Gönderen Konu: Yemeklere Niçin Tuz katılıyor?  (Okunma sayısı 5594 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı turab

  • yazar
  • ****
  • İleti: 608
  • Kefâ bil-mevt vaizan
Yemeklere Niçin Tuz katılıyor?
« : 17 Mayıs 2008, 08:01:46 »

Yemeklere Niçin Tuz katılıyor?
 


Beslenme yoluyla dışarıdan aldığımız karbonhidrat, yağ ve proteinler, beden şehrinde işletilen fabrikaların çalışması için gereklidir. Biyolojik fabrikalardaki kimyevî hâdiselerin sağlıklı şekilde gerçekleştirilmesinde, suya, çeşitli vitamin ve elementlere önemli vazifeler yüklendiğinden bunların dışarıdan düzenli şekilde alınmasına ihtiyaç vardır. Bu maddelerin bağırsaklarımızdan kana geçmesi için gerekli biyo-fiziko-kimyevî mekânizmalar da bağırsaklarımıza yerleştirilmiştir. Meselâ, besin maddelerinin tamamının israf edilmeden kana geçmesi için, bağırsaklarımız mükemmel bir mimaride yaratılmıştır. Emilim yüzeyinin artırılması için bağırsakların içinde bağırsak boşluğuna doğru yaklaşık bir cm uzanan Kerkring isimli kıvrımlar inşa edilmiştir. Ayrıca bu kıvrımların üzerine bir mm uzunluğunda eldiven parmağı şeklinde birbirlerine bitişik dizilmiş ve yüzeyi bağırsak epitelyum hücreleri ile döşeli villus adı verilen uzantılar yerleştirilmiştir. Her bir epitelyum hücresinin bağırsağa bakan tarafı yaklaşık 200 adet mikrovillus adı verilen ince uzantılarla süslenmiştir. Kerkring kıvrımları, villuslar ve mikrovilluslar hepsi birlikte yaklaşık 250 m2 gibi geniş bir emilim yüzeyinin teşekkülüne, bir başka ifadeyle bağırsakların emilim yüzeyinin 600 misli artmasına vesile olmaktadır. Rabb'imizin sindirim sistemine yerleştirdiği bu azamî tasarruf mekânizmasının (geniş yüzeyin) hikmeti, besin maddelerinin tamamının hızlı bir şekilde emilmesi ve israfın önlenmesidir.

Yemeklere niçin tuz atarız?
Bağırsaklarımızda emilimin mükemmel seviyede gerçekleştirilebilmesinde tuza önemli vazifeler yüklenmiştir. Bir lezzet vesilesi olan tuz, gıdaların tüketiminde ve iştahı açmada önemlidir. Haşlanmış bir et veya patatesi, tuzsuz yemekle, tuzlu yemek arasında lezzet bakımından büyük fark vardır. Yemeklere tuz atmak sadece tat açısından mı önemlidir? Yoksa bu tat duyusunun arkasında vücuda gerekli başka hikmetler de var mıdır?

Tuz, sodyum ve klor elementlerinden meydana getirilen bir bileşiktir. Tuzdaki sodyum, karbonhidratların yapı taşları olan basit şekerler ve proteinlerin yapı taşları olan aminoasitlerin kana emilebilmeleri için gereklidir. Dolayısıyla, yemeklere tuz atılmazsa önemli besin maddeleri olan karbonhidratlar ve proteinler kana geçemez, bağırsaklarda emilmeden dışarıya atılır ve önemli besin maddeleri israf edilmiş olur.

Bağırsak iç yüzeyini örten epitel hücrelerinin zarına glikoz, galaktoz ve aminoasitlerin tutunması ve bağırsak boşluğundan hücrenin içine alınması için taşıyıcı proteinler yerleştirilmiştir. Bu kargo proteinler vasıtasıyla besin maddeleri, önce epitel hücresinin içine alınır; bir sonraki adımda, hücrelerden kana taşınır. Bağırsak epitel hücrelerinde bulunan taşıyıcı proteinlerin iki adet alıcısı (reseptörü) vardır. Bu reseptörlerden birine glikoz, galaktoz veya aminoasitlerden biri; diğerine ise sodyum bağlanır. Eğer bağırsak boşluğunda glikoz, galaktoz ve aminoasitler olduğu hâlde sodyum yoksa, bu besin maddeleri kana geçememektedir. Bunun tersi de doğrudur. Bağırsakta sodyum var, fakat bu besin maddelerinden herhangi biri yoksa, yine sodyum emilemez. Sodyum elementinin kana geçmesi, şeker veya aminoasitlerin varlığına bağlı kılınmıştır.

Kolera ve dizanteri gibi hastalıklarda kusma ve ishale bağlı olarak, vücuttaki su miktarı azalır, tansiyon düşer. Nihayetinde damarların içinde kan devr-i dâimi devam ettirilemez. Çocuklarda yaz ishallerinde gözlenebilen bu dolaşım şoku, kısa sürede tedavi edilmezse, ölümle neticelenebilir. Dolaşım şokunun tedavisinde vücuttaki su miktarının artırılması hedeflenir. Suyun vücutta, özellikle damarlarda tutulabilmesi, tuzun bağırsaklardan kana düzenli olarak geçebilmesine bağlıdır. Tedavide tek başına su içirilmesi yeterli değildir. Tuz ve onun emilebilmesi için bağırsaklarda şeker ve/veya aminoasitlerin bulunması şarttır. Bu yüzden ishal tedavisinde kullanılan ishal tozunun içinde hem tuz, hem de şeker bulunur. Tansiyon düşüklüğü durumunda da hastalara tuzlu su yerine, tuzlu ayran tavsiye edilir. Çünkü ayranda bulunan aminoasitler, tuzun ve suyun emilmesini sağlamaktadır. Açken veya bağırsaklarda besin maddesi bulunmadığı zamanlarda su içilirse, bu suyun çok büyük bir kısmı kana geçemez. Belki de suyun midede israf edilmemesi için, mide veya bağırsaklarımız boşken su içmeye ihtiyaç duymayız, duysak bile fazla içemeyiz. O zaman yemeklerden sonra su içme ihtiyacının ortaya çıkmasının hikmeti, yemeklerden sonra içilen suyun; hem mide ve bağırsaklarda sindirimi kolaylaştırmaya, hem de besin maddelerinin kana geçmesine vesile olmasıdır.

Tuz sadece lezzet vesilesi mi?
Tuz, sadece lezzet almamıza vesile olan bileşik değil, besinlerin kana geçmesini sağlamada vazifelendirilmiş önemli bir moleküldür. Tuzun hem bir iştah vesilesi, hem de beslenmenin temel şartı olması, tesadüfen ortaya çıkmış olamaz. Yüce Yaratıcı, tuzu sadece lezzeti duymamıza vesile olan tat duyusu için yaratmamıştır. Meselâ, ayran veya haşlanmış patatesteki besleyici moleküllerin bağırsaklardan emilmesi, sebepler plânında tuzsuz mümkün olmadığından, Rezzâk-ı Kerîm, beden sağlığının devamlılığında önemli olan tuzu, insanların besinlerle birlikte almalarını teşvik etmek için, ona lezzet ve tat verme görevi de yüklemiştir. Zevk ve lezzetler, bu hissi işleten uyarıcılardır. Yemeklere tuz konulmasının hikmeti, bağırsaklardan besinlerin emiliminin sağlanmasıdır.

Tuz ve metabolik sendrom
Metabolik sendrom, asrımızın önemli problemlerinden biridir; bu sendromun içinde şişmanlık, şeker hastalığı, damar sertliği, yüksek tansiyon, kalb yetmezliği ve damar tıkanıklıkları gibi birçok hastalık mevcuttur. Şişmanlık, şeker hastalığına, damar sertliğine, yüksek tansiyona, damar tıkanıklıklarına, kalb krizlerine ve kalb yetmezliğine sebep olmaktadır. Tuz kısıtlaması, şişmanlık ve yüksek tansiyon tedavisinde başvurulan bir tedavi şeklidir. Tuzsuz alınan gıdalar yukarıda anlatıldığı gibi bağırsaklarımızdan yeterince kana geçemez ve kişinin zayıflamasına yardımcı olur. Besinlerde bulunan karbonhidratlar vücutta yakılamazsa, yağlara dönüşmekte ve yağ şeklinde depo edilerek şişmanlığa sebep olmaktadır. Tuzsuz diyet ile şişmanlamanın önüne geçildiği gibi, şişmanlıkla ortaya çıkan yüksek tansiyon düşürülmekte ve diğer bazı hastalıklar önlenebilmektedir. Ayrıca tuzsuz yemek iştahı azalttığından, fazla yemek tüketimi engellenmektedir. Bu tespitler neticesinde, halk arasında 40 yaşından sonra üç beyaz zehir olarak görülen tuz, un ve şeker hakkındaki bilgilerin doğruluğu ve Rabb'imizin hiçbir şeyi abes yaratmadığı kolayca anlaşılmaktadır.

Böbreklerdeki hikmetli işler
Bağırsaklarda tuza bağlı emilimin benzeri, böbreklerimize de yerleştirilmiştir. Böbreklerde kan süzülüp temizlenirken, glikoz ve aminoasitler de kandan süzüntüye geçerler. İsrafın olmadığı vücut sistemlerinde, bunların tekrar kana geri emilmesi için böbrek tüplerinde bağırsaklardakine benzer emilim yüzeyini artırıcı çıkıntılar yaratılmıştır. Böbrek tüplerinde de bu kıymetli besin maddelerinin kana geri döndürülmesi için tuzda bulunan sodyuma ihtiyaç vardır. Böbreklerden besin maddeleriyle birlikte sodyum da süzülür ve bunlar birlikte emilirler. Bağırsaklardaki benzer mekânizmayla tüplerde bulunan glikoz ve aminoasitler geri emildiğinden sağlıklı kişilerin normal idrarlarında bu besin maddeleri bulunmaz. Bu o kadar hassas işleyen bir mekânizmadır ki, idrarda glikoz veya aminoasitlerin bulunması, şeker hastalığına veya önemli bir böbrek hastalığına işaret eder.

Bağırsaklarımızdaki emilim işleminde, sadece sodyumun alınmasında enerji harcanır. Sodyumun emilmesine paralel olarak, glikozun, galaktozun, aminoasitlerin, bikarbonatların, klorun, suyun emilimi ile potasyumun ve hidrojen iyonlarının kandan bağırsağa taşınması gibi birçok işlem gerçekleştirilir. Enerji harcanarak yapılabilecek bütün bu işlemler, bir tek sodyumun emilmesine bağlanarak harika bir tasarruf sağlanmaktadır. Bikarbonata, kanın asit-baz dengesinin sağlanmasında dolayısıyla kanın asitliğinin azaltılmasında önemli roller verilmiştir. Kanın en önemli negatif yüklü anyonu olan klor, sodyuma elektriki yükle bağlandığından pasif olarak emilir. Potasyum miktarı, kanda fazla bulunursa kalbin durmasına sebep olabileceğinden, sodyumun emilmesi esnasında fazla potasyum vücuttan uzaklaştırılır. Hidrojen iyonlarının fazlalığı, kanda asidoza yol açabileceğinden, kandaki fazla asidin vücuttan atılması hayatî önem taşır.

Tuz gibi bol ve basit bir yapıya sahip moleküllere yüklenen bu hikmetli vazifeler, hiçbir şeyin boş ve abes yaratılmadığını, her şeyin bir plân ve program dahilinde yürütüldüğünü akıl sahiplerine göstermektedir. Bu mükemmel fonksiyonlardaki dakik işleyişlere ait reaksiyonlar zincirinde her molekülün tam istenen yerde ve istenen miktarda bulundurulmasını hiçbir zaman akılsız ve şuursuz moleküllere veremeyeceğimize göre, bütün bu hikmetli süreçleri yerli yerinde yaratan Sonsuz İlim ve Kudret Sahibi’ni bir kere daha hatırlamalıyız.

Prof.Dr. Ömer ARİFAĞAOĞLU  [/color] [/b] [/b] [/b] [/b] [/i]
« Son Düzenleme: 08 Mart 2012, 22:59:02 Gönderen: Tuğra »
Allahım!Ahirete mani olan dünyadan,ölümün iyiliğine engel olan hayattan ve amelin hayrına mani olan emelden sana sığınırım

Çevrimdışı Ber-ceste

  • yazar
  • ****
  • İleti: 551
İyotlu tuz vücudu serinletiyor..
« Yanıtla #1 : 14 Haziran 2008, 20:10:32 »
2005 yılında ülke genelinde iyotlu tuz kullanımı yüzde 70 iken 2008 yılının ilk 5 ayı itibariyle bu oran yüzde 90'a çıktı. Uzmanlar, vücut sıcaklığını dengeleme özelliği bulunan iyotlu tuzun, yazın tüketilmesi halinde vücudu serin tutacağını belirtiyor.

Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen iyot yetersizliği ve tuzun iyotlanması programı kapsamında 10 ilde yapılan 'İyotlu Tuz-Akıllı Tuz' konulu resim yarışmasında dereceye giren öğrencilere ödülleri verildi.

Törende konuşan Diyarbakır Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Şube Müdürü Dr. Seyfettin Sarıbaş, iyot yetersizliğinin anne karnında, bebeklikte, çocuklukta, gençlikte ve yetişkinlik dönemlerinde başta zeka geriliği olmak üzere birçok önemli rahatsızlığa neden olduğunu söyledi.

Yaşam için iyodun büyük önem taşıdığını kaydeden Sarıbaş, "İyot, tiroit hormonlarının yapımını sağlar. Normal büyüme ve gelişmede oldukça önemlidir. Vücut ısısı ve enerjisinin düzenlenmesi için gereklidir. Günlük alınması gereken iyot miktarı bir toplu iğne başı kadardır. Bu miktar bile yaşamımız için çok önemlidir." diye konuştu.

İyot eksikliğinden, çok önemli sağlık sorunlarının oluşabileceğini belirten Sarıbaş şunları söyledi: "İyot eksikliği, anne karnında ve bebeklikte düşük, ölü doğum, bebek ölümlerinde artma, zeka geriliği, sağırlık, cücelik, çocukluk ve gençlikte guatr, büyüme geriliği, zihin yetersizliği, öğrenmede güçlük, okul başarısızlığı sorunlarına, yetişkinlerde de guatr, tiroit bezinin çalışmaması, zihnin yeterli çalışmaması ve güçsüzlük sorunlarına yol açar. İyotlu tuz kullanımında dikkat edilmesi gereken önemli hususlar vardır. Tuzlarda bulunan iyot gün ışığında, fazla nemde ve yüksek sıcaklıkta azalmaktadır. Bunu önlemek için iyotlu tuz, koyu renkli, kapaklı kapta ve dolap içerisinde ışık almayacak şekilde saklanmalıdır."

Resim yarışmasının birincisi Dicle Döğer Köyü İlköğretim Okulu öğrencisi Kadri Yılmaz'a masaüstü bilgisayar, ikincisi Nazime Tatlıcı İlköğretim Okulu öğrencisi Merve Çelik'e televizyon, üçüncüsü Nazime Tatlıcı İlköğretim Okulu öğrencisi Gülçin Yıldırım'a ise dijital fotoğraf makinesi hediye edildi.

Time Türk
Sükût etmek gibi alemde nadana cevab olmaz..

Çevrimdışı enfa

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 1542
Tuz hakkında bilinmeyen gerçekler
« Yanıtla #2 : 09 Temmuz 2009, 23:14:46 »
Gerçekten ne kadar sodyuma ihtiyacınız var, tuzlu yiyeceklerden nasıl uzak durabilirsiniz, tuz eklemeden yemek hazırlamanın yolları nelerdir?
Mayo Clinic'te yer alan haberde, ne kadar tuz tüketmeniz gerektiği, tuz alışkanlığınızdan kurtulmanın yolları ve tuzun gizlice nasıl vücudunuza girdiği anlatılıyor.

Daha az sodyum tüketmeyi deneyin. Bazı yiyecekler yeterince sodyum içerdiğinde, bir çimdik ya da daha az sodyum bile zararlı olabilir. Beslenmemizde sodyum oranının yaklaşık yüzde 11'i yemeğe eklenen tuzdan ya da pişerken, yemek esnasında yiyeceğe konan çeşnilerden geliyor. Ancak, tuzun yüzde 77'lik gibi büyük bir bölümü mineral içeren hazır ve işlenmiş yiyeceklerin yenmesiyle vücudumuza giriyor. Böylece, yemeğe eklediğiniz sodyum miktarını sınırlasanız da bazı yiyeceklerde zaten fazla miktarda sodyum bulunuyor.

SODYUMUN FAYDALARI

Vücudunuzun fonksiyonlarını uygun bir şekilde yerine getirebilmesi için biraz sodyuma ihtiyacı vardır. Sodyum, vücudunuzdaki doğru sıvı dengesini sürdürmeye ve sinir impulslarını iletmeye yardımcıdır. Kasların çekilmesini ve gevşemesini etkiler. Böbrekleriniz vücudunuzdaki sodyum miktarının tutulumunu düzenler. Sodyum seviyesi az olunca, böbrekleriniz sodyumu muhafaza ediyor, yüksek olduğunda ise idrardaki fazla miktarı vücuttan çıkarıyor.

Eğer böbrekleriniz sodyumu yeterli düzeyde tasfiye edemezse, sodyum kanınızda birikmeye başlar. Çünkü, sodyum suyu çeker ve tutar, dolaşım kanının total hacmi artar. Artan kan hacmi, damarlardaki basıncı artırarak, kanı damarlara taşıyan kalbinizi zorlar. Konjestif kalp yetmezliği, siroz ve kronik böbrek hastalığı gibi belirli hastalıklar, sodyumun düzenlenmesini engeller.

Bazı insanlar, sodyumun etkilerine karşı diğerlerinden daha hassastır. Bu kişiler, sodyumu daha kolay vücutlarında tutarlar ve bu durum aşırı idrar tutulmasına ve artan kan basıncına neden olur. Eğer siz de bu gruptaysanız, beslenmenizdeki ilave sodyum, kardiyovasküler ve böbrek hastalıklarına öncülük eden yüksek kan basıncı gelişme riskinizi artırır.

NE KADAR SODYUMA İHTİYACINIZ VAR?


Çeşitli kuruluşlar, günlük sodyum alımı sınırlarıyla ilgili öneriler yayınlıyor. Bunlara göre, sağlıklı bir yetişkinin günde ortama 1,5 - 2,5 gram alması gerekiyor.

50 yaşın üzerindeyseniz, yüksek tansiyon, kronik böbrek hastalığı ya da şeker hastalığı gibi sağlık probleminiz varsa, sodyum alımınıza daha fazla dikkat etmelisiniz. Sonuç olarak, sodyum limiti konusunda sağlıklı bir yetişkin için hedef, önerilen sodyum miktarının en alt seviyesinin tüketilmesidir. Sizin için en iyi sodyum miktarını doktorunuzla konuşarak belirleyebilirsiniz.

3 TEMEL SODYUM KAYNAĞI

İşlenmiş ve hazır yemekler: Beslenmenizdeki sodyumun çoğu konserve sebze, hazır çorba, donmuş gıdalar gibi işlenmiş ve hazır yemeklerden kaynaklanıyor. Gıda üreticileri yiyeceklerin tadını geliştirmek için ve konserve yapmak için sodyum ve sodyum içeren diğer bileşenleri kullanıyorlar.

Sodyum içeren çeşniler: Bir tatlı kaşığı sofra tuzu 2 bin 325 mg sodyum içerirken, 1 yemek kaşığı soya sosunda ise yaklaşık 900-1000 mg arasında tuz bulunuyor. Yemek pişerken ya da sofradayken yemeklerinize tuz ya da çeşni ilave etmek, gıdanın tuz oranını artırıyor.

Doğal sodyum kaynakları: Et, kümes hayvanları, süt ürünleri ve sebzeler gibi bazı yiyeceklerde doğal olarak sodyum bulunuyor. Örneğin, bir fincan az yağlı sütte yaklaşık 107 mg sodyum bulunuyor.

Peki yiyeceklerin ne kadar sodyum içerdiğini nasıl anlayabiliriz? Bunun en iyi yolu, yiyeceklerin üzerindeki etiketleri okumaktır. Bu etiketlerde her porsiyonda ne kadar sodyum bulunduğu yazıyor. Şu bileşenlerde de sodyum bulunuyor: Monosodyum glutamat (MSG), karbonat, kabartma tozu, disodyum fosfat, sodyum alginat, sodyum nitrit veya nitrat.

TUZ TÜKETİMİNİ AZALTMANIN YOLLARI

- İşlenmiş gıdalar yerine, daha çok taze gıdalar, özellikle sebze ve meyve tüketin.

- Daha az tuzlu olan ürünleri tercih edin.

- Mümkünse tuzu yemek tariflerinizden çıkarn.

- Salata sosları, ketçap, hardal, çeşni gibi bileşenleri sınırlandırın.

- Yemeğinizi tatlandırmak için çeşitli taze ya da kuru otlar, baharatlar ve diğer tat veren şeyler kullanın.

Zaman diyorum, biraz daha zaman.Dilimin ucundaki kelimeler bu kış donmazsa bir dahaki yıl uçmayı öğrenecekler!

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Pişmemiş Aşa Tuz Katmayın!
« Yanıtla #3 : 27 Mayıs 2011, 09:59:53 »

Pişmemiş Aşa Tuz Katmayın!

Tuzun içeriğindeki iyotun kaybolmaması için tuzu ne zaman yemeğe atmalı?

Endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Murat Faik Erdoğan, Türkiye’de özellikle kırsal kesimde iyotlu tuz kullanımının yetersizliğinden ileri gelen guatr hastalığının yaygınlığına işaret ederek, "(Merdiven altı) tabir edilen yerlerde ruhsatsız üretilen, iyot içermeyen tuzlar kesinlikle kullanılmamalıdır. Ayrıca, içeriğindeki iyodun uçmaması için de tuz yemek ocaktan alınmadan hemen önce atılmalıdır" dedi.
 
Prof. Dr. Murat Faik Erdoğan, Dünya Tiroit Günü nedeniyle guatr hastalığı ve iyotlu tuz kullanımı konusunda açıklamalarda bulundu.
 
Türkiye’de tiroit hastalıklarının görülme oranının yüksekliğine, buna karşın bu hastaların tedavilerini yürütecek endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları uzmanı sayısının yetersizliğine işaret eden Erdoğan, Türkiye’de iyotlu tuz kullanımının istenilen düzeyde olmadığını vurguladı.
 
Yüzde 65-70’ler civarındaki Türkiye’deki iyotlu tuz kullanımının yüzde 99’a çıkarılması gerektiğini bildiren Prof. Dr. Erdoğan, gebelerle emziren annelerin iyotlu tuz tüketmesinin, bebeklerin zihinsel ve bedensel gelişimi açısından büyük önem taşıdığını, tuzla alınan iyodun yeterli olmadığı durumlarda iyotlu vitamin desteği bile sağlanması gerektiğini anlattı.
 
Erdoğan, şu bilgileri aktardı:
 
"Yapılan bilimsel çalışmalar, hamilelik dönemi ve sonrasında yeterli iyot alan annelerin çocuklarının fiziksel ve zihinsel gelişiminin ileri düzeyde olduğunu gösteriyor. Türkiye’de küçük yerleşim yerlerinde iyotsuz tuz kullanımı çok yaygın. Kaçak ve ruhsatsız üretilenlerle bölgesel tuzlalardan elde edilen kaya tuzlarının kullanıldığı, iyotlu tuz kullanımının yetersiz olduğu bölgelerde guatr görülme sıklığı da yüksek. Sağlık Bakanlığı ile her 5 yılda bir ortaklaşa yaptığımız araştırmada, kırsal yörelerdeki iyotsuz tuz kullanımının şehirlere göre anlamlı oranda düşük olduğu bulundu."
 
Söz konusu çalışmayla iyotlu tuz kullanımının yaygın olduğu yerlerde guatr hastalığında düşüş belirlediklerini açıklayan Erdoğan, kış için hazırlanan yiyeceklerde genelde büyük torbalarda satılan kaya tuzlarının kullanıldığını, ancak iyot içermeyen bu tuzları önermediklerini ifade etti.
 
Prof. Dr. Murat Faik Erdoğan, şu uyarılarda bulundu:
 
"(Merdiven altı) tabir edilen yerlerde ruhsatsız üretilen, iyot içermeyen tuzlar kesinlikle kullanılmamalı, bunlara itibar edilmemelidir. İyotlu tuzlar ise ambalajı içinde tüketilmeli ya da güneş ve hava görmeyen kaplarda saklanmalıdır. Ayrıca, içeriğindeki iyodun uçmaması için tuz, yemek pişmeden değil, ocaktan alınmadan hemen önce atılmalıdır."
 
"TİROİT NODÜLLERİNE GEREKSİZ CERRAHİ MÜDAHALE YAPILMAMALI"
 
Tiroit nodüllerine nasıl yaklaşılması gerektiği konusunda da açıklamalar yapan Erdoğan, bunların iyi ya da kötü huylu olmasının tedavide büyük önem taşıdığını bildirdi.
 
Bu nodüllere gereksiz cerrahi müdahaleler uygulandığını, bunların da hastalarda komplikasyonlara neden olduğunu anlatan Erdoğan, "Nodüllerin yüzde 90’nı iyi huyludur, sadece yüzde 5’i kanserli biryapıya sahiptir. Cerrahi müdahaleler de ehil ellerde yapılmalıdır. Aksi takdirde kalıcı ses kısıklığı, kalsiyum bezlerinin alınması gibi hastanın ömür boyu sağlığını olumsuz etkileyecek sonuçlar ortaya çıkabilir" dedi.
 
İyot eksikliği ve sigara kullanımının yanı sıra aile öyküsünün bu riski artırdığına işaret eden Prof. Dr. Murat Faik Erdoğan, tiroit bezlerindeki hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların herhangi bir zararı olmadığını, bunların hekimin önerdiği dozda kullanılmasının büyük önem taşıdığını sözlerine ekledi.

Aktif Haber
*~*~* TUĞRA *~*~*

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Yemeklere Niçin Tuz katılıyor?
« Yanıtla #4 : 31 Ağustos 2011, 12:13:21 »
-Hz. Enes  İbnu Malik radıyAllahu anh anlatıyor:
"Resülullah  aleyhisselatu vesselam: " Katığınızın efendisi tuzdur" buyurdular.




Peygamberimizin sağlık hakkında 100 vasıyyeti

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Su İçmeyi Sevmiyoruz, Tuza Bayılıyoruz
« Yanıtla #5 : 08 Mart 2012, 23:00:34 »

Su İçmeyi Sevmiyoruz, Tuza Bayılıyoruz

Lezzetine kanıp bol miktarda tuz eklenen yemekler… Aklımıza gelmediği için tüm gün ağzımıza koymadığımız su… Her ikisi de tipik özelliklerimiz arasında yer alıyor. Bu durum günlük hayatımızda herhangi bir soruna yol açmıyor gibi görünse de uzun vadede böbreklerimizin işlevini kaybetmesine neden olabiliyor. 

Böbreklerimiz vücudumuzda adeta filtre görevi görüyor. Günde yaklaşık 200 litre kan temizleyen böbrekler, protein gibi yararlı maddelerin vücutta kalmasını, üre ve kreatinin gibi zehirli atıkların ise idrar yolu ile dışarı atılmasını sağlıyor. Böylece vücuttaki mineral dengesi kurulmuş oluyor. Böbrekler sağlıklı bir vücudun olmazsa olmazlarından. Öyle ki az çalışması vücuttaki tüm dengeleri alt üst ederken, çalışmaması hayatın sona ermesine neden oluyor.
 
Hızla artan son dönem böbrek yetmezliği hastalarında en iyi tedavi yöntemi böbrek naklidir. Böbrek sağlığını korumak içinse pek çok konuya dikkat edilmesi gerekir. Günlük alışkanlıklarımızın arasında yer alan az su içmenin ve fazla tuz tüketmenin ise böbrekleri tahmin edilenden çok daha fazla yoruyor. Türkiye’de böbrek yetmezliğinin çok sık görülmesinin en önemli nedenlerinin başında suyu sevmeyip, tuza bayılmamız geliyor.
 
Az su içenlerin böbreklerinde işlev bozukluğu oluşuyor
 
Böbreklerin içinde çok sayıda kılcal damar yumağı var. Kalp kanı pompaladıktan sonra her atımda yüzde 20-25 kan böbreklerimize geliyor ve bu incecik damarlardan süzülüyor, protein gibi yararlı maddeler tutuluyor, üre, kreatinin gibi zehirli atık maddeler ayrıştırılıyor, temizlenen kan sisteme geri dönüyor, atık maddeler ise vücuttaki su fazlası ile idrar haline getirilip vücuttan atılıyor.

Eğer her gün vücuda yeterli miktarda su girişi olmazsa böbrekler zehirli maddelerin atılımını gerçekleştiremiyor. Yeterli su tüketmeyen herkesin böbreğinde hayatının bir bölümünde mutlaka işlev bozukluğu gelişiyor.
 
Fazla tuz böbrekleri yoruyor

Vücudumuzun günlük tuz ihtiyacı ortalama 5-6 gram. Bunun yaklaşık 2 gramı yemeklere hiç tuz konulmasa bile gün içerisinde yenilen sebze ve meyvelerden alınıyor. 

Eğer yenilen yemeklerde kısıtlama yapılmazsa yiyeceklerdeki yüksek tuz vücuda alınıyor. Bunların yanı sıra içeriğinde fazla miktarda tuz bulunan peynir, turşu ve salça gibi yiyecekler de fazladan tuz alımına neden oluyor. Bazı durumlarda kişilerin tuz alımı 20-25 gramı bulabiliyor.

Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği'nin araştırmasına göre Türk halkı günde yaklaşık 18 gram tuz tüketiyor. Tuz tüketiminin böbrek fonksiyonları üzerinde doğrudan etkisi var, fazla tuz tüketildiği zaman böbrek içindeki kılcal damar dolaşım sisteminde kan basıncı yükseliyor.

Bu yüksek kan basıncı devamlı hal alırsa küçük kılcal damarların yırtılarak harap olmasına neden oluyor, ayrıca idrardan protein kaçırmaya yol açıyor.
 
Ne kadar su ve tuz tüketmeliyiz?

Böbreklerin ve tüm vücudun sağlığı için günde ne kadar su içilmesi gerektiği üzerinde tartışılan bir konu. Halkımız su içmeyi sevmiyor, günlük su tüketimi böbrekleri sıkıntıya sokacak kadar az, tuz tüketiminin de gereğinden çok fazla …
 
l  Sağlıklı bir insanda vücut ağırlığının yüzde 60’ ı sudur. Dolayısıyla vücut ağırlığına göre su tüketin.

l  Normal kiloda erişkin bir kadın günde 1,5-2 litre, erkekler ise günde 2-2,5 litre su içmeli.

l  Çay, meyve suyu ve soda gibi içecekleri günlük tüketimin dışında tutun.

l  Çok terliyorsanız içtiğiniz su miktarını artırın. 

l  Çok su içmek de az su içmek kadar zararlı. Günde 4-5 litre su içtiğinizde böbreğinizin idrarı konsantre etme yeteneği zorlanıyor. Bu da vücutta sodyum oranını azaltıyor. Düşük sodyum oranları da beyin fonksiyonlarının bozulmasına yol açıp hayatı tehdit ediyor.
 
l  Yemek masasında kesinlikle tuz bulundurmayın.
 
l  Yemek pişirirken tuz oranını mümkün olduğu kadar az tutun.

sağlık ve yaşam dergisi-- Doç. Dr. Ülkem Yakupoğlu

Nefroloji Uzmanı
*~*~* TUĞRA *~*~*

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Yemeklere Niçin Tuz katılıyor?
« Yanıtla #6 : 08 Nisan 2012, 10:26:19 »

Tuzun sadece 2 gram azaltılması bile kalp riskini yüzde 25 azaltıyor
 
Modern insan sağlıklı yaşamak için sigaradan, içkiden, gazlı içeceklerden hatta kırmızı etten bile vazgeçiyor. Ancak her gün hiç fark etmeden kullandığı bir şey sağlığını tüm bunlardan daha fazla tehdit ediyor.
 
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) dünyada gittikçe artan bulaşıcı olmayan hastalıklardan sorumlu tuttuğu tuzu sigaradan sonra en tehlikeli tüketim maddesi olarak görüyor. ABD'nin saygın bilim dergilerinden New Scientist 'tuz tehlikesi'ni sayfalarına taşıdı.
 
GÜNDE 8 GRAMA ÇIKTI
 
üstleniyor olsa da 5 bin yıl öncesine kadar insan hayatında büyük yer tutmuyordu. İnsanların yiyeceklerde bulunan normal tuzu alarak yaşamaya alıştığı bu dönemin sonunda Çinliler tuzun yiyeceklerin saklama ömrünü uzattığını keşfetti. O günlere kadar günde yarım gram tuzla yaşamaya alışkın olan insanlığın tuz tüketimi bir anda arttı. Uyuşturucu benzeri bir bağımlılık yaratan tuz tüketimi bugün günde ortalama 8 grama kadar çıktı.
 
Dil üzerindeki sinirleri hissizleştirerek vücudun hep daha fazlasını istemesine neden olan tuz tüketiminin artışındaki bir diğer önemli etken de hazır yiyecekler oldu. Ancak derginin danıştığı uzmanlar tuz oranını düşürmek bu yiyeceklerle ne kadar zor olsa da denenmesi gerektiğini söylüyor. Tansiyonu yükselttiği için kalp hastalıklarına davetiye çıkaran tuzun günde 2300 gram tüketilmesini öneren ABD Tarım Bakanlığı'nın yanısıra Amerikan Kalp Derneği bu oranı 1500 gram olarak belirliyor.
 
TUZ AZALDI, FELÇ YÜZDE 80 AZALDI
 
Dergi, oranı yavaş yavaş düşürülmesi gereken tuzla ilgili şok edici bir örnek de veriyor. Buna göre Japonya'da 50 yıl önce tüketilen tuz miktarı günde ortalama 18 gram olarak biliniyordu. Bu nedenle felç geçirenlerin oranı çok yüksekti. Ancak hükümet tuzu kesmek için seferber oldu ve tüketilen tuz oranı 4 gram düştü. Felç kaynaklı ölümlerin oranında yüzde 80 civarında bir düşüş yaşandı. Verilen bir diğer örnek ise tuzun tüketim miktarı 2 gram düşürüldüğünde ve 4 yıl boyunca buna devam edildiğinde, kalp rahatsızlığı geçirme riskinde yüzde 25'lik düşüş görülüyor.
İnternet haber


mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Yemeklere Niçin Tuz katılıyor?
« Yanıtla #7 : 07 Kasım 2013, 07:39:04 »
Aşırı Tuz Horlama Sebebi
Aşırı tuz tüketenler, horlayarak beraber uyudukları kişilere geceleri zindan ediyor.
06 Kasım 2013 Çarşamba 17:45

Brezilya'da araştırmacılar, düşük tuzlu diyet ile horlamanın durdurulabileceğini açıkladı.
Aşırı tuz alımının obstrüktüf uyku apnesini artırdığını belirtti. Araştırmaya göre, aşırı tuz alımı vücutta sıvı birikimine yol açıyor. Hastanın yattığı zaman bu sıvı boyundan geçiyor. Solunum yollarının daralmasına yol açıyor. Böylelikle hava akımı engelleniyor. Bu da kişilerin horlamasına yol açıyor.
Habervaktim.com

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9223
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Tuz Kullanımında Nelere Dikkat Etmeli?
« Yanıtla #8 : 22 Mayıs 2014, 10:37:27 »
Tuz Kullanımında Nelere Dikkat Etmeli?


Yemeğe tuzla başlamak sünnet. Bununla birlikte tuz kullanırken itidalli davranmak gerekiyor. Ölçüsüzce kullanılan her gram tuz vücut için büyük tehlike arz ediyor. İstatistikler incelendiğinde toplum olarak tuz konusunda dikkatsiz olduğumuz gerçeği ortaya çıkıyor.

Hücrelerin canlılıklarını devam ettirebilmeleri için; vücut her gün yaklaşık 2-2,5 lt. su ve 3-6 gram tuza ihtiyaç duyar. Türkiye’de bir kişinin farklı yollarla aldığı günlük tuz miktarı yaklaşık 18 gram. Yani, Dünya Sağlık Örgütü’nün tavsiye ettiği ölçünün yaklaşık üç katı. En çok kullanma sıralamasında ise başı iç Anadolu ve Akdeniz Bölgesi çekiyormuş. Ege Bölgesi ise sıralamada son sırada. Bütün dünyada H1N1 virüsünün yayıldığı günlerde uzmanlar yemeğe tuzla başlamanın mikropları kırmada en pratik yol olduğunu halka uzun uzun anlatmışlardı. Ancak bu konuda toplumda bir ölçünün olmadığı da verilerle ortaya çıkarılmış.

Tuz kullanırken dikkat edilecekler:

- Yemeğin ve salatanın tadına bakmadan tuz koymaktan özellikle kaçınmak gerekiyor. Tuz yerine maydanoz, nane, kekik, dereotu, rezene, fesleğen gibi baharatlar kullanılabilir.

- Kahvaltıda kullanılacak olan peynir ve zeytinin yıkanması yeterli olmuyor. O sebeple bir sonraki sabah kahvaltısı için bu gıdaların akşamdan suda bekletilmesi gerekiyor.

- Aşırı tuz kullanımının önüne geçmek sadece tuzluğa uzanmamakla alakalı değil. Tuzluğa uzanmamın yanında bir de yenilen gıdaların muhtevalarını bilmek gerekiyor. Misal olarak ketçap, hazır salça, salam-sosis gibi gıdalarda yüksek miktarda tuz bulunmakta. Bu gıdaların muhtevalarındaki tuz oranı göz önüne alınıp ona göre kullanmak gerekiyor.


Zeliha Küçükturan | 08 Mart 2014 | http://insanvehayat.com/tuz-kullaniminda-nelere-dikkat-etmeli/

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9223
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Ekmekteki Tuz, Yüksek Tansiyon Yapıyor
« Yanıtla #9 : 04 Ocak 2016, 10:51:53 »
Ekmekteki Tuz, Yüksek Tansiyon Yapıyor



Ekmekte dikkat edilmesi gereken tuz miktarı ile ilgili TBV (Türk Böbrek Vakfı) başkanı Timur ERK ile bir röportaj gerçekleştirdik.
İşte, neden ekmekte tuz oranına dikkat etmemiz gerektiğinin sebepleri.


EKMEKTE TUZ ORANI NEDEN ÖNEMLİ?

Ekmekte böbrek ve kalp sağlığı açısından dikkat edilmesi gereken en önemli unsur tuz oranıdır. Tuzun içerisinde sodyum klorür vardır. Sodyum bulunan bütün maddeler hipertansiyon etkisi yapar. Hipertansiyon da malum olduğu üzere hem kalp hem de böbrek sağlığına zarar verir.

Böbreğin içerisinde on binlerce “nefron” denilen kılcal borular vardır. Vücuttan atılması gereken maddeler bu borulardan geçip idrar yoluyla atılır. Hipertansiyon, böbreği besleyen kılcal damarlarda tahribat yapar ve böbrek yetmezliği ortaya çıkar. Vücuttan atılması gereken toksinler kana karışmaya başlar. Bu durumda iki çıkış yolu kalır; diyaliz veya böbrek nakli.

EKMEKTE TUZ ORANINI DÜŞÜRMEK İÇİN ÇALIŞMALAR YAPTINIZ MI?

Böbrek Vakfı olarak 4 yıl evvel, tuz miktarının düşürülmesiyle alakalı bir çalışma gerçekleştirdik. Bu çalışma ile kişi başına düşen tuz oranı 18 gramdan 15 grama düşürülmüş oldu. Türkiye’de diyalize girenlerin sayısı 60 bin civarındadır. Bu da yıllık 1.5 milyar dolar sağlık harcaması anlamına geliyor. Tuz oranını 3 gram azaltmakla sağlık harcamalarının önüne geçmeyi planlıyoruz.

NEDEN EKMEKTEN BAŞLADINIZ?

Ekmek, Ekmek, sofralarda mutlaka bulunan bir gıda maddesidir. En çok yenen gıda ekmek olduğu için de içerisindeki tuz miktarı, insanların sağlığına oldukça fazla tesir ediyor. Mesela hazır çorbaların içerisinde gereğinden fazla tuz vardır. Fakat insan her zaman hazır çorba içmez, ama her zaman ekmek yer. Türk milletinin damak tadında tuz var.

ÇALIŞMALARINIZIN MEYVELERİNİ KAÇ YIL SONRA TOPLAMAYI PLANLIYORSUNUZ?

Yaptığımız çalışma 4 yılın ardından hatırı sayılır derecede sonuç vermeye başladı. Önümüzdeki 4 yılda tuz oranı bir daha düşürülebilir mi diye soracak olursa çok zor. Çünkü Türk milletinin damak tadında tuz var.

EKMEKLERDE NE KADAR TUZ KULLANILMALI?

Tuz en nihayetinde bir kimyasaldır. Kimyasallarda da en önemli konu dozdur. Günde 6 gram tuz alırsanız faydalı olur, fakat 6 gramdan fazla veya az alacak olursanız zararlı olur. Ancak tuzu ilave olarak almamıza gerek yoktur. Çünkü her şeyde tuz vardır. Mesela evlerde yapılan keklerde dahi tuz vardır. Ne kadar az tuz kullanılabilirse o kadar yerinde olacaktır.

TAVSİYE EDEBİLECEĞİNİZ BİR TUZ VAR MI?

Öncelikle rafine tuz kesinlikle alınmamalıdır. Çünkü rafine tuzların çıkarıldığı alanlara yer altı suları karışır ve bu sularda da ağır metaller bulunur. Rafine tuz kullandığımız zaman suda bulunan metaller vücudumuza girmeye başlar. Bu yüzden tuz alırken kaya tuzunun tercih edilmesi gerekir.

EVDE EKMEK YAPMAYI TAVSİYE EDİYOR MUSUNUZ?

Evde ekmek yapabilirsiniz ama tuz miktarını ayarlayamadığınız zaman evde yapmış olmanın bir değeri kalmaz. Bizim mutfağımız için maalesef tuzun alternatifi yok. Tek çare kullanılan tuz miktarını azaltmaktır.

ÖMER DEMİR | TARİH: ARALIK 2015 | RÖPORTAJ: Timur ERK - Türk Böbrek Vakfı Başkanı | http://insanvehayat.com/ekmekteki-tuz-yuksek-tansiyon-yapiyor/