Gönderen Konu: Târihten Hakîkatler ve İbretli Sahifeler  (Okunma sayısı 39721 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Mahi

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1114
Ynt: Târihten Hakîkatler ve İbretli Sahifeler
« Yanıtla #15 : 17 Mayıs 2008, 21:04:08 »

Farsça bir kelime olan " kemankeş" "okçu, ok atmakta usta kişi " demektir. Mete han'ın havada uçarken ıslık çalan bir ok yaptığı tarihlerde kayıtlıdır. Osmanlı padişahları içinde ok atmakta mâhir üç padişah vardır: Sultan Dördüncü Murat Han, Sultan Üçüncü Selim Han, Sultan İkinci Mahmud Han.

(Tarihi Hakikatler-1, Çamlıca Basım-Yayın)

Çevrimdışı Eymen

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 311
Ynt: Târihten Hakîkatler ve İbretli Sahifeler
« Yanıtla #16 : 20 Mayıs 2008, 20:05:32 »
Osmanlı hükümdarlarının tuğralarını taşıyan mührün bir vezire verilmesi sadârete getirildiğinin işareti sayılır ve mührün geri alınıı ile de sadrazam azledilmiş olurdu.

(Tarihi Hakikatler-1, Çamlıca Basım-Yayın)
Zaman bir kılıçtır; sen onu kesmezsen, o seni keser.

Çevrimdışı ruy-ı zemin

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1109
  • Seher vakti bereket vakti...
Ynt: Târihten Hakîkatler ve İbretli Sahifeler
« Yanıtla #17 : 20 Mayıs 2008, 21:22:13 »
Bir ak sakallı gerek
Sultan ikinci murat han, Varna savaşının ardından harp alanını yaya olarak dolaşmaya çıktı.Türk silahları önünde vurulup  ölenleri gözden geçirirken,bunların hep genç kimseler olduğunu görünce,hayretini saklayamadı.Peşi sıra gelmekte olan beylerden Azep'e dönüp: "Azep!Şol düşman ölüsü içinde hiçbir ak sakallıya raslamadım! Hepside gencecik,hepside taze..."dedi.
Azep şu cevabı verdi: " Beli sultanım!Eğer içlerinde bir ak sakallı olsaydı başlarına bu felaket gelirmiydi?"

(Tarihi Hakikatler-1, Çamlıca Basım-Yayın)
پاى مار      چشم مور      نان منلا      كس نديد

Çevrimdışı ruy-ı zemin

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1109
  • Seher vakti bereket vakti...
Ynt: Târihten Hakîkatler ve İbretli Sahifeler
« Yanıtla #18 : 20 Mayıs 2008, 21:24:42 »
I. Dünya Savaşının başlaması ve Osmanlı Devletinin 1 Kasım 1914'de İtilâf Devletlerine karşı Almanların yanında savaşa girmesi Ermenilerce büyük bir fırsat olarak görülmüştür.
Komitelerin I. Dünya Savaşında faaliyete geçmesinden kuşkulanan Osmanlı Hükümeti. savaş öncesinde, 1914 Ağustosunda Erzurum'da Taşnak yöneticileriyle bir toplantı yapmıştır. Taşnaklar bu toplantıda Osmanlıların savaşa girmesi halinde sadık vatandaşlar olarak Osmanlı orduları safında görevlerini yerine getirecekleri vaadinde bulunmuşlardır. Bu vaatlerini tutmamışlardır, zira bu toplantıdan önce Haziran ayında yine Erzurum da düzenlenen Taşnak Kongresinde Osmanlı Devletine karşı mücadelenin sürdürülmesi kararlaştırılmıştır.

Taşnak Komitesi örgütüne de şu talimat vermiştir:
"Ruslar sınırı geçtiklerinde ve Osmanlı orduları geri çekilmeye başladıklarında her yerde isyanlar çıkarılmalı, Osmanlı orduları bu suretle iki ateş arasına alınmalıdır. Osmanlı ordularının ilerlemesi halinde ise Ermeni askerler silâhlarıyla birlikte kıtalarını terk edecek ve çeteler teşkil edip Ruslarla birleşeceklerdir."

Osmanlı Meclisinde Van mebusluğu yapan Papazyan ise bir bildiri yayınlayarak, "Ermeni alaylarının hazır bulundurulmasını, yaşadıkları bölgelerdeki kilit noktaları ele geçirmelerini" istemiştir.

Bütün bu emirler fazlasıyla yerine getirilmiş, Rus kuvvetlerinin Osmanlı ve Rus Ermenilerinden kurulmuş gönüllü alayları öncülüğünde Doğu'dan Osmanlı topraklarına girmesiyle birlikte Osmanlı ordularındaki Ermeniler (burada II. Meşrutiyet döneminde çıkarılan bir yasa ile Ermenilerin askere alınmalarının kabul edildiğini hatırlatalım) silahlarıyla firar ederek Rus kuvvetlerine katılmışlar ya da çeteler kurmuşlar, yıllardır Ermeni ve misyoner okul ve kiliselerinde saklanan silâhlar ortaya çıkarılmış, askerlik şubeleri basılarak yeni silahlar sağlanmıştır. Silâhlanan bu çeteler komitelerin “kurtulmak istiyorsan önce komşunu öldür" talimatı üzerine erkekler cephelerde olduğu için savunmasız kalan Türk şehir, kasaba ve köylerine saldırarak katliama girişmişler, Osmanlı kuvvetlerini arkadan vurmuşlar, Osmanlı birliklerinin harekâtını engellemişler, ikmâl yollarını kesmişler, yaralı konvoylarını pusuya düşürmüşler, köprü ve yolları imha etmişler, şehirlerde ayaklanarak Rus işgalini kolaylaştırmışlardır.

Rus kuvvetleri saflarındaki Ermeni gönüllü alaylarının yaptıkları zulüm o kadar ağır olmuştur ki, Rus komutanlığı bazı Ermeni birliklerini cepheden uzaklaştırarak geri hatlara sevketmek zorunluluğunu hissetmiştir.
Ermeni katliamı yalnızca Türkleri hedef almamış, Trabzon dolaylarındaki Rumlar ve Hakkari dolaylarındaki Musevîler de Ermeni çetelerince katledilmişlerdir. Murad lâkabıyla bilinen Hamparsum Boyacıyan Ermeni çetelerinin başında cephe gerisinde Türk kasaba ve köylerine saldırmakta ve "Ermeni milleti için tehlike teşkil ettiklerinden Türk çocuklarının dahi öldürülmesini" emretmektedir.
Rus kuvvetlerinin Van yönünde harekâta geçmeleri üzerine Van'da geniş çapta bir Ermeni isyanı başlamış, bu isyan sonucu Van Rusların eline düşmüştür.

Osmanlı Hükümeti bu durum karşısında, önce Ermeni Patriği, mebusları ve önde gelenlerini çağırarak Ermenilerin Müslümanları katletmeye devam etmeleri halinde gerekli önlemleri alacağını bildirmekle yetinmiş, bu sonuç vermeyince 24 Nisan 1915'de Ermeni komitelerini kapatmış ve yöneticilerinden 235 kişiyi devlet aleyhine faaliyette bulunmak suçundan tutuklamıştır. Dışarıdaki Ermeni toplantılarının her yıl "katliam" yıldönümü diye andıkları 24 Nisan işte bu 235 kişinin tutuklandığı tarihtir.

Osmanlı Hükümeti maruz kaldığı bu büyük iç ve dış tehlikeler nedeniyle benzer tehlikelerle karşılaşan tüm ülkelerin almakta tereddüt göstermeyeceği bir önleme başvurarak, savaş bölgeleri yakınlarındaki Ermenileri daha güneydeki Osmanlı topraklarına, Suriye'ye tehcir etmiştir. Üstelik tehcir bir cezaî işlem değil, güvenlik nedenleriyle belirli bir grubun belirli bir yerde ikamete mecbur edilmesidir. Bu tedbir II. Dünya Savaşında bile bütün devletlerce uygulanmıştır.

Kaldı ki, Osmanlı Hükûmeti Ermenilerin tehcir sırasında zarar görmelerini önlemek için somut bir gayret de göstermiştir. Bu amaçla yayınlanan emirler bunun belirgin kanıtıdır:
"Bahsi geçen kasaba ve köylerde yerleşik ve nakli gereken Ermenilerin yeni yerleşme bölgelerine hareket ettirilmeleri ve yolculukları sırasında rahatları sağlanmalı, canları ve malları korunmalıdır; varışlarından yeni yurtlarına tamamıyla yerleşmelerine kadar iaşeleri mülteci tahsisatlardan karşılanmalıdır: bunlara daha önceki mali durumları ve hali hazır ihtiyaçlarına göre mal ve toprak dağıtılmalıdır; ihtiyaç sahipleri için Hükümet evler yapmalı, alet, teçhizat temin etmelidir. Müslüman ve Ermeni gruplarının karşılıklı katliama girişimlerine yol açacak şekilde yerine getirilmesinden kaçınılmalıdır."

Ermenilerin Doğu Anadolu'daki çarpışmalar ve tehcir sırasında kayıplar verdikleri doğrudur, esasen bunu kimse inkâr etmemektedir. Bir dünya savaşı, bir ayaklanma ve isyan ve bunun sonucu bir tehcir söz konusudur. Savaştan kaynaklanan genel asayişsizlik ortamı ve şahsi kin ve intikam duygulan tehcir edilen kafilelerin birtakım saldırılara uğramasına neden olmuştur. Hükûmet bu durumu elinden geldiğince önlemeye çalışmış ve sorumlu gördüğü kimseleri de cezalandırmıştır.

Ermeni propaganda ve terör odaklarının bugün "XX yüzyılın ilk soykırımı" diye ilân ettikleri olayın aslı işte bundan ibarettir.

پاى مار      چشم مور      نان منلا      كس نديد

Çevrimdışı Mahi

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1114
Ynt: Târihten Hakîkatler ve İbretli Sahifeler
« Yanıtla #19 : 22 Mayıs 2008, 18:01:16 »
Sultan Üçüncü Osman Han 1754'te Leh kralına bir nâme göndermişti. Kral, nâmayi almış ve üç kere öperek başının üstüne koymuştu. O sırada kralın yanında bulunan devlet erkânıda derhâl başlarını açarak saygı duruşuna geçmişlerdi.

(Tarihi Hakikatler-1, Çamlıca Basım-Yayın)

Çevrimdışı Eymen

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 311
Ynt: Târihten Hakîkatler ve İbretli Sahifeler
« Yanıtla #20 : 14 Haziran 2008, 20:23:46 »

Bugun Ünüversite Kütüphanesi'nde bulunan Fatma Sultan'ın murassa ciltli Mushaf-ı şerif'i kağıt yerine gümüş varak üzerine yazılmıştır.

(Tarihi Hakikatler-1, Çamlıca Basım-Yayın)
Zaman bir kılıçtır; sen onu kesmezsen, o seni keser.

Çevrimdışı Eymen

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 311
Ynt: Târihten Hakîkatler ve İbretli Sahifeler
« Yanıtla #21 : 14 Haziran 2008, 20:25:43 »
Civelek; tüysüz, genç yeni çerilere verilen isimdir. Bu yeni çeriler, yüzlerinde tüyler çoğalıncaya kadar yüzlerini gizlerlerdi. Tüysüzlük çoçuklukkabul edilirdi.

(Tarihi Hakikatler-1, Çamlıca Basım-Yayın)
Zaman bir kılıçtır; sen onu kesmezsen, o seni keser.

Çevrimdışı Mahi

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1114
Ynt: Târihten Hakîkatler ve İbretli Sahifeler
« Yanıtla #22 : 27 Haziran 2008, 00:01:40 »
Osmanlılar her sahada dünyaya nümûne olmuşlardır. Binaların yüksekçe bir yerine yağtırılan, taştan, zarif, minyatür köşkler bulunurdu. bunalr kuş ebleri idiler. Hayvana karşı gösterilen himâyenin en güzel misalidir ve bir medeni rûhun eseridir bu kuş evleri...

(Tarihi Hakikatler-1, Çamlıca Basım-Yayın)

Çevrimdışı Mahi

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1114
Ynt: Târihten Hakîkatler ve İbretli Sahifeler
« Yanıtla #23 : 30 Haziran 2008, 19:13:45 »
İstanbul'un fethi sırasında esir düşen Bizans askerleri sonradan şehrin tamirinde çalıştırıldılar. Bunlara 6 akçe gündelik verildi. Tamir işlerinin bitiminde, esir askerler, bitirdikleri paralarla hürriyetlerini satın aldılar.

(Tarihi Hakikatler-1, Çamlıca Basım-Yayın)

Çevrimdışı Ferzin

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 240
Ynt: Târihten Hakîkatler ve İbretli Sahifeler
« Yanıtla #24 : 16 Temmuz 2008, 11:28:39 »
Topkapı sarayı müzesinin silah galerisinde 10412 numarada kayıtlı mermerden bir siklet taşı ve bu taşın üzerinde 4 satırlık manzum bir tarih kitabesi vardır. Bu kitabeden öğrendiğimize göre, sayılı pehlivanlardan olan 4. Sultan Murad Han, bu (80 okka) 102 kilo ağırlığındaki siklet taşını serçe parmağı ile kaldırı, hüner gösterirmiş. Taş üzerindeki kitabe şöyledir;

"Seksen okka bu taşu çün sırça parmağıyla kaldırdı
Kuvvet gösterip Sultan Murad'ı cem gulam
Hak kuvvetin efzun edüp ömrün ziyade eyleye
(Kaldırdı seksen okkayı parmakla) tarihi temam."

Son mısranın parantez içine alınan cümleleri ebced hesabına vurulunca hicri(1042) tarihi çıkar ki, 102 kilo ağırlığındaki bu taşın o vakit padişahın kırdığı bir rekoru gösterdiği için hazineye konduğu anlaşılmaktadır.

F.T.
10-Ocak-1982

Çevrimdışı Ferzin

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 240
Ynt: Târihten Hakîkatler ve İbretli Sahifeler
« Yanıtla #25 : 16 Temmuz 2008, 23:37:32 »
Sultan Abdülaziz'in Fransa'yı ziyaretinde 3. Napolyon, bir adıda "Hanya" olan girit adasının Yunanistana bırakılmasını fütürsuzca teklif etmişti. Sultan Abdülaziz Han, bu esnada derhal ayağa kalkmış ve şunları söylemişti;

"Memeleketimin şu andaki zayıf durumuna bakıp benim taviz vereceğimi zannetmeyin. Ben 49 krallığın Hakanı Kanuni'nin torunuyum. Sende Kanuni'den yardım isteyen Fransova'nın gayri meşru vekilisin.

Girit 27 sene muharebe edilerek Osmanlı mülküne katılmıştır. Teklifinizi duymamış kabul ediyor, böyle bir tasavvurunuz halinde Osmanlıdan bir tek nefer kalıncaya, donanmayı hümayundan bir sandal kalıncaya kadar cidale devam edeceğimin bilinmesini istiyorum.

Benim için ha Hanya, ha Konya, farksızdır. Konyaya girmeden Hanya'yı göremezsiniz!"

Bu sözler karşısında 3. Napolyon'un rengi değişmiş;

"Emredersiniz şevketlüm, Hanya'yı da Konya'yı da düşünmüyoruz" demiştir.

Girit 17 Ağustor 1645'de feth edilmiş, 275 yıl sonra 12 adalarla birlikte Lozan da Yunanistana bırakılmıştır.


F.T.
18-Ağustos-1976

Çevrimdışı ruy-ı zemin

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1109
  • Seher vakti bereket vakti...
Ynt: Târihten Hakîkatler ve İbretli Sahifeler
« Yanıtla #26 : 17 Temmuz 2008, 12:30:13 »
19. asra kadar Avrupa’da akıl hastaları şeytanın uşağı kabul edilip ateşlerde yakılırken, Osmanlı Daruşşifalarında bundan 5 asır önce, akıl hastaları tedavi ediliyordu.

13. asır başlarında Papa 3. Honorius hekimliği kötü ve fena gördüğü için papazların ve kilise mensuplarının bu mesleğe girmelerini yasak etmiştir.

Würzburg ruhani meclisi 1298 senesinde yalnız papazların cerrahlık yapmalarını menetmekle kalmamış, bunların bir cerrahi ameliyata hazır bulunmalarını bile kati suret de yasak etmiştir. Bu yüzden cerrahlık mesleği uzun zaman kötü addedilerek Avrupa’da yer bulamamıştır.
پاى مار      چشم مور      نان منلا      كس نديد

Çevrimdışı ruy-ı zemin

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1109
  • Seher vakti bereket vakti...
Ynt: Târihten Hakîkatler ve İbretli Sahifeler
« Yanıtla #27 : 17 Temmuz 2008, 12:30:59 »
İbnülemin Mahmud Kemal İnal, Sadrazam Hüseyin Hilmi Paşa’dan bahsederken diyor ki:

“Allah’ın kullarının hayatıyla ve rızkıyla uğraşmak çeşitli musibetleri davet eder. Tarih, bunun birçok misallerini ibret gözüne sermiştir.
 
Keçecizade Sadrazam Fuat Paşa Şam vakasında nice canların yanmasına, nice ocakların sönmesine sebep olduktan sonra iki yetişmiş oğlu birdenbire öldü. Zavallı adam yandı, yıkıldı. Birkaç kerede yangın belasına uğradı; kalan ömrünü acılar ve hastalıklar içinde geçirdi. Sonunda gurbet diyarında öldü. Hüseyin Hilmi Paşa’da mebusların  ve söz erlerinin arzusuna uyarak birtakım memurların açıkta kalmasına, geçim derdine düşmelerine ve ne yapacaklarını şaşırmalarına alet oldu. Birbiri ardından iki genç oğlunu kaybederek sonsuz acılar ve kederler içinde hayata veda etti.”
پاى مار      چشم مور      نان منلا      كس نديد

Çevrimdışı ruy-ı zemin

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1109
  • Seher vakti bereket vakti...
Ynt: Târihten Hakîkatler ve İbretli Sahifeler
« Yanıtla #28 : 17 Temmuz 2008, 17:03:51 »
ÇOBANLAR PROFESÖR OLDU

       Orta çağ boyunca Balkanlar ve Orta Avrupa iki gücün arasındaydı. Ya Avrupalı devletlerin, yahut da Osmanlı’nın hakimiyetine gireceklerdi. Avrupalılar ele geçirdikleri yerlerde, ne kendilerinden başka mezhebe ne de halkların dilini muhafazaya hayat hakkı tanıyorlardı. Almanlar doksan sene hakim oldukları  Çekistan’da  (Çekoslovakya) şehirlerde ve büyük meskün alanlarda Çekçe bilen bir kişi bırakmamışlardı. 1918 yılında Almanlar Çekistan’dan çekilmek zorunda kalınca Çek hükümeti dağlardan çobanları getirtip, Prag Üniversitesi’nde Çek dili profesörü yaparak, tekrar Çekçe’yi ihya etmek zorunda kaldı. Almanlar Çekistan’da doksan yıl kaldıkları için dağlardaki çobanlara ulaşamadılar; Eğer Osmanlı’nın Sırbistan’da kaldığı gibi, dört yüz yıl Çekistan’da kalsalardı, Almanlar dağlarda da bir tane çoban bırakmazlardı. Bugünde Çek dilinin ve Çekmilletinin yerinde yeller eserdi. Halbuki Osmanlı hiç kimsenin diline ve dinine dokunmadı.
پاى مار      چشم مور      نان منلا      كس نديد

Çevrimdışı Ferzin

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 240
Ynt: Târihten Hakîkatler ve İbretli Sahifeler
« Yanıtla #29 : 17 Temmuz 2008, 17:04:43 »
Ecdadımız yazıya büyük hürmet beslerdi ve yazılı kağıtların yere atılmasına,yazılı kağıtlara paket sarılmasına tahammül edemezlerdi.Yazıda da ismi Celalin baş harfi olduğu için ''e=Elif'' harfinin kudsiyetini kabul etmişlerdi.Elife çok saygı duyarlardı.

17.asır ortasında 4.Mehmed,henüz 7 yaşında iken bir askeri ihtilalde padişah olmuştu.Tahta oturtulacağı sırada,ihtilalci askerlere heybetli görünmesi için iki kaşının ortasında alnına mürekkep ile elif yazılmıştı.

F.T. 16-Mart-1976