Gönderen Konu: Nefslerin Temizliği ( Müzekkin Nüfus )  (Okunma sayısı 37439 defa)

0 Üye ve 3 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Togika

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 166
Nefslerin Temizliği ( Müzekkin Nüfus )
« : 19 Kasım 2012, 04:33:35 »

Esselamun Aleyküm Ve Rahmetullah
Eşrefoğlu Rumi (KS)
Müellif Kimdir ?
Eşrefoğlu Rümi İznik'te doğdu D.Yılı ? 1484 ( H 889 )'da yine İznikte vefat etti. Türbesi İznik'tedir
Sizlerle paylaşmayı niyet ettiğim bu kıymetli eserin yazarı : Eş-Şeyh Abdullah Bin Eşref Bin Muhammed El-Mısri Er Rümi El İzniki ( ks )
Şeyh Abdullah el-Rumi diye meşhurdur
Hazret büyük soya sahib Es Seyyid Hüseyin el-Bağdadi'den icazet almıştır. O da Es-Seyyid Şahabeddin Ahmed'den,o da Es- Seyyid Hüsameddin Şah Şakikiden, o da Şemseddin Muhammed'den, o da Kutb-ı Samedant Muhyeddin Abdulkadir el- Geylani Hz.'den almıştır.
Bütün bunlar, İmam Hüseyin (ra) evladlarındandır.
Abdulkadir Geylani Hz'leride, Şeyh Ebu Said bin Ali el Mahrüsi'den. o da Şeyh Ebul Hasan bin Yusuf el Karesi'den o da Şeyh Ebül-Fadl Abdülvahid bin Abdülaziz'den o da Şeyh Şibili'den, o da Şeyh Ebül-Kasım Cüneyd-i Bağdadi'den, o da Sırrıy-ı Sakati'den, o da Maruf-u Kerhi'den, o da Davud-u Tai'den, o da Habib-i Acemi'den, o da Hasan-ı Basri'den, o da Emiril Mü'minin Hz Ali bin Ebu Talib'den, o da Peygamberler Peygamberi Hz. Muhammed'den (sav), o da Cebrail'den, o da Alemlerin Rabbinden (cc) Aldılar.
Allah bizi sadat-ı kiramın feyzinden müstefid eylesin ( Amin )


Uğrunda Fedakarlık Yapamadığın Sevgiyi Boşuna Yüreğinde Taşıyıp'ta Yük Etme.

Çevrimdışı Togika

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 166
Ynt: Nefslerin Temizliği ( Müzekkin Nüfus )
« Yanıtla #1 : 22 Kasım 2012, 01:25:06 »
Kitabın içinde geçen ıstılahlardan bazısı hakkında izah;
Meşayih:
Alim, fazıl olup ilmiyle amel eden kimseler. Amelsiz ilmin faidesiz olduğu malüm. << Allah (cc) cahil olanı veli ittihaz etmez >> hadisiyle  ilimsiz amelin de ne demek olduğu anlaşılır kanaatındayiz.

Mürid:
Kur'an ve Sünnet ışığı altında Allah'a (cc) ibadet eden kimse. Müridin riya, gösteriş,İhlassızlık ve şeriatsızlıkla uzaktan ve yakından zerre kadar alakası yoktur ve olamaz.

Talip:
Hakkı arayan,hedefi Allah (cc) rızası olan ve onun dışında art bir düşüncesi olmayan kimse demektir.

Matlup:
Allah (cc) ve O'nun rızası.

Murad:
Allah (cc) ve O'nun rızası

Sofi:
Şeriatın en inceliklerini bilip tatbik eden her hal-u karında gafletten uzak bulunan, riya ve şöhretten yılandan kaçtığı kaçan müslüman demektir.
Sofuluk sadece elbise ve zahiri görünüşünü sofulara benzetmekle olmaz. Ancak sünnete tam riayet etmek sofulukta başta gelen hususlardan biridir.

Veli:
Allah'a (cc) şeksiz şüphesiz iman eden, mütteki bulunan müslüman demektir. Her velide ille keramet bulunsun veya keramet göstersin diye bir mecburiyet yoktur.
Kitap ince tetkikden geçirildiği zaman bu hususlar daha iyi anlaşılacaktır.
Tevfik Allah'dandır (cc)

 
Uğrunda Fedakarlık Yapamadığın Sevgiyi Boşuna Yüreğinde Taşıyıp'ta Yük Etme.

Çevrimdışı Togika

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 166
Ynt: Nefslerin Temizliği ( Müzekkin Nüfus )
« Yanıtla #2 : 23 Kasım 2012, 00:59:47 »
Abdulkadir Geylani Hz'lerinden;

<< Başlangıcında ne kadar zorluklar varsa hepsine daldım. Dalmadığım hiçbir zorluk kalmadı. Elbisem yünden bir cübbe olduğu gibi, başım bir çaputla bağlı idi. Dikenli ve başka yerlerde yalın ayak gezerdim. Dikenlerin tohumu ve baklaların kabasıyla geçinirdim. Nehrin kenarından hass denilen bitkinin yapraklarını toplar yerdim Cenab-ı Hak (cc) bana manevi hailen verinceye kadar bu yoldaki bütün mücadeleleri denedim. Hal geldiğinde nerde olursam olayım bağırıp şaşkın bir şekilde koşardım. Halk beni dilsiz ve deli sanardı! Hatta bir defasında tımarhaneye götürüldüm.
bir zamanda manevi hal gelip beni ölü gibi yere düşürdü. Suyumu ısıtıp kefenimi getirdiler. Yıkanmam için gasilhaneye götürdüler fakat hal geçince kalktım. ( Nurul- Ebsara Geylani maddesine bak )
Hazret Geylani derki; bir kaç gün yemek yiyemedim. Bu esnada ( Tanımadığım ) bir zat ile karşılaştım içinde para dolu bir kese bana verdi. O para ile ekmek ve katık aldım. Tam oturup yemeye başlayınca baktım ki , içinde << Peygamberlere gönderilen bir kısım kitaplarda : Şehvetleri mahluklarımın zaiflerine verdim ki. o şehvetlerle ibadetlerine girişmeyi becerebilsinler! Kuvvetli ve güçlü kollarıma gelince, onlar şehvetleri neylesinler >> yazılı bir kağıt oraya düştü. Bunun üzerine yemeği terk edip gittim.
Hazretle idarecilerin ısrarlı ilgilenmelerine rağmen o insanları irşad edip hakka sevketmelerini idarecilerle ilgilenmeye tercih etti. Onlardan gelen hedayanın çoğunu reddedip kanaata büründü. İrşadından istifa edenlerin aynı tarzda hareket etmelerini sağlamaya çalıştı ve sağladı.
Zira yüce hedefleri elde etmenin yolunun dar boğazlardan geçtiğini Geylanin büyük dedesi Allah (cc)'ın yüce Peygamberi Hazreti Muhammed ( sav ) Mustafa ( sav ) bize haber vermiştir.
<< Cennet, zorluklarla kaplanmıştır. O zorlukları yenen ancak oraya varır >>
Abdulkadir hazretleri bu hususu şöyle açıklar.
<< Eğer kocaman dağların üzerine konursa o dağları parçalayacak nitelikte ağır yükler sırtıma vurulur! bu yükler üzerimde fazlalaşınca yanımı toprağın üzerine koyup şu ayeti okuyorum:
<< Öyle ise muhakkak ki darlığın beraberinde genişlik vardır. Muhakkak ki; darlıkla beraber genişlik vardır >> ( el- inşirah süresi ) sonra başımı kaldırdığımda görüyorum ki, o ağırlıklar benden uzaklaşmıştır...>>

İşte görüldüğü gibi, o yüce makamlara varmak Vehbi olduğu gibi Kesbi'liğinde onun oluşmasında rolü vardır.
Uğrunda Fedakarlık Yapamadığın Sevgiyi Boşuna Yüreğinde Taşıyıp'ta Yük Etme.

Çevrimdışı Togika

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 166
Ynt: Nefslerin Temizliği ( Müzekkin Nüfus )
« Yanıtla #3 : 27 Kasım 2012, 01:42:11 »
Hazreti Pir şeriatın emirlerini tatbik ettiği gibi, İslam akaidinin en ince meselelerini bile gözden kaçırmazdı. Bir ara çaresizlikten  biri Geylani hazretlerinden.
<< ucup'den korkuyorum çaresi nedir ? >> sordu. cevap olarak;
<<Kim ki herşeyi ( yaratmak bakımından) Allah (cc)'dan görür ve bilirse, ve inanırsa ki, kendisini çalışmaya muvaffak kılan Allah (cc)'dır. Nefsinin hiç bir hüneri yoktur, bu kimse ucup hastalığından kurtulur. >>
İnsaf gözüyle bakılırsa, hazretin bu cevabı hayderi bir cevaptır. Öyle bir cevap ki, şek ve şüphenin kökünü kazıtıp ortadan kaldırır.
Zira bir ara hazretten sordular;
>> Neden sineklerin elbisene konduğunu hiç görmüyoruz?>> cevap olarak;
<< Sineğin ne işi var üzerimde konsun, bende ne dünya pekmezi ne de ahiret balı vardır.>> buyurdu.
Sezişe sahip kılınan sinek, manevi padişahın huzur-ı humayununu hiç ihlal edermi?
<< Allah (cc)'a itaat edene herşey itaat eder...>>
Geylani hazretleri nefs ve şeytanın desiselerini arifane bir şekilde bilen ve keşfeden bir zat idi. Bu görünmez düşmanların sızabileceği her yolu bildiği için kitap ve sünnetin uyumaz nöbetçilerinden oralara muhafız koymuştu.
Bir misal dinleyelim;
<< Ufukları dolduran bir nur bana göründü. Sonra o nurdan bir suret belirdi ve sarkılıp bana << Ey Abdulkadir Ben Rabbinim ( cc) Sana bütün haramları helal kıldım!>> diye hitap etti. Ona cevaben << Ey Melun Ümitsiz ol>> dediğmde, baktım ki o nur karanlığa dönüştü. O suret duman oldu. Bu manzaradan sonra o bana hitaben şunları söyledi;
<< Ey Abdulkadir! Rabbinin emrini bildiğin için ( Alim olduğun için ) benden kurtuldun. Konduğun konakların hakkındaki, fıkhi kaidelere vakıf olduğun için benim şerrimden kurtuldun. Bu desise ile tarikat ehlinden yetmiş kişiyi idlal ettim,!>>
Bu sefer beni cebe düşürmek isteyen şeytana dedimki; Bu hususta fazilet Allah (cc)'a mahsustur. ( Benim şahsi bir hünerim yoktur.)>>
Uğrunda Fedakarlık Yapamadığın Sevgiyi Boşuna Yüreğinde Taşıyıp'ta Yük Etme.

Çevrimdışı Togika

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 166
Ynt: Nefslerin Temizliği ( Müzekkin Nüfus )
« Yanıtla #4 : 28 Kasım 2012, 04:08:21 »
Cenab-ı Peygamberin (sav)
<< Rabbim bana edep öğretti. Ne güzelde öğretti.>> hadisi şerifine mükemmel bir şekilde mezbar olan Geylani Hz. bu durumu << Futuhul-Gayp >> adlı eserinde şöyle dile getiriyor.
Ey mümin, Hak (cc) seni bir halde durdurdumu o halinle bir üstüne ne altına nakil olunmaya çalışma! Takdire rıza göster. Taki, senin iraden olmaksızın o seni istediğine nakil etsin. Seni kapıda durdurursa eve girmeyi isteme. İzin gelip girmene ruhsat verilinceye kadar bekle. Hatta tekrar tekrar izin geldikten sonra gir. Bir defa ile iktifa etme. Zira bir defalık izin padişahın denemek için bir siyaseti olabilir. Giriş zorlu olup padişahın bir fazileti olduktan sonra, ondan dolayı seni muaheze etmez. Ancak sabırsızlık eder ihtiyarını kötüye kullanır, edebini bozar, Hakkın sana verdiği makama razı olmazsan ceza çekersin!
Seni izinle eve aldıktan sonra başını eğmemek ve gözünü kapatmamaktan sakın! edebden ayrılma! dikkatli ol sana tevcih edilen hizmetleri ifa etmekte kusur etme. Bunları daha yüksek dereceye varmak için yapmayı tasarlama! Zira Cenab-ı Allah (cc) peygamberine,
<< Sakın! onlardan bir takımlarına verip de kendilerini zevklendirdiğimiz şeye gözlerini uzatıp rağbetle bakma ve onların iman etmeyişlerine üzülme de müminlere kanadını indir...>>
( El Hicir 88 ) hitap ederek içinde bulunduğu halin gayrisine iltifat etmemesini istedi.
« Son Düzenleme: 01 Aralık 2012, 02:44:57 Gönderen: Togika »
Uğrunda Fedakarlık Yapamadığın Sevgiyi Boşuna Yüreğinde Taşıyıp'ta Yük Etme.

Çevrimdışı Togika

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 166
Ynt: Nefslerin Temizliği ( Müzekkin Nüfus )
« Yanıtla #5 : 01 Aralık 2012, 03:25:41 »
Büyüklüğüne rağmen tevazün son haddine varan hazreti Geylani, bu babda da Ceddi alası hazreti peygambere (sav) uyarak yoldan geçerken çocuklara bile selam verip,bazan da gönüllerini hoş etmek için oyunlarına bile katılmış görünürdü.
Fakirlerin elbiselerini silkip temizlerdi. Saltanat erbabından hiç bir kimse için ayağa kalkmayıp onların gözüne girmeye de heveslenmezdi.
<< Yirmibeş sene Sahrada ve Irak çöllerinde seyahat ede durdum. tek başıma idim. Ne ben kimseyi ne de kimse beni tanımazdı. Bana Rical-i Gayebler ve cinlerden grup grup gelirlerdi. Onlara Allah'a (cc) varan yolu telkin ederdim. Irak' a ilk geldiğimde Hızır (as) bana arkadaş oldu. Fakat onu tanımazdım. kendisine muhalefet etmememi şart koştu. Bana birara << Bu muhitte otur >> dedi. Gidip bir sene sonra geldi. Yerinden ayrılma >> deyip tekrar gitti bir sene sonra geldi. Böylece orda üç sene geçirdim.
Sana dokunan zararın Allah (cc)'dan başka bir yerden geldiğine sakın ha inanma ( zira Kuran şöyle ferman ediyor ) << Eğer Allah (cc) sana bir bela değdirirse artık onu ondan başka açacak ( giderecek) Kimse yoktur! > ( Enam 17 ) Sakın yanında bir azık olduğu halde rızkının darlığından şikayet etme. Zira çoğu kez sana rızkın sebeplerini zorlaştırıp daraltan her hangi bir nimeti inkar edişindir. >> Bunları tavsiye ediyor.
Tevekkülünün ne derece olduğunu bildiren bir sözü;
<< Celbetsen etmesen nimetler sana gelecektir. İstemesen dahi belalar kapını çalacaktır. Öyle ise hepsinde ( gereken tedbiri aldıktan sonra ) Allah (cc)'a teslim ol. Allah (cc) dilediğini yapar. Eğer sana bir nimet gelirse,zikirle meşgul ol,şükür et,eğer belalar gelirse sabır ve kadere uymakla meşgul ol. Bütün bu mertebelerden daha büyüğü kadere rıza gösterip,icraatindan zevk almaktır.
Uğrunda Fedakarlık Yapamadığın Sevgiyi Boşuna Yüreğinde Taşıyıp'ta Yük Etme.

Çevrimdışı Togika

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 166
Ynt: Nefslerin Temizliği ( Müzekkin Nüfus )
« Yanıtla #6 : 03 Aralık 2012, 04:49:31 »
Hazretin bir çok niteliklerini güneş gibi ortaya seren bir başka sözü;
<< Düşüğe ( aza) razı ol,sakın Rabbinle hükmünde münakaşaya girişme ki belini kırmasın! ondan gafil olma ki senden nimetlerini geri almasın. Heva-i nefsine güvenme ki seni nefsinle ve ondan daha şerli biriyle müptela kılmasın. Su-i zann yapmak veya kötülükleri yapmaya zorlamak suretiyle olsa dahi kimseye zulüm etme. Zira hiç bir zalimin zulmü seni geçmez.>>
>> Aza razı ol >> Cümlesi hazretin kanaatkarlığına << Sakın Rabbinle hükmünde..>> cümlesi kaza ve kadere razı olmaklığına, << ondan gafil olma>> cümlesi irfanına << Heva-i nefsinin istediği gibi dininde hüküm etme..>> Cümlesi bidatlardan uzak durduğuna, << Nefsine Güvenme...>> cümlesi uçup emniyet ve hopbindilikten uzaklığına, <<Su-i zann yapmak veya kötülüğe sevk etmek suretiyle dahi hiç kimseye zülüm etme..>> cümlesi maddi ve manevi zulümlerin her çeşidinden uzak durduğuna işaret eder. Son cümlenin altında daha nice hakikatlar vardır.
Mesala İbadullaha karşı şevkatli olmasını, su-i zanndan kaçtığını kötülüğün her çeşidinden hatta başkasını oraya itelemek suretiyle olsa dahi kötülük yapmaktan sakındığını bildirir bu cümlesi...
Ölçü olarak Allah (cc)'nın kitabını ve Resulünün (sav) sünnetini kabul ettiğini şu sözleriyle ne güzel ifade buyurmaktadır.
Kalbin bir şahsın sevgisini veya buğzunu hissettiği zaman onun hareketlerini Allah (cc)'nın kitabı Resulünün (sav) sünnetiyle tart, eğer onlara uygun gelirse onu sev. Eğer aykırı düşerse ondan buğzet, onu heva-i nefsinle sevmek veya heva-i nefsinle buzğetmemek için bu işi yap. Nitekim Cenab-ı Hak (cc) Kur'an'ında buyurmuştur;
<< Keyfe tabi olma ki bu seni Allah (cc)'ın yolundan saptırır.>> 
( Sad:26
Allah (cc) için olmazsa hiç kimseden uzaklaşma. Allah (cc) için terk etmek, ancak büyük bir günah işlediği veya küçük günah üzerinde ısrar ettiğini gördüğün zaman olur.>>
« Son Düzenleme: 22 Mart 2015, 03:29:31 Gönderen: Togika »
Uğrunda Fedakarlık Yapamadığın Sevgiyi Boşuna Yüreğinde Taşıyıp'ta Yük Etme.

Çevrimdışı Togika

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 166
Ynt: Nefslerin Temizliği ( Müzekkin Nüfus )
« Yanıtla #7 : 05 Aralık 2012, 04:50:34 »
<< Akıllı ol yalan söyleme. Ben Allah (cc)'dan korkarım dersin halbuki gayrısından korkarsın (!) Ne cinlerden ne insanlardan ve ne de meleklerden korkma. Konuşur konuşmaz hayvanlardan korkma. Ne dünya azabından ne de ahiret azabından kork. Ancak azap ile azap verenden korkarsın.
Akıllı kimse, Allah (cc) yolunda hiç kimsenin kınanmasından perva etmez << gayrullahın>> konuşmasını işitmez bile... Bu kimsenin nazarında bütün yaratıklar aciz,hasta ve fakirdir. İşte bu karekterde olan bu zat ve benzerleri ancak ilimlerinden menfaat görülür alimlerdir.
Şeriatı ve islam hakikatlerini bilen alimler, hastanın kırıklarını bağlayan doktorlardır.
Ey dini kırılmış kimse! Onlara var ki kırığını bağlayıp ıslah eylesin. Hastalığı verendir onun tedavisini ihsan eder. O, gayrisinden daha iyi mesliheti bilir. Rabbini fiilinde itham etme! Nefsin gayrisinden daha kınanmaya mustehaktır. Nefsine de ki, nimet itaat edenedir. Sopa da isyan edene... Allah (cc) bir kuluna hayri irade buyurduğunda ondan ( nimet ) alır. Taki bakılsın eğer sabrederse, onu yüceltip iyileştirir. Ona verir. onu kendine has kul yapar.>>
<< Ey genç! Allah (cc)'ın gazabına kendilerini mustahak kılan münafıklardan kaçın. Akıllı ol >> zamanın insanlardan çoğuna yaklaşma! Çünki onlar elbilesili kurtlardır. Düşünce aynasını al ona bak.
Allah (cc)'dan hem seni hem de onları sana göstermesini talep kıl. Ben hem yarattıkları hem de yaratanı denedim şerri yarattıkların yanında, hayrı yaradanın yanında gördüm...>>
( El-Fethur- Rabbani sahife 97 )
Hicretin 561. senesinde vefat eden Geylani hazretlerinin oğlu Abdulvehhap kendisine vasiyet etmesini talep edince;
Allah (cc)ın takva ve taatından ayrılma hiç kimseden korkma. Hiç kimseden bir şey talep etme. Bütün ihtiyaçlarını Allah (cc)'a havale et. Ondan iste ondan başka hiç kimseye ( tam) güvenme. Ancak ona itaat et. Tevhid,Tevhid,Tevhid herşeyin temeli Tev-hiddir.>> 
Uğrunda Fedakarlık Yapamadığın Sevgiyi Boşuna Yüreğinde Taşıyıp'ta Yük Etme.

Çevrimdışı *sade*

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 17
Ynt: Nefslerin Temizliği ( Müzekkin Nüfus )
« Yanıtla #8 : 05 Aralık 2012, 11:03:37 »

Ey dini kırılmış kimse! Onlara var ki kırığını bağlayıp ıslah eylesin. Hastalığı verendir onun tedavisini ihsan eder. O, gayrisinden daha iyi mesliheti bilir. Rabbini fiilinde itham etme! Nefsin gayrisinden daha kınanmaya mustehaktır. Nefsine de ki, nimet itaat edenedir. Sopa da isyan edene... Allah (cc) bir kuluna hayri irade buyurduğunda ondan ( nimet ) alır. Taki bakılsın eğer sabrederse, onu yüceltip iyileştirir. Ona verir. onu kendine has kul yapar.>>
 


Çok doğru..İnşAllah sabredenlerden oluruz.Rabbimiz bizleri affeyler İnşAllah.
Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzura kavuşur…

Çevrimdışı Togika

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 166
Ynt: Nefslerin Temizliği ( Müzekkin Nüfus )
« Yanıtla #9 : 07 Aralık 2012, 04:41:47 »
Rüfai Hazretlerinden;
Ahmed Bin Yahya B. Hazım Rifa'dır. Künyesi: Ebul Abbas'dır.
Tasavvufa ilk girişinde Abdulmelik el Harnübinin yanına vardı. Abdulmelik kendisine << Ey Ahmet! Sana ilk söyleyeceğim söz, sağa sola bakan hedefe varamaz şüpheli,felah bulamaz. Vaktinden eksikliği tanımayanın bütün vakitleri eksiktir!...>> Bu sözleri dinledikten sonra Rifai, Abdulmelik'in huzurundan ayrıldı. Durmadan bu sözleri bir sene tekrar ededurduktan sonra Abdulmalik'in huzuruna avdet etti. Bana vasiyette bulun deyince Abdulmelik hazretleri << Akıllarda cehalet ne kötü bir şeydir. Doktorlarda hastalık ne çirkin ? Muhiplerde katılık ne beddir?>> Rifai hazretleri, ustad Abdulmelik'ten bu sözleri dinledikten sonra huzurundan çıkıp bir sene tekrar ededurdum.Onun vaziyle menfaatdar oldum buyuruyor..
Zira o zat Rifai hazretlerine yolu kısaltmıştır.
Rifai hazretleri tevazün son derecesine varmıştı. Kötürüm ve sakatların elbiselerini yıkayıp başlarını taradığı vakidir.
Cüzzam hastası olan kimselerden bile uzak kaçmaz, onların elbiselerini yıkar temizliklerini Allah (cc) rızası için yapardı.
Bir adam Rifai hazretlerine << Bana dua et>>dedi, O da << yanımda bir günlük yiyecek vardır. Kimin yanında bir günlük nafaka varsa duası ( tam manasıyla ) kabul olunmaz. Bekle yanımdaki nafaka bittimi sana o zaman dua edeceğim!...dedi!.
Hastalara yemek götürüp onlarla yiyor kendisine dua etmelerini talep ediyordu. << Bunların ziyareti ( durumlarına bakmak ) mustehep değil vaciptir'>> derdi.
Bir ara yolda bir çocuğa rastladı çocuğa << Kimin oğlusun diye sorunca çocuk : << Senin bu fuzuli konuşman ve sorman nedir>> deyip onu azarladı. Bunun üzerine ağlayıp << Ey oğlum! Bana edep öğrettin>> dedi.
Müridler halkası on altı binlik bir halka idi. Her sabah ve akşam bu ilahi orduya yediren içiren Rifai hazretlerinin eziyetlere nasıl mutehemmil olması keyfiyeti dillere destan olmuştu. Mekanı ahlak bakımından << Darbu Masallara>> konu olmuştu.
Rifai hazretleri merhamet ve şevkat de Ceddi alası hazreti Rasülullah (sav)'a tam manasıyla ayak uyduran bir insandı. Bir ara yenin üzerinde bir kedi yatıyordu. Namaz vaktinde kediyi uyandırmasın diye yenini kesip namazını kıldıktan sonra kedi gidince yenini yeniden yerine dikti.
Herkes tarafından kovulan uyuzlu köpeği kırk gün tedavi etmesi ve şifaya kavuşturması hikayesi meşhur ve marufdur.
<< Bir kediden ötürü bir kadın ateşe gitti>> ve
<< Her ciğer sahibine merhamet etmekte ecir vardır.>> hadislerin mucübünce amel eden Kibar-i ümmetten biri olan Rifai hazretlerinin bu yaptıkları yadırganmamalıdır. Zira herkes ilahi esrarı aynı eşitlikte çözemez.
Rifai hazretleri << Her hak olan yolda yürüdüm. Fakat iftikar, zillet ve inkisar yollarından daha kolayı, daha yakın ve daha  elverişli bir yol bulamadım >> diyor...
Neye rastlarsa selam verirdi. Hatta dört ayaklı hayvanlara da selam verirdi. ( Bu kendisine mahsus bir durum ) Ancak domuza rastladığı zaman << Anim Sabahen >> ( günün nimetli ( aydın ) olsun ) derdi.
Kendisinden << Neden hayvanlara hatta domuza bile selam verirsin diye sorulduğunda cevap olarak << Nefsime edep ve iyilik öğretmek için...>>
Uğrunda Fedakarlık Yapamadığın Sevgiyi Boşuna Yüreğinde Taşıyıp'ta Yük Etme.

Çevrimdışı Togika

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 166
Ynt: Nefslerin Temizliği ( Müzekkin Nüfus )
« Yanıtla #10 : 12 Aralık 2012, 02:34:11 »
Mekarim-i ahlaka sahip bulunan Rifai hazretleri, bölgesinde herhangi bir köyde bir hasta olduğunu işitse derhal onu ziyarete gider, bir iki gün sonra dönüp gelirdi.
Yola çıkıp körleri beklerdi geldiklerinde ellerinden tutup onlara yol gösterirdi. İhtiyar birisini gördüğünde onun oturduğu mahallesine gidip ailesine ona hürmet etmeyi tavsiye ederdi. Bu hususda şunları söylerdi;
<< Cenab-ı Peygamber ( sav ) Kim ki ( müslüman ) bir ihtiyara hürmet ederse , o ihtiyar olduğunda Cenab-ı Hak (cc) ona hürmet eden birisini musahhar kılar ve ona hürmet ettirir.>>
Rifai hazretleri seferden dönüp << Ümmu-Abiyd'e >> yaklaştığında atından iner kemerini bağlar beraberinde daima bulundurduğu bir ipi çıkarıp odun toplar yük yapıp başına koyup getirirdi. Onun durumunu gören dervişler de aynı şeyi yaparlardı. Şehire vardığında odunları dul kadınlara, fakirlere, kötürümlere, hasta, kör ve ihtiyarlara verirdi.
Hazret, hiç bir zaman kötülüğe kötülükle karşılık vermezdi.Bir defasında fakirlerden ( dervişlerden ) bir cemaat ile karşılaştı. Kendisine söğüp saydılar.
<< Ey kör,ey deccal,ey haramları helal eden herif (!) ey Kur'an'ı değiştiren ey mulhid, ey kelp (Haşa)!>> diye hakaret yağmuruna tuttular. Bu durum karşısında Rifai hazretleri başını açıp toprakları öptü. Onlara << Efendilerim ! Kölenizi affediniz.>> deyip onları aciz bıraktığı zaman dediler. Senin gibi sabırlı bir fakir görmedik ki, bizim bütün bu eziyetlerimize tahammül edip bozulmasın >> Rifai hazretleri << bütün bunlar sizin himmenitizle oldu >> dedikten sonra arkadaşlarına  dönüp << Ancak hayırlı bir iş oldu. Onların kursaklarında gizlenmiş bulunan konuşmalarından onları kurtardık. Zira biz herkesten daha laik idik ki, bu küfürleri bize savursunlar. Büyük ihtimal ki, bunu başkasına söyleseydiler tahammül etmez, aralarında arbede başlardı!..>>


Uğrunda Fedakarlık Yapamadığın Sevgiyi Boşuna Yüreğinde Taşıyıp'ta Yük Etme.

Çevrimdışı Togika

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 166
Ynt: Nefslerin Temizliği ( Müzekkin Nüfus )
« Yanıtla #11 : 17 Aralık 2012, 05:37:09 »
Hilim sıfatının mazharı bulunan Rifai hazretlerine Şeyh İbrahim el-Besti bir mektup yazarak hücum etti. Mektubu getiren elçiye << Aç da mektubu bana oku >> dedi. mektupda şunlar yazılı idi: << Ey kör, ey deccal, ey bidatcı,ey erkek ile kadınları bir arada toplatan!... Hatta köpek oğlu köpek bile yazılı idi!. öfkeyi gerektiren daha neler neler yazılı idi! Elçi mektup okumayı bitirince,birde Rifai hazretleri alıp okudu. << Dedikleri doğrudur Allah(cc) benden taraf ona hayrı ihsan buyursun>> dedikten sonra şu şiiri okudu:
<< Ben Allah (cc) katında şüpheli olmadıktan sonra hiç bir zaman insanlardan gelen şüpheye perva etmem!..
Sonra elçiye,ona cevap olarak şunları yaz << Hiç olan Ahmedcikten efendisi Şeyh İbrahim el-Besti ( Allah ondan razı olsun ) Senin söylediğin sözüne gelince; Allah (cc) beni dilediği gibi ve istediği yerde yarattı. Sizin doğruluğunuza güveniyorum. Hayır dualarınızdan beni mahrum bırakmamanızı ve haklarınızı helal etmenizi yüksek zatınızdan istirham ediyorum!..>> Mektup Şeyh İbrahim'in eline vardığı zaman,başını alıp gitti halada nereye gittiği belli değildir.>> ( Bkz. Nurul-Ebsar Rifai maddesine )
Bir sohbetinde << İçinizde benim ayıbımı kusurumu görüpte söylemeyen varmıdır? varsa lütfen söyleyiniz >>Müridlerden biri ayağa kalkıp << Efendim ! ben sizde bir kusur görüyorum..>> Rifai hazretleri << ey kardeşim lütfen kusurumu söyleyiniz >>  << Bizim gibi size layık olmayanları huzurunuza kabul buyurmanızdır !>> Bunun üzerine Başta Rifai hazretleri olmak üzere oradakiler ağlayarak hıçkırıkları yükseldi.<< Rifai hazretleri bir ara, hepinizden daha aşağı olduğumu biliyorum ve sizlerin hizmetkarınızım >> deyip nezaket ve tevazu gösterdi.
Rical-i devletten biri Rifai'nin duasını almak için bir hastayı getirdi. Aradan günler geçtiği halde Rifai onunla konuşmadı bile. Mescid minaresinin müezzini Yakup << Efendim! bu hastaya dua etmeyecekmisin ? sorunca şunları söyledi;
- Ey Yakup! Azizim izzetine yemin olsun; Ahmed'in ( nefsini kasdediyor ) her gün yerine getirilen yüz ihtiyacı vardır ki, onlardan bir tek ihtiyacı daha ( sahibinden ) istemiş değilim dedi.>>
Yakup;
<< Efendim bari bir tanesi bu zavallı hasta için olsun >> dedi.
Rifai:
- << Bu teklifin baş-göz üzerine olmasın. Benim kötü edepli olmamımı istiyorsun ? Bana ayrı bir irade O (cc)'na ( Allah'a) ayrı bir irademi olsun? deyip << Agah ol yaratmak ( yarattıkları ) ve emr onundur. Alemlerin Rabbi (cc) ortaktan münezzehdir.
Ey Yakup! Müskin kişi manevi hallerinde bir dilekte bulunup dileği yerine gelirse, bir derece yücelme fırsatını kaybeder >> dedi.
- << Dedimki namazdan sonra her vakit dua ettiğini görürüm.
Dedi ki:
- << O dua, kulluk ve emri imtisaldir. İhtiyaçlar için edilen duanın şartları vardır. O, bu duanın gayrisidir.>>

Bu konuşmadan iki gün sonra hasta Allah'ın iziniyle şifa buldu.
570. hicri senenin Cemaziyül-evvelinde vefat eden Rifai hazretleri ishal hastalığına müptela olmuştu. Günde defalarca dışarı çıkardı. Bir ay devam eden hastalığın müddetince durumu bu idi.
Hazretten soruldu << Yirmi günden fazla yeyip içmediğin halde bu kadar dışarı çıkmak nereden geliyor ?>> cevap olarak
<< Ey kardeş! bu çıkanlar eriyen etlerdir.Fakat et bitti. Ancak ilik kalmıştır. Bugün oda çıkar. Yarın geçip Allah (cc)'a kavuşacağız.>> iki-üç defa daha dışarı çıkıp kendisinden beyaz bir şey göründükten sonra öğle vakti Perşembe günü Cemaziyül- evvel ayının onikinci günü Rahmet-i Rahmana kavuştu.Böylece İslam aleminin bir üstadı daha << Ey mutmeinne nefis! Rabbine dön...>> emrine icabet ederek Firdevs'i ala>> ya göçtü.
Allah,ruhunu şad eylesin şefaatine mazhar kılsın. Amin

Uğrunda Fedakarlık Yapamadığın Sevgiyi Boşuna Yüreğinde Taşıyıp'ta Yük Etme.

Çevrimdışı Togika

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 166
Ynt: Nefslerin Temizliği ( Müzekkin Nüfus )
« Yanıtla #12 : 28 Aralık 2012, 02:33:49 »
KİTABA GİRİŞ ;
Allah-u teala (cc)'ya hamdü senalar ve O'nun resulüne salat-u selamlar olsun. Ve Peygamberimizin (sav) aline,ashabına,hulefa-i raşidine salat-u selamlar olsun.

İnsanın nefsi şu dört husustan biri ile ilgilidir.
1- Emmare
2- Levvame
3- Mülhime
4- Mutmainne
Bu mertebelerden Allah-u teala (cc)'nın yanında makbul olan, Mutmainne mertebesidir. Hak nazarında en merdud ve sufli olan mertebe de emmare mertebesidir.
Allah-u teala mesayihe öyle bir hususiyet vermiştir ki o sayede nefsi emmareyi terbiye ederler. Bu O'nun en büyük lütf-u keremidir. Yalnız terbiye etmekle kalmazlar o nefs-i emmareyi,sırasıyla levvameliğe,mulhimeliğe ve mutmainneliğe döndürürler. Bundan maksat; << İrcii >> hitab-ı İlahisine kabiliyet kesbetmek, Allah-u Teala (cc)'ya hakiki kul ve resulüne halis kul olmaktır.
Şimdi sırasıyla bu dört mertebeyi,Allah-u teala (cc)'ya çağrılmayı,bunların mertebesini ve sıfatını bir bir açıklayalım; böylece,kendi nefsinin derece ve kademesini kendin takdir et. Yeterki sen kulağını bu tarafa ver ve gaflet pamuğunu kulağından çıkar. Ancak bu sayede anlatılmak istenileni anlayabilirsin:
Nefs-i emmare sahibi olanlar şu üç gruptur:
1- Fasıklar,
2- Münafıklar,
3- Kafirler.
Hak teala (cc) Kur'an-ı Kerim'inde buyurur ki :
وَمَا أُبَرِّئُ نَفْسِي إِنَّ النَّفْسَ لأَمَّارَةٌ بِالسُّوءِ إِلاَّ مَا رَحِمَ رَبِّيَ إِنَّ رَبِّي غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Manası << Nefs-i emmaremi temizede çıkaramıyorum. Çünkü gerçekten nefis kötülüğü şiddetle emreder.>> ( Yusuf suresi,53 )
Allah (cc)'ın yolundan sapan ve asi olan kafir olur,münafık olur veya fasık olur. Bu hususta kişinin itikadı esastır. Mühim rol oynar. Herkes nefsini emmarelikten kurtarıp mutmainneliğe  yaklaştırmaya devamlı gayret etmelidir.
Nefis denilen şey süt emen bir çocuğa benzer. Verirsen içinde binbir gıda bulunan sütü emer. Bundan keser, başka şeyler yedirirsen onları yer ve onlara göre gıdalanır.





Uğrunda Fedakarlık Yapamadığın Sevgiyi Boşuna Yüreğinde Taşıyıp'ta Yük Etme.

Çevrimdışı Togika

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 166
Ynt: Nefslerin Temizliği ( Müzekkin Nüfus )
« Yanıtla #13 : 03 Ocak 2013, 09:35:48 »
İslam'ı kabul etmiş, Allah (cc)'ın birliğine, ezeli ve ebedi olduğuna inanmış, Resülullah (sav)'a haşr-u neşre, kitaplara,meleklere,peygamberlere ve Hakkın buyurduklarının hepsinin hak olduğuna itikat etmiştir. Buna rağmen nefsi emmareden vaz geçmemiş kimselerin adı fasık'tır. Bunun sebebi,nefs-i emmarenin sıfatıyla sıfatlanmış olmalarıdır.
Nefs-i emmarenin sıfatı nedir ? şeklinde bir soru akla gelebilir. Biraz sonra bunun cevabı verilecektir.
Bu kimseler tevbe edip emmareye uymaktan dönerlerse Allah-u Teala (cc) onları kabul eder. Günahlarını yüzlerine vurmaz, azab da etmez. Zira onlar, o günahı işlememiş gibi olurlar.
Nitekim Resülullah (sav) buyurur ki :
التَّائِبُ مِنْ الذَّنْبِ كَمَنْ لَا ذَنْبَ لَهُ <<Günahından hulusu niyetle,kalbinden pişman olarak tevbe eden,günah işlememiş gibidir.>> 
Eğer fasıklar tevbesiz olup iman ile ölürlerse cehenneme girerler ve günahlarının cezasını görürler. Hak Teala (cc)'nın dilediği kadar yandıktan sonra çıkıp cennete girerler. La ilahe illAllah Muhammedün Resülullah demiş olmanın şefaati onları cehennemde bırakmaz ve çıkarır.
Yine efendimiz (sav) buyururlar ki :
يقع في قلب إيمان كمية الشيكل لإزالة شخص لا يترك المؤمنين في الجحيم
Manası: Kalbinde bir miskal miktarınca iman bulunan bir kimseyi o iman cehennemde bırakmaz çıkarır.
Yine Efendimiz (sav) buyururlar ki : Bir kavim cehennemde yana yana kömür gibi olduktan sonra vazifeliler onları alır. Hayat Nehri adı verilen ırmakta yıkarlar. Derileri yeniden vücuda gelir. Yüzleri ayın on dördü gibi olur.
Bunlar için denilirki:
Bunlar öyle bir taifedir ki Hak Teala (cc) onları cehennemden azad etti.
Diğer iki taife de kafirler ve münafıklardır. bunların hakkında birçok ayet ve hadisler gelmiştir. Allah (cc) kafirler ve münafıkları cehennemin esfeline sokar ve orada ebedi kalırlar.
bu hususta varid omuş ayetler:
<< Allah (cc), bütün kafir ve münafıkları cehennemde bir araya getirir.>>  ( en- Nisa süresi,140 )
<< Münafıklar, ateşin en aşağı derecesindedirler.>> ( en- Nisa süresi 145 )




Uğrunda Fedakarlık Yapamadığın Sevgiyi Boşuna Yüreğinde Taşıyıp'ta Yük Etme.

Çevrimdışı Togika

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 166
Ynt: Nefslerin Temizliği ( Müzekkin Nüfus )
« Yanıtla #14 : 13 Ocak 2013, 17:07:39 »
Kafir:
Allah (cc)'ı, kelamını,resulünü inkar edenler ile putperestlerdir..Bir kafir çeşidi daha vardır ki; küfrü icab edicek söz söyler, tevbe ve istiğfar etmez. Sözünden dönmez ısrar eder. Neüzü billah böyleleri dünyadan imansız gider.
Münafıklarda iki türlüdür:
1- Halk içinde oruç tutar, namaz kılar. Kendisi gibi olanlarla beraber olduğunda küfrünü açığa vurur. Bunlar Kaderiye ve Cebriyecilerdir, Hurüfilerdir. Baciler ve Hulüliler de bu fırkaya dahildir. Bunların ve bunlara benzeyenlerin sözlerini söylemeye değmez.
Hak Teala buyurur ki : >> Ancak yalanlayıp sırtını çeviren şaki onun odunu olur.<< ( el-Leyl süresi,15 )
Resülullah (sav) bunlar ve benzerleri hakkında buyurur:
>> Üç haslet vardır ki bunların üçü de bir kimsede bulunursa, o kimse dört başı mamur bir münafıktır.<<
Lakin bunlardan bir bulunursa o kimsede münafıklığın üç kısmından bir kısmı mevcut demekir. Onu terk ile tevbe etmedikçe münafıklık hasletinden kurtulamaz. Namaz kılmakla oruç tutmakla böyle bir insan müslüman olmaz. ben müslümanım demekle,kendini müslüman sanmakla da müslüman olunmaz.
O üç haslet şunlardır:
1- Söz söylediğinde yalan söylemek,
2- Va'dettiği halde va'dinde durmamak,
3- Emanete hıyanet etmektir.
Bir rivayette de, iki haslet vardır ki nifak yani münafıklık alametidirler:
1- Ahdedip ahdini bozmak,
2- Bir kimse ile çekişme,çirkin sözler söyleme ( sövme gibi )
Müslüman olan kimseler bu nevi hasletlerden sakınmalıdır. Nefs-i emmareden sıyrılıp temizlenmedikçe şakilikten kurtulunmaz ve kurtulmak mümkün de değildir. Zira  emmare-i bissü denilen nefis ,kimde mevcut ise onu hayırlı işlerden alıkoyup devamlı şerre teşvik ve sevk eder. Devamlı fısık'a, fücur'a, şekavete ve nifaka çağırır.
Emmarenin manası emredici, buyurucu demektir. Her kimin ki nefs-i emmaresi beden şehrine buyruk kesilir sözünü geçirirse işte o kimse fasıktır,münafıktır veya kafirdir. Neüzü billah.
Uğrunda Fedakarlık Yapamadığın Sevgiyi Boşuna Yüreğinde Taşıyıp'ta Yük Etme.