Gönderen Konu: Migrenin şifresi çözülüyor  (Okunma sayısı 17526 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Vuslat Yolcusu

  • Ziyaretçi
Migrenin şifresi çözülüyor
« : 15 Eylül 2007, 12:28:01 »

Oruç bozmayan migren bandı

Alınan ilaçlara rağmen bir türlü geçmek bilmeyen baş ağrılarının da artık bir çaresi var. Rahatlatsın diye alnınıza koyduğunuz ıslak bezler, soğuk şişeler ve buz torbalarından bahsetmiyoruz. Türkiye’de satılmaya başlanan ‘soğuk terapi bantları’, baş ağrısı çekenlerin imdadına yetişti.
Geçtiğimiz yıl İngiltere’de oldukça ilgi gören migren bantları artık Türkiye’de. Herkesin hayatında mutlaka çekilmez baş ağrıları ile kıvrandığı olmuştur. Alınan ilaçlara rağmen bir türlü geçmek bilmeyen baş ağrılarına karşı biraz olsun rahatlatsın diye alına koyulan ıslak bezler, soğuk şişeler, buz torbaları artık tarih oluyor. ‘Stop Ever-Migraine & Headache Cooling Patch’ Soğuk Terapi Bandı, alına yapıştırıldığında 6 saate kadar serinletici etkisini koruyan özelliği ile migren sebebiyle hayatı zindana dönenlerin rahatlamasını sağlıyor. Herhangi bir ilaç içermediği için ilaç tedavisi ile birlikte kullanılabilen soğuk terapi bantlarının yan etkisi de yok. Bant, yüksek su oranı ve ateş düşürmeye yardımcı mentollü içeriği ile migren ve baş ağrısı çeken yetişkinlerin yardımına koşuyor.


Soğuk terapi bandı nedir?

Migren ve baş ağrısı çeken birçok insan, tedavi amaçlı ilaçların yanı sıra, migrenin sebep olduğu ağrıları hafifletmek amacıyla (ıslak bez, buz torbası gibi) klasik soğuk terapi yöntemlerine başvurur. Migren ağrısı çeken birçok kişi için soğuk terapi, migrenle mücadele etme yöntemlerinin bir parçasıdır. Ancak bu yöntemlerin etkisi çok kısa sürelidir ve suyun vücut sıcaklığı ile ısınması sonucu faydalı olma özelliğini kaybeder. İthal bant ise uygulandığı cilt yüzeyinde 6 saate kadar soğutucu etkisini sürdürüyor. Uzmanlar, bantın, migren ve baş ağrısının ilk belirtilerinin görüldüğü andan itibaren kullanılmasını tavsiye ediyor. Islak bez ve buz torbası gibi diğer soğuk terapi yöntemlerinden farklı olarak, ‘Stop Ever-Migraine & Headache Cooling Patch’ özel tasarlanmış jel yapısı ile hastanın hareket etmesine engel olmuyor, uygulandığı yüzeye sıkıca tutunur. Soğuk terapi bandı, vücudun hareket etmesi ile uygulandığı cilt yüzeyinden düşmüyor. Böylece hasta alnında bant varken günlük çalışmalarına kolayca devam edebiliyor. Ayrıca bant ilaç tedavisi gibi orucu da bozmuyor.  

alinti.zaman gazetesi 15-09-2007

Çevrimdışı uhra

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 187
Oruç bozmayan migren bandı
« Yanıtla #1 : 15 Eylül 2007, 12:52:24 »
yakın çevremde, çok migren ağrısı çeken var. paylaşımınız için teşekkürler.
Allah razı olsun.

Vuslat Yolcusu

  • Ziyaretçi
Oruç bozmayan migren bandı
« Yanıtla #2 : 15 Eylül 2007, 17:18:51 »
denemek lazim insAllah sifa bulurlar

Çevrimdışı uhra

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 187
Oruç bozmayan migren bandı
« Yanıtla #3 : 15 Eylül 2007, 19:18:31 »
Alıntı yapılan: "Vuslat Yolcusu"
denemek lazim insAllah sifa bulurlar


deneyecekler.İnşaalah şifa bulurlar.
Allah sizden razı olsun Vuslat Yolcusu kardeşim.

_________

Amade

  • Ziyaretçi
Migrenin şifresi çözülüyor
« Yanıtla #4 : 29 Aralık 2007, 01:44:39 »
 
 
Kalbe ilaç ararken migrene çare buldu
 
 
 
 
 Kalp için kullanılan bir ilacın migrene de iyi geldiğini keşfeden doktorların araştırmaları sonuç verdi.

Kalp tedavisi için kullanılan bir ilacın migrene de iyi geldiğini keşfeden İngiliz doktorun araştırmaları sonuç verdi. Kanda pıhtılaşmaya karşı kullanılan ilacın migren ağrılarını da dindirdiği belirlendi.

LONDRA’daki Guy’s Hospital London’ın kardiyoloji danışmanı olan Dr. John Chambers, kan pıhtılaşmasına karşı kullanılan "Clopidogrel" adlı ilacı, beş migren hastası üzerinde denedi. Bazı deneklerde "olağanüstü başarılı" sonuçlar veren ilaç, 280 migren hastası üzerinde daha denenecek. İngiliz doktorun ilk deneylerde aldığı sonuçlar, önümüzdeki yıl yapılacak araştırmalarda da doğrulanırsa, migrene kesin çare bulunmuş olacak.

MİGRENİN KAYNAĞI

Dr. Chambers, daha önce denenmeyen bu ilacı kullanmadan önce, migrenin kalpte oluşan küçük kan pıhtılarının beyne ulaşmasıyla oluşabileceğini öne sürdü. Bu hipoteze göre, beyne giden kan pıhtıları, kan akışını engelliyor ve migren nöbetine neden oluyor. Baş ağrısı, zonklama, mide bulantısı ve ışığa karşı hassaslık gibi belirtileri olan migren nöbeti, yaklaşık her 10 insandan birini etkiliyor. Bu tür nöbetler bazen üç gün sürebiliyor ve her yıl ortalama 13 nöbet geçiren hastalar, tüm enerjilerini günlerce kaybediyorlar. Hormonal değişiklikler nedeniyle özellikle kadınlarda daha çok görülen hastalık, hareket edilmesi halinde ağrıyı daha da artırıyor.

YAPIŞKAN TROMBOSİT

Günümüzde migrene karşı uygulanan tedavilerde tansiyon düşürücü ilaçlar, sakinleştiriciler ve ağrı kesiciler kullanılıyor; ancak bunlar kesin çözüm sağlamaktan uzak. İngiliz doktorun ilk kez kullandığı ve aslında kalp hastalarına reçeteyle verilen "Clopidogrel" adlı ilaç ise kanın daha zor pıhtılaşmasını sağlıyor. İlaç, kanda bulunan ve bir damar zarar gördüğünde pıhtılaşmaya yardımcı olan trombositi "daha az yapışkan" hale getiriyor. Alyuvar ve akyuvarlardan sonra kanda en çok bulunan madde olan trombositin fazla yapışkan olması durumunda, aşırı pıhtılaşma oluşuyor ve bu felce bile neden olabiliyor.

KALP-MİGREN İLİŞKİSİ

Trombositin, migrende çok önemli bir rol oynadığına inanan İngiliz doktor Chambers, "Kimse migrene neyin yol açtığını tam bilmiyor. Bir başka tedavi yöntemi bulmak çok yararlı olabilir. İlacı ilk denediğim hasta 20 yıldır her gün migren nöbeti yaşıyordu. Tedaviyi uyguladım ve nöbetler zamanla yok oldu. Hayatı değişti" dedi. Kalp ameliyatı olan bazı hastaların daha sonra migrene yakalandığı gerçeği de, Chambers’ın tezini doğruluyor. İngiliz doktor, yeni tedaviye cevap veren hastaların kalbinde teşhis edilmeyen çok küçük bir delik olabileceğini ve bu yüzden kanda hafif bir pıhtılaşma oluşabileceğini söylüyor.

BEYİNDEKİ MERKEZİ FRANSIZLAR BULDU

Fransız bilim adamları ise migren ağrılarının beyindeki kaynağını buldu. Gönüllü deneklerin beyin tomografilerini inceleyen Toulous’daki Rangueil Hospital uzmanları, beynin tabanındaki hipotalamus bölgesinin migren nöbetleri sırasında daha faal olduğunu keşfetti. Headache Dergisi’nde yayınlanan keşif, gelecekte daha etkili ilaçlar üretilebilmesini sağlayacak. Açlık gibi durumlarda fizyolojik tepkileri düzenleyen hipotalamusun migren konusunda da kilit bir rol oynadığı daha önce tahmin ediliyor, fakat bu kanıtlanamıyordu. Bazı bilim adamları, beynin birden fazla bölgesinin migren nöbetlerinde faaliyete geçtiğini savunuyor.
 
 
 
 
 Kalp için kullanılan bir ilacın migrene de iyi geldiğini keşfeden doktorların araştırmaları sonuç verdi.

Kalp tedavisi için kullanılan bir ilacın migrene de iyi geldiğini keşfeden İngiliz doktorun araştırmaları sonuç verdi. Kanda pıhtılaşmaya karşı kullanılan ilacın migren ağrılarını da dindirdiği belirlendi.

LONDRA’daki Guy’s Hospital London’ın kardiyoloji danışmanı olan Dr. John Chambers, kan pıhtılaşmasına karşı kullanılan "Clopidogrel" adlı ilacı, beş migren hastası üzerinde denedi. Bazı deneklerde "olağanüstü başarılı" sonuçlar veren ilaç, 280 migren hastası üzerinde daha denenecek. İngiliz doktorun ilk deneylerde aldığı sonuçlar, önümüzdeki yıl yapılacak araştırmalarda da doğrulanırsa, migrene kesin çare bulunmuş olacak.

MİGRENİN KAYNAĞI

Dr. Chambers, daha önce denenmeyen bu ilacı kullanmadan önce, migrenin kalpte oluşan küçük kan pıhtılarının beyne ulaşmasıyla oluşabileceğini öne sürdü. Bu hipoteze göre, beyne giden kan pıhtıları, kan akışını engelliyor ve migren nöbetine neden oluyor. Baş ağrısı, zonklama, mide bulantısı ve ışığa karşı hassaslık gibi belirtileri olan migren nöbeti, yaklaşık her 10 insandan birini etkiliyor. Bu tür nöbetler bazen üç gün sürebiliyor ve her yıl ortalama 13 nöbet geçiren hastalar, tüm enerjilerini günlerce kaybediyorlar. Hormonal değişiklikler nedeniyle özellikle kadınlarda daha çok görülen hastalık, hareket edilmesi halinde ağrıyı daha da artırıyor.

YAPIŞKAN TROMBOSİT

Günümüzde migrene karşı uygulanan tedavilerde tansiyon düşürücü ilaçlar, sakinleştiriciler ve ağrı kesiciler kullanılıyor; ancak bunlar kesin çözüm sağlamaktan uzak. İngiliz doktorun ilk kez kullandığı ve aslında kalp hastalarına reçeteyle verilen "Clopidogrel" adlı ilaç ise kanın daha zor pıhtılaşmasını sağlıyor. İlaç, kanda bulunan ve bir damar zarar gördüğünde pıhtılaşmaya yardımcı olan trombositi "daha az yapışkan" hale getiriyor. Alyuvar ve akyuvarlardan sonra kanda en çok bulunan madde olan trombositin fazla yapışkan olması durumunda, aşırı pıhtılaşma oluşuyor ve bu felce bile neden olabiliyor.

KALP-MİGREN İLİŞKİSİ

Trombositin, migrende çok önemli bir rol oynadığına inanan İngiliz doktor Chambers, "Kimse migrene neyin yol açtığını tam bilmiyor. Bir başka tedavi yöntemi bulmak çok yararlı olabilir. İlacı ilk denediğim hasta 20 yıldır her gün migren nöbeti yaşıyordu. Tedaviyi uyguladım ve nöbetler zamanla yok oldu. Hayatı değişti" dedi. Kalp ameliyatı olan bazı hastaların daha sonra migrene yakalandığı gerçeği de, Chambers’ın tezini doğruluyor. İngiliz doktor, yeni tedaviye cevap veren hastaların kalbinde teşhis edilmeyen çok küçük bir delik olabileceğini ve bu yüzden kanda hafif bir pıhtılaşma oluşabileceğini söylüyor.

BEYİNDEKİ MERKEZİ FRANSIZLAR BULDU

Fransız bilim adamları ise migren ağrılarının beyindeki kaynağını buldu. Gönüllü deneklerin beyin tomografilerini inceleyen Toulous’daki Rangueil Hospital uzmanları, beynin tabanındaki hipotalamus bölgesinin migren nöbetleri sırasında daha faal olduğunu keşfetti. Headache Dergisi’nde yayınlanan keşif, gelecekte daha etkili ilaçlar üretilebilmesini sağlayacak. Açlık gibi durumlarda fizyolojik tepkileri düzenleyen hipotalamusun migren konusunda da kilit bir rol oynadığı daha önce tahmin ediliyor, fakat bu kanıtlanamıyordu. Bazı bilim adamları, beynin birden fazla bölgesinin migren nöbetlerinde faaliyete geçtiğini savunuyor.

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Ynt: Kalbe ilaç ararken migrene çare buldu
« Yanıtla #5 : 13 Ocak 2008, 14:12:50 »
Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op Dr. Zekeriya Kul “Endoskopik Migren Cerrahisi”
hakkında bilgi verdi.

Yüz germe ameliyatı yaptığımız aynı zamanda migren şikayetleri mevcut olan hastalarda ağrıların ortadan kalktığı görülünce endoskopik migren cerrahisi doğdu. Zaten alın germe ve kaş kaldırma ameliyatları sırasında kestiğimiz bazı kasların bu sinirlerin üzerindeki baskının kalkmasına neden olduğunu gördük. Ve böylece sıklıkla migren hastalarında bu tedaviyi uygulamaya başladık.
Ameliyat nasıl gerçekleştiriliyor?
Tetik noktaların sayısına bağlı olarak lokal veya genel anestezi altında gerçekleştirilebiliyor. Her bir nokta için yapılacak işlem yaklaşık 1 saat sürüyor. Alın bölgesindeki ve şakak bölgesindeki sinirler için saçlı deri içerisinden özel endoskopik aletler ve kamera eşliğinde girerek bu bölgelerdeki sinirlerde bası etkisi olan kasları serbestleştiriyoruz. Ense bölgesindeki tetik nokta için ise sinirin çıkış noktasına uyan bölgede yapılan küçük bir kesi ile giriyoruz.

Ameliyat sonrası ne kadar sürede iyileşme gerçekleşiyor?
Eğer lokal anestezi ile yapıldıysa işlem, hemen sonrasında normal hayata dönülebilir. Genel anestezi altında yapılan işlemde ise 1 günlük dinlenme öneriyoruz.

Migren cerrahisi standart ameliyatlar arasına girdi mi?
Ağrı, normalde plastik cerrahinin alanına girmiyor. Migren cerrahisi yeni bir teknik. Ama hiçbir ameliyat migren cerrahisinin yerini tutmaz. Çünkü migren ciddi bir hastalık, 10 kişiden birinde görülüyor. Ve hastaların ataklar döneminde iş ve sosyal hayattan ne kadar koptuklarını düşünürseniz onlara vereceğiniz iyilik halleri ve mutlulukları tarif edilemeyecek kadar büyük olacaktır

Ameliyat yüzde başka sorunlara yol açmıyor mu?
Ameliyatta serbestleştirilen sinirler motor sinirler değil. Ağrı duyusunu taşıyan duyu sinirleri. Kaldı ki ameliyatta bu sinirleri kesmiyoruz sinirler gene eski fonksiyonlarını koruyor. Sadece üzerlerindeki baskıyı ortadan kaldırıyoruz.

Tek ameliyat yetiyor mu?
Hastanın ağrı şikayetlerine bağlı. Migrenin tetikleyen tüm noktaları önceden biliniyorsa tek ameliyat yetebilir.
Tetikleyen noktaları nasıl belirliyorsunuz?
Hastanın verdiği bilgi önemli.Öncelikle nöroloji uzmanı ile konsülte ediyoruz hastayı. Örneğin, sabahları şakaklardan başlayan ağrıdan bahsedilince o bölgedeki sinirlere yönleniyoruz. Ama önce o bölgeye botoks yapıyoruz. Geçici rahatlama sağlarsa ameliyata geçiyoruz. Kesin çözüm için ameliyat uygulanıyor.

Hastanın yaşı önemli mi?
Hayır. Ameliyat ettiğim en genç hastam 16, en yaşlısı da 75 yaşında. Hastalar ağrıdan kurtulmak için her şeyi deniyor. Ameliyat ettiklerim arasında en mutlu olanlar migren ağrıları kesilenler. Hayat boyu minnettar kalıyorlar. Bu ameliyat, biz cerrahları da ödüllendiriyor.

Yani artık migrenliler de plastik cerrahiye mi başvuruyor?
Evet. Ama aralarında fark var. Plastik cerrahinin aciliyeti yoktur. Migren cerrahisinde ise hastalara ameliyat dışında seçenek kalmamıştır. Migrenliler arasında ayda 10 kez ciddi ağrı yaşayanlar var.
Village Türkiye
*~*~* TUĞRA *~*~*

Amade

  • Ziyaretçi
Ynt: Kalbe ilaç ararken migrene çare buldu
« Yanıtla #6 : 13 Ocak 2008, 20:38:19 »
Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op Dr. Zekeriya Kul “Endoskopik Migren Cerrahisi”

mümkünse adresi ve telefonu verilirse hizmet etmis oluruz,

osmanli

  • Ziyaretçi
Migrenin şifresi çözülüyor
« Yanıtla #7 : 24 Haziran 2009, 22:12:43 »
Migrenin şifresi çözülüyor     
Türk araştırmacılar, toplumda yüzde 20 oranında görülen migren hastalığına büyük oranda neden olan bir faktörü ilk kez tanımladı.

Araştırmacılar, yeryüzünde rüzgarla yer değiştiren sahra çölü tozlarının migrene neden olduğunu ve hastalığı tetiklediğini laboratuvar ortamındaki deneylerle kanıtladı.

ABD'deki Harvard Üniversitesi'nde baş ağrıları üzerine araştırmalarıyla tanınan Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Nöropsikiyatri Merkez Müdürü Prof. Dr Hayrunnisa Bolay ve Hacettepe Üniversitesi Çevre Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cemal Saydam'ın ortak çalışmasında, rüzgarla taşınan ve atmosferde su ve güneşle değişime uğrayan sahra çölü tozlarının migrene neden olduğunu ve bunların belli dönemlerde hastalığı tetiklediği ortaya çıktı.

Bu tozlardan verilen deney hayvanlarının beyinlerinin ağrı merkezinin aktif hale geçtiğini keşfeden araştırmacılar, bunların alerji, astım gibi hastalıkları da tetiklediğini öngörüyor.

AA muhabirine bilgi veren Prof. Dr. Bolay, bahar dönemlerinde lodosun artmasıyla birlikte baş ağrısı, yüksek tansiyon, astım ve halsizlik gibi yakınmalarda artış gözlendiğini anlattı.

Bolay, migrenin toplumda görülme sıklığının yüzde 20 oranında olduğunu, hastalığı tetikleyen nedenlerin ve mekanizmaların yalnızca bir kısmının tanımlanabildiğini, bu eksikliğin de yeni mekanizma ve ilaç arayışlarına gereksinimi arttırdığını ifade etti.

-''TOZLAR ATMOSFERDE DEĞİŞİME UĞRUYOR''-

Literatürde de ani hava değişimlerinin baş ağrılarını arttırdığına dair yayınların bulunduğunu kaydeden Prof. Dr. Bolay, Prof. Dr. Saydam'la birlikte yaklaşık 4 yıl önce başlattıkları çalışmalarda sahra tozunun arttığı dönemlerle baş ağrılarının ilişkisinin olup olmadığını araştırmaya başladıklarını dile getirdi.

Dünya ülkelerinin çeşitli çöl kaynaklarının tozlarından etkilendiğini, Türkiye'yi en çok etkileyen tozların da Afrika'daki Sahra Çölü'nden kalkan tozlar olduğunu dile getiren Bolay, şunları kaydetti:

''Bu tozlar, atmosferde bulutlarla Avrupa ve Amerika gibi başka kıtalara da hareket ediyor. Bu sırada güneş ışığının ve bulutun içindeki suyun da etkisiyle tozla birlikte virüs ve bakteri gibi mikroorganizmalar üremeye başlıyor. Ardından bunlar hızla çoğalıyor ve mikroorganizmaların yanında bazı aminoasitler ve demir gibi moleküller ortaya çıkıyor. Bu tozları Türkiye'ye taşıyan ise lodos rüzgarı.''

-TOZ VERİLEN HAYVANLARDA BAŞ AĞRISI-

Sahra çölü tozlarının ilkbahar ve sonbahar mevsimlerinde artış gösterdiğini vurgulayan Bolay, çalışmayla ilgili şu bilgileri verdi:

''Laboratuvarda atmosferik hava koşullarını taklit edecek bir ortam oluşturduk. Deney hayvanlarının bir kısmına bu tozlardan verirken, bir kısmına vermeyerek testlerimize başladık. Tozları su ve güneş ışığını taklit edecek enerjiye maruz bıraktık. Bunları, yaklaşık 24 saat sonra deney hayvanlarının soludukları havanın içine katkı olarak verdik.

İki saatin ardından temiz havada bulunan hayvanlara göre bu ortamı soluyan hayvanların beyinlerindeki ağrı merkezlerinin aktive olduğunu gösterdik. Bunu beyin dokularını özel metotlarla inceleyerek gördük.''

-''TOZUN İÇİNDEKİ ORGANİZMALAR ETKİLİ''-

Sahra tozlarının ağrıyı tetiklediğini gösteren bu bulguların bir sonuç çıkarmak için yeterli olmadığını bu nedenle de ikinci aşama deney çalışmalarına başladıklarını aktaran Bolay, ''Çünkü tozun kendisi de ağrıya yol açıyor olabilirdi. İkinci deneyde de tozlara radyasyon vererek içindeki bütün canlıların ölmesini sağladık. Böylece tozun içinde virüs, bakteri gibi mikroorganizmalar kalmadı. Bunlar öldükten sonra aynı tozu tekrar aldık ve yine hayvanların soluduğu havanın içine verdik'' bilgisini verdi.

Deney hayvanlarına tozu mikroorganizmalardan arındırarak verdiklerinde tozlu olmayan ortamdan farklı bir reaksiyona rastlamadıklarını bildiren Bolay, ''Bu da etkinin tozun kendisinden değil, birlikte taşıdığı mikroorganizmalardan geldiğini kanıtlıyor'' dedi.

''Filtreleme'' yöntemi kullanarak yaptıkları bir başka deneylerinde ise 450 nanometrenin altındaki partiküllerin migren ve baş ağrısını tetikleyebildiğine dair bazı ön bilgiler topladıklarını aktaran Bolay, ''Bu boyut ise şu an bildiğimiz bakterilere göre çok küçük bir boyut. Bu nedenle de etkinin mikroorganizmaların kendisinden değil ama onlarla birlikte taşınan bazı ürünlerden kaynaklanabileceğini ortaya koyduk'' diye konuştu.

-''DÜNYADAKİ İLK ÇALIŞMA...''-

Bolay, ''Bu etkileri dünyada ilk kez biz bu çalışmayla gösteriyoruz'' diyerek, çalışmanın atmosferde bugüne kadar bilinmeyen bir faktörün etkisini ortaya koyması bakımından önemli olduğunu vurguladı.

Sahra tozunun yalnızca migren ya da diğer gruptaki baş ağrılarını tetiklemediğini, aynı zamanda astım, alerji ve yüksek tansiyon gibi diğer hastalıkları da tetiklediğine dair öngörüleri bulunduğunu dile getiren Bolay, ''Bu çalışmadan çıkacak sonuçlar çok fazla. Bulunması ve araştırılması gereken cevaplar çok. Bu nedenle çalışmaya destek bekliyoruz'' dedi.

Bolay, yapılacak çalışmalarla ilgili olarak vücutta hangi yollarla ağrıyı tetiklediğinin bilinmediğini, Harvard Üniversitesinde yaptığı çalışmalarda gösterdikleri nitrogliserinin etkisine benzer bir etki olabileceğini vurguladı ve bu mekanizmaların aydınlatılması ile hastaların hava durumuna göre önceden haberdar edilerek ilaç kullanabileceklerini bildirdi.

Bolay, ''Örneğin 'iki gün sonra toz gelecek veya Mart ayı süresince toz taşınıyor o nedenle o ay için şu ilacın kullanılması gerekecek'' şeklinde mevsimsel tedavilere gidilebileceğini ifade etti.

''Bu çalışma hastalıklara ve tedavi şekillerine bakışımızda yeni bir ufuk açıyor'' diyen Bolay, çalışmanın uluslararası dergilerden ''Sefalalji'' isimli dergide yayımlandığını ve çalışmanın sonuçlarının Dr. Hacer Doğanay tarafından tez haline getirildiğini anlattı.

-ÇÖL TOZLARININ HAREKETLERİ''-

Prof. Dr. Cemal Saydam ise çöl tozlarının dünya üzerindeki hareketleri üzerine 15 yıldır çalıştığını, 1994'de Türkiye'de ilk uydu alıcı istasyonunun kurulmasıyla bu tozların hareketinin anında görülmeye başlanmasıyla konunun üzerine daha çok gittiğini anlattı.

Sahra tozlarıyla sağlığın ilişkisini kurmasında eşinin migren ve alerji rahatsızlıklarının etkisinin olduğunu dile getiren Saydam, eşinin Mersin'de belli dönemlerde artış gösteren rahatsızlıklarının çöl tozlarının artış gösterdiği döneme denk geldiğini ifade etti.

Kurduğu internet sitesinden tozların arttığı dönemde ağrıların arttığını gösteren mailler aldığına işaret eden Saydam, daha sonra Gazi Üniversitesi ile çalışmalara başladıklarını kaydetti.

-''KUSURA BAKMAYIN AMA BİZ BULDUK''-

Çalışmanın, Türkiye'deki çeşitli çevrelerce başka bir ülkede daha önce yapılmadığından, ''bilimsel'' olarak nitelendirilmediğini aktaran Saydam, ''Biz de onlara 'Bu dünyada ilk çalışma. Kusura bakmayın ama bunu biz bulduk' diyoruz'' diye konuştu.

Saydam, sahra tozlarının yoğunluğunda Türkiye'de en fazla risk altında olan bölgenin Akdeniz olmasına rağmen, Türkiye'nin hemen hemen her noktasının lodosa maruz kaldığından risk altında olabileceğini söyledi.

Bu tozları kullanarak yağmurun da yağdırılabileceği üzerine çalışmalarının da bulunduğunu anımsatan Saydam, bu çalışmaların üzerine gidilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

Çevrimdışı tefhim

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 360
Ynt: Kalbe ilaç ararken migrene çare buldu
« Yanıtla #8 : 21 Temmuz 2009, 22:38:06 »
Bir.migren.hastası.olarak.soruyorum.
Asık.yüzlü.insanlarmı.migren.oluyor.yoksa
Migrenmi.insanlara.yüzlerini.astırıyor.
Bedeel islemü gariben feseyeudü gariben fetuba lilgurabai.

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Migrenin Sevmediği Besinler...
« Yanıtla #9 : 16 Aralık 2009, 10:15:28 »

Çölyak ve migrenin sevmediği besinler ve gebelik diyabetinde beslenme...

Çölyak bir ince bağırsak hastalığıdır. Tahıl ürünleri içinde bulunan gluten proteinine karşı ince bağırsağın ömür boyu sürecek emilim bozukluğudur. Görülme sıklığı olarak 1/500 ile 1/3000 arasında değişir ama son yıllarda daha çok duyulmaya başlandı. Bu hastalığın tedavisi için maalesef herhangi bir ilaç yoktur. Kişi ömür boyu glutensiz bir diyetle beslenmek zorundadır.

Çölyak hastaları beslenmelerinde buğday, arpa, yulaf, çavdar ürünlerini tüketmemelidir. Ekmek, bisküvi, kek, çörek gibi bu tahıllardan yapılan her türlü yiyecek bağırsaklarda toksik etki yapmaktadır.

Artık bu hastalık için yapılmış ürünleri bulmak kolaydır. Belediyenin yine glutensiz ekmeği bulunmaktadır. Arpa, buğday, çavdar ve yulaf yerine mısır unu, pirinç ve pirinç unu, nişasta tüketilebilir.

Yenmemesi gereken yiyeceklerden bazıları da şunlardır; bulgur, makarna, şehriye, erişte, bisküvi, kraker, simit, tarhana, irmik, börek, pasta, börek, boza, ketçap , hazır salça ve unla yapılmış soslar…

Serbest olarak tüketilebilecek yiyecekler; süt, yoğurt, bütün sebze ve meyveler, kuru baklagiller, et, tavuk,balık, yumurta, peynir, reçel, bal, pekmez, salep, ıhlamur, çay, ayran, meyve suyu, baharatlar, tuz ve ev salçasıdır.

Gebelik Diyabetinde Nasıl Beslenmelisiniz?

Gebelik döneminde başlayan ve ilk defa bu sırada görülen diyabete gestasyonel diyabet diyoruz. Eğer hamileliğinizde diyabet çıkarsa tedavi şekli değişebilir.

• Beslenme
• İnsülin
• Egzersiz

Sadece diyetle tedavi gerekebilir, ya da insülin ve diyet tedavisi birlikte gerekebilir. Beslenme tedavisi çok önemli olup temel olarak kan şekerini düzenleyecek tedavidir.

Buna ek insülin gerektiği durumlarda yine beslenme düzeniniz diyabetli bir kişinin beslenmesi gibi olmalıdır. Ama her halükarda egzersiz yapmak tedavi için gereklidir.

Diyabette beslenme tedavisinden daha önce bahsetmiştim. Kısaca gözden geçirirsek öğün sayısını arttırmak ve günde 5-6 öğün yemek gerekmekte. Karbonhidrat tüketimi ve cinsi önemli, beyaz unlu yiyecekler ve şekerli yiyeceklerden uzak durmalısınız.

Tahıllı yani posalı karbonhidratları tercih etmelisiniz. Ve tabi ki kilo artışınız çok önemli, hamileliğe ideal kilonuzda başladıysanız en fazla 10-12 kg almalısınız. Eğer ideal kilonuzun üzerinde hamile kaldıysanız daha az kilo alarak hamileliği bitirmelisiniz.

Migren Ağrısını Arttıran Yiyecekler

Migren kadınlarda erkeklerden daha sık görülen çok yaygın bir baş ağrısı hastalığıdır. Bazı yiyecekler migren için tetikleyici olabilir. Baş ağrısı çeken kişilerde besin alerjisi de çok sık görüldüğünden öncelikle besinlere olan duyarlılığınızı tespit etmelisiniz.

Bunun için alerji testleri yaptırabilirsiniz ya da hangi besinlerin ağrıya neden olduğuna dikkat etmelisiniz.

Dikkat edilecek başlıca besinler, çikolata, eski peynirler, alkollü içkiler ve kabuklu deniz ürünleridir. Bazı kişilerde aspartamın baş ağrısı yaptığı da bildirilmiştir. Nitrit ve monosodyum glutamat da migren ile ilgisi görülen ögelerdir. Bunlar için monosodyum içeren hazır gıdalara ve genelde işlenmiş et ürünlerinde, salam, sosis vb. bulunan nitrite dikkat edilmelidir.

Migren için gerekli minerallerin başında magnezyum ve B6 vitamini gelmektedir. Besinlere olan duyarlılık herkes için değişebilir bunu takip etmek en önemli noktadır.

Serap Güzel/ Radikal
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı İsra

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 7470
Işığın migreni neden tetiklediği bulundu
« Yanıtla #10 : 12 Ocak 2010, 09:38:40 »
Bilim adamları, ışığın migren ağrısını tetiklemesinin nedenini tespit etti. İtalyan haber ajansı ANSA'da yer alan habere göre, Boston'daki Beth Israel Deaconess Tıp Merkezi'nde görev yapan bilim adamları, migren hastalarının ışığa karşı duyarlı olmalarının nedeninin, gözdeki ışık hassasiyeti olan hücrelerle migren atakları sırasında harekete geçen bir grup nöron arasındaki bağlantı olduğunu ortaya çıkardı.

Migren hastalarının yüzde 85'inin aynı zamanda fotofobisinin (ışığı tolere edememe durumu) olduğu belirtilen haberde, migren atakları sırasında sadece birkaç saniye ışık görmenin dahi ağrıyı artırdığına, ancak bunun nedeninin bugüne değin açıklanamamış olduğuna işaret edildi.

Görme özürlü 20 migren hastasını, ışığa karşı tamamen duyarsız olanlar ve ışığın varlığını hissedebilenler olarak ikiye ayıran bilim adamları, sadece ikinci grubun üyelerinin fotofobik olduğunu gözlemledi. Bu durumun, fotofobinin arkasında optik sinirin bulunduğunun bir göstergesi olduğunu belirten bilim adamları, araştırmalarını migrenli fareler üzerinde sürdürdü. Retina tabakasında bulunan melanopsin adlı ışığa duyarlı hücrelerin optik sinir vasıtasıyla beyne ulaştığı bölümde migren atakları sırasında harekete geçen bir grup nöron keşfeden bilim adamları, bunun, ışığın migren üzerindeki etkisini açıkça ortaya koyduğunu söylediler.

(zaman)

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Her 4 kadından birinin korkulu rüyası
« Yanıtla #11 : 13 Ocak 2010, 12:24:01 »

Türk Nöroloji Derneği Baş Ağrısı Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Zarifoğlu, 2008'de tamamladıkları "Türkiye'de Baş Ağrısı ve Migren Epidemiyoloji Çalışması"nın sonuçlarına göre, Türkiye'de her 4 kadından birinde migren olduğunu söyledi.

Prof. Dr. Zarifoğlu, Türk Nöroloji Derneği Baş Ağrısı Çalışma Grubu tarafından, İE Ulagay-Menarini Group'un desteği ile 2008 yılında başlanan ve 3 ayda tamamlanan "Türkiye'de Baş Ağrısı ve Migren Epidemiyoloji Çalışması'nın sonuçlarıyla ilgili bilgi verdi.

Yüz yüze yapılan görüşmelerle 21 ilde, 33 hekim tarafından gerçekleştirilen araştırmanın, 18-65 yaş arası, yarısı erkek, yarısı kadın olmak üzere 5 bin 323 kişiyi kapsadığını belirten Zarifoğlu, kadınların yüzde 24'ünde, erkeklerin yüzde 8.5'inde, ortalamada ise yüzde 16.4 oranında toplumda migren olduğunu açıkladı.

Migrenin büyük şehirlerde, köy ve kasabalara göre daha sık görüldüğünün altını çizen Zarifoğlu, "Bölgeleri karşılaştırdığımızda hastalık, Doğu, Güneydoğu, Karadeniz ve Marmara bölgelerinde diğer bölgelere göre daha yüksek. Grupları incelediğimizde ise eğitim ne kadar düşükse, gelir ne kadar düşükse migrenli oranı o kadar yüksek" dedi.

Prof Dr. Mehmet Zarifoğlu, araştırmanın, migrenin sanıldığından daha sık görülen bir hastalık olduğunu gösterdiğine işaret ederek, "Araştırmada baş ağrısı çekenlerin yüzde 49'unun, migrenlilerin ise yüzde 29'unun doktora başvurmadığı ortaya çıktı. 1998 yılında yapılan araştırmada, baş ağrısından rahatsız olup doktora başvuranların oranı yaklaşık yüzde 40 idi. Bu oran 10 yıl sonra yaklaşık yüzde 10 artarak, 2008 yılında yüzde 51 oldu, ama halen doktora gitme oranları çok düşük" diye konuştu.

"Türkiye'de Baş Ağrısı ve Migren Epidemiyolojisi Çalışmas ı" tarzındaki araştırmaların artması ve sonuçlarının daha fazla kişi ile paylaşılması sayesinde, migren ve baş ağrısına yönelik bilinç düzeyinin az da olsa yükseldiğine dikkati çeken Zarifoğlu, şöyle devam etti:

"Migren de baş ağrısı da bir hastalıktır ve tedavisi mü mkündür. Migrenli hastaların, ancak yarısının tetkik ve tedavi amacıyla doktora başvurduğunu gördük. Bu hastalıkla ilgili olarak doktora gitmek konusunda Batı ülkelerine göre halen gerideyiz. Hastaların, baş ağrısı çekmek yerine doktora başvurmaların ı öneriyoruz. Bizim yürüttüğümüz bu ve benzer araştırmalar, toplumun bu konuda bilinçlenmesine katkıda bulunuyor."

Prof. Dr. Zarifolu, baş ağrılarının yüzde 90'ının birincil nedeninin, "migren" veya "gerilim baş ağrısı" olduğunu anlatarak, migren oranının oldukça yüksek olduğunu vurguladı.

"Çalışmaya göre, her 4 kadından 1'inde migren var" diyen Zarifoğlu, hormonsal nedenlerin, strese daha fazla maruz kalma ve genetik özelliklerin, kadınları erkeklere göre migrene daha yatkın yaptığını vurgulayarak, "Kadın migrenlilerin yüzde 75'inde, az ya da çok adet dönemleriyle ilişki varlığını görüyoruz ki bu da hormonsal faktörün önemini ortaya koyuyor" ifadesini kullandı.

Prof. Dr. Mehmet Zarifoğlu, migren, sinüzit ve diğer baş ağrılar ının nasıl ayırt edilebileceğine ilişkin ise baş ağrılarının başlangıç şekli, ağrının şekli, stresin ne ile artıp ne ile azaldığı ile bazı tetkiklerin, bunları ayırıcı tanılarını koymakta kolaylık sağladığını ifade etti. Zarifoğlu, hastanın kendi baş ağrısı ile ilgili vereceği bilginin önemli ve tanı koydurucu olduğunun önemine değindi.

"Baş ağrısı kanserin belirtisidir" inanışının da yanlış olduğunu savunan Zarifoğlu, "Tabii ki baş ağrısı, özellikle beyin tümöründe önemli bir belirtidir. Genele baktığımızda baş ağrısının, hastalarda beyin tümörüne neden olma oranı çok düşüktür, ama olduğunda da çok önemlidir. Bu şüpheyi de ancak bir hekim giderir" dedi.

Prof. Dr. Zarifoğlu, çalışmaya göre, hastalığın nedenleri arası nda, ö ncelikli olarak kişilerin çocukluk döneminde geçirdikleri taşıt tutması, alerji, baş dönmesi gibi rahatsızlıkların, migrenin parçası olabileceğine işaret ederek, ailede özellikle annede baş ağrısının çocuk için risk taşıdığını, migren ve baş ağrısını tetikleyici unsurlar arasında stresin birinci sırada yer aldığını söyledi.

Zarifoğlu, araştırmanın sonuçlarına göre, migrenle ilgili şu bilgileri verdi:

"Migrenlilere, sıklıkla, hatalı olarak sinüzit veya sinirsel baş ağrısı tanısı konuyor. Hastalar, ayda ortalama 6 gün ağrı çekiyor ve her atağın süresi ortalama 35 saat sürüyor. Hastaların yüzde 90'ında ataklar orta ya da ciddi şiddette görülüyor. Migren, yine yüzde 90'ında devamlı ya da kısmen hayat kalitesini, yüzde 50'sinde aile içi ilişkileri, arkadaş ilişkisini, iş ilişkisini ve okul başarısını bozuyor.

Yüzde 25'inde ekonomik kayıplara yol açıyor. Hastaların ancak yüzde 40'ı doktor önerisiyle ilaç alıyor. Her migrenli ayda ortalama 7 gün ağrı kesici kullanıyor. Hastaların yüzde 8'inde aşırı ilaç kullanımı var. İlaç dışı uygulama olarak en fazla başı tülbentle sıkma, masaj, sıcak-soğuk uygulama ve başa patates yapıştırma geliyor. Migrenlilerin yarıdan fazlası, genelde şiddetli ve sık ağrılar yaşıyorlar.

Hastaların bilinçsiz ilaç kullanım oranı halen yüksek. Migrenliler, migrene özgü ve iyileştirme gücü en yüksek olan ilaçları en düşük oranda kullanıyorlar. Migrende koruyucu amaçlı ilaç kullanımı oranı, Türkiye'de oldukça az. Bilinçsizce çok sık kullanılan ağrı kesiciler ise hastalarda kronikleşen baş ağrılarını ortaya çıkarmaktadır."

Haber Aktüel
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Bunlar baş ağrıtıyor !
« Yanıtla #12 : 28 Ocak 2010, 01:16:14 »
Türk Nöroloji Derneği, migreni tetikleyen gıdaları kişiye özel bir antikor testiyle belirlemeyi başardı.

Listede baharatlar, kuruyemiş, deniz ürünleri, bazı sebze ve meyveler başı çekiyor...

Türkiye’de genel popülasyonda yüzde 16.4 oranında görülen migrenin, kadınlarda görülme sıklığı yüzde 24.6’lara kadar çıkıyor. Migreni tetikleyen faktörler ise, kişiden kişiye değişiyor.

 Başlıca tetikleyiciler arasında stres, rüzgar, açlık, uykusuzluk, parlak ışık, sigara dumanı, kokular, fazla uyku kadar bazı besinler de başı çekiyor. Ancak ‘kırmızı şarap’ dışındaki tetikleyici gıdalar, hastalar tarafından net ayırt edilemiyor.

Migren tetikleyecileri arasında gıdaların rolünü yüzde 11.4 olarak belirleyen Türkiye Migren Prevelans Çalışması’nın ardından yapılan yeni bir çalışma, migren ataklarında tetikleyici gıdaların etkisini ortaya koydu. Araştırmada, migren teşhisi için geliştirilen bir antikor testiyle, 266 gıdaya karşı hastaların antikor düzeyleri ölçüldü.

Bu çalışma için iki ayrı diyet reçetesi oluşturuldu. Hastaların etkilendiği gıdalar ölçü alınarak, kişiye özel gıdalar içeren ‘provokasyon diyeti’ ve bunlardan arınmış ‘eliminasyon diyeti’ adında beslenme reçeteleri hazırlandı.

 Altı hafta boyunca bu reçeteler hastalara uygulandı. Sonuçlara bakıldığında, ‘eliminasyon diyeti’ sırasında atak sıklığı, baş ağrılı gün sayısı, baş ağrısı için kullanılan ilaç sayısında anlamlı bir düşüş belirlendi. Araştırmaya göre, hastaların yarısında ağrılı gün sayısının azaldığı, migren atak sayısının ise yüzde 30 düştüğü görüldü.

Dünyada ilk çalışma

Türk Nöroloji Derneği Baş Ağrısı Çalışma Grubu üyesi ve Türkiye Nörolojik Bilimler Vakfı İkinci Başkanı Prof. Dr. Mustafa Ertaş, önümüzdeki günlerde yayınlayacakları çalışma hakkında şunları söyledi: “Migrenli hastanın kanından 266 gıdaya karşı duyarlılığını araştırdık. Yüksek ve düşük pozitifliği bulunan gıdaları farklı zamanlarda verip, karşılaştırdık.

Hastaların yarısına duyarlı olduğu gıdaları verdik. Diğer yarısında ise o gıdaları azalttık. Altı hafta sonra hastaları iki haftalık dinlenme sürecine aldık ve gruplar yer değiştirdi. Çalışma sırasında, ne hasta ne de onu izleyen hekim, hastanın duyarlı olduğu besinleri bilmiyordu. Sonunda riskli gıdaları verdiğimizde her iki grupta da migren atakları arttı, kısıtladığımızda ise çok azaldı. Bu çalışma bize bu tip bir testle saptadığımız gıdaları kısıtlarsak atakların azalacağını kanıtladı.”

MİGRENİ TETİKLEYEN YİYECEKLER

(PUANLAMA 30 ÜZERİNDEN)

 Baharatlar : 27
 Çekİrdek, fındık, cevİz : 24
 Denİz ürünlerİ : 24
 Nİşasta : 22
 Gıda katkıları : 21
 Sebzeler : 21
 Peynİr : 20
 Meyveler : 20
 Şeker ürünlerİ : 20
 Yumurta : 14
 Süt ürünlerİ : 14
 Salatalar : 10
 Mantar :  9
 Maya :  5
 Et : 5

Migrenle ilgili 6 çarpıcı gerçek

-Migrenlilerde ‘taşıt tutma’ sorunu yüksek görülüyor. Taşıt tutmasına migrenlilerde iki kat daha fazla rastlanıyor.
-Migreni olmayanlarla kıyaslandığında migrenlilerde allerji riski 1.5 kat, astım riski ise iki kat fazla. 
-Migrenlilerde vertigo (baş dönmesi) riski üç kat daha fazla görülüyor.
- Depresyon riski de 2.5 kat daha çok.
-Felç riski ise 15 kat yüksek.
-Migrenli kişilerin koku duyguları oldukça hassas. Yüzde 80’inde çok güçlü bir koku hissi sözkonusu. Bu kişiler en çok parfümden, boya kokularından ve çamaşır suyu kokusundan rahatsız oluyorlar.

Migrenlilerde felç riski neden yüksek?

‘Aura’ denilen nörolojik belirtiler gösteren migrenlerde, menopoz döneminde kullanılan östrojen ya da doğum kontrol hapı hastanın felç geçirmesine yol açabiliyor. Bu hastaların trombositleri yani pıhtılaşma hücreleri migreni olmayan kişilere göre daha farklı bir özellik gösteriyor. Bu da diğer kişilere göre daha kolay pıhtı oluşturup, damar tıkanıklığına yol açıyor.

Bu hastalar sigara içerlerse veya doğum kontrol hapı kullanırlarsa felç riski topluma göre çok artıyor. Bu nedenle tanı konulduktan sonra baş ağrısıyla ilgisiz gibi görünen öğütler veriliyor; “Doğum kontrol hapı kullanmayın, sigara içmeyin yoksa felç geçirebilirsiniz.”

Milliyet / Ayşegül Aydoğan Atakan
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı Ay Işığı

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1163
Lodos migreni tetikliyor
« Yanıtla #13 : 10 Mart 2010, 21:41:58 »
İnsanda halsizlik, bitkinlik gibi etkilere yolaçan lodos, en çok migren hastalarını etkiliyor. Lodos rüzgarlarının getirdiği rutubetli hava ağrıların ortaya çıkmasına neden oluyor.
 
Migren, işteki performanstan,  hastaların tüm yaşamını etkileyebilen çok ciddi bir hastalık. Migren ataklarını tetikleyen faktörlerin başında uykusuzluk, açlık ve stres geliyor. Atakların başlama nedeni ise kişiden kişiye değişiyor. Son yıllarda yapılan araştırmalar sıkça gündeme gelen tetikleyici faktörlerin yanı sıra hava değişikliklerinin de hastalar üzerinde etkili olduğunu ortaya çıkarıyor. Lodos bu faktörlerin başında geliyor.

Anadolu Sağlık Merkezi Nöroloji Uzmanı Dr. Oğuzhan Onultan, lodosun migren ataklarını tetiklediğini belirtti. Mevsim değişiklikleriyle birlikte hastaların şikayetlerinin arttığını söyleyen Onultan, yapılan araştırmalar sonucu özellikle biyoritmi bozan lodosun migren ataklarını tetiklediğini vurguladı. Lodoslu havaların migrenli hastaların kabusu haline geldiğini vurgulayan Onultan şu bilgileri verdi:

"Lodos, vücuttaki elektronik dengeyi bozuyor. Hava değişimine adapte olamayan vücutta baş ağrısı ve halsizlik oluşuyor. Bu gibi durumlarda hastalar mümkünse hava şartlarından etkilenmeyecek şekilde tedbir almalı. Etkilenmesi halinde ise eğer ağrı başlamışsa, tanısı kendi kendine koyup tedavi uygulamak yerine tıbbi tedavi yolu seçilmeli, bir hekimden destek alınmalıdır. Migren hastalarının yaklaşık yüzde 90'ı hastalık nedeniyle yaşam kalitesinin azaldığından yakınıyor. Ancak bir çoğu doktora gitmediği için tedavi yollarından haberdar değil."

Migreni, hava değişiklikleri dışında başka faktörlerin de tetikleyebileceğini belirten Onultan, bu faktörleri şöyle sıraladı: "Migren atakları iç ve dış bir çok faktörden etkilenebilir. Stres, yorgunluk, uyku süresindeki değişiklikler, çikolata, bazı peynirler, kırmızı şarap, turunçgiller, monosodyum glutamat, aspartat ve nitrat içeren yiyecekler bunlar arasında sayılabilir."

(CİHAN)

habervaktim.com
« Son Düzenleme: 10 Mart 2010, 21:45:12 Gönderen: Ay Işığı »

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Migrene melisa, kalbe kediotu
« Yanıtla #14 : 23 Mart 2010, 20:21:08 »
Migren için melisa, kalp ağrılarınız için kediotu...

İnsan sağlığı giderek makineleşen dünyaya ayak uydurmakta zorlanıyor. Aşırı stres, yoğun trafik, hormonlu gıdalar, zorlayıcı geçim standartları insanı adeta yiyip bitiriyor. Bu bitiriş hem bağışıklık sistemimizi hem de zihinsel sağlığımızı tehdit ediyor. Hastalıklar çığ gibi büyüyor. Kimi zaman doktorlardan kimi zaman da doğadan gelen şifa yöntemleriyle çare arıyoruz.

Son yılların en gözde tamamlayıcı (doğal, destekleyici) tıp yöntemleri, kimi zaman kanser tedavisinin yan etkilerini gidermek, kimi zaman kilo vermek, kimi zaman da hastalıklara karşı koruyuculuk sağlamak için kullanılıyor.

KİMYASALA TEPKİ ARTIYOR

Doğaya dönüş, ekolojik üretimin, kimyasallara karşı tepkilerin giderek artmasıyla birlikte şifalı bitkilerin çeşitli alanlarda kullanıldığını görüyoruz. Sağlık ve güzellik alanında şifalı bitkilerin öneminin yadsınamayacağını söyleyen uzmanlar, bitkilerin doğru toplanıp, bilinçli kullanıldığında bir çok hastalığın tedavisinde tamamlayıcı unsur olacağını belirtiyorlar.

122 ÖNEMLİ BİTKİ ALANI

Türkiye'nin bitki cenneti olduğunu anlatan uzmanlar, Türkiye'de yetiştirilen bir çok bitkinin diğer ülkelerde bulunmadığına dikkat çekiyor. "Türkiye'deki Önemli Bitki Alanları" isimli kitabın yazarlarından Sema Atay, Türkiye'de yaklaşık 122 önemli bitki alanın olduğunu belirtiyor.

Atay, "Türkiye'nin her bölgesinde şifalı bitki var. Örneğin sahlebi Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde, adaçayı'nı Akdeniz'de görebilirsiniz" diyor. Bitkiler, binlerce hastalığa deva oluyor. Boğazınız iltihaplandı ise sığırkuyruğu bitkisinin çiçeğiyle gülhatmi var...

Soğuk algınlığı mı geçiriyorsunuz, Barış Manço'nun şarkısına ilham kaynağı olan nane, limon kabuğunu bir güzel kaynatıp içine bir tutam da hatmi çiçeği katabilir.

MİGREN İÇİN MELİSA OTU

İnce hastalığın yoklayacağından ya da kansız kalacağınızdan korkuyorsanız arslan kuyruğu yaprağına ne dersiniz? Kalp ağrılarınız varsa alış, mayıs çiçeği, kediotu, kara ısırganı deneyin. Uyku düzensizliğinden yakınanlara rezene otu çayı bire bir... Sinirleri gergin olanlara arslan kuyruğu, su tırfılı ve çam yaprağı...

Dayanılmaz baş ağrılarına neden olan migren için melissa otu, basura karşı civanperçemi, kırlangıçotu çiçeği, dizanteride mürver var. Şifalı bitkileri bu kadarla sınırlı olmadığını ifade eden Türkiye'nin ilk bitki bilim ve güzellik uzmanı Suna Dumankaya, bitkilerden gelen sağlığın yüzyıllardır insanlığın hizmetinde olduğunu vurguladı.

NOSTRADAMUS'DAN GUNUMUZENOSTRADAMUS'DAN GUNUMUZE

Bundan beş yüzyıl önce Gü-ney Fransa'da yaşamış simya bilgini, kahin, tıp doktoru, şifalı bitkiler uzmanı, kozmetiklerin ve meyveleri korumakta kullanıla maddelerin mucidi olan Nostra-damus 19 yaşında dedelerinden aldığı eğitimle ve okulda öğrendikleri ile çok başarılı bir doktorluk kariyeri yaptı. Doktorluktaki ününün pekişmesi ise, şarbon hastalığı salgınında kan akıtarak tedavi yapmak yerine, hastalarını temiz hava, su ve bitkilerle tedavi etmesi olmuştu. Nostradamus, tüm zamanların en çok tanınan kahinidir.

Şifalı bitkilerin en yaygın kullanıcısı olan kahinin yanı sıra pek çok ünlü, ünsüz hekim de şifalı bitkilerin mucizevi gücünü araştırmış ve çeşitli tedavi yöntemleri geliştirmişlerdir. Bunlardan en bilineni Lokman Hekim ve İbni Sina'dır. Her ikisi de doğadan gelen mucizelerin farkına varıp, insanlık yolunda kullanmışlardır.

Bitkilerin şifalarıyla ilgili çeşitlibilgiler hadislerde de vardır. Bugünden başlayarak şifalı bitkilerin yararlarını, neler e ve ne zaman iyi geldiklerini uzmanların dilinden aktaracağız. Sadece sağlığın değil güzelliğin de merhemi olan doğanın mucizelerinin özel formüllerini vereceğiz...

Teknolojik gelişmeler ve doğal olmayan ürünlerin yol açtığı sorunlar, insanları tabiata yönlendiriyor. Türkiye'nin ilk güzellik ve bitki bilim uzmanı Suna Dumankaya, bitkilerin yıllardır bir çok alanda kullanıldığına dikkat çekti.

Bitkilerin toplanmasından kullanılmasına kadar bütün aşamaların büyük bir titizlikle gerçekleştirilmesi gerektiğini kaydeden Dumankaya, "Bu aşamalar, doğru gerçekleştirildiğinde bitkileri, bir çok hastalığın tedavisinde destekleyici ürün olarak rahatlıkla kullanılabiliriz" dedi.

ZENCEFİLİN GÖVDESİ, KARANFİLİN ÇİÇEĞİ

Bazı bitkilerin köklerinin, bazı bitkilerin ise yapraklarının kullanıldığını kaydeden Dumankaya, "Sade yapraklarının kullanılması gereken bir bitkinin, sapını kullanırsan hiçbir işe yaramaz. Örneğin zencefil, tarçın gibi bitkilerin gövdelerinden yararlanılırken, karanfilin çiçeğinden yararlanılır. Nane, kekik, merzengüç gibi bitkilerin yaprakları kullanılırken, hardal ise tohumundan faydalanılır" dedi.

iyilikgüzellik
« Son Düzenleme: 24 Mart 2010, 12:38:09 Gönderen: Tuğra »
*~*~* TUĞRA *~*~*