Gönderen Konu: Menkıbeler  (Okunma sayısı 20749 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı kenz

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1129
Ynt: Menkıbeler
« Yanıtla #15 : 11 Kasım 2007, 13:00:45 »

Allah razi olsun Rahname ve Fatihan.
İNSAN akli ile melekleşen nefsi ile iblisleşen bir aciptir İNSAN
İNSAN kendi kabahatini bilmeyen cehli ile dünyalara sığmayan bir mağrurdur İNSAN
İNSAN bütün zaaf ve acziyyetine rağmen kudrete kafa tutan taşkın bir şaşkındır İNSAN
İNSAN maziye bağlı hâle aldanmış istikbali gözler bir taştır İNSAN

Çevrimdışı Fatihan

  • Administrator
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 6992
  • Milimi milimine Ehli sünnet...
Ynt: Menkıbeler
« Yanıtla #16 : 11 Kasım 2007, 13:04:20 »
Cümlemizden İnşa Allah

Vuslat Yolcusu

  • Ziyaretçi
Ynt: Menkıbeler
« Yanıtla #17 : 11 Kasım 2007, 17:42:23 »
Allah razi olsun Rahname ve Fatihan.kardeslerim

Çevrimdışı kenz

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1129
Ynt: Menkıbeler
« Yanıtla #18 : 21 Kasım 2007, 08:34:54 »
Abdurrahman-ı Tagi, çok korkardı Allah'tan.

Şiddetle kaçınırdı, her haram ve günahtan.

 

Bir gün, sevdiklerine buyurdu ki: (Bu dünya,

Hayal’den ibarettir, yahut sanki bir rüya.

 

Dünya’ya muhabbeti artarsa bir kimsenin,

Azalır ona olan muhabbeti herkesin.

 

Aksine, azalırsa dünyaya muhabbeti,

Çoğalır o nisbette, halk indinde kıymeti.

 

Dünya, kulu Allah'tan gafil eden şeylerdir.

Yani Hak teâlânın men ettiği işlerdir.

 

Bir iş ki, Allah için yapılırsa eğer ki,

O, ahiret işinden sayılır elbetteki.)

 

Bir gün de buyurdu ki: (Hak teâlâ, kullarda,

İki korkuyu birden, cem etmez bir arada.

 

Bu dünyada, günahtan kim kaçarsa korkarak,

Korkutmaz ahirette o kulu cenab-ı Hak.

 

Her kim de, hiç korkmadan işlerse günah, isyan,

Mahşere gittiğinde, korkutulur o insan.

 

Bu korku, muhabbetle birlikte olmalıdır.

Yani onun kökünde, muhabbet, sevgi vardır.

 

Mesela ben babamdan korkuyorum pek fazla.

Çünkü çok seviyorum kendisini ihlasla.

 

Yani onu üzmekten korkuyorum ben asıl.

İşte böyle bir korku, sevgi den olur hasıl.)

 

Buyurdu ki: (Eziyet etmeyin hiç kimseye.

Çünkü mezun değiliz kimseyi incitmeye.

 

Nitekim şöyledir ki, tarifi de müminin:

Onun el ve dilinden insanlar olur emin.

 

Zira bir müslümandan, kötülük sadır olmaz.

O, kötülük görse de, karşılıkta bulunmaz.

 

Sabredip, tatlı dille eder ona nasihat.

Çünkü gönül yıkmaya yoktur izin ve ruhsat.

 

İmansız olanın da kalbini kırmak yoktur.

Zira o da, Allah'ın yarattığı bir kuldur.

 

Düşünün ki bir adam, Kâbe’yi yıkar ise,

Ne muazzam bir günah işlemiştir o kimse.

 

Kâbe, kul yapısıdır halbuki ey insanlar!

Gönül ise, Allah'ın kudretiyle oldu var.

 

Rabbimiz buyurur ki: (Sığmam göğe ve yere.

Sığarım iman dolu ve kırık gönüllere.)

 

Kalp kırmak, kul hakkına girer ki hem de heyhat!

Mahşerde, ödemeye bulunmaz güç ve takat.

 

Bu haktan kurtulmanın, bir tek çaresi vardır.

O da, şehid olarak, dünyadan ayrılmaktır.

 

Zira şehid olanın, kul borcu varsa eğer,

Alacaklı olanı, Mevlamız razı eder.

 

Şehiden ölmek için, dua etmelidir ki,

Yoksa nifak üzere ölünebilir belki.

 

Kim islama hizmeti düşünse her anında,

Şehiddir o müslüman, ölse de yatağında.)
ABDÜLLATİF UYAN
İNSAN akli ile melekleşen nefsi ile iblisleşen bir aciptir İNSAN
İNSAN kendi kabahatini bilmeyen cehli ile dünyalara sığmayan bir mağrurdur İNSAN
İNSAN bütün zaaf ve acziyyetine rağmen kudrete kafa tutan taşkın bir şaşkındır İNSAN
İNSAN maziye bağlı hâle aldanmış istikbali gözler bir taştır İNSAN

Çevrimdışı kenz

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1129
Ynt: Menkıbeler
« Yanıtla #19 : 31 Aralık 2007, 00:44:24 »
Ziyâeddîn Nurşînî", âlim ve evliyâdır.

Gençlere, çok kıymetli nasîhatleri vardır.

 

O, bir gün buyurdu ki: (Yolumuzun esâsı,

Aslâ terk etmemektir büyüklerle temâsı.

 

Bir "Rehber"e kavuşmak, en büyük bir nîmettir.

Sonra yapılacak iş, Ona teslîmiyettir.

 

Yâni kendine değil, o zâta tam uyarak,

Huzûra kavuşmaktır, hem de sonsuz olarak.

 

Velhâsıl râhat huzûr, ortada durmaktadır.

Kavuşmanın yolu da, bir rehbere uymaktır.

 

Kim aklını terk edip, tam uyarsa "Rehber"e,

Kavuşur o sâyede, sonsuz seâdetlere.

 

Kim de hocası varken, "Nefsi"ne uysa eğer,

Eksik olmaz başından üzüntü, gam ve keder.

 

Bir hakîkî rehbere olan teslîmiyeti,

Nisbetinde, her insan, kazanır seâdeti.

 

“Eshâb”, teslim oldular Allah'ın Habîbine.

Yükseldiler Cennetin en yüksek mevkîine.

 

Kureyş kâfirleriyse, Ona inanmadılar.

Yalnız "baş gözü" ile bakarak aldandılar.

 

Meselâ dediler ki: (Bu, nasıl peygamberdir?

Görüştüğü kimseler, fakir ve kölelerdir.

 

Sırtında bir hırka var, dolaşır yalın ayak.

Hiç yoktur Onu bizden ayıran mühim bir fark.)

 

Eshâbı kirâm ise, Ona, “Peygamber” diye,

Bakarak, ulaştılar rızâ-i ilâhîye.

 

Öyle yükseldiler ki bu sevgiyle o zevât,

Onlar namâz kılsalar, meselâ iki rekât,

 

Gayrinin, ömür boyu yaptığı ibâdetten,

Daha kıymetli olur indAllah bu sebepten.

 

"Dünyâ" ile "Âhiret", zıttır birbirlerine.

Birini kalbe koysan, yer kalmaz diğerine.

 

İki zıt şey, bir anda, bir yerde bulunamaz.

Birisi varsa eğer, öteki gider, durmaz.

 

Kim “Doğu”ya yaklaşsa, “Batı”dan uzaklaşır.

Dünyâ'dan uzaklaşan, âhiret'e yaklaşır.

 

Dünyâya yaklaşırsan, kendini çok seversin.

Kendini sevince de, gayriyi sevemezsin.

 

Aksine, sen kendini sevmez isen hiç eğer,

Herkesi seversin ve herkes de seni sever.

 

İki zıt şey, bir yerde, bulunamazlar elbet.

Ya Allah'ın sevgisi, ya da nefse muhabbet.

 

"Allah sevgisi" varsa, bulunmaz ötekiler.

Ötekiler var ise, Allah sevgisi gider.

 

Kalplerin, saf ve temiz olması lâzım gelir.

Bu da, Hak dostlarına olan sevgi iledir.

 

Hak teâlâ Kur'ânda, buyurur ki meâlen:

(Dostlar ile berâber olun mütemâdiyen.)

 

O “Allah adamları” öyle kişilerdir ki,

Yanlarında olanlar, olmazlar fâsık, şakî.
 
 


Abdüllatif Uyan
 
İNSAN akli ile melekleşen nefsi ile iblisleşen bir aciptir İNSAN
İNSAN kendi kabahatini bilmeyen cehli ile dünyalara sığmayan bir mağrurdur İNSAN
İNSAN bütün zaaf ve acziyyetine rağmen kudrete kafa tutan taşkın bir şaşkındır İNSAN
İNSAN maziye bağlı hâle aldanmış istikbali gözler bir taştır İNSAN

Çevrimdışı tunike

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 307
  • bir tebessüm bile sadakadır
Ynt: Menkıbeler
« Yanıtla #20 : 03 Ocak 2008, 17:04:27 »
eyvah mahvoldum

Genç mühendis, işe yeni başladığı şirketteki bir toplantı sırasında, masa üzerindeki gazeteye göz atıp âniden yerinden fırladı ve; “Eyvah mahvoldum!” gibilerden bir şeyler söyleyip koşar adımlarla odasına girdikten sonra, kapısını da arkadan kilitledi.

Bir anda içeride buz gibi bir hava esti. Önce şirket sahibi, toplantıyı bir bıçak gibi kesip dedi ki:

- Bu işte bir bit yeniği var. Kötü birşeyler oldu. Dikkat edin, canına kıyabilir.

Bazıları da, çeşitli şekillerde fikirlerini açıkladı:
# Biliyorsunuz ki, bugün borsa tepetaklak geldi. Mutlaka çok sayıda hissesi vardı.
# Fâiz veya repo da olabilir, %200 sınırı aşıldı.
# Dün dolar bozduracağını söylemişti. Bugün döviz âniden yükseldiği için, milyarlarca lira zarar etmiş olmalı.
# Kesinlikle yanılıyorsunuz. Daha 3 gün önce avans çekmişti. Böyle birşeyler yapmaz. Olsa olsa karısıyla kavga etmiştir.
# Öyledir öyle. Hanımını geçen gördüm, suratsızın biriydi.

Bütün ihtimaller tek tek sıralanırken, şirket müdürü dedi ki:

- Konuşmakla vakit kaybetmeyelim. Her an bir tabanca sesi gelebilir içeriden... Müdürün sözleri ortalığı tekrar gerdi. Şirkette ne kadar çalışan varsa, mühendisin kapısına yığıldı. Müdür bey yumuşak bir sesle:

- Mühendis beyyy!.. diye seslendi. Canım kardeşim! Sakın bir çılgınlık yapma! Biliyorsun ki bu dünya fânidir. Birgün zaten öleceğiz...

Mühendisin bulunduğu oda kapısı, çelik levhadan yapıldığı için, bütün çabalara rağmen kırılmıyordu. Buna rağmen içeriden çıt çıkmıyordu. Bu arada itfaiyeye haber verildi. Altıncı katta bulunan odanın pencereleri altına brandalar gerildi ve televizyon kameramanları, yüzlerce meraklı eşliğinde canlı yayına geçerek, adamın aşağı atlaması için duâya başladılar.

Mühendis bey, 10 dakika sonra kapıyı açtı. Yüzü ışıl ışıldı ve neler olup bittiğinden habersiz kapı önündeki kalabalığın şaşkın bakışları arasında gülümsedi
Az kalsın ikindi namazını kaçırıyordum arkadaşlar!..
öyle itaatkar bir kul ol ki,dışardan görenler deli desinler.çünkü deli olmadan,veli olunmaz!

Müsenna

  • Ziyaretçi
Ynt: Menkıbeler
« Yanıtla #21 : 10 Şubat 2008, 23:31:58 »
   FIRSAT, GANÎMETTİR

 

"İbni Hasen Samsûnî", büyük âlim ve velî.

Sohbeti, insanlara olurdu fâideli.

 

Bir gün, sevdikleriyle bir sohbet esnâsında,

Buyurdu ki: (Bu sıhhat, ne nîmettir aslında.

 

Göz, kulak, hele akıl, ne güzel birer ihsân.

Zîrâ şimdi mahrumdur bunlardan nice insan.

 

Soracak Hak teâlâ, mahşerde bize yârın.

Ki: (Bu âzâlarını, nerelerde kullandın?

 

Nerede hebâ ettin gençliğini, ömrünü?)

Bunlara cevap vermek, çok zordur mahşer günü.

 

Hadîste buyuruldu: (Hasta olmadan evvel,

Sıhhatin kıymetini bilmelidir mükemmel.)

 

Bunun gibi, fakirlik gelmeden daha önce,

Zenginliğin kıymeti bilinmeli güzelce.

 

Bir de ölüm gelmeden, bu ömür ve hayâtın,

Kıymetini bilin ki, sorulur size yârın.)

 

Bir gün de buyurdu ki: (Çalışmak îcâb eder.

Zîrâ selâm vermedi, boş durana o Server.

 

Çalışan müslümânı, çok seviyor Rabbimiz.

Bunlar, iki cihânda olurlar üstün, azîz.

 

Şeytân musallat olur, boş durana muhakkak.

Boş vakit geçireni, hiç sevmez cenâb-ı Hak.

 

Bu dünyâ bir gün biter, gaflete gelmeyiniz.

Arkanızdan, süratle geliyor eceliniz.)

 

Bir gün de buyurdu ki: (Vefâsızdır bu dünyâ.

Sanki Hayâl gibidir, yâhut tatlı bir Rüyâ.

 

Allah'ın men ettiği ne varsa, hep Dünyâdır.

Yâni dünyâ, kısaca "Harâm" ve "Mekrûh"lardır.

 

Atmak için kalbinden, dünyâ muhabbetini,

Dinlemek lâzım gelir, âlimler sohbetini.

 

Onların, acıyarak, şefkatle bir bakması,

Siler atar kalplerden karartı, kir ve pası.)

 

Günâh işliyenleri görse idi O eğer,

Derdi ki: (Yâ ilâhî, bunlara hidâyet ver.)

 

Yine buyururdu ki: (Âhir zaman bu devir.

Kızmak zamânı değil, acımak lâzım gelir.

 

"Cehennem" şu anda var, azâbı da çok çetin.

Günâhkâr kimseleri bekliyor yakmak için.

 

Kurtarmak gâyesiyle kulları Cehennemden,

Cömert davranmalıdır, daha önce herşeyden.

 

Para pul yoksa bile, bir güleryüz, tatlı dil,

Göstermek gerekir ki, bu da fazla zor değil.

 

Hep güleryüzlü idi kendi de hakîkaten.

Ayrıca, şefkatli ve çok cömertti hilkaten.

 

Sözü tesir ederdi, gönlüne her kişinin.

Zîrâ hep ihlâs ile söylerdi Allah için.

 

Söylediği şeyleri, yapardı kendi önce.

Herkes ibret alırdı, Onu böyle görünce.)

Abdüllatif Uyan

Çevrimdışı Mahi

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1114
Ynt: Menkıbeler
« Yanıtla #22 : 15 Şubat 2008, 15:49:10 »
KIRIK TESTİ VE ABÂ

 

"Bâyezid-i Bistâmî" buyurdu: (Senelerce,

Nefsimi ıslâh için, çalıştım gündüz gece.

 

Riyâzet, mücâhede çektim uzun seneler.

Netîcede baktım ki, ölmemiş nefsim meğer.

 

Belimde gurur, riyâ, ibâdete güvenmek,

Her yaptığı ameli, beğenip iyi görmek,

 

Gibi hastalıklardan mütevellit bir "Zünnâr",

Bulunduğunu görüp, eyledim çok âh-ü zâr.

 

Onun için, beş sene çektim yine riyâzet.

O zünnârı, belimden kesip attım nihâyet.

 

Bir ömür müddetince, Rabbime kulluk ettim.

O’na lâyık ibâdet yapmayı çok istedim.

 

Buna kavuşmak için, gayret ettim bir nice.

Hattâ sabaha kadar, namâz kıldım çok gece.

 

Yine de namâzlarım, olmadı O’na lâyık.

Allahü teâlâya yalvardım birgün artık.

 

Gözyaşları dökerek dedim ki: "Yâ ilâhî!

 

Rızâna vâsıl olmak istiyorum ben dahî.

 

Rızâ-i ilâhîye kavuşabilmek için,

Daha neler yapması lâzımdır bu âcizin?"

 

Şöyle ilhâm geldi ki: (Şu “Testi”nle şu “Abâ”n,

Yanında bulundukça, olmaz bize kavuşman.)

 

Hemence atıverdim “Abâ” ile “Testi”yi.

Kazandım böylelikle rızâ-i ilâhîyi.

 

Sonra, Hak teâlâdan şöyle ilhâm geldi ki:

(Bana vâsıl olmayı istiyenlere de ki:

 

"Bâyezid, kırk senedir uğraştı nefsi ile.

Bir ömür müddetince çekti de bunca çile,

 

Bir “Kırık testi”siyle, bir de “Eski abâ”sı,

Yanında bulundukça, olmadı kavuşması.

 

Siz, bu hâliniz ile nasıl ulaşırsınız?

O rızâya kavuşmak, kolay mı sanırsınız?")

 

“Bâyezid -i Bistâmî” vaktâ ki etti vefât,

Bir gece, kendisini rüyâda gördü bir zât.

 

Ve suâl eyledi ki hazreti Bistâmî'ye:

(Ne gibi muâmele eyledi Allah size?)

 

Buyurdu ki: (Kabirde, bir ses duydum ilk vakit.

Diyordu: "Ne getirdin sen bize ey Bâyezid?"

 

Dedim ki: "Sana lâyık bir amel edemedim.

Huzûruna, bir sürü kusurlarımla geldim.

 

Günâh getirdimse de, şirk getirmedim ama.

Bağışla sen onları, bu doğru îmânıma.”

 

Daha sonra, kabrime gelerek Münker-Nekîr,

Sormaya başladılar: "Rabbin kim, dînin nedir?"

 

Dedim ki: "Onu bana sormayın ey melekler!

Bilâkis beni O’na sorun ki, acep ne der?

 

Eğer kabûl ederse, beni kulu olarak,

Ebedî seâdete kavuşurum muhakkak.

 

Eğer kabûl etmezse kulluğuna mâzAllah,

Ne fayda, yüzbin defâ desem de Rabbim Allah")

Abdüllatif Uyan

Çevrimdışı suhup

  • okur
  • *
  • İleti: 63
Ynt: Menkıbeler
« Yanıtla #23 : 15 Şubat 2008, 16:08:43 »
Teşekkürler.
Kişiye sadakat yakışır görse de ikrah;doğruların yardımcısıdır Hazreti Allah.

Çevrimdışı Ferzin

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 240
Ynt: Menkıbeler
« Yanıtla #24 : 19 Aralık 2008, 19:54:50 »
Budur senin ilacın-BAYEZİD-İ BİSTAMİ (Rahmetullahi Aleyh)


Hazret-i Bistami’nin, bir gün ziyaretine,

Bir müslüman gelerek, arz etti ki kendine:

 
(Efendim, otuz yıldır, her gün oruç tutarım.

Ve yine geceleri, kalkıp namaz kılarım.

 
Lakin bir ilerleme görmüyorum halimde.

Bir açılma, parlaklık bulmuyorum kalbimde.

 
Halbuki tam doğrudur iman ve itikadım.

Niçin bir ilerleme olmuyor, anlamadım.)

 
Kalbine, kalp gözüyle bir nazar edip onun,

Buyurdu ki: (Evladım, çaresi zordur bunun.

 
Üçyüz sene ibadet etsen de bu halinle,

Bir yere varamazsın, bu nefis engelinle.)

 
O, sordu ki: (Yok mudur peki bunun ilacı?)

Buyurdu ki: (Var ama, yapamazsın, çok acı.)

 
Dedi: (Aman efendim, nedir o, lütfen deyin.

Elbette ki yaparım, yeter ki siz emredin.)

 
Buyurdu ki: (Evine gidince öyle ise,

Üzerine giy hemen, pek eski bir elbise.

 
Bir de torba bularak, içine ceviz doldur.

Seni tanıyanların evinin önünde dur.

 
Çocukları çağırıp, seslen ki: Ey çocuklar!

Bana tokat vurana, iyisinden ceviz var.)

 
O bunu işitince, dedi ki (SübhanAllah!

Buyurduğunuz bu iş, zor geldi bana VAllah.

 
Mümkün ise, siz bana başka bir iş buyurun.

Her ne olsa yaparım, yeter ki başka olsun.)

 
Buyurdu ki: (Derdinin ilacı budur esas.

Sana, bu işten başka ne yapsan, fayda olmaz.

 
Yolumuzun esası, bu nefsi terbiyedir.

Bu yapılabilirse, bu yolda ilerlenir.)

 
Bir gün de, bu büyük zat, birkaç talebesiyle,

Gezintiye çıktılar dinlenmek gayesiyle.

 
Bir tımarhane görüp, içeriye girdiler.

Oranın doktoruna, şöyle sual ettiler:

 
(Günah hastalığıyla dertli olanlar için,

Şifa, deva olacak bir ilaç bilir misin?)

 
O doktor, bu suale cevap veremeyince,

Bunu duyan bir deli, söze girdi hemence.

 
Bir teveccühü ile hazret-i Bistami'nin,

Dedi: (Ben biliyorum ilacını bu derdin.

 
Önce, tövbe kökünü, istiğfar yaprağıyle,

Kalp havanına koyup, döv tevhid tokmağıyle.

 
Sonra, onu geçirip bir insaf eleğinden,

Pişmanlık gözyaşıyla, hamur yap onu hemen.

 
Aşkullah ateşinde pişirip, kurutarak,

Aşk-ı Muhammediye balından da katarak,

 
Kanaat kaşığıyla yer isen gündüz gece,

Günah hastalığından, kurtulursun böylece.)

 
Delinin cevabını, hepsi çok beğendiler.

(Biz cevap veremezdik onun gibi) dediler.

REHBER İNSANLAR -Abdüllatif Uyan


Çevrimdışı Aslıhal

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 271
  • Sadece,halin aslı
Ynt: Menkıbeler
« Yanıtla #25 : 29 Aralık 2008, 22:42:56 »
MENKIBE
Ömer İbni Abdül Aziz (ra), hilafetinden önce kendilerine bir gerdanlık isabet etmiş. Ve hanımı Onu kullanıyor iken halife olunca hanımına hitaben: " Hanım, bu gerdanlık belki bizim hakkımız olmayarak bize isabet etmiş olabilir. Sen onu ver de beytül male aktaralım" der. Hanımı da kabul ederek teslim eder, o da beytül male yerleştirir. Daha sonra Ömer İbni Abdül Aziz (ra) vefat edip, yerine kayın biraderi halife olduğu zaman kız kardeşine diyor ki: "Kardeşim, senin hakkın olan gerdanlığı eniştem senin elinden aldı. Ben bunu sana iade etmek istiyorum." Kız kardeşi diyor ki: Kardeşim, ben kocama sağlığında itaat edip de vefatından sonra isyan edemem. Merak ediyorsan al gendi hanımının boynuna tak!" der. Yeni halife alır ve kendi hanımının boynuna takar. Bu hadise iki halife arasındaki takva anlayışını ifade eder.
« Son Düzenleme: 08 Ocak 2009, 20:41:34 Gönderen: Müsenna »
Bârını gerden-i ahbâba edenler tahmîl
Ne kadar olsa sebük-ruh olur elbette sakîl
 

Çevrimdışı salih1977

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 1
    • Flash Oyun sitesi
Ynt: Menkıbeler
« Yanıtla #26 : 08 Ocak 2009, 14:33:47 »
Amin

Çevrimdışı sehle

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 331
Ynt: Menkıbeler
« Yanıtla #27 : 13 Kasım 2009, 17:57:33 »
Nasreddin Hoca ve Hiç..

--------------------------------------------------------------------------------

Nasreddin Hoca’ya sormuşlar: “Kimsin? ”
“Hiç” demiş Hoca, “hiç kimseyim.”
Dudak büküp önemsemediklerini görünce, sormuş: “Sen kimsin? ”
“Mutasarrıf” demiş adam kabara kabara.
“Sonra ne olacaksın? ” diye sormuş Nasreddin Hoca.
“Herhalde vali olurum” diye cevaplamış adam...
“Daha sonra? ..” diye üstelemiş Hoca.
“Vezir” demiş adam.
“Daha daha sonra ne olacaksın? ”
“Bir ihtimal sadrazam olabilirim.”
“Peki ondan sonra? ”
Artık makam kalmadığı için adam boynunu büküp son makamını söylemiş: “Hiç.”
“Daha niye kabarıyorsun be adam, ben şimdiden, senin yıllar sonra gelebileceğin makamdayım: ‘hiçlik makamı’ında! ”
الَهى انت مقصودى ورضاك مطلوبى

Çevrimdışı sehle

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 331
Ynt: Menkıbeler
« Yanıtla #28 : 12 Ocak 2010, 17:58:52 »
Hz. Ömer (ra) ve Hırsız..!!
Hz. Ömer(r.a.) halifeliği döneminde bir hırsızı cellada teslim etti.

Hırsız yalvararak bağırdı:

“Ey insanların efendisi beni bağışla ne olur, çünkü bu benim ilk suçumdur!...”

Hz. Ömer (r.a.):

“Yalan söylüyorsun ey zelil kişi, çünkü Allah (c.c.) hiç bir zaman ilk suçta hemen gazaba gelip ceza vermez.
Lutfunu izhar etmek için suçları defalarca örter, fakat sonunda adaletini göstermek icin cezalandırır.
Yakalandığına göre bu senin ilk suçun olamaz” dedi
الَهى انت مقصودى ورضاك مطلوبى

Çevrimdışı şüheda58

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 3
  • dün geçdi,bugün can çekişiyor,yarın henüz doğmadı
Ynt: Menkıbeler
« Yanıtla #29 : 12 Mart 2010, 16:17:28 »
bütün menkıbeler için çok teşekkürler hepinize