Gönderen Konu: Sağlık Bilgileri  (Okunma sayısı 175113 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Sağlık Bilgileri
« : 20 Şubat 2005, 02:02:36 »

Migren hastası lodoslu havalara dikkat etmeli


Etkili olduğu günlerde insanların korkulu rüyası haline gelen lodosun havayı temizlemesi dışında bir faydası bilinmiyor.

Buna karşın, baş ağrısına, halsizliğe ve konsantrasyon bozukluğuna yol açan lodosun en büyük zararı ise, çok şiddetli olması dolayısıyla evlerin çatılarını, tabelaları, kiremitleri uçurarak yaralanmalara ve maddi hasarlara yol açması. Uzmanlara göre, vatandaşların tedbirli olmaları halinde lodosun bu tür etkileri görülmeyecek.

Bursa ile özdeşleşen lodos, gökyüzündeki kirli bulutları dağıtması ve havayı ısıtması dışında hemen akabinde gelecek yağmurun da haberini veriyor. Bu faydalarının dışında insanların sokaklarda yürümesini bile zorlaştıran lodosun, uzmanlar tarafından belirtilen onlarca zararı var.

Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kayıhan Pala, lodosun baş ağrısı, konsantrasyon bozukluğu ve halsizlik gibi rahatsızlıklara yol açtığını vurguluyor. Özellikle migren hastalarının lodoslu havalarda büyük sıkıntılar çektiğini aktaran Pala, “Lodos, vücuttaki elektronik dengeyi bozuyor. Hava değişimine adapte olamayan vücutta baş ağrısı ve halsizlik oluşuyor. lodos, ayrıca romatizma hastalarının da ağrılarını artırıyor.” diyor.
« Son Düzenleme: 20 Nisan 2009, 12:57:53 Gönderen: fatihan »
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
CAGIN HASTALIKLARI
« Yanıtla #1 : 20 Şubat 2005, 02:07:07 »
Avrupa’da çalışanlar, en çok bel ağrısı ve stresten şikayetçi


Avrupa’da çalışanların en çok şikayetçi olduğu iki hastalık belirlendi: Bel ağrıları ve stres.

Alman sağlık uzmanları tarafından yapılan açıklamada Avrupa Birliği üyesi ülkelerde işyerlerinde görülen en önemli rahatsızlığın bel ağrısı ile stres olduğu kaydedildi. Özellikle bürolarda çalışanlar uzun süre oturmadan dolayı sırt ağrılarına yakalanıyor. Stres ise hiç de hafife alınmaması gereken bir hastalık. Aynı araştırmayı yapan uzmanlar stresten korunmanın altı altın kuralını şöyle açıklıyor:

- Vücudunuzu dinlendirin: İnsan vücudu her gün belli bir sakinliğe ihtiyaç duyuyor. Vücudun huzurunu bozmamak için yiyip içtiklerimize mutlaka dikkat etmemiz gerekiyor.

- Aile bireyleri ile konuşun: Aile ortamı içinde olmak stresi engelliyor. Eşiniz, çocuklarınız ya da sevdiğiniz bir dostunuzla konuşmak stresi azaltıyor.

- Mükemmelliyetçi olmayın: Günümüzde her şeyin dört dörtlük olması için aşırı bir gayret göstermek de stres nedeni. Sınırları çok zorlamak, gereksiz telaş strese neden oluyor.

- Hedefleriniz gerçekçi olsun: Gerçekçi olmayan hedefler için kendimizi zorlamak stres nedeni.

- Dinî inançlarınız olsun: Batılı uzmanlar dinî inançların bulunmasını da stresi önleyici unsur olarak değerlendiriyor. Dinî bir inanca sahip olmak insanları aşırı hırstan koruyor.

- Kendinize zaman ayırın: Günümüzde hızlı iletişim ortamı insanları yoruyor. Daha kısa zamanda daha fazla üretim yapmak zorunda olan insan kendine gerekli zamanı ayıramıyor. Strese yakalanmamak için çalışanların kendine zaman ayırması gerekiyor.
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
CAGIN HASTALIKLARI
« Yanıtla #2 : 22 Şubat 2005, 09:08:16 »
HASTALIK MEVSİMİ
 Zatürre, grip, farenjit ve bronşit. Kış ayıyla birlikte özellikle de kapalı ortamlarda çalışanlarda sık rastlanan bu 4 hastalık önlem almadığınızda yaşamı zorlaştırıyor.
Uzun kış aylarını sağlıklı geçirmenin yolu da doktorların önerilerini dinlemekten geçiyor.
Üst ve alt solunum yolu hastalıkları en çok da kışın canımızı yakıyor. Günün büyük bir bölümünü kapalı ve kalabalık ortamlarda geçiriyor olmamız, zatürre, grip, farenjit ve bronşit gibi hastalıklara daha sık yakalanmamıza yol açıyor.
ancak bunlardan korunmanın yolu olduğu gibi, tedavisi de mümkün. Uzmanlar, üst solunum yolu enfeksiyonlarını, "mevsime bağlı" hastalıklar olarak nitelendiriyor.
Özellikle de mevsim geçişlerinde, gün içindeki ısı farklarının çok olduğu ilkbahar ve sonbaharda bu hastalıkların daha çok görüldüğüne işaret ediyor.
Kış mevsiminde ülkemizde yaşanan soğuk havaya bağlı olarak nezle, grip, faranjit, larenjit, sinüzit, orta kulak iltihabı, bronşit, zatürree gibi hastalıkların görülme sıklığı artıyor. Enfeksiyonlar özellikle, çocukları, yaşlıları, hamileleri, kronik sağlık sorunları olanları olumsuz etkiliyor.
Kış mevsiminde soğuk havaya uyum sağlamak için vücudun daha fazla enerji harcadığına dikkat çekiliyor. Bu enerji ihtiyacı karşılanmadığında da vücut direnci düşüyor, enfeksiyonlara yatkın hale geliyor. Soğuk kış iklimde yaşayan ve yıllarını geçiren insanların soğuk havaya uyumuyla ılıman iklimde ve zaman zaman soğukta yaşayan insanların uyumunun farklı olduğu belirtiliyor.
Soğuk, özellikle akciğerin akut veya kronik tüm hastalıklarını tetikler. Bronşit, astım gibi sağlık sorunları daha sık görülür. Ayrıca kronik böbrek ve diyabet hastaları, kalp hastaları, by-pass geçiren kişiler aşırı soğuklardan çok daha fazla etkilenirler. Kışın ortaya çıkan hava kirliliği de soğukla birleştiğinde sorun büyür.

Kış mevsiminde enfeksiyonlar ağır geçtiği için korunma tedbirlerine özen gösterilmesinde yarar var. Yaşlıların, çocukların, kalp, astım, diyabet gibi sağlık sorunları olan kişilere havanın çok soğuk olduğu günlerde mecbur kalmadıkça sokağa çıkmaları önerilmiyor. Giyime özen gösterilmeli, soğuktan koruyacak biçimde giyinilmesinin yanısıra aşırı terlememeye dikkat edilmelidir.
Toplu çalışma ortamlarında havalandırma düzenli yapılmalı, sigara içilmesine izin verilmemeli, hasta kişiler erkenden uyarılarak ortamdan uzaklaştırılmalı ve tedavileri sağlanmalı.

Kış ve soğuk diye fazla enerji almak iyi olur. Ancak aşırı yağlı yemek ve az hareket, kilo almaya neden olur. Bu yüzden öğünler muntazam yenilmeli. Sabah kahvaltılarına ve enerji verecek mevsim meyve ve sebzelerine de ağırlık verilmeli.
Soğukta özelikle hamileler mevsim hastalıklarına yakalanmamaya özen göstermeli, toplu yerlerden uzak durmalı, maske ile korunmalı.

Astımı olanların ilaçlarını düzenli almaları, mecbur kalmadıkça dışarı çıkmamaları, hava kirliliğinden, soba ve kömür etkisinden sakınmaları gerekiyor.
Kalp hastalığı olanların çok soğukta yürümemelerini öneriyoruz.
Yüksek tansiyonu olanların da ilaçlarını titizlikle kullanmaları, direnç artsın diye diyeti bozmamaları, tuzlu yememeleri büyük önem taşıyor.

KIŞA BOMBA GİBİ GİRMENİZİ SAĞLIYACAK ÖNERİLER
Kış mevsimi geldi. Birçoğumuz sonbaharla birlikte kendimizi yorgun hissetmeye başlarız. Oysa yazın olduğu kadar, kışın da keyfini çıkarmak tamamen elimizde. İşte size, soğuk kış günlerinde içinizi ısıtmak için bazı öneriler:

MEVSİM GEÇİŞLERİNE DİKKAT
Mevsim geçişleri insanları genelde olumsuz etkiler. Vücudumuz ve zihnimiz zaman zaman pes etme aşamasına gelir. Gripten korunmak için, ilaçların yanı sıra moralinizi de yüksek tutmanın büyük önemi var. Çünkü ancak zihninizin gevşediği anda mikropların vücudunuza girme şansı azalır.
KAN DOLAŞIMINIZI DESTEKLEYİN
Siz de mi kendini sabahları yorgun hissedenlerdensiniz? O zaman kan dolaşımınızı harekete geçirmenin zamanı geldi demektir! Güne sıcak suyla duş alarak başlayın ve duşunuzu soğuk suyla bitirin. En iyisi duştan önce bütün vücudunuza fırçayla masaj yapın.

İYİCE TER ATIN
Sauna bağışıklık sistemi için birebir. Saunada vücut sıcaklığı 1-2 derece artar ve ardından alınan soğuk duşun etkisiyle yeniden düşer. Böylece vücut kendini hava değişimine alıştırır ve sıcaktan soğuğa geçerken zorlanmaz. Kış aylarında en büyük sorunumuz sıcacık evlerden buz gibi soğuğa çıkmaktır. Bu ani değişimler bağışıklık sistemimizi zayıf düşürür ve vücudumuz enfeksiyonlara karşı savunmasız hale gelir. Tansiyon problemi olanlar ise, sauna yerine buhar banyosunu tercih edebilir.

BİTKİLERDEN GÜÇ ALIN
 Özellikle bu mevsimde bağışıklık sisteminin takviyeye ihtiyacı vardır. Bunun içinde bitkilerden faydalanabilirsiniz. Ihlamur, kuşburnu veya papatya çayı soğuk kış mevsiminde hem içinizi ısıtacak hem de sağlıklı bir kış geçirmenizi sağlayacaktır.

C VİTAMİNİ TAKVİYESİ
Vücut C vitamini üretemez, ama özellikle bu vitamine grip mevsiminde ihtiyaç duyar. C vitamini, vücudu virüs ve bakterilere karşı korur, aynı zamanda bağışıklık sistemini güçlendirir. Vücudun günlük C vitamini ihtiyacı 100 miligramdır. Günde 5 öğün meyve ve sebzelerle beslenirseniz, vücudunuzun ihtiyacı olan C vitaminini karşılamış olursunuz. Fakat her gün bu şekilde beslenmediğinizi göz önünde bulundurursak, C vitamini takviyesi yapmanız önem kazanıyor. Dikkat etmeniz gereken nokta, C vitamini takviyesini gün içinde birden değil, küçük miktarlar halinde yapmanız. Çünkü vücut C vitaminini kolay kolay depolayamaz. Birden yapılan C vitamini takviyesi de bu durumda pek işe yaramaz.
STRESİ HAYATINIZDAN ÇIKARIN
Panik, huysuzluk, asabiyet ve günlük sorunlar... Tüm bunlar hem sinirlerinizi bozar hem de sizi strese sokar. Stres vücudunuzun fazla miktarda kortizon üretmesine sebep olur ve bu da bağışıklık sisteminizi zayıf kılar. Stresten kaçınarak ya da stresi en aza indirerek, bağışıklık sisteminize büyük bir iyilik yapmış olursunuz. Gün içinde kendinize zaman ayırıp dinlenmeye özen göstermelisiniz. Beş dakikalığına gözlerinizi kapatıp dinlenmeniz bile yeterli. Bu esnada derin nefes alıp vermeyi de unutmayın. Eğer fırsat bulursanız, 15 dakikalığına öğlen uykusuna bile yatabilirsiniz. Düzenli olarak spor veya en azından yürüyüş yapmayı da ihmal etmemelisiniz.

ÇİNKO VE YEŞİL ÇAYIN GÜCÜ
Yeşil çayın rahatlatıcı etkisi artık herkes tarafından biliniyor. Şimdi ise rahatlatıcı etkisi olan yeni bir ikili gündemde; yeşil çay ve çinko. Bu kombinasyonun bağışıklık sistemini güçlendirici etkisi bulunuyor. Yeşil çayın içerdiği bitki maddeleri organizmaları bakterilere karşı koruyor. Çinko ise vücudu soğuk algınlığına karşı koruyor ve hastalık halinde oluşan ağrıları azaltıyor. Çinko; peynir, yumurta sarısı, yulaf ezmesi, tropikal meyvelerde ve tavuk kanadında bulunuyor.

SOĞUK SUYUN GÜCÜ
Soğuk su vücudun direncini arttırır, kan dolaşımını destekler ve bağışıklık sistemini güçlendirir. Aynı zamanda savunma sistemini güçlendiren hücrelerin üremesinide sağlar. Bu hücreler, hastalığa zemin hazırlayan virüslerin vücuda girmesini önler. Tazyikli soğuk suyu, bir ayağınızdan başlayarak, kalbinize kadar bedeninizde gezdirin. Bu soğuk duşun ardından 10-15 dk. kadar yatağınızda dinlenin. Eğer bu mevsimde soğuk duş fikri size pek cazip gelmiyorsa, bir lifi soğuk suya batırıp vücudunuza uygulayabilirsiniz.

İLLAKİ MASAJ
 Vücuda uygulanan her türlü masaj sizi hem zihinsel olarak rahatlatır hem de konsantrasyon gücünüzü arttırır. Özellikle ayaklara uygulanan akapunktur niteliğindeki masajlar, bedeninizi dinlendirir. Elinizin baş parmağıyla, ayağınızın baş parmağının altına beş dk. kadar basınç uygulayın. Sonra elinizin baş parmağını ayak tabanınızın ortasına bastırın ve hafif dokunuşlarla ileri geri hareket ettirin. Son olarak da tüm ayağınıza masaj yapın. Bu masajları sabah ve akşam uygulayabilirsiniz.

HAYDİ SPORA
Soğuk ve karanlık kış günleri psikolojimizi büyük oranda etkiler. Bir çok insan kendini keyifsiz hisseder, sinirleri gergindir ya da içinden hiçbirşey yapmak gelmez. Sizi keyiflendirecek en güzel şey spor yapmaktır. Hayır, hayır, sporla kastımız öyle sizi zora sokacak ve yoracak sporlar değil. Aksine sizi dinlendirecek ve keyiflendirecek spor türleri. Haftada 2-3 kez 20 dk. Bisiklete binmeye veya jogging yapmaya ne dersiniz? Ya da dışarıda yapmur yağarken kapalı havuzda yüzmeye? Bu tür sporlara sadece bağışıklık sisteminizi güçlendirmekle kalmaz, vücudunuzun endorfin salgılamasını da sağlarsınız.

NANE KEYİFLENDİRİR
Yorgun, halsiz ve keyifsiz misiniz? O zaman "kocakarı" ilaçlarına başvurmaya ne dersiniz? Yarım fincan kaynar süte taze veya kurutulmuş nane yaprakları ekleyin. 3-5 dk. çekmesini bekleyin ve soğumadan için. Etherik yağlar veya nanin rahatlatıcı ve ferahlatıcı etkisi bulunuyor. Eğer sütü fazla sevmiyorsanız, nane yapraklarını koyu çaya da ekleyebilirsiniz. Nane yapraklarını en fazla 3 dk. Çayın içinde bırakın.

GRİPTEN KORUNUN
Soğuk algınlığının ya da gribal bir enfeksiyonunun yanı sıra, virüsle bulaşan grip tehlikeli sonuçlar doğurabiliyor. Bu tür gripten korunmanın en iyi yolu aşı olmaktır. Aşınızı her sene tekrarlamanızda fayda var. Uzmanlar, özellikle 60 yaşın üzerindeki kişilerin mutlaka grip aşısı olmaları gerektiğini belirtiyor. Eğer sürekli olarak insanlarla bir arada olduğunuz bir işte çalışıyorsanız veya kronik bir hastalığınız varsa, aşı olmayı kesinlikle ihmal etmemelisiniz.

KEYFİ KOKLAYIN
Güzel kokular her zaman insanı keyiflendirir. Eğer soğuk kış günlerinde ve gecelerinde kendinizi keyifsiz hissederseniz, etherik yağlara başvurabilirsiniz. Özellikle limon, bergamot, nane ve biberiye kokuları ideal. Bu konuda kokulu mumları yada koku lambalarını tercih edebilirsiniz. Koku lambalarının alt kısmında mum bulunuyor, üstüne ise etherik yağ damlatıyorsunuz ve ısının etkisiyle etherik yağın kokusu tüm odanızı mis gibi kokutuyor. Yağların etkisi güçlüdür, bu nedenle koku lambalarını yatmadan önce söndürün.

UYKUNUZA ÖZEN GÖSTERİN
İyi bir uyku, sağlıklı bir bağışıklık sistemi için çok önemli. Çünkü organizma gece boyunca kendini yeniler ve yeni gün için güç toplar. Zinde bir gün geçirmek için en az 6, en fazla 8 saat uyumanız gerekir. Eğer uykuyla ilgili probleminiz varsa, kendiniz için bir şeyler yapabilirsiniz. Yatmadan önce küveti ılık suyla doldurun ve içinde dinlenin ya da bir bardak sıcak sütün içine bir miktar bal ekleyin ve için. Akşamları da hafif birşeyler yemeğe özen gösterin.

ELDİVEN VE ŞAPKAYI UNUTMAYIN
Vücudumuzun en hassas organlarından bir başımızdır. Soğuk havalarda şapkasız dışarı çıkanların çoğu, soğuk algınlığına davetiye çıkarır. Vücut ısısı düştüğü anda eller, ayaklar üşümeye başlar. Ayaklar üşümeye başladığı zaman, sinir refleksleri aracılığıyla boğaz kurumaya başlar ve dolayısıyla vücuda, hastalığa neden olan virüsler girer.

RUHUNUZU NEŞELENDİREN GIDALAR
Çikolata hayatımızın asla vazgeçemeyeceğimiz bir parçasıdır. Özellikle kışın çikolataya karşı duyduğumuz istek daha da artar. Çünkü çikolatanın içerdiği tatlı maddeler mutluluk hormonu olan seratoninin salgılanmasını saplar. Özellikle kara kış günlerinde ve gecelerinde keyiflenmeye ihtiyacımız olduğunu düşünürsek, çikolataya karşı duyduğumuz isteği bastırmak daha da zorlaşır.

IŞIK VE RENKTEN KAÇMAYIN
 Kış mevsiminde genelde hüzünlü oluruz. Hatta bazı insanlar deprasyona girer veya çoğu zaman keyifsizdir. Bunun en büyük nedeni ise kısıtlı gün ışığıdır. Böyle zamanlarda da vücut, keyifsiz olmamıza neden olan melatonin hormonunu daha çok üretmeye başlar. Bundan kaçınmak için ışık ve renk takviyesi yapmanızda fayda var. Akşamları mum ışığında oturmak yerine aydınlık ışıkta oturmayı tercih edin. Bulunduğunuz mekanda sarı ve kırmızı gibi güçlü renklerin hakim olmasına ve renkli kıyafetler giymeye özen gösterin.

LAHANA METODUNU UYGULAYIN
 Dışarısı dondurucu soğuk, iç mekanlar ise bunaltıcı sıcak. Kış mevsiminde maalesef genelde problem yaşarız. Bu ani değişimler de bağışıklık sistemimizi zayıf düşürür ve enfeksiyonlara zemin hazırlar. Bu durumda en iyisi lahana metodunu uygulamaktır. Havanın soğukluğuna göre kat kat giyinin ve ısınmaya başladığınız anda üzerinizdeki fazlalıkları çıkarın. Özellikle çocuklara dikkat etmelisiniz. Çünkü anaokulları genellikle çok sıcaktır ve çocuklar oyun oynarken kan ter içinde kalabilirler.

22.02.2005 Hürriyet saglik
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Osteoporoz Kanserden tehlikeli
« Yanıtla #3 : 03 Mart 2005, 00:48:56 »
Osteoporoz kanserden daha büyük risk oluşturuyor


 Halk arasında ‘kemik erimesi’ olarak tanımlanan osteoporoz Türkiye için büyük bir tehlike oluşturuyor.

Kemik erimesinin ilk etapta ağrı ve kanamaya neden olmaması erken teşhis edilmesini imkansız kılıyor. Zamanla aşınan kemikler boyun kısalmasına, özellikle de kamburluğa neden olabiliyor. Hacettepe Üniversitesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Miyase Bayraktar, önlem alınmazsa, ölüm oranlarında kemik erimesi hastalarının kansere yakalananları geçebileceği konusunda uyardı. Bayraktar, Türkiye’nin nüfus olarak genç olmasının ‘umursamazlık doğurduğuna’ dikkat çekiyor. Bayraktar, ‘kemik dokusundaki kaybın kırık oluşturacak derecede artması’ şeklinde tanımladığı osteoporozun, orta yaşlı bayanlar için büyük risk oluşturduğunu söyledi. Hastalığın geçmişte dikkat çekmediğini; yaşlı nüfusun artmasıyla 1990’lardan sonra yükseldiğini belirten Bayraktar, bu hastalığın gelecek için büyük bir tehlike yaratacağını belirtti.

50 yaşın üzerinde her 8 kişiden 1’ inde osteoporoza bağlı omurga kırığı gelişiyor ve bu oran, yaş ile birlikte artıyor. Kalça kırığı ise 70 yaşın üzerindeki her 3 kadından ve her 9 erkekten 1’inde görülen önemli bir sağlık problemi oluyor. Uzmanlar, osteoporozun sadece kadın hastalığı olmadığına dikkat çekerek erkeklerin de risk grubunda yer aldığını hatırlatıyor. Ancak bu oran erkeklerde, bayanlara nazaran daha az görülürken, erime hızı da yavaş oluyor. Kadınlarda bu oranın yüksek olması menapozdan sonra östrojen hormonunun seviyesinin düşmesinden kaynaklanıyor. Menapozdan sonraki ilk beş yıl, kemik kütlesinin en hızlı eridiği zaman dilimini oluşturuyor. Uzmanlara göre astım ve eklem romatizmalarında kullanılan kortizon gibi ilaçlar, kemik kütlesini azalttığı için osteoporoz oluşumunu hızlandırıyor. Özellikle astım tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar osteoporozun başlamasına zemin hazırlıyor.

İnsan vücudunun yirmili yaşlara kadar gelişme gösterdiğini belirten Bayraktar, 25 yaşına gelindiğinde kemik kütlesinin gelişimini tamamladığını, bundan sonra kemiklerde azalmaların olacağını dile getirdi. Hastalığın tedavisinin genç yaşlardan itibaren kalsiyum ve D vitamini alınarak önlenebileceğini vurgulayan Bayraktar, osteoporozu kolaylaştıran nedenleri; “Kahve içerek bol miktarda kafein alınması, sigara kullanılması; ki hasta sigarayı bırakmadığı sürece tedavisi mümkün olmaz, fazla alkol alınması, hareketsiz yaşantı, kortizon kullanmayı gerektiren bazı hastalıklar, genetik özellikler ile ufak yapıda ve beyaz tenli olmak.” şeklinde açıkladı. Bayraktar, osteoporozun tedavisinin mümkün olduğuna dikkat çekerek, erken tedavinin başarı şansını yükselttiğini ve en önemli amacın kırıkların azaltılması olacağını belirtti. Osteoporoz sonucu incelen kemiğin çok hafif bir zorlama sonucu bile kırılabileceğine işaret eden Bayraktar, düşme riskinin azaltılmasının ilaç ile tedavi kadar önemli olduğunu dile getirdi. Türkiye’de bazı şeylerin yanlış bilindiğini ileri süren Bayraktar, bayanları tedavi için kadın doğum uzmanlarını tercih etmemeleri konusunda uyararak, kemik erimesi konusunda endokrin doktorlarına gidilmesini tavsiye etti.

Osteoporoz önlenebilir

Erken yaşlardan itibaren dengeli ve düzenli beslenmek, asitli içecekler yerine yeterli miktarda süt ve süt ürünleri tüketmek, egzersiz yapmak, güneşten yeterince faydalanmak, kalsiyum ve D vitamini almak hastalığın engellenmesinde en önemli faktörleri oluşturuyor.
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
dogru ilac kullanimi
« Yanıtla #4 : 04 Mart 2005, 21:40:20 »
DOĞRU İLAÇ KULLANIMININ 7 KURALI

 Hastalıkların tedavisinde vazgeçilmez yere sahip olan ilaçların, doğru kullanılmadıkları takdirde sağlık için önemli tehdit oluşturabilecekleri bildirildi.

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı öğretim görevlisi Dr. Melih Babaoğlu, ilaç kullanımı sırasında yapılan yanlışlıklar sonucu ortaya çıkan ciddi rahatsızlıkların, sağlık sistemi gelişmiş ülkelerde bile önemli bir sorun olduğunu ve bunların bir bölümünün ölümle sonuçlanabildiğini söyledi.

Doğru ilaç kullanımını, ''kişinin kendisine doktor tarafından reçete edilen ilacı, kendisi için önerilen miktarda, yeterli süre devam ederek ve toplum için en düşük maliyeti getirecek şekilde kullanması'' olarak tanımlayan Babaoğlu, bunun verilen kullanım talimatlarına uymakla sağlanabileceğini belirtti.

İlaçların doktorun bilgisi dahilinde ve kontrolünde kullanılmasının önemine işaret eden Babaoğlu, vitamin, ağrı kesici gibi kullanımı basit olarak görünen ilaçları kullanmadan önce mutlaka bilgi alınması gerektiğini kaydetti. Babaoğlu, ilaç kullanımı sırasında hataya düşülmesini önleyebilecek kurallar hakkında şunları söyledi:


Doktorunuza muayeneye giderken kullandığınız tüm ilaçları ve önceki tedavi bilgilerinizi yanınızda bulundurunuz.


Doktorunuzun bilgisi olmadan ikinci bir ilaca başlamayınız.


İlaçları doktorunuzun anlattığı kullanım şekline uyarak kullanın.


İlaç tedavisine başladıktan sonra gelişen yeni bir yakınmanızın ilaca bağlı olabileceğini daima aklınızda bulundurun.


İlaç kullanımına gereksiz yere devam etmeyin ve önerilenden daha önce son vermeyin.


İlaca bağlı gelişebilecek olumsuz bir durumda sağlık personeline bilgi verebilmek için, birlikte yaşadığınız yakınlarınızı ilaçlarınız hakkında bilgilendirin.


Tedaviniz tamamlanınca artan ilaçlarınız varsa, maddi yetersizlik nedeniyle ilaç alamayan kişilere verilmek üzere doktorunuza verin.''

İlacın yanı sıra ilaç dışı tedavilere de önem verilmesi gerektiğinidile getiren Babaoğlu ''İlaçlar hastalıkların tedavisinde oldukça başarılı olabilse de çoğu kez istenen etkinliği tek başlarına sağlayamaz. Önerilen yaşam tarzı değişikliklerine uymak, tedavi başarısı artırır'' dedi.

(aa)
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
CAGIN HASTALIKLARI
« Yanıtla #5 : 04 Mart 2005, 21:47:00 »
FARENJİT
Kış aylarında en sık karşılaştığımız hastalıklar arasında yer alan "farenjit", boğazın arka duvarının bazen mikrobik, bazen metabolik, bazen de çalışılan ortamın ısısına, tozuna bağlı olarak reaksiyon göstermesiyle ortaya çıkıyor. Farenjit diyince orofarinksin iltihabı anlaşılır.

FARENJİT NEDİR?
Farenjit, farinks adı verilen boğaz kısmının iltihabıdır. Hemen hemen herkes az ya da çok farenjit geçirir. Farinks, burun ve ağız boşluğunun arka tarafıdır. Yukarıdan aşağı doğru oluk şeklinde uzanan bir bölümdür. Burun arkasındaki kısmına nasofarinks (geniz) adı verilir.

Ağız boşluğunun arkasındaki kısma ( ağzı açınca tam karşıda görülen kısmı) ise orofarinks adı verilir. Aslında aşağı doğru uzanan kısmına da hipofarinks denir ama burası bazı tümöral hastalıklar için önemliyse de farenjit açısından önemli değildir.

BELİRTİLERİ
Hastalık, kişilerde beslenme alışkanlığı ve sigaranın yanı sıra, midedeki asit problemlerine kadar değişik nedenlerden oluşabiliyor. Farenjit ortaya çıktığında, ses kısıklığı, boğazda kuruluk, yanma, ağrı, yutkunma zorluğu, toz ve yiyeceklere karşı hassasiyet gelişiyor.

FARENJİT TEDAVİ YÖNTEMLERİ
Hastalığın tedavisi yapılırken önce "boğaz Kültürü" alınıyor. Bu kültür sayesinde hastalığın "mikrobik" olup olmadığı tespit ediliyor.
Bu mikropların bulunup bulunmadığına göre hastalığın tedavisi ilaçla yapılıyor. Uzmanlar, hastalık eğer mikrobik değilse sıvıyla, mide problemleri varsa düzeltilmesiyle, sinizüte bağlı akıntı varsa bu akıntının tedavisiyle mümkün olabileceğini belirtiyorlar..
Tedavide sigaranın kesilmesi çok büyük önem taşıyor. Alkol, çok acılı ve ekşili gıdaların tüketilmesi ise hastalığın iyileşmesini önlüyor.
Akut farenjite virüslerin neden olduğu düşünüldüğünde antibiyotik verilmesi gerekli değildir. Ancak sıklıkla virüslerin yaptığı iltihaba bakterilerde eklendiğinden antibiyotikler hastalığın iyileşme süresini kısaltmaktadırlar. Antibiyotik olarak penisilin türevleri, sefalosporin veya makrolidler kullanılabilir.

Antibiyotiklerin yanısıra, ağrı kesici-ateş düşürücü ilaçlar, alerji düşünülen hastalarda antihistaminikler, burun açıcı spreyler, öksürük kesiciler ve ağız gargaraları kullanılabilir.
Pastiller genellikle faydasızdır. Kronik farenjitin ise tedavisi oldukça zordur. Hem doktorun tedavi uygulaması hemde hastanın bazı durumlara dikkat etmesi gerekmektedir.
Ancak yine de kronik farenjit çoğu zaman tam olarak ortadan kaldırılamaz. Tedaviyi belirlemek için kronik farenjiti ortaya çıkaran başka bir faktör olup olmadığına bakılmalıdır.
FARENJİT'TEN NASIL KORUNULUR?
 Dikkat edilecek durumlar şöyle sıralanabilir:
Sigara ve alkol almamak
Tozlu yerlerde ve kirli havada bulunmamak
Aşırı sıcak ve soğuk gıda almamak
Üşümemeye çalışmak
Alerjiye neden olan faktörlerden uzak kalmak
Reflü düşünülen hastalarda akşam saatlerinde çay-kahve-alkol almamak ve mideyi aşırı doldurmamak
Boğazı temizlemeye çalışmamak

Uygun tedavi ve hastanın maksimum dikkati bile kronik farenjitin bulgularını ortadan kaldırmayabilir. Ancak bulgular hafifleyebilir veya geçici olarak kaybolabilir.
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
CAGIN HASTALIKLARI
« Yanıtla #6 : 04 Mart 2005, 21:49:37 »
ZATÜRREE

 Kış mevsiminde artış gösteren ve iyi tedavi edilmediğinde ölüme bile yol açabilen hastalıklardan biri de zatürree. Uzmanlar hastalığı "akciğer iltihabı" olarak tanımlıyor.

Tıp dilinde "pnömoni" olarak adlandırılan "zatürree" hastalığında, akciğerlerde bulunan hava keseciklerinin iltihabi bir sıvıyla doluyor ve akciğerlerin oksijen alışverişi bozuluyor. Hastalık bakteriler, virüsler, mycoplazma, pnömosistis gibi mikroorganizmalar ile görülüyor.

Akciğerlerin iltihabi bir hastalığı olan zatürree, akciğerlerde bulunan hava kesecikleri, iltihabi bir sıvıyla dolar. Akciğerlerin görevi olan oksijen alış veriş fonksiyonu bozulur, kanda oksijen düzeyi azalır. Bunların sonucunda hücreler normal fonksiyonlarını yerine getiremez ve hatta bu nedenle ölüm bile görülebilir.

Amerika'da bile halen ölüme yol açan hastalıklar arasında zatürree altıncı sırada yer alıyor.

Zatürreeye yol açan 30'un üzerinde mikroorganizma tanımlanmaktadır. Zatürree'nin oluşumunda bakteriler ve virüsler önemli rol oynar. Bakterilerden kaynaklanan enfeksiyonlar yeni doğan bebeklerden yaşlı kişilere kadar her yaş grubunda görülebilir.

Alkolikler, yeni ameliyat olmuş hastalar, kronik akciğer ve kalp hastalığı olanlar ve bağışıklık sistemi zayıflamış kişilerde pnömoniye yakalanma riski daha yüksektir. Ateş, titreme, öksürük, sarı veya yeşil renkte balgam çıkarma, göğüs ağrısı ve terlemeyle gelişir.

Zatürreelerin yarısı da virüslerden kaynaklanıyor. Virüslerden kaynaklanan zatürreelerin kısa sürede iyileştiğine dikkat çekiliyor. Ancak grip virüsü ağır zatürreeye yol açabilir, altta yatan kalp , akciğer hastalığı olanlarda ve gebelerde ölüm nedeni bile olabilir.

BELİRTİLERİ

Türlerine göre belirtileri değişiyor. Bakteriyel zatürreede ateş, titreme, öksürük, sarı yeşil renkte veya kanlı balgam, göğüs ağrısı ve terleme olabiliyor.

Virütik zatürreede ateşin yanında başağrısı, kuru öksürük, kas ağrısı ve halsizlik gibi gribal enfeksiyon belirtileri görülebiliyor. Mycoplasma zatürreesinde ise en yaygın şikayet öksürük.
ZATÜRREE TEDAVİ YÖNTEMLERİ

 Nedene, hastanın yaşına, altta başka kronik bir hastalık bulunup bulunmamasına göre "tedavi planı" yapılıyor. Genç ve sağlıklı erişkinlerde bakteriyel, rriycoplasma ve ricketsia enfeksiyonlarında "antibiyotik" kullanımı tedavide başarı sağlıyor. Viral zatürreelerde iyileşme kendiliğinden olabiliyor.

Zatürree tedavisinde antibiyotiklerin yanı sıra ağrı ve ateş için parasetamol veya nonsteroid antiinflamatuvar ilaçlar, balgam söktürücü ilaçlar kullanılıyor. Eğer hastanın kanında oksijen düzeyi düşerse oksijen tedavisi de öneriliyor. Genç hastalar, iyileştikten sonra 1 hafta içinde normal yaşantılarına dönebilirler.

Orta yaşlı kişilerde eski sağlıklarına kavuşmaları ve kendilerini iyi hissetmeleri haftaları alabilir. Zatürree gripal infeksiyonlar sırasında veya sonrasında oluşabildiğinden grip aşısı yaptırmak zatürreeden de korunmayı sağlar. Grip aşısı senede bir kez sonbahar ayında yapılır

Zatürree hastasının ateşi düştükten sonra antibiyotik tedavisine doktorun önerdiği süre devam edilmesini belirten uzmanlar şöyle konuşuyor: "Antibiyotiklerin yanı sıra ağrı ve ateş İçin paraseternol veya nonsteroid antiinfla-matuvar ilaçlar, balgam söktürücü ilaçlar, kanda oksijen düzeyi düşerse oksijen tedavisi veriliyor. Hastaların diyetine dikkat etmesi ve günde en az 8 bardak su içmesini öneriyoruz.

Bu arada antibiyotik verdiğimiz halde hastanın ateşi 3 gün yüksek seyredebilir. Eğer 3'üncü günden sonra ateş hala yüksekse, doktora danışmak gerekir."Zatürree aşısı ise özellikle kalp, akciğer, kan, böbrek ve diyabet hastaları, dalağı alınmış kişiler, 65 yaşın üzerindekiler ve bakımevi gibi yerlerde yaşayanlar gibi yüksek risk taşıyan kişilere yapılıyor."

ZATÜRREE TÜRLERİ
Bakteriyel Zatürree
Bakteriyel Zatürree her yaş grubunda görülüyor. Alkolikler, yeni ameliyat olmuş hastalar, kronik akciğer ve kalp hastalığı olanlar, bağışıklık sistemi zayıflamış kişilerde hastalığa yakalanma riski artıyor.

Belirtileri
Ateş, titreme, öksürük, san veya yeşil renkte, kanlı balgam çıkarma, göğüs ağrısı ve terleme. Dakikadaki solunum sayısı ve nabız hızı artarken, ağır vakalarda kanda oksijen azalmasına bağlı olarak dudaklar, tırnaklar morarabilir, hastada bilinç bulanıklığı gelişebilir.

Virütik Zatürree
Zatürreelerin yarısının "virüsler" yoluyla olduğu biliniyor. Özellikle de çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonuna, bazen de zatürreye neden olan birçok virüs saptanmış. Uzmanlar, çoğunun ciddi olmadığını ve "antibiyotik" kullanmadan kısa sürede iyileştiğini ifade ediyorlar ve "İnfluenza virüsü ağır zatürreye yol açabilir. Kalp, akciğer hastalığı olanlarda, gebelerde ölüme dahi yol açabiliyor." diye sözlerine ekliyorlar.

Belirtileri:
Ateş, başağnsı, kuru öksürük, kas ağrısı ve halsizlik gibi gribal enfeksiyonlarda görülen belirtilerle ortaya çıkıyor. Bazen viral zatürreye bakteriye! zatürre de ekleniyor ve o zaman bakteriyel zatürreye ait belirtiler görülüyor.

Mycoplasma Zatürree
"Mycoplasma"lar, insanda hastalık nedeni olan ve serbest yaşayan canlılar olarak biliniyor. Hem bakteri, hem virüs özelliği taşıyorlar. Genellikle hafif şiddette ancak insandan insana kolaylıkla bulaşan ve bu nedenle salgınlar halinde seyreden bir zatürre etkeni olarak nitelendiriliyor. Tüm yaş gruplarında görülmekle birlikte, en sık çocuk ve genç erişkinlerde görülüyor. Tedavi edilmese de hastalıktaki ölüm oranı düşük seyrediyor.

Belirtileri:
Hastanın en yaygın şikayeti öksürük oluyor. Ayrıca ateş, itreme, bulantı, kusma, baş ve kas ağrısı, halsizlik görülebiliyor.
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
soframizdaki ilaclar
« Yanıtla #7 : 13 Mart 2005, 00:06:17 »
Soframızdaki ilaçlar  
 
 

Uzmanlar, bazen sevmediğimiz, kimi zaman da ağız kokusu yapıyor diye yemediğimiz pek çok yiyeceğin aslında insanları birçok hastalıktan koruduğunu belirtiyor. Dahiliye Uzmanı Dr. Deniz Şahin, son zamanlarda tüm dünyada çeşitli gıdalar üzerine yapılan araştırmalar sonucunda birtakım besinlerin bazı hastalıkların önlenmesinde çok faydalı olduğunun ispatlandığını belirterek, şu tavsiyelerde bulundu: “Kalp hastalıklarından korunmak için ceviz, sarımsak tüketin. Solunum ve sindirim problemi yaşayanlar için elma yiyin. Kansere karşı korunmak için domates (özellikle prostat kanserine karşı), soğan, elma (özellikle akciğer kanserine karşı) tüketin. Anne sütünü arttırmak için havuç birebir. Bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek için maydanoz, havuç, domates tüketin. Yaşlanmaya karşı sarımsak, domates, havuç ve maydanoz yiyin.”

Kimlerin hangi yiyecekleri yemesi gerek?

Dr. Şahin, bolca tüketilmesi tavsiye edilen besileri ve faydalarını ise şöyle açıkladı:

Ceviz: Omega 3 ve Omega 6 yağ asitleri var. Zeka gelişimini olumlu etkiliyor. E vitamini açısından zengin. İyi bir antioksidan. Aterosklerozu engeller, kolesterol seviyesini dengeler. Yapılan araştırmalarda her gün 5–6 tane ceviz yiyenlerin yemeyenlere oranla kalp krizi geçirme riski yüzde 50 daha az olarak bulunmuş.

Havuç: İçeriğindeki betakarotenin yaşlılığın getirdiği görme zayıflığından koruma ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirme etkisi var. Güçlü bir antioksidan. Betakaroten cildin kurumasını engelleyen A vitaminine dönüşebiliyor. Cildin yaşlanmasını engelliyor. Anne sütünü arttırıcı etkisi var. Haftada 5 kez yendiği takdirde kadınlarda enfarktüsü ve felç tehlikesini yüzde 68 azalttığı bulunmuş. Günde 2 havucun erkeklerde kandaki kolesterolü yüzde 10 oranında azaltıcı etkisi var.

Maydanoz: C vitamini, betakaroten ve folik asit içeriyor. Nezle ve gribe karşı kış aylarında bol bol tüketilmeli. İyi bir folik asit kaynağı olduğu için hamilelerin sofralarından eksik etmemesi gerekiyor. Bir tutam maydanoz yetişkin bir kişinin günlük C vitamini ihtiyacını karşılar.

Elma: Elmanın suyunda bulunan kuersetin adlı madde çok güçlü bir antioksidan. Kolesterolü düşürüyor, kalp hastalıkları ve akciğer kanseri riskini azaltıyor. Sindirim sistemi için yararlı. Bol lif içerdiği için kabızlık problemi olanların sofrasında mutlaka olmalı. İngiltere’de yapılan bir çalışmada haftada en az 5 elma yiyenlerin daha kolay nefes aldığı bulunmuş. Ne tip bir mekanizmayla bu etkiyi yarattığı bilinmiyor, ancak güçlü antioksidan özelliği sayesinde olabileceği düşünülüyor.
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
kolestrol
« Yanıtla #8 : 15 Mart 2005, 00:42:20 »
Yüksek kolestrol zayıflarda da olabilir  
 
 

İstanbul Üniversitesi Kardiyoloji Enstitüsü’nden Prof. Dr. Vedat Şensoy, “yüksek kolesterol şişmanlarda olur” düşüncesinin her zaman gerçeği yansıtmadığını belirterek, zayıflarda da yüksek kolesterole raslanıldığını söyledi.

İstanbul’da düzenlenen bir toplantıda konuşan Prof. Dr. Vedat Şensoy, ailevi hiperkolesterolomisi olan kişilerin zayıf olduklarını ve sigara içmemelerine rağmen, normal kolesterolün 200 ise bunlarda 350– 400’ ü bulduğunu açıkladı. Prof. Dr. Şensoy, “Bu genetik bozukluk toplumumuzda 500 kişide birinde görülüyor. Buda 350 bin kişi demektir” dedi.

Ailesinde bu tür genetik bozukluğu olanların kolesterollerini kontrol ettirmeleri gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Vedat Şensoy, yağlı , kızartmalı gıdalarla beslenip aşırı et tüketmenin kolesterolün artmasına neden olduğunu söyledi.

Kolesterol düzeyine göre yaşamak gerek

Prof. Dr. Vedat Şensoy, şöyle devam etti: “Kolesterolün yüksek olması herhangi bir şikayete neden olmaz.

Kolesterol yüksekliğinin neden olduğu kalp krizi veya felç gibi hastalıklar, kolesterolün damar duvarında birikmesiyle yıllar sonra ortaya çıkar. Bu nedenle 20 yaşın üzerindeki kişiler kolesterol düzeylerini bilmeli ve bunun gerektirdiği yaşam değişikliğini uygulamalıdır.

Özellikle anne, baba veya kardeşlerinde erken yaşta kalp hastalığı olduğu bilinen kişiler, şeker hastaları mutlaka kolesterollerini ölçtürmeli ve gereken önlemleri almalıdır. Öncelikle ailevi kolesterol yüksekliği veya başka bir hastalığa bağlı kolesterol değerlerinde bozukluk varsa tıbbi destek şarttır
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Kolesterol
« Yanıtla #9 : 18 Mayıs 2005, 23:55:49 »
Kolesterol olmazsa, organizmadaki hücreler ne formda kalabiliyor ne de zamanı geldiğinde kendilerini yenileyebiliyor. Kolesterol, beynin ve sinir sisteminin faaliyeti için de vazgeçilmez. Bu yağın büyük bölümü (yüzde 70’i) organizma, özellikle de karaciğer tarafından üretiliyor. Geri kalanı (yüzde 30’u) beslenmeden geliyor. Uzmanlar, kısaca “Kanda dolaşan yağlı madde” olarak tarif edilen kolesterol için “iyi” veya “kötü” dendiğini hatırlatıyor. Gerçekte, iyi veya kötü olan kolesterolün değil, kolesterolün kandaki taşınma biçimi olduğunu belirten uzmanlar, “Kolesterol, üretici organlarla tüketici dokular arasında götürülüp getirilir. İki ayrı protein, kolesterolü sarıp sarmalar ve taşır. Bunlardan biri Düşük Yoğunluklu Lipoprotein (LDL), diğeri Yüksek Yoğunluklu Lipoprotein’dir (HDL). HDL’ler fazla kolesterolü, yeniden işlenip yok edileceği karaciğere götürürler. Bunun için ‘iyi’ sıfatı alırlar. LDL’ler ise kolesterolü hücrelere taşırlar. Kanda çok oldukları zaman atar damarlar için tehdit oluştururlar. Bunun için onlara kötü gözle bakılır” diyor.
Damar tıkanıklığı yapabilir
Kolesterolün, LDL’ler çoğaldığı anda insanın düşmanı haline geldiğini vurgulayan uzmanlar, bu sıra, sert plakalar oluşmaya ve atar damarların iç duvarına yapışmaya başladığını, kan dolaşımının tehlikeye girdiğini, böylece damar sertliğinin ortaya çıktığını kaydediyor. Uzmanların ifadesine göre, kolesterolün ideali, 1 litre kanda 2 gramın altında olması. Ama, bundan daha önemlisi LDL’lerin düzeyi. 1 litrede 1.6 gramdan fazlası, kolesterolün “kötüleşmesi” anlamına geliyor. HDL’lerin kandaki oranı yüzde 0.35’in altına inerse, yine tehlike var demektir. Doktorun, kolesterol düzeyine paralel olarak ölçülmesini istediği “trigliserit” (şeker ve alkolden oluşan yağ) de, litrede 2 gramı aşmamalı. Genellikle kolesterolün yüksekliğine paralel olarak yağın kanda dolaşan şekli olan trigliserid de yükselir. Trigliserid yükseldiği zaman kan yoğunlaşır, akışkanlığı azalır, pıhtılaşır ve daralan damarı tıkar. Sonuçta kalp krizine ya da felce yol açar.
Kolesterolün başlıca sebepleri
- Şişmanlık: Aşırı beslenme, kolesterolden zengin hayvansal yağlı gıdaların yenmesi ve bitkisel yağların aşırı tüketimi yağ dokusunu artırır.
- Hareketsizlik: Hareketli insanların kilo alma ihtimali az olduğu için kötü kolesterol yükselmesine sebep olan şişmanlık ihtimali düşüktür.
Kişide aşırı çarpıntı ve nefes darlığı yapmayan düzenli, günlük hareket, faydalı kolesterolün kandaki çoğalmasını sağlar. Çoğalan HDL, kandaki zararlı LDL kolesterolü yakalayıp götürür, karaciğerde yıkımı sağlar. Böylece damar sertliği önlenmiş olur. Ama hareketsizlik olunca bunun tam tersi insan sağlığı tehlike boyutlarına ulaşır.
- Aşırı stres ve sigara, alkol kullanımı.
- Şeker, karaciğer ve böbrek hastalıkları.
- Hayvansal yağlı gıdaların fazla tüketilmesi.
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Sağlık Bilgileri
« Yanıtla #10 : 15 Ekim 2008, 10:12:07 »
Gizemli Bir hastalık!

Bilinen hastalıklardan farklı ve şimdiye kadar 3 kişinin ölümüne 121 kişinin de gözetim altına alınmasına neden oldu.
 
BM Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Güney Afrika'nın Johannesburg kentinde 3 kişinin ölümüne neden olan gizemli hastalığın araştırıldığını bildirdi.

DSÖ'nin Cenevre kentindeki merkezinden açıklama yapan sözcü Gregory Hartl, hastalığın hemorajik ateşin bir türüne benzediğini, ancak yapılan testlerin, hastalığın hemorajik (kanamalı) ateşin türleri olan Marburg, Rift Valley, Lassa ve Ebola'ya benzemediğini ortaya çıkardığını söyledi.

Hartl, gizemli hastalıktan ilk ölümün 13 Eylül'de olduğunu, Zambiya'da hastalanan bir tur rehberinin Johannesburg'da hayatını kaybettiğini, 30 Eylül'de bir sağlık görevlisi ve 4 Ekim'de onu tedavi eden bir hemşirenin hastalığa yakalanarak öldüğünü ifade etti.
 
Hartl, hastalık nedeniyle şimdiye kadar 121 kişinin gözetim altına alındığını, test sonuçlarının pazar gününe kadar alınmasını beklediklerini kaydetti.

mynet
« Son Düzenleme: 21 Kasım 2008, 01:10:59 Gönderen: Tuğra »
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Öksürük ve soğuk algınlığı ilaçları öldürebilir
« Yanıtla #11 : 15 Ekim 2008, 10:14:08 »
 Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, öksürük ve soğuk algınlığı ilaçlarına karşı uyararak “Bunların tavsiye edilen dozlar aşılmadığında emniyetli oldukları ileri sürülmekle beraber, sık veya yüksek dozlarda kullanıldıklarında yan etki ve ölüm ihtimali de o nispette yüksek oluyor” dedi.

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, ANKA'ya yaptığı açıklamada, öksürük ve soğuk algınlığı ilaçlarının özellikle de nezle, farenjit, tonsillit, sinüzit, bronşit gibi solunum yolları enfeksiyonlarının çok görüldüğü şu günlerde tüm dünyada en çok satılan ilaçlardan olduğunu söyledi. Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi'nin (FDA) geçtiğimiz aylarda yayınladığı raporu hatırlatan Prof. Dr. Küçükusta, “Yayınlanan rapor ile 6 yaşından küçük çocuklara ‘öksürük ve soğuk algınlığı ilaçlarının yasaklanması' tavsiye edildi” dedi.

Rapora göre, hem bu ilaçların etkili olduklarını gösteren kesin bilimsel kanıtlar bulunmadığının hem de çok ciddi hatta ölümcül de olabilen yan etkilere sahip olduklarının altını çizen Prof. Dr. Küçükusta, şunları söyledi:

“Amerika'da son 35 yıl içinde en az 125 çocuğun reçetesiz satılan ve ‘tezgah üstü ilaçlar' adıyla bilinen bu ilaçlar yüzünden öldükleri belirlenmiştir. Bunların tavsiye edilen dozlar aşılmadığında emniyetli oldukları ileri sürülmekle beraber, sık veya yüksek dozlarda kullanıldıklarında yan etki ve ölüm ihtimali de o nispette yüksek oluyor. Bizde de Sağlık Bakanlığı öksürük ve soğuk algınlığı ilaçlarını ödeme kapsamından çıkarmıştı.”

-SOĞUK ALGINLIĞININ İLACI YOK-

Soğuk algınlığının ilacı olmadığını söyleyen Prof. Dr. Küçükusta, “Soğuk algınlığı tedavisinde antibiyotik kullanmak da gereksiz, hatta zararlı. Çünkü virüslere antibiyotiklerin hiçbir etkisi yok. Antibiyotikler, sadece orta kulak iltihabı, sinüzit, bronşit gibi komplikasyonlar için doktor önerisiyle kullanılmalıdır” dedi.

Prof. Dr. Küçükusta, özellikle C vitaminin soğuk algınlığını önlediğine yaygın şekilde inanıldığını belirterek “Hatta buna doktorlar da dahildir. C vitamininin sağlıklı yaşam için gerekli olduğu, antioksidan özelliği bulunduğu elbette doğrudur; ama bunun ne nezleyi ne gribi önleyebileceğine dair kesin bir kanıt da yoktur” dedi. Her vitaminin fazlasının zararlı olacağına işaret eden Prof. Dr. Küçükusta, “Gerçek vitamin eksikliği tabloları dışında, vitaminler ilaç olarak değil doğal olarak, yani meyve, sebze, süt, yoğurt gibi besinlerle alınmalıdır” diye konuştu.

-SOĞUK ALGINLIĞI TEDAVİSİNDE İSTİRAHAT ÖNEMLİ-

Soğuk algınlığı tedavisinde yapılması gerekenlere ilişkin de bilgi veren Prof. Dr. Küçükusta şunları söyledi:

-Soğuk algınlığı tedavisi için ilacı unutun.
-Mümkünse en azından bir iki gün istirahat edin.
-Bol sıcak sıvı için. Ihlamur, ada çayı, nane, limon çayları bunun için idealdir.
-Mandalina, portakal, havuç, greyfurt gibi meyveleri ve her türlü sebzeyi bolca yiyin.
-Havuçlu, patatesli, kerevizli, soğanlı, maydanozlu tavuk sulu çorbalar soğuk algınlığına karşı birebirdir.
-Odanız nemli olsun. Radyatörlere su kapları, sobaların üzerine çaydanlık koyun.
-Burun tıkanıklığının en iyi ve en zararsız tedavisinin buruna serum fizyolojik ismi sıvının damlatılması ve ortamın nemlendirilmesi olduğunu unutmayın.
-Yüksek ateşiniz varsa, doktorunuza danışarak ateş düşürücü ilaç alın.
Özetle; ‘yok çocuğun burnu aktı, yok birkaç kere öksürdü, yok boğazı ağrıyor, yok biraz ateşi var' diye hemen ilaçlara sarılmayın. Bu hastalıkların tedavi edilse de edilmese de bir haftada geçtiğini de asla unutmayın.”

(ANKA)

*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimiçi ihvan

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 2354
Ynt: Sağlık Haberleri ve Makaleler
« Yanıtla #12 : 15 Ekim 2008, 10:18:54 »
teşekkürler kardeş...ne kadar kaçsakta hastalık yakalar...
« Son Düzenleme: 15 Ekim 2008, 11:42:30 Gönderen: Tuğra »

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Beyin egzersizi nasıl yapılır?
« Yanıtla #13 : 16 Ekim 2008, 08:43:37 »
Her insanın belli bir beyin kapasitesi vardır.Bunu genetiği belirler.Fakat bu kapasitenin etkin kullanılması için yapılacak birçok şey vardır.Örneğin;bir arabanın göstergesi 180km’yi gösteriyorsa 200km hız yapmak mümkün değildir.Fakat iyi bir araba bakımı ve kullanan ile gerekirse son hıza çıkılabilir.     

Son yıllardaki bunca gelişmelere rağmen beyin hala insan vücudunda en az bilgiye sahip olunan organdır.Yapılan çalışmalar ve uzmanlara göre bir çok kişi beyin potansiyelinin çok  az bir kısmını kullanmaktadır.
 
Maalesef okullardaki eğitim düzeni beynin sadece sol tarafını geliştiren matematik,fen bilgisi ve Türkçe gibi derslere önem verirken beynin sağ tarafını geliştiren resim,müzik,el sanatı….gibi derslere pek fazla önem verilmez.Halbuki;tarihte başarılı olan insanlara bakıldığı zaman bu kişiler bilerek veya bilmeyerek sağ ve sol beyinlerini geliştirmiş kişilerdir.Başarılı insanlar beynin her iki yarısını kullanabilen,gerektiğinde birinden diğerine geçebilen insanlardır.
 
Sağ lob un duygular ve hayallerin etkisinde olduğu ve bütünsel öğrendiği bu yüzden bilgileri sırayla işleyen sol lob un aksine daha hızlı ve etkili olduğu anlaşılmıştır.Sadece sol lobu gelişmiş olan ve bu lobu iyi kullanan insanların üretken düşünebilmeleri için sağ beyni geliştirmeleri gerekir.Çünkü insanın mucitlik ve üretkenlik kısmını sağ beyin sağlar.Sağ ve sol beyin birbirini tamamlayan  fonksiyonlara sahiptir.
 
Sol beyni gelişmiş bir kişi sağ beynini de geliştirirse beynin kapasitesi iki kat değil hayal edemeyeceğiz kadar fazla artar.Beyinde öğrenmenin sonu yoktur.

BEYNİ GELİŞTİRMEK İÇİN NE YAPMAK GEREKİR?

Doğumla başlayan öğrenmenin sonu yoktur.Öğrenme bir başkası tarafından deneyimlerin aktarılması ile gelişir.Bununda adı eğitimdir.İyi bir eğitim beyni geliştirir.Buna birkaç örnek vermek istiyorum.

1)Kitap okumak en faydalı beyin geliştirme yöntemidir.Kitap okumak sağ ve sol lobu beraber geliştirir.Çünkü kitap okurken sol tarafla takip edilen ve kavranan kavramlar sağ tarafta hayal edilir.Bunun için televizyon izlemek sağ lobu pasif bırakır.

2)Sık sık bulmaca çözme beyin için yapılacak en iyi egzersizdir.

3)Okunan bilgilerin uygulanmaya geçirilmesi ve görsel olarak görülmesi okullardaki deneyler sonucunda dersler daha iyi anlaşılır.

4)Öğrencilikte ve çalışma hayatı içinde resim,müzik veya el işi gibi sağ tarafı geliştirecek hobiler edinme.

5)Bol bol spor yapmak,yeterli uyumak ve beslenmeye özen göstermek özellikle spor beynin dinç ve güçlü kalmasını sağlar,olumsuz düşünceleri yok ederek beynin daha kolay öğrenmesini sağlar.
 
BEYNİ OLUMSUZ YÖNDE ETKİLEYEN FAKTÖRLER
 
Özellikle günümüzde büyük metropol şehirlerde yaşamak hiçbir etken olmasa da tek başına stres kaynağıdır.Trafik,hava kirliliği,çalışma şartlarının ağırlığı,zamanla yarışma…gibi etkenler beyni ve sinir sistemini olumsuz etkiler.Aşırı stres beraberinde uykusuzluk,sinir,insanlara tahammülsüzlük durumlarını da beraberinde getirir.Aşırı stres altında kalan beyin yıpranır.Fonksiyonları bozulmaya başlar ve hükmetme kabiliyeti zayıflar.Örneğin;günlerce uykusuz kalan kişinin hafızası ve düşünce yeteneği zayıflar,vücut direnci düşer bu gibi durumlarda hekim yardımı almak gerekir.
 
SİNİRİN BEYİNDEKİ TAHRİBATINI NASIL GÖRÜRÜZ?
 
Sinir ve stres sinir sistemini normal işleyen biyokimyasal mekanizmasını bozar.Bazen geri dönüşümsüz tahribat bile yapabilir.Ağır ruhi travmaya maruz kalınca yaşanan şok buna bir örnektir. Olumsuz olayların etkisi ile beyinde salgılanan maddeler vücuttaki diğer hormonları da aktive eder.
Buna bağlı olarak dolaşım hızlanır,kalp ritmi artar.Kişi yerinde duramaz,geçici olarak beyin fonksiyonları zayıfladığı için kişinin bedenine hükmetme kabiliyeti azalır bu yüzden saldırganlık,eşya kırma,bilinçsiz bir şekilde karşı tarafa zarar verme görülebilir.
 
SİNİR VE STRESİN ETKİLERİ NASIL AZALTILIR?
 
Sinir ve  strese sebep olabilecek olaylarla karşılaşıldığı zaman şunları yapmak gerekir.

1-Bulunan ortamdan uzaklaşmak gerekir

2-Özellikle orta yaş grubunda görülen şeker ve tansiyon hastalığı gibi etkenler sinir stresin oluşmasına zemin oluşturur.Sinir ve streste tansiyon ve şekerin yükselmesine neden olur ve beyinde geri dönüşümü mümkün olmayan veya sakatlıkla sonuçlanan hasarlar(yüksek tansiyona bağlı beyin kanaması vs.) meydana getirir.

3-Temiz havaya çıkmak ve derin nefes alıp vermek ve düşünceyi başka tarafa çevirmek gerekir.

4-Kontrol altına alınamayan duygular sonucunda beyin işleyişi bozulup diğer sistemlerede zarar vereceği için bir doktor tedavisine başlamakta fayda vardır.

İŞYERİ EN BÜYÜK STRES KAYNAĞI

 
Profesyonellik bulunan her şarta uyum sağlama kabiliyetidir.Dolayısıyla iş yaşantısı insan yaşamını sürdürmesi için kaçınılmaz ise iş stersi ile başa çıkmayı bilmemiz gerekir.Bunun için psikolojik destek almak gerekir.Yurtdışındaki büyük şirketlerde çalışanlara stresle başa çıkmanın yollarına dair seminerler verilir.Gerekirse kişilerin birebir destek alması sağlanır.Neticede sinir ve stres beyin fonksiyonlarını olumsuz etkilediği için dikkati azaltır,doğru karar vermeyi engeller olaylara objektif bakmayı önler.Eğer kendi kendinizi ve de sağlanan imkanlarla sinir ve stresten kurtulamıyorsanız uzman desteği ve hatta gerekirse ilaç tedavisi alması gerekir.
 
SİNİR İLAÇLARI BEYİNDE TAHRİBAT YAPAR MI?
 
Beyin hayali bir organ değildir.Akciğer, böbrek,karaciğer gibi rahatsızlanabilen bir organdır. Örneğin nasıl karaciğerde tahribat sonucu salgılanan maddelerin yüksekliği ateş,sarılık gibi belirtiler verirse beyinde de ruhsal travma, iş stresi vs..gibi etkenlerle salgılanan maddeler de oluşan hasar sonucu sinir, stres, uykusuzluk gibi belirtiler oluşur.Diğer organlarda oluşan hasarlar nasıl ilaçla tedavi ediliyorsa beyin ve sinir sistemi de ilaçla tedavi edilebilinir.Beyinde işleyişi bozulan biyokimyasal düzen ilaçla düzeltilmezse hastalık ilerler.Sinir ve stresin beyine vereceği zarar ilaçların vereceği zarardan tahmin edemeyeceğiniz kadar fazladır.
 
SİNİR İLAÇLARI BAĞIMLILIK YAPAR MI?
 
Sinir sisteminin tedavisinde rahatlatıcı ve tedavi edici ilaçlar vardır.Bazı tür ilaçlar ani sinir ve stres durumunda rahatlatıcı etkiye sahiptir.Bu ilaçlar genelde yeşil ve kırmızı reçeteye tabi ilaçlardır.Bunların kontrolsüz ve sık kullanılması bağımlılık yapabilir.Sinir siteminin tedavisinde esas kullanılan  ilaçlar tedavi etmeye yönelik bağımlılık yapmayan ilaçlardır.Tedavide en önemli konu tedavinin uzun sürmesi ve bu uzun süreyi hastanın kabullenmemesidir.

Bu tür ilaçlar ortalama altı ay gibi süreyle kullanılır ve 2-3 hafta sonra etkisini göstermeye başlar.Bir süre sonra ilaç alan hastanın şikayetleri geçince ilaçları kendiliğinden tedavi tamamlanmadan bırakır.Tedavi yarım kaldığı için bir süre sonra şikayetleri tekrardan başlar.Hasta bu durumu ilaca bağımlı hale gelmiş gibi algılar halbuki etkin ve yeterli süre uygulanan tedaviden sonra bu tür ilaçlar rahatça doktor kontrolünde dozu azaltılarak kesilir.

Doç. Dr. Serdar Dağ
Nörolog
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı ay-yüzlüm

  • yazar
  • ****
  • İleti: 641
Ynt: Sağlık Haberleri ve Makaleler
« Yanıtla #14 : 16 Ekim 2008, 13:19:11 »
elinize sağlık çok güzel bilgiler sağolasınız ...
Yürü dünya yürü bu yol dergaha gider.
Bu yol gama,kedere,acıya,aha gider.
Çıkablirsen eyer bu yokuşu zirveye,
Hüzünlenme o zaman sonu felaha gider.