkı çok büyüktür. Bu yüzden, din düşmanları; İslam’ı kökünden kazımak için aile yuvasını yıkmak lazım diyorlar.

* Çocuklarımıza çok ihtimam göstermeli. Kur’an-ı kerim okumalarına, ehl-i sünnet itikadını ve ilmihal bilgilerini öğrenmelerine, ehl-i sünnet âlimlerini tanımalarına ve sevmelerine çok ehemmiyet vermeli.

* Düşmanını tanımayan dostunu bulamaz.

* Ehl-i sünnet itikadından bir mesele öğretmek onlarca nafile hacdan daha sevaptır.

* Bir talebe, dinini öğrenmeye ve dine hizmet etmeye, müslümanlara ve insanlara faydalı olmaya niyet ederse, bu niyetle okursa, her nefesi zikir olur.

* İki kalbin yok ki, biri ile Allahü teâlâya, diğeri ile Allahü teâlâdan başkalarına yönelesin.

* Edebe riayet etmeyen hiç kimse, Allah’a kavuşamaz, yani veli olamaz. Din büyüklerinin yolu baştan sona edeptir. Namazın sünnet ve edeplerinden birini gözetmek ve tenzihi bir mekruhtan sakınmak; zikir, fikirden (tefekkürden) üstündür.

* İslamiyet bir ağaç gibidir. Kökü iman, gövdesi ibadet, meyvesi ihlas.

* Dinimizin 4 kelimeyle özeti: İnanmak, muhabbet, yapmak, sakınmak.

* Tatlı dilli, güler yüzlü olun. Hiç kimseyle münakaşa etmeyin. Bölünmeyin, tefrikaya düşmeyin. Tefrika fitnedir, sakın düşmeyin.

BÜYÜKLERDEN NASiHATLAR

sıddık-birgüvi

Günde 60 kere Allah’a isyan olur mu?


* Bir namazda 12 tane farz var. Bir günde 60 farz eder. Bir müslüman, beş vakit namazını kılmazsa, günde tam 60 kere Allahü teâlâya karşı gelmiş oluyor. Bu insan nasıl kurtulacak?

* İbadetlerin hepsini kendinde toplayan ve insanı Allahü teâlâya en çok yaklaştıran şey namazdır. Namaz kılmak, huzur-u ilahiye çıkmak demektir. Allahü teâlânın huzurunda olduğumuzu bilerek okumalıyız. Namazı ne olduğunu bilerek kılmalıyız.

* Huzur-u ilahide toplanmak çok büyük nimettir. Huzur-u ilahi namazdır. Allahü teâlâ, namazdan sonra “İste kulum vereyim” diyor. Bu saat-i icâbedir. Hele Cuma günü öyle bir saat vardır ki, o anda yapılan dua red olmaz. Âlimler, Cuma günü (saat-i icabe) ikindi namazı vaktidir buyurmuşlar.

* Allahü teâlâ İslam düşmanlarına azap etmekte niye acele etmiyor diye merak ediliyor. Buraya bir karınca gelse ve bize kafa tutsa biz onu muhatap kabul eder miyiz? Kâinata kıyasla derya yanında damla bile olmayan bu dünyada, yine dünyaya kıyasla deryada damla olmayan insanı da Allahü teâlâ muhatap kabul etmiyor. Namaz hariç... Kul Allahü ekber deyip de namaza durduğunda Allahü teâlâ onu muhatap kabul ediyor.

* Namaz kılmamak üç türlüdür. Birincisi farz olduğunu bilmiyordur, ikincisi tembellikle kılmıyordur, üçüncüsü de ehemmiyet vermiyordur. Ehemmiyet vermeyen kâfir olur. Ehemmiyet vermemek, zerre kadar da olsa üzülmemek demektir.

* Kıyamet günü hesap evvela imandan, sonra namazdandır. Tek vakit namazı kaçırmaktansa, bin kere ölmeyi tercih etmeli. Nerede ve ne şart altında olursa olsun mutlaka namaz kılmalı.

* Haramdan kaçmanın sevabı, farzları yapmanın sevabından daha fazladır. Farzları yapmamanın günahı, haram işlemek günahından daha çoktur.

Mesela, içki, kumar, zina gibi büyük günahlardan kaçmak, namaz, oruç, hac, zekat gibi farzları yapmaktan daha sevaptır. Namaz kılmamanın günahı ise, içki, kumar, zina gibi büyük günahlardan daha büyüktür. İçki içen sadece yasağı çiğniyor. Namaz kılmayan hem yasağı çiğniyor hem de emre isyan ediyor. Bu inceliği iyi anlamaya çalışmalı.

* Kur'an-ı kerim şifadır. Fakat şifa, suyun geldiği boruya tâbidir. Pis borudan şifa gelmez.

* Riya olmasın diye cemaatten kaçmak ayrı bir riyadır.

* Kalbin tasfiyesi (temizlenmesi); İslamiyet’e uymakla, sünnetlere yapışmakla, bid'atlerden kaçmakla ve nefse tatlı gelen şeylerden sakınmakla olur.
* Edebi gözetmeyen Allah’a kavuşamaz, yani Onun sevgili, veli kulu olamaz.
* Ehl-i sünnet âlimlerinin eserlerini okumalı, kıymetli nasihatlerine, hikmetli sözlerine kulak vermeli! Allahü teâlâ, bahar yağmuru ile toprağa hayat verdiği gibi, ölü kalbleri hikmet nurları ile diriltir.
* Yapacağın işi, daha önce bunu denemiş, tecrübeli kimselere danış! Çünkü onlar, kendilerine pahalıya mal olmuş doğru görüş ve bilgileri sana bedava verirler.
* Hedef birliği çok önemli. Herkesin çektiği, hedefsizlik ve belirsizliktir. Hedef birliği, muhabbeti, sevgiyi artırır.

* Yalandan çok sakın! Çünkü dinini bozar ve insanlar yanında mürüvvetini azaltır. Bununla değerini ve makamını kaybedersin.
* Hikmet, bize lazım olmayan şeyin üzerinde durmamak ve gizli şeyleri araştırmamaktır.

* Bir cemaat içinde, Allahü teâlâ en çok hizmet edeni sever.

BÜYÜKLERDEN NASÍHATLAR

sıddık-birgüvi

Güvenme varlığa, düşersin darlığa!
İnsanın başlangıcı bir damla su ve sonu da toprak olup çürüyüp gitmektir. Bunu bilen, idrak eden bir kimsenin, kendisine emanet olarak verilen imkanlara, makama, paraya, güce kuvvete güvenmesi, ahmaklık değil de nedir?

Abbasi halifelerinden Hârun Reşîd, Şakîk-i Belhî hazretlerinden nasihat isteyince; Şakîk-i Belhî hazretleri:
-Düşün ki çölün ortasında kaldın, susuzluktan ölmek üzeresin. Birisi getirip bir içim su satsa bu suyu kaça alırsın? diye sorar. Halife Hârun Reşîd de;
-Ne kadar istiyorsa onu verir, suyu satın alırım cevabını verir.

Bunun üzerine Şakîk-i Belhî hazretleri:
-Elinde su bulunan kimse, bu suya mukâbil senden servetinin yarısını istese, yine râzı olur musun? diye sorar. Hârun Reşîd de;
-Evet râzı olurum cevabını verir. Şakîk-i Belhî hazretleri;

-Peki düşün ki servetinin yarısını verip satın aldığın suyu içtin. Bir zaman geçince bu suyu dışarı atmak ihtiyâcını duydun, fakat idrar yapamadın. Öyle ki ölecek hâle geldin. Birisi çıkıp dese ki, ben seni bu sıkıntıdan kurtarırım, lâkin buna mukabil olarak mülkünün öbür yarısını isterim, dese ne yaparsın? diye sorar. Hârun Reşîd de;

“Servetimin
ne mânâsı var?”
-Elbette râzı olurum. Ben o sıkıntıda iken servetimin ne mânâsı var? cevabını verir. Bunun üzerine Şakîk-i Belhî hazretleri:
-O halde önce içtiğin sonra idrar yoluyla dışarıya attığın bir içim su kıymetinde bile olmayan şu servetine sakın güvenme. Bir kimseye karşı bununla öğünme, buyurur.

Seyyid Ali Hemedânî hazretleri buyuruyor ki:
“Biliniz ki dünyâ, kıyâmet çölünün kenarında bir konaktır. Bu konak, insanlar, âlem-i ervâh çölünden kıyâmet sahrasına sefer yapsınlar diye, ezel çölü ile ebed çölü arasına konmuştur.

Bu konaktan maksat, âhiret seferi için azık hazırlamak ve bu uzun yolculuk için tedbir ile meşgûl olmaktır. İnsanlar, burada değişik haldedirler. Bâzısı bedenen kuvvetli, mânen zayıf, bâzısı mânen kuvvetli, bedenen zayıftır. Bâzısı her iki bakımdan da kuvvetli, bâzısı da her iki bakımdan da zayıf yaratılmıştır.

Güç, kuvvet sâhibi olanlara verilen bu nîmet, Allahü teâlânın bir emânettir. Akıllı olanlar, bu emâneti, ebedî saâdet tohumlarını ekerek sonsuz nîmetleri kazanmakta kullanırlar. Mağrur ve gâfil olanlar ise, kendilerine emanet olarak verilen bu nîmeti, şu birkaç günlük kederli dünyâ hayâtı için harcarlar.

Kısa ömrü bu murdar dünyâya âit şeyleri toplamakla zâyi ederler. Uzun âhiret yolculuğu için hazırlanmaktan gâfil olurlar. Böylece din kardeşlerinin de dünyâya ve âhirete âit haklarını unuturlar, yerine getirmezler.

Allahü teâlânın emirlerine uymayı elden kaçırırlar. Bu insanlar, dünyânın geçici nîmetlerine dalıp, Allahü teâlâyı unutmaları sebebiyle âhirette Cehennem’e atılacaklar ve kendilerine merhamet edilmeyecektir.”

Abdülkâdir Deştûtî hazretleri, bir gün Sultan Kayıtbay ile birlikte otururken, elbisesine sinekler konar. Latîfe yoluyla sultâna:
-Şu sineklere söyle de, benim üzerimden gitsinler, der. Sultan Kayıtbay;
-Efendim! Sinekler benim sözümden ne anlarlar. Ben onlara nasıl anlatabilirim ki! cevabını verir. Bunun üzerine Abdülkâdir Deştûtî hazretleri;

-Sen nasıl sultansın ki, sineklere dahi sözün geçmiyor! Bunun için dünya sultanlığına güvenme. Sultanlık, makam olarak her ne kadar yüksek görünüyor ise de, sineklerin bile kendisine itâat etmediği bu sultanlığa sultanlık denir mi? Buna aldanıp gururlanmamak lâzımdır, buyurur.

Daha sonra Abdülkâdir Deştûtî hazretleri; “Ey sinekler! Üzerimden ayrılınız” buyurunca sinekler üzerinden çekilip giderler. Bu hâdiseden çok ibret alan Sultan Kayıtbay, hakîkî sultanların bu büyükler olduğunu, onlara tâbi olmakla şereflenen bir çöpçünün, o büyükleri tanımak nasîb olmayan sultanlardan kat kat kıymetli olduğunu daha iyi anlar.

“Bin sene yaşadım”
Şevâhid-ün-Nübüvve kitâbında, önceki zamanlara ait bir kabrin başında, şöyle yazılı olduğu nakledilmektedir:

“Benim adım, Şeddâd bin Âd. İrem Bağları ve imâd sâhibiydim. Bin sene yaşadım. Bin şehir kurdum. Bin kantar altına sâhip oldum. Binlerce askerim vardı. Şarkın ve garbın saltanâtına sâhip oldum. Ne dünyâ bana kaldı, ne de ben dünyâda bâkî kaldım. Benden sonra kimse dünyâya mağrûr olmasın.”

İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe hazretleri, İmâm-ı Ebû Yûsuf hazretlerine hitaben;
“Dünyâya ve dünyâlığına güvenme. Bulunduğun hale de dayanma. Çünkü Allahü teâlâ, varlığının cümlesinden sana soracaktır” buyurmuştur.

Azîz Mahmûd Hüdâyî hazretleri buyuruyor ki:
“Dünyâ ve dünyâ nîmeti hayaldir. Onun için dünyâ malına, makâmına ve dünyâ hayâtına güvenme. Biz bu dünyâda misâfiriz, yolcuyuz. Sonunda ayrılıp gideceğiz. Sıkıntın varsa üzülme. Bir an sonra ne olacağımız belli değil.”   :gul:
Osman Ünlü

sıddık-birgüvi

Dünya hayatımız sona erince

Ne kadar yaşarsak yaşayalım, isterse bin sene sürsün bir gün bitecek ve içinde yaşadığımız dünya hayatına veda edeceğiz.

Ayaklarımızın altında olan toprak, boyumuzu aşacak, öyle bir günle karşılaşacağız ki: gecesi bizim için olmayacak veya öyle bir gece ile buluşacağız ki gündüzü yok.

Ne kadar güzel giyinirsek giyinelim, son giyineceğimiz elbisemiz kefen olacak. Ne kadar güzel evlerde oturursak oturalım, villalarda, köşklerde, saraylarda da otursak son evimiz kabir değil mi?

Ölüm, kimseye acımaz, kimseye torpil yapmaz, makamı, mevkii ne olursa olsun kimseden korkmaz, serveti ne kadar çok da olsa önem vermez. Vade dolunca işini bitirir.

Bu güne kadar hiç kimse, ölümü ne kendisinden, ne de başkasından uzaklaştırabilmiştir.

Cihana hükmeden hükümdarlar bile, Azrail aleyhisselâm karşısında boyunlarını bükmek ve ruhlarını teslim etmek zorunda kalmışlardır.

Var mı şu anda yeryüzünde yaşayan 150 yaşında insan?

Evet bir gün gelecek, yumuşacık yatağımızın yerine kupkuru toprağa uzanacağız.

Dünyanın aydınlığından uzaklaşıp kabrin karanlığına gireceğiz. İnsanlarla arkadaşlık yerine, böceklerle, akreplerle, yılanlarla arkadaş olacağız.

Yapayanlız, hareket kabiliyetini kaybetmiş, istese de istemese de, beğense de beğenmese de kabrinde çok uzun (dünya hayatının birkaç katı) yatmak zorundadır.

Dünyadaki evimizi, nasıl rahat edeceğimiz gibi mamur hale getiriyoruz, bütün eksiklerini tamamladıktan sonra taşınıyoruz.

Elektrik yoksa, suları akmıyorsa, kapısı penceresi mükemmel değilse taşınmıyoruz, sıkıntı çekeriz diye taşınmadan önce kontrol ediyoruz.

Aynen öyle kabrimizi de mamur hale getirdikten sonra kabrimize girelim. Yoksa çok sıkıntı çekeriz.

Dünyadaki evde eğer rahat değilsek taşınabilme imkânımız vardır. Kabrimizi değiştirme şansımız yoktur.

Kabrimizin dışının mamur olması, dünyanın en pahalı mermerinden yapılması, çok gösterişli ve şatafatlı olmasının bize bir yararı olamaz. İçinin rahat olması lazımdır.

Kabrimizi mamur hale getirebilmek için de, ölümü çok hatırlamalı ve ölümden sonraki hayatımız için çalışmalıyız.  
ÍSLAM BÜYÜKLERÍ :gul: