Gönderen Konu: Malumat deryası  (Okunma sayısı 54447 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Miftahulkuluub

  • Administrator
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 1944
    • http://www.sadakat.net
Altın ve gümüşten daha kıymetli tavsiyeler
« Yanıtla #45 : 22 Temmuz 2009, 22:28:35 »

Veberetü’bnü’s-Sülemî (rh), Mücâhid (rh.)’ten naklediyor:

“İbn-i Abbas (r.anhümâ), bana beş şeyi tavsiye etmiştir. Şüphesiz bunlar, altın ve gümüşten daha güzel ve daha kıymetlidir.


1. Aslâ mâlâyânî konuşma! Çünkü böyle olman seni selâmete götürür.

2. Kendine karşı günah işlemede, emniyet içinde olma.

3. Yeri geldiğini görmedikçe, aslâ konuşma. Nice lüzumsuz ve faydasız konuşanlar vardır ki, haksızlık eder; yerinde olmayan söz sarf etmiş olur. Böylece fesatla, şiddetle, sıkıntıyla yüzyüze gelir.

4. Ne halîmle, ne de sefîhle mücâdele etme; çünkü hilm sahibi seni bırakır, sefih olan ise sana eziyet verir.
 
5. Kardeşin hakkında, onun bulunmadığı bir yerde, aynı durumda olduğun takdirde senin için nasıl davranılmasını istiyorsan, o şekilde hareket et. Hangi şeylerden dolayı seni affetmesini istiyorsan, sen de onu aynı şeylerden affet. İyilik yaptığında karşılığının verileceğini, kötülük yaptığında da mes‘ûl olacağını bilen insanın amelini yapmaya çalış.”

(Ebû Tâlib-i Mekkî k.s., Kûtu’l-Kulûb)

İncemeseleler.com :|: Sadakat.Net :|: Sadakatforum.com 


" Derviş isen kardeş takvaya çalış.."

Çevrimdışı Miftahulkuluub

  • Administrator
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 1944
    • http://www.sadakat.net
Yalan çeşitleri
« Yanıtla #46 : 22 Temmuz 2009, 22:39:27 »
İnsanlar bazan farkına varmadan veya yalan olduğunu bilmeden de yalan söyleyebilmektedirler. Bu sebeple yalan, söyleniş tarzına göre çeşitlilik arz eder. Meselâ;

* Mubâlağa bir yalandır: Bir şeyi olduğundan fazla veya büyük göstermek, olmayan vasıflarla tavsif etmek, mubâlağa cinsinden bir yalandır.
* Kinâyeli yalan: Doğruyu başka bir doğruyla değiştirerek yalan söylemek.

* İftirâ ile karışık yalan: Mâsum bir insanı suçlu pozisyonuna düşürmek ki, bu da yalan söylemektir.
* Şakadan yalan söylemek: Şaka yaparak dahi olsa yalana başvurmak mezmumdur, mü'mine yakışmaz. Nitekim hadîs-i şerifte şöyle buyrulmuştur: “Yazıklar olsun o kimseye ki, insanları güldürmek için yalan konuşur! Vah ona, yazık ona!” (S. Ebî Dâvud, Edep 88)


Velhâsıl, “Allah'tan korkun ve doğrularla beraber olun!” (S. Tevbe, 119) âyet-i kerimesinin hükmü ile amel edip, yalandan ve yalancıdan uzak durmak; niyette, sözde, amelde dosdoğru olmak, dünyada ve ukbâda saâdete nâil olmanın yegâne yoludur...
İncemeseleler.com :|: Sadakat.Net :|: Sadakatforum.com 


" Derviş isen kardeş takvaya çalış.."

Çevrimdışı Miftahulkuluub

  • Administrator
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 1944
    • http://www.sadakat.net
Kalu bela ne demektir?
« Yanıtla #47 : 22 Temmuz 2009, 23:51:51 »
Kaalû belâ, “evet dediler” mânâsına gelen dînî ıstılahlarımızdandır.

Yani Allâh Teâlâ’nın, kullarıyla ezelde yaptığı, kulların da bizzat şâhitlik ettikleri meclisteki İlâhî muâhede (sözleşme) hakkında kullanılan bir tâbirdir. Buna “Bezm-i ezel, Bezm-i elest, Belî ahdi” de denir. “Bezm” Farsça bir kelimedir ve sohbet, muhabbet, sevgi, dostluk meclisi mânâlarınadır. Cenâb-ı Hakk ruhları yarattığı zaman onlara, “Elestü bi Rabbiküm: (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?)” diye sormuş ve bütün kullar da “Belâ: (Evet, sen bizim Rabbimizsin)” karşılığını vermişlerdir.

Kur’ân-ı Kerim’de, bu sözleşmenin, kıyâmet gününde insanların, “Bizim bundan haberimiz yoktu!” diye bahane ileri sürmelerine mâni olmak için yapıldığı bildirilmektedir. Bahis mevzuu âyetlerin mealleri şöyledir:

“Kıyâmet gününde, ‘Biz bundan habersizdik’ demeyesiniz diye Rabbin âdemoğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini aldı ve onları kendilerine şâhit tuttu da dedi ki:

 ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ (Onlar da),

‘Evet (Rabbimiz olduğuna) şâhit olduk’ dediler. Yahut,
‘(ne yapalım) daha önce babalarımız Allâh’a ortak koştu, biz de onlardan sonra gelen bir nesildik, (onun için onların izinden gittik. Ahd’i) iptâl edenlerin yüzünden bizi helâk edecek misin?’ demeyesiniz diye, (Allah, sizin Rabbiniz olduğu hakkında sizleri şâhit tutmuştu.)” (S. A‘raf, 172)

Bu âyette geçen “zuhûr” kelimesi, beller demektir. Bundan kasıt ise, insan menisinin üretildiği yerdir. Buna göre, daha sperm hâlinde iken insanda, Allâh’ı tanıma kabiliyeti vardır. Bu kabiliyet onun nüvesinde mevcuttur. Bu da, bugünkü meşhur tâbiriyle, genetik şifreyi ifade eder. Yani her insanda Allâh’ı tanıyacak bir istidat mevcuttur. Buna psikolojide “din duygusu” adı verilmektedir. Zaten hadîs-i şerifte de, her çocuğun İslâm fıtratı üzere doğduğu beyan olunmuştur. (Müslim, Kader, 25)

Bazı âlimler; ezelde Allâh’a “Evet, sen bizim Rabbimizsin!” cevabını verdikleri halde, dünyada onu inkâr edenler hakkında şu îzâhı yapmışlardır: “Ezelde, ruhların yaratılmasından sonra kurulan bu İlâhî mecliste, bütün ruhlar ‘Evet’ demişlerdir; ancak bir kısmı, samimiyetten uzak, sadece görünüşte bu cevabı vermişlerdir.” İşte dünyada inkâr edenler bunlardır.
 fazilet
İncemeseleler.com :|: Sadakat.Net :|: Sadakatforum.com 


" Derviş isen kardeş takvaya çalış.."

Çevrimdışı Miftahulkuluub

  • Administrator
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 1944
    • http://www.sadakat.net
Türklere çirkinliğimizi vermeye başladık
« Yanıtla #48 : 23 Temmuz 2009, 00:10:26 »
Victor Hugo’nun Hâtıraları’ndan:
“Tunus Beyi Ahmet... Bugünün o gülünç Türk modasına uyarak giyinmişti. Bu moda iki Fransız’ın Sultan İkinci Mahmud’u uygarlığın pantolon ve redingot (Avrupaî teşrîfat îcâbı giyilen, uzun etekli, arkası yırtmaçlı alafranga ceket) giyinmek olduğuna inandırdıkları günden beri bütün Osmanlı Devleti’ne yayıldı... Böylece yiğit Türkler an‘ânevî elbiselerini, insan elbiselerinin bu en güzel ve en gösterişlisini bir kenara attılar ve bizim elbiselerimizi yalan yanlış benzetmeye [bizi taklit etmeye] başladılar. Türkler’in bizden fazla bir şeyleri, güzellikleri vardı; biz onlara çirkinliğimizi vermeyi başardık. Bizim uygarlık taslayan bilgiçlerimiz ise, buna ilerlemek adını veriyorlar.”

(Anılar, Çeviren Şiar Yalçın, İstanbul 1974, Yankı Yayınları, s. 22)
İncemeseleler.com :|: Sadakat.Net :|: Sadakatforum.com 


" Derviş isen kardeş takvaya çalış.."

Çevrimdışı Miftahulkuluub

  • Administrator
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 1944
    • http://www.sadakat.net
Gece namazları
« Yanıtla #49 : 23 Temmuz 2009, 20:16:29 »
Hasan-ı Basrî (k.s.) hazretleri demiştir ki:
“Kul, işlediği günahı sebebiyle geceleri namaz kılmaktan, gündüzleri de oruç tutmaktan mahrum bırakılır.”


Âlimlerden bir zât ise şöyle demiştir:

“Ey insan, oruç tuttuğunda kimin yanında ve ne ile iftar ettiğine dikkat et. Çünkü kulun kalbi ve tefekkürü, yediği şeye göre değişir ve ilk hâline bir daha dönemez.”


Bir diğeri de şunları söylemiştir:

“Nice yiyecekler vardır ki, sahibinin gece kıyâmına mâni olur. Nice bakışlar vardır ki, Kur’an okumaktan alıkoyar. Kul bir şey yer veya bir iş yapar da, bunlardan dolayı bir sene boyunca gece ibâdeti yapmaktan mahrum bırakılır. Güzel bir tedkik ve iyi bir araştırma ile neyin artırıcı, neyin noksanlaştırıcı olduğunu bilebilir, [günahları azaltabilirsin]. Ve ancak günahları azaltarak kayıplarını görebilir, onlara vâkıf olabilirsin.”

Kezâ denilmiştir ki;
“Gece namazının uzun olması, kıyâmette rahatlık sebebidir ve bu namaz, büyük günahlara keffârettir... Gece namazları, farz namazlardaki eksiklikleri telâfi eder.”

(Ebû Tâlibi’l-Mekkî k. s., Kûtu’l-Kulûb, Gecenin ve teheccüd ehlinin evsâfı bahsi)
İncemeseleler.com :|: Sadakat.Net :|: Sadakatforum.com 


" Derviş isen kardeş takvaya çalış.."

Çevrimdışı Miftahulkuluub

  • Administrator
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 1944
    • http://www.sadakat.net
İhlas nedir, muhlis ve muhlas kime denir?
« Yanıtla #50 : 01 Ağustos 2009, 15:17:22 »

İhlâs lûgaten, bir şeyi temizlemek ve saflaştırmak, yabancı maddelerden arındırmak, bir şeyi sadece bir şeye mahsus kılıp başkasını karıştırmamak gibi mânâlara gelir. Hâlis kelimesi de aynı masdardandır.
İslâmî ıstılâhta ise ihlâs, ibâdet ve amellerde sadece Allah rızâsını gözetmek; yaptıklarını sırf Allah Teâlâ emrettiği için, yapmadıklarını da sırf o yasakladığı için yapmamak... Riyâ ve süm‘adan, yani görsünler-duysunlar düşüncesinden uzak olmak... Hakiki bir samimiyet üzere bulunmak... Kısacası, her hâl ve hareketin ölçüsünün Allah rızâsını kazanmak olması demektir.
İhlâsın zıddı, riyâ ve süm‘adır.
Riyâ, yaptığı ibâdetleri-amelleri-hizmetleri insanlar görsün, beğensin veya övsün diye yapmaktır.
Süm‘a ise, yaptığı iyi ve güzel amelleri-hizmetleri insanlara duyurmaktan zevk almak ve bir takım işleri insanlar duysun niyetiyle işlemektir. Halbuki, geçici dünya menfaatleri ve zevklerini gâye edinerek hareket ve amel etmek ihlâsa aykırıdır, taban tabana zıttır.
Muhlis ve muhlâs’a gelince...
Her iki kelime de ihlâs sahibi mânâsınadır. Yani ihlâslı, samimi, dostluğu hâlis, her hâli içten ve gönülden olan kişi demektir. Ancak aralarında şöyle bir fark vardır:
Muhlis çalışarak, mücâdele ve mücâhede ile gayret göstererek ihlâsa ulaşan kişidir. Yani muhlis’in ihlâsı kesbîdir.
Muhlâs da, Allah için seçilmiş tertemiz kişi demektir.
Muhlâs’ın ihlâsı vehbîdir, ona Cenâb-ı Hakk’ın bir inâyet ve ihsânıdır, bağışıdır.
Kısacası muhlis, çalışıp gayret sarf ederek ihlâsı elde eden; muhlâs ise, Cenâb-ı Mevlâ-yi zû’l-Celâl tarafından lûtfen ihlâslı kılınan kul demektir.
İncemeseleler.com :|: Sadakat.Net :|: Sadakatforum.com 


" Derviş isen kardeş takvaya çalış.."

Çevrimdışı Miftahulkuluub

  • Administrator
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 1944
    • http://www.sadakat.net
Başka dua bilmez misin?
« Yanıtla #51 : 11 Ağustos 2009, 16:20:07 »

Bir şahıs, Harem-i Şerîf’in kapısında, “Ey doğrulara yardım eden, haramlardan kaçınanları koruyan Allâh’ım!..” diyerek hep aynı duâyı okuyordu. Ona,
“Sen başka duâ bilmez misin?” dediler. O şöyle açıkladı, bu duâyı tekrar etme sebebini:

“Ben Beyt-i Şerîf’i tavâf ederken ayağıma takılan bir şeyi eğilip aldım. Bir de baktım ki, içinde bin altın bulunan bir kese. Şeytanımla îmânım mücâdeleye tutuştular. ‘Bin altın çok para, senin bütün ihtiyaçlarını karşılar” dedi şeytanım. Îmânım ise, ‘Bu haramdır, boşuna saklama; sahibini bul, teslim et!’ dedi.
Ben böyle mücâdele içinde iken, birinin sesi duyuldu:
“Burada, içinde bin altınım bulunan kesem kaybolmuştur. Kim buldu ise getirsin, ona otuz altın müjde vereyim!”
Bin haramdan otuz helâl hayırlıdır, diyerek keseyi sahibine teslim ettim. O da bana otuz altın verdi. Bunu alıp bakırcılar çarşısında gezerken, bir Arap kölenin bu paraya satıldığını görünce, hemen satın aldım. Bir müddet sonra bu kölenin yanına bir kısım Araplar gelip gizlice konuşmaya başladılar. Köleden ne konuştuklarını sordum. Saklamayıp aynen anlattı:
“Ben Mağrip sultânının oğluyum. Babam, Habeş melikiyle cenk edip savaşı kaybetti. Beni de esir alıp buralarda sattılar. Babam bunları göndermiş, elli bin altın da vermiş ki, beni satın alıp götürsünler. Sen bana çok iyilik ettin, kendi evlâdın gibi baktın. Bundan dolayı memnun kaldım. Bunlar beni satın alacaklar; sakın az altına râzı olma, elli bin altına sat beni.”

Dediği gibi oldu. Elli bin altına sattım köleyi. Bu kadar büyük sermaye ile bir kısım mallar alıp Bağdat’a gittim. Orada açtığım dükkânda mallarımı satıyordum. Bir tanıdığım gelip, ‘Meşhur bir tüccar dostum vefât etti, ay gibi güzel kızcağızı yalnız kaldı. Gel bunu sana alalım” dedi. Ben de kabul ettim. Kızın, çehiz olarak getirdiği birtakım tabakların üzerinde içi altın dolu keseler vardı. Hepsinin üzerinde de biner altın yazılı iken, birinde dokuz yüz yetmiş altın yazılı idi. Bunun sebebini sorduğumda kızcağız dedi ki:
“Babam bu keseyi Harem-i Şerif’te kaybetmiş. Bulan bir helâlzâde keseyi iâde edince, otuz altını ona müjde olarak vermiş, ondan geriye kalanlardır bu kesedeki altınlar.”

Bunun üzerine ben Allâh’a hamd ve şükürlerde bulundum; bunlar hep doğruluğun, iyiliğin bereketi, diyerek hâdiseyi kızcağıza anlattım. Sürur ve saâdetimiz daha da perçinlenmiş oldu!.. (Nevâdir-i Süheylî, Sayfa: 280-81)
Evet, enteresan bir hâdise. Doğruluk ve dürüstlüğün neticesini göstermesi bakımından verdiği mesaj oldukça mühim. Kaldı ki bu, sadece dünyadaki semeresi. Âhiretteki karşılığı ise, ebedî bir saâdet. Rabbimiz cümlemizi, îmânımızın sesine kulak vererek sadâkat ve istikametten ayırmasın. Âmîn...
İncemeseleler.com :|: Sadakat.Net :|: Sadakatforum.com 


" Derviş isen kardeş takvaya çalış.."

Çevrimdışı Miftahulkuluub

  • Administrator
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 1944
    • http://www.sadakat.net
Fahri kainat ne demektir?
« Yanıtla #52 : 11 Ağustos 2009, 16:23:29 »
Fahr-i Kâinat tâbiri, Peygamberimiz sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimiz hakkında kullanılan bir lakab ve ünvandır. Kâinatın, bütün varlık âleminin kendisiyle övündüğü, mahlûkâtın mefhari (övünç kaynağı) olan kişi mânâlarına gelir.
Resûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimiz öylesine  âlî (yüce) bir şahsiyettir ki, bütün kâinat sanki böyle bir meyveyi vermek için yaratılmıştır. Nitekim hadîs-i kudsîde Cenâb-ı Hakk, “(Habîbim), sen olmasaydın (yani seni yaratmayı murad etmemiş olsaydım), âlemleri yaratmazdım” buyurmuştur. Âyet-i kerimede ise, âlemlere rahmet olarak gönderildiği beyan edilmiştir.
İncemeseleler.com :|: Sadakat.Net :|: Sadakatforum.com 


" Derviş isen kardeş takvaya çalış.."

Çevrimdışı Miftahulkuluub

  • Administrator
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 1944
    • http://www.sadakat.net
Borca Sadakat
« Yanıtla #53 : 12 Eylül 2009, 13:56:42 »
BORCA SADÂKAT

İbn Mâce, Hâkim ve diğerleri şu hadîsi zikrederler. “Zengin kişinin borcunu ödemeyi uzatması bir zulümdür. Herhangi biriniz ihtiyacının görülmesi için bir zengine havâle edildiğinde, (havaleyi kabul ile ona) müracaat etsin.”

Taberânî ve diğerleri şu hadîsi zikrederler: “Hak Teâlâ zâlim zengini sevmez.”

Taberânî ve diğerlerinin rivâyet ettikleri bir hadisde, “Borcu olup da borcunu ödemekten kaçınan ve hak sahibini şiddetle savan bir kimse, gün, gece, hafta, ay geçmez ki, kitabına zulüm işlediği yazılmamış olsun”, buyurulmuştur.

İbn Mace şu hadisi rivâyet ederler: “Bir bedevî sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimiz’e gelerek alacağını ister ve sert bir tavırla Efendimiz’e, “Hakkımı almadan yanından ayrılmam”, der. Bu sözleri duyan Ashâb-ı Kirâm o adama çıkışarak, “Kiminle konuştuğunu bilmiyor musun, be adam”, diyerek azarlamaya kalktıları zaman adam, “Hakkımı istiyorum”, der. Sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimiz, “Dâima hak sahibiyle birlikte bulunmalısınız, diyerek ashabını uyarır..”

Ebû Dâvûd ve İbn Ebi’d-Dünya, Ebû Hüseyn oğlu Abdullah’tan naklen şu hadîsi zikrederler: “Sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimiz’in peygamberliği bildirilmeden önce, ben kendisine bir şeyler satmıştım. Sattığım malın değerinden bir kısmını sonradan alırım diye onda bırakmıştım. Geri kalan paramı, söz verdigi gün ve yerde gelip alacağıma söz vermiştim. Fakat her nedense verdiğim sözü ve buluşma gün ve yerini unutmuştum. Üç gün sonra bunu hatırladım. Buluşmak için söz verdigim yere gittim. Aradan üç gün geçmesine rağmen kendisini orada beni bekler bir durumda gördüm. “Ey genç, bana zorluk çıkardın, beni üzdün, ben üç gündür bu yerde seni beklemekteyim”, buyurmuşlardı.”

Nesâî ve Hâkim şu hadîsi zikrederler:“Sallallâhü aleyhi vesellem Efendimiz şöyle buyururdu “Ey Allahım! Küfürden ve borçlanmadan sana sığınırım”. Efendimiz’in bu duâsını duyan biri, “Ey Allahın Resûlü! Küfür borçla bir olur mu?”, diye sorar. Efendimiz,“Evet”, buyurdular.

Nesâî, Taberânî ve Hâkim -ki metin onundur-şu hadîsi rivâyet ederler:“Canımı elinde bulundurana and ederim ki, borcu olup da Allah’ın düşmanlarıyla savaşırken ölen bir kimse, sonradan canlanıp yaşasa ve yine öldürülse ve yine yaşasa, bu borcunu ödemeden cennete giremez.” (el-Uhûdü’l-Kübrâ)
                                                                                       fazilet
İncemeseleler.com :|: Sadakat.Net :|: Sadakatforum.com 


" Derviş isen kardeş takvaya çalış.."

Çevrimdışı Miftahulkuluub

  • Administrator
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 1944
    • http://www.sadakat.net
Asırlardır değişmeyen en güzel tedavi
« Yanıtla #54 : 03 Ekim 2009, 15:30:51 »
Ünlü Abbâsî halîfelerinden Hârun Reşîd’in mütehassıs bir doktoru vardı ve Hıristiyandı. Bir gün bu doktor ile, saraydaki vazîfelilerden İbni Vâkıd adındaki zât arasında şöyle bir konuşma cereyan ediyor... Doktor diyor ki:

“— Sizin kitâbınızda, tıp ilmine dâir hiç bir şey yok. Halbuki ilim iki nevidir; biri ilm-i ebdân (hekimlik ilmi), diğeri de ilm-i edyân (dînî ilimlerdir.)

— Cenâb-ı Hakk, tıp ilminin tamamını, Kur’ân-ı Kerîm’de bir âyetin yarısında toplamıştır.

— Nedir o âyet?

“Yiyiniz, içiniz; israf etmeyiniz” meâlindeki âyet-i kerîmedir.

— Peki, niçin tıp hakkında Peygamberinizden bir şey rivâyet olunmuyor?

— Peygamberimiz (s.a.v.) hazretleri tıbbı, kısacık bir cümle içerisinde toplamıştır.

— Söyle bakayım, nedir o koskoca tıp ilmini içinde toplayan cümle?

— “Mi’de, hastalığın evi, perhiz ise devânın başıdır.” meâlindeki hadîs-i şerîftir.

Bunun üzerine Hıristiyan tabib şöyle der:

— Ne Kitâbınız ve ne Peygamberiniz, Calinus’a (eski Roma’da doktorların piri) tıptan birşey bırakmış (Yâni, tedâvî için doktorlara ihtiyaç bırakmamış)” (Necâib-i Kur’âniyye)

İncemeseleler.com :|: Sadakat.Net :|: Sadakatforum.com 


" Derviş isen kardeş takvaya çalış.."

Çevrimdışı Miftahulkuluub

  • Administrator
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 1944
    • http://www.sadakat.net
Televizyon kültür aracı mıdır?
« Yanıtla #55 : 03 Ekim 2009, 15:32:17 »
“Bazıları televizyonu bir kültür vâsıtası sayarlar. Ben şahsen televizyonun bir kültür vâsıtası olduğu kanâatinde değilim. Kültür dille olur. Kitapla olur. Kültür, çok değerli kitapları tekrar tekrar okumakla olur. Televizyonu seyreden birinin kültürlü olabileceği kanâatinde değilim. Televizyonla sâdece eğlenilir. Bâzı bilgiler elde edilir.

Genç nesiller sadece sınıf geçmek için zarûrî olan kitapları okuyorlar. Bunun dışında sporla, şarkıyla, televizyonla falan eğleniyorlar. Yâni, kitap bizim kültürümüzün temel unsuru olmaktan çıktı. Eskiden kitap vardı. Bunlar arasında da herkesin saygı duyduğu kültür, sanat kitapları vardı. Şimdi bunlar kayboldu.”

(Prof. Dr. Mehmet Kaplan)
İncemeseleler.com :|: Sadakat.Net :|: Sadakatforum.com 


" Derviş isen kardeş takvaya çalış.."

Çevrimdışı Miftahulkuluub

  • Administrator
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 1944
    • http://www.sadakat.net
Koca İsrail ordusuna bir onbaşı
« Yanıtla #56 : 03 Ekim 2009, 15:35:19 »
Eski İsrail Başbakanı Ehud Barak, Türk heyeti ile görüşmesi sırasında, bölgedeki güvenlik meselesinden yakınırken, Kudüs’ün Osmanlı devresindeki idâresinden şöyle bir örnek verdi.

— “Osmanlı döneminde tek pırpırlı bir Onbaşı, 20 kişilik askeri gücü ile burayı huzur içinde yönetiyordu. İstanbul’dan gelen tâlimâtları uygulayan onbaşı, otur deyince oturuluyor, kalk deyince kalkılıyordu. Bir Osmanlı onbaşısı o zaman, şimdi bölgede bizim içinden çıkamadığımız işlerin üstesinden geliyordu”. (Basından, 30 Mart 2001)
İncemeseleler.com :|: Sadakat.Net :|: Sadakatforum.com 


" Derviş isen kardeş takvaya çalış.."

Çevrimdışı Miftahulkuluub

  • Administrator
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 1944
    • http://www.sadakat.net
Hz. Ali ve Yahudi
« Yanıtla #57 : 02 Şubat 2010, 15:42:06 »
Bir Yahudî Hz. Ali’nin zırhını çalar. Hz. Ali de haklı olarak onu mahkemeye verir. Zırhın Yahûdî’nin çaldığını sadece Hz. Ali’nin oğlu ve kölesi görür.
Hz. Ali haklı olduğunu mahkemede şahit bulamayınca oğlunu ve kölesini şahit olarak götürür. Mahkeme başkanı Hz .Ali’ye ;
__”Oğlunuz sizin aleyhinizde şahitlik yapabilir.onun için oğlunuzun şahitliğini kabul edemem. Şu anda bir şahidimiz var.
Hz. Ali ( r.a ) ;
__”Başka şahidim yok “ der
Mahkeme başkanı da ;
.   __”O zaman zırh Yahûdî’nindir” der.
Hz. Ali ses çıkarmaz. Bu durum Yahûdî’nin çok hoşuna gider ve Müslüman olur. Hz. Ali de o zırhı Müslüman olan Yahûdî’ye hediye eder.
İncemeseleler.com :|: Sadakat.Net :|: Sadakatforum.com 


" Derviş isen kardeş takvaya çalış.."

Çevrimdışı Miftahulkuluub

  • Administrator
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 1944
    • http://www.sadakat.net
Harflerin tamamının bulunduğu ayetler
« Yanıtla #58 : 02 Şubat 2010, 15:43:43 »
Kur’an-ı Kerim’de sadece iki ayette 28 harfin tamamı vardır .
Ayet : Sure-i Âli İmran 154. Ayet
Ayet : Fetih Suresinin son Ayeti .

Evrâd-ı Bahâriyede bu iki ayet vardır. İmam-ı Âzam dua ederken bu iki ayeti okuyup dua edermiş. 28 harf hürmetine dileklerinin temennisini istermiş.
İncemeseleler.com :|: Sadakat.Net :|: Sadakatforum.com 


" Derviş isen kardeş takvaya çalış.."

Çevrimdışı Miftahulkuluub

  • Administrator
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 1944
    • http://www.sadakat.net
10 şey için zaman ayır
« Yanıtla #59 : 14 Şubat 2010, 16:50:43 »
1-İbadet için zaman ayır
bu yücelmenin yolu ve yaratılmamızın sebebidir. 2-çalışmak için zaman ayır
bu muvaffakiyyetin bedelidir

2-Çalışmak için zaman ayır
bu muvaffakiyyetin bedelidir

3-Okumak için zaman ayır
bu bilginin temelidir
bu genç kalmanın sırrıdır

4-Düşünmek için zaman ayır
bu kudret ve kuvvetin menbaıdır

5-Sevmek için zaman ayır
bu hayatın kutsallıklarından biridir

6-Başkalarına yardım etmek için zaman ayır
bu saadetin menbaıdır

7-Teffekkür  için zaman ayır
bu ruhu yıldızlara eriştirir

8-Gülmek için zaman ayır
bu hayatın yükünü hafifleten bir boşanıştır

9-Eğlenmek için (islami sınırlar içinde) zaman ayır
bu genç kalmanın sırrıdır

10-Plan için zaman ayır
bu dokuz şeyi yapabilmek için lüzümlu zamana
sahip olmanın sırıdır
« Son Düzenleme: 14 Şubat 2010, 17:25:57 Gönderen: Tuğra »
İncemeseleler.com :|: Sadakat.Net :|: Sadakatforum.com 


" Derviş isen kardeş takvaya çalış.."