Gönderen Konu: "Duvardan Dökülen İnciler" Takvim Yaprakları  (Okunma sayısı 518519 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9223
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
İnsan Üzerindeki Haklar
« Yanıtla #2205 : 31 Aralık 2016, 00:50:52 »

"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym"

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَطْلُ الْغَنِيِّ ظُلْمٌ
(ت)


Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular:
“Zenginin borcunu ödemeyi geciktirmesi (alacaklıya büyük) bir zulümdür.”
(Hadîs-i Şerîf, Müttefekun aleyh; Sahîh-i Buhârî ve Müslim)



16
Aralık Cuma 2016

AYIN SAFHASI


Rûmî: 03 Kânûn-ı Evvel 1432 Hicrî: 16 Rebîulevvel 1438

Musul'un Cemiyet-i Akvam (BM) Tarafından Irak'a Verilmesi (1925) • Kazakistan'ın İstiklâli (1991)


İnsan Üzerindeki Haklar

İnsanın üzerinde iki türlü hak vardır: Allâhü Teâlâ’nın hakkı ve kul hakkı. Bunları ödemek lazımdır.

Allâhü Teâlâ’nın hakları: Bülûğa erdiğinden itibaren -varsa- kazaya kalmış namazlarını kazâ eder. Vermediği zekât ve sadaka-i fıtır, nezir ve kurbanları yerine getirir. Kazâya kalan oruçlarını kaza eder, keffâret icab ediyorsa keffâretiyle tutar. Farz olduysa haccını îfa eder.

Zina, şarap içmek gibi günahların tevbesi ise sâdık bir pişmanlık ve bir daha ona aslâ dönmemektir.

Kul haklarına gelince:

Mala dair olanlar: Hırsızlık, gasb, izinsiz başkasının malını yemek veya telef etmek, yalancı şâhitlik, zâlime yardımcı olmak gibi. Bunun tevbesi aldığı malı iâde ederek hasmını râzı edip helallik istemektir. Eğer hak sâhibini bulamazsa onun vârislerinden helallik ister. Onu da bulamazsa yahut hak sahibini bilemezse haksız aldığı malı yahut bedelini kıyâmet günü sâhibine ulaştırmak üzere fakirlere sadaka olarak vererek Allâhü Teâlâ’ya emânet eder.

Diğer haklar: Birini dövmek, rızâsı olmadan çalıştırmak gibi; yahut sövmek, alay etmek gibi hakların tevbesi sâhibinden helallik almaktır. Bulamazsa Allâhü Teâlâ’ya hasmını râzı etmesi için duâ edip onun nâmına sadaka verir.

Ammâ dövmek, takatinden fazla yük yüklemek, yemini vermemek gibi hayvan hakları ve kâfir haklarından kurtulmak cidden müşkildir.

İyi bil ki kul hakları, Allâhü Teâlâ’nın haklarından kat kat zordur. Tezkiretü’l-Kurtubî’de şöyle geçer: Bir adamın yetmiş peygamber ameli gibi ameli olsa, bir adamın da onun üzerinde yarım kuruş hakkı olsa hasmını râzı edemeden cennete giremeyecektir.

İmâm Kuşeyrî (k.s.): ‘Azıcık bir kul hakkı karşılığında yediyüz makbûl namazın sevâbı verilecektir’ demiştir. (Hâdimî, Eyyühe’l-Veled Şerhi)



Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9223
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Asla Terk Edilmeyecek Onbeş Şey | Mevlana Celaleddin-i Rûmî
« Yanıtla #2206 : 31 Aralık 2016, 00:55:53 »
"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym"

عَنْ عَائِشَةَ قَالَتْ: مَا ضَرَبَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ خَادِمًا وَلَا امْرَأَةً قَطُّ
(د)


Hz. Âişe (r.anhâ) şöyle dedi:
“Resûlullâh (s.a.v.) ne bir hizmetçisine ve ne de bir hanımına asla vurmadı.”
(Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Ebû Dâvûd)



17
Aralık Cumartesi 2016

AYIN SAFHASI


Rûmî: 04 Kânûn-ı Evvel 1432 Hicrî: 17 Rebîulevvel 1438

Hz. Mevlana'nın Vefatı (1273) • Sultan Üçüncü Murad Han'ın Vefatı (1595) • Türkiye'de Ekmeğin Karne İle Verilmesi (1941)


Asla Terk Edilmeyecek Onbeş Şey

İbn-i Abbâs radıyallâhü anhümâ buyurdu ki:

Size on beş şeyi aslâ terketmemenizi tavsiye ederim. Bunlardan beşi dilinizde, beşi azalarınızda, beşi de kalplerinizdedir.

Dilinizden düşürmeyeceğiniz beş şey: Sübhânellâhi, velhamdülillâhi, velâ ilâhe illallâhü, vallâhü ekber, velâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîm, demektir.

Azalarınızla işleyip asla terketmemeniz gereken beş şey: Beş vakit namazdır.

Kalbinizden asla çıkarmamanız gereken şey ise beş zâtın sevgisidir: Peygamberinizin (s.a.v.) sevgisi, Hazret-i Ebûbekir, Hazret-i Ömer, Hazret-i Osman ve Hazret-i Ali’nin sevgisidir. Rıdvânullâhi aleyhim ecmaîn. (Mir’âtü’l-Hâmidîn)


Mevlana Celaleddin-i Rûmî

Mevlana Celaleddin-i Rûmî, 1207’de Horasan’ın Belh şehrinde dünyaya geldi. Asıl adı Muhammed, lakabı Celaleddin’dir. Hayatını Anadolu’da geçirdiği için “Rûmî” denildi. Babası Sultânü’l-ulemâ Bahâeddin Veled, annesi Mümine Hatun’dur. Hz. Mevlana, Halep ve Şam’da ilim tahsil etmiştir.

Hz. Mevlana, Lârende (Karaman) Medresesi’nde babasının yerine müderrislik yaparken, Seyyid Burhaneddin’in daveti üzerine Konya’ya geçti, 1273’te vefat etmiş olup kabri Konya’dadır.

En meşhur eseri olan Mesnevî’nin asıl adı Mesnevî-i Mânevî’dir. Mevlana’nın söylediği beyitleri halîfesi Hüsameddin Çelebi yazmıştır. Altı ciltlik eser, yaklaşık 25.700 beyittir.

Mesnevî’den: Su ile Sönmeyen Sadaka ile Söner

Hazret-i Ömer (r.a.) zamanında hicretin 19. senesinde Medine yakınında Harretü Leylâ adındaki mevkide yerden ateş çıktı. Her tarafı kasıp kavurdu, yakmadık hiçbir şey bırakmadı. İnsanlar su ve sirke döküp yangının şiddetini azaltmaya çalıştılar. Ne var ki ateş gittikçe artıyordu. Şehir halkı Hazret-i Ömer’e (r.a.): Su, ateşi söndürmüyor, deyince, Hazret-i Ömer (r.a.):

“Suyla ateş sönmüyorsa sadaka verin.” buyurdu. Herkes sadaka verdi. Ateş söndü.


Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9223
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
İhyâü Ulûmi’d-Dîn Kitâbı
« Yanıtla #2207 : 31 Aralık 2016, 01:01:56 »
"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym"

إِنَّ لُبْسَ الثِّيَابِ الْحَسَنَةِ يَوْمَ الْجُمُعَةِ سُنَّةٌ
(احياء)


Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular:
“Cuma günü güzel elbise giymek sünnettir.”
(Hadîs-i Şerîf, İhyâu’l-Ulûm)



18
Aralık Pazar 2016

AYIN SAFHASI


Rûmî: 05 Kânûn-ı Evvel 1432 Hicrî: 18 Rebîulevvel 1438

İmam Gazali Hazretleri'nin vefatı (1111)


İhyâü Ulûmi’d-Dîn Kitâbı

Şeyh Ebulhasen bin Harzem, İmâm Gazâlî’nin İhyâu Ulûmiddîn kitabını okuduğunda “Bu sünnete muhâliftir” deyip Mağrib beldelerinde ne kadar İhyâ kitabı nüshası varsa hepsini yakılmak üzere toplatır.

Bu sırada Şeyh Ebulhasen rüyasında Resûl-i Ekrem Efendimiz’i (s.a.v.), Hazret-i Ebûbekir ve Hazret-i Ömer’le birlikte görür. İmâm Gazâlî, elinde İhyâ kitâbı ile huzurda:

“Yâ Resûlallâh, işte şu zattan davâcıyım, kitabıma bakınız. Şu zâtın zannettiği gibi sünnetinize muhâlif ise ben Allâh’a tevbe ediyorum. Eğer beğenirseniz sizin sünnetinize uymamın bereketiyle hasmımdan hakkımı alınız” der.

Peygamberimiz (s.a.v.) İhyâ kitabına sayfa sayfa başından sonuna kadar baktıktan sonra: “Vallâhi bu pek güzel bir şeydir” buyurur. Sonra kitabı Hazret-i Ebûbekr-i Sıddîk’a ve Hazret-i Ömer’e verir. Onlar da tedkîk edip beğenirler.

Bunun üzerine Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) Şeyh Ebulhasen’in seksen sopa ile cezalandırılmasını emreder. Beş sopa vurulunca Hazret-i Ebûbekir şefâatçi olup:

“Yâ Resûlallâh, belki şu zât bunu senin sünnetine muhâlif olduğunu zannetmiş, zannında hata etmiştir” der. İmâm Gazâlî, Hazret-i Ebûbekr’in şefâatini kabûl edip râzı olur.

Şeyh Ebulhasen uyandığında sopanın izlerini sırtında bulur ve olanları bütün herkese bildiririr. Vurulan sopaların tesiri ve acısı bir ay geçmez, hasta yatar. Bu sırada hatasının affı için Allâhü Teâlâ’ya duâ edip Peygamberimiz’in (s.a.v.) şefâatini ister. Bir ay sonunda yine Peygamberimiz’i (s.a.v.) rüyâsında görür, mübârek elleriyle sırtını meshedince iyileşip eski sıhhatine kavuşur. Bundan sonra İhyâ kitabını insaf gözüyle tekrar okuduğunda mahzurlu hiçbir şey olmadığını anlar ve İhyâ’nın tamâmen kitap ve sünnete muvâfık olduğunu görür. (İmâm Suyûtî, Teşyîdü’l-erkân)


Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9223
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Neme Lazımcılığın Zararı | Fıkra: "Çömlekler Büyük Olursa!"
« Yanıtla #2208 : 31 Aralık 2016, 01:08:05 »
"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym"

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: أَحِبَّ لِلنَّاسِ مَا تُحِبُّ لِنَفْسِكَ
(حم)


Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular:
“Kendin için sevip arzu ettiğini, insanlar için de sev!”
(Hadîs-i Şerîf, Müsned-i Ahmed bin Hanbel)



19
Aralık Pazartesi 2016

AYIN SAFHASI


Rûmî: 06 Kânûn-ı Evvel 1432 Hicrî: 19 Rebîulevvel 1438

Hattat Yesârî'nin Vefatı (1798) • Hattat Yesârî'nin Vefatı (1798) • Türkiye'nin Yunanistan'a Gıda Yardımı (1940) • Türkiye'nin Yunanistan'a Gıda Yardımı (1940)


Neme Lazımcılığın Zararı

Ayasofya karşısında altı minareli ve gâyet zarif Sultanahmed Câmiinin bânîsi olan Birinci Ahmed Han, devletin içine düştüğü bazı sıkıntılar üzerine en yakın hizmetkârı vâsıtasıyla Şeyhulislâm Mehmed Efendi’ye:

“Ümmet-i Muhammed’e ilâhî yardım vaad olunmuşken Devlet-i Aliyye’nin üzerine çöken bu başıbozukluğun ve halkın perişanlığının sebebi nedir?” diye yazmış.

Şeyhulislâm cevâbında fetvâlarda mu‘tâd olduğu üzere aynı kağıda ve sultânın nâmesi altına uzun bir “be” harfi çektikten sonra “Bu iş beni ne alakadar eder” diye yazıp gönderir. Sultan bunu görünce, Şeyhulislâm suâlime itibar etmemiş diye hiddetlenir ve derhal huzuruna getirilmesini emreder. Şeyhulislamlara padişahların göstere geldikleri iltifatı etmeyip onu azarlar ve:

“Benim için bu kadar mühim bir işte nasıl: ‘Bana ne’ deyip cevap vermezsin?” der. Şeyhulislâm der ki:

“Hayır sultânım, bilakis sizin suâlinize çok dakîk ve vecîz sûrette cevap verdim. Her ne vakit devlet adamlarının ve milletin ferdleri sadece kendini düşünür, herkesi alakadar eden hususları düşünmez de: ‘O işten bana ne’ derse artık belâlar umûmî olur” der.

Sultan Birinci Ahmed Han, Şeyhulislâm’ın izâhını çok beğenir ve ona üç hil‘at giydirir. (Makâlât-ı Kevserî)


FIKRA: Çömlekler Büyük Olursa!

Açgözlü ve tamahkâr Eş’ab bir gün, çömlekçi dükkânının önünde durup bir zaman çanak çömleklere baktıktan sonra çömlekçiye,

- Şunları biraz daha büyücek yapsan olmaz mı? demiş.

Çömlekçi onu müşteri zannedip

- Hangisinden ne kadar, ne büyüklükte istiyorsun? diye sorunca:

- Yok, ben alacak değilim. Alanlar, şayet bu kaplarla bana bir şey verecek olurlarsa, çokça olsun demek istedim!... demiş.


Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9223
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
İmâm Şâfiî Rahimehullâh Buyurdular | Bir Mesele: Tırnaktaki Boya
« Yanıtla #2209 : 31 Aralık 2016, 01:13:49 »
"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym"

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: أَكْرِمُوا الْعُلَمَاءَ فَإِنَّهُمْ وَرَثَةُ الْأَنْبِيَاءِ فَمَنْ أَكْرَمَهُمْ فَقَدْ أَكْرَمَ اللهَ وَرَسُولَهُ
(فيض)


Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular:
“(Hakîkî) âlimlere hürmet ediniz. Muhakkak onlar peygamberlerin vârisleridir. Kim onlara ikrâm (ve hürmet)ederse Allâh’a ve Resûlü’ne hürmet etmiş olur.”
(Hadîs-i Şerîf, Feyzu’l-Kadîr)



20
Aralık Salı 2016

AYIN SAFHASI


Rûmî: 07 Kânûn-ı Evvel 1432 Hicrî: 20 Rebîulevvel 1438

İmam Şâfii Hazretleri'nin Vefatı (820)


İmâm Şâfiî Rahimehullâh Buyurdular

Dünyada üç şey son derece güçtür: Fakir iken cömertlik, zenginken dünya sevgisini kalbine koymamak ve şerrinden korkulan adama karşı doğruyu söylemek.

Kibir ile ilim tahsîl edenler iflah olmaz.

Âlimlerin güzelliği kerem, hilm, vera gibi güzel ahlâka sahip olmalarıdır. Âlimlerin zühd ve takvâyı terketmeleri kadar çirkin bir şey yoktur. Dünyaya hırsı olan âlimlerin ve akılsızların meclisinden kaçmalıdır.

İhtiyacından fazla dünya malı toplamak için çalışmak kişinin kendine azâbıdır.

Siz bütün malınızı vermiş olsanız insanları razı edemezsiniz. Amellerinizi ihlâs ile -sırf Allah rızası için- yapınız.

Arkadaşının özürlerini kabul etmek, ayıplarını gizlemek ve kusurlarını affetmek samimiyet alâmetlerindendir.

İnsanlar ile çok beraber bulunmak ahlâkı bozuk arkadaşları artırır. İnsanlardan dâimâ uzak olmak da insanların düşmanlığına sebeptir. Sen orta bir halde ol.

Kerem ve cömertlik, sâhibinin ayıplarını örten bir meziyettir.

Bid‘at sâhiplerinin havada uçtuğunu görsem asla itibar etmem.

Katiyyen yalan söylemedim. Gerek doğru ve gerek yalan yere yemin etmedim.

Ömrümde bir defa karnım doyunyaca kadar yemek yemedim.


Bir Mesele: Tırnaktaki Boya

Boyacıların tırnaklarında kalan boyalar, -zaruretten dolayı- abdestlerine zarar vermez. Fakat mesleği boyacı olmak gibi bir zarûret yoksa tırnakların üzerinde birer ince tabaka teşkil eden ve altlarına suyun gitmesine mâni olan boyalarla abdest tamam olmaz. Nitekim abdest âzâlarına yapışmış olan hamur, mum, çapak gibi şeyler de böyledir. Onları çıkarmadıkça abdest olmaz. (B. İslam İlmihali)


Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9223
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym"

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: فَضْلُ الْعِلْمِ خَيْرٌ مِنْ فَضْلِ الْعِبَادَةِ وَخَيْرُ دِينِكُمُ الْوَرَعُ
(ك)


Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular:
“İlmin fazileti (nâfi le) ibâdetin faziletinden daha hayırlıdır.Sizin dindeki en hayırlı ameliniz, verâ (harâmdan ve şüphelilerden sakınmak)dır.”
(Hadîs-i Şerîf, Hâkim, el-Müstedrek)



21
Aralık Çarşamba 2016

AYIN SAFHASI


Rûmî: 08 Kânûn-ı Evvel 1432 Hicrî: 21 Rebîulevvel 1438

Sultan Üçüncü Mehmet Han'ın Vefatı ve Sultan Birinci Ahmed Han'ın Tahta Cülûsu (1603) • Sultan Vahdettin Han'ın Meclis-i Mebusan'ı Feshi (1918)


Verâ’ın Tamam Olması İçin On Şey

İmam-ı Rabbânî Hazretleri buyuruyor ki:

Allâhü Teâlâ’yı bilen bir âlim (Ebu’l-Leys es-Semerkandî) dedi ki:

Kişi şu on şeyi kendisine farz görmedikçe vera’ı (şüphelilerden sakınması) tamam olmaz:

Birincisi, dilini gıybetten muhafaza etmek,

İkincisi, (insanlarla) istihzâ ve alay etmekten uzak durmak,

Üçüncüsü, (kâmil bir mümine) sû-i zandan sakınmak,

Dördüncüsü, gözünü haramlara kapatmak,

Beşincisi, doğru sözlü olmak,

Altıncısı, -kendini beğenmemek için- bütün nimet ve ihsanı Allâhü Teâlâ’dan bilmek,

Yedincisi, malını -batılda harcamayıp- Allâhü Teâlâ yolunda harcamak,

Sekizincisi, kendisi için makam, mevki ve büyüklük istememek,

Dokuzuncusu, namazları vaktinde ve eksiksiz kılmaya devam etmek,

Onuncusu, dâima Ehl-i Sünnet ve Cemaat yolunda devam edip ayrılmamak. (Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî, 2/ m. 66)


İmam Şâfiî Hazretlerinin Fazileti

Evliyâullahın büyüklerinden bir zat anlattı:

‘Bir gece rüyamda Peygamber Efendimiz’i (s.a.v.) gördüm ve:

“Yâ ResûlAllah, yeryüzünde, Allah’ın evliyalarından evtad denilen zatlar olduğunu haber verdiğiniz bir hadisi şerif duydum.” dedim.

“Evet” buyurdular.

“Onlardan biri ile görüşmek (sohbetinde bulunmak) istiyorum.” dedim.

“Muhammed bin İdris (İmam Şâfiî) onlardandır.” buyurdular. (Tezkiratü’l-Evliya)


Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9223
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym"

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: أَدِّ الْأَمَانَةَ إِلَى مَنِ ائْتَمَنَكَ وَلَا تَخُنْ مَنْ خَانَكَ
(د)


Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular:
“Sana verilen emaneti sahibine ver, sana hıyânet edene sen hıyânet etme.”
(Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Ebû Dâvud)



22
Aralık Perşembe 2016

AYIN SAFHASI


Rûmî: 09 Kânûn-ı Evvel 1432 Hicrî: 22 Rebîulevvel 1438

Sultan Üçüncü Murad Han'ın Tahta Cülûsu (1574)


Allâhü Teâlâ Benim Ümmetimi İki İsimle İsimlendirdi

Hazret-i Ömer radıyallâhü anh, bir Yahudi’den alacağını istemek üzere gitti. Adam ödemekte ağırlık gösterince ona dedi ki: “Hayır, Muhammed aleyhisselâmı beşer üzere üstün kılan Allâh’a yemîn ederim ki alacağımı sana bırakmam” dedi. Yahûdî “Hayır, beşer üzerine üstün kılmadı” deyince, Hazret-i Ömer ona vurdu. Yahûdî, Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) gelip şikâyet etti. Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Evet, ey Yahûdî! Hz. Âdem Safiyyullâh, Hz. İbrahim Halîlullâh, Hz. Mûsâ Neciyyullâh, Hz. Îsâ Rûhullâh, ben de Habîbullâhım.

Evet, ey Yahûdî! Sizin Allâh’ı isimlendirdiğiniz iki isimle Hak Teâlâ benim ümmetimi isimlendirdi. Biri ‘es-Selâm’ ki ümmetime ‘müslimîn’ ismini verdi. Diğeri ‘el-Mü’min’ ki ümmetime ‘mü’minîn’ ismini verdi.

Evet, ey Yahudi! Siz bizim için ayrılmış bir günü (Cuma’yı) taleb ettiniz; Allah (Cuma’yı) bize tayin etti. Sonraki (Cumartesi gününü) size, sonraki (Pazar gününü) Hıristiyanlar’a tayin etti.

Evet, ey Yahudi! Siz evvelûn (evvelkiler), biz âhirûnuz (sonrakileriz). Lâkin kıyâmet gününde sâbikûnuz (en öndekileriz).

Evet, cennete ben girmeden diğer peygamberler girmezler, ümmetim girene kadar da diğer ümmetler giremezler.” (Musannef-i İbn-i Ebî Şeybe)

Mü’min Âllah’ın Nuru İle Bakar

Bayezîd-i Bestâmî (k.s.) Hazretleri bir gün ezan okuyup namaz kıldıracağı sırada saftaki cemaate dönüp bakmış. Hâlinden seferden geldiği anlaşılan birisine yaklaşıp bir şeyler söylemiş. Adam hemen mescitten çıkmış. Buna şahit olanlardan birisi o adama sormuş. O da anlatmış:

‘Ben seferde iken su bulamamış ve teyemmüm etmiştim. Buraya gelince teyemmüm etmiş olduğumu unuttum ve namaz kılmak için mescide girdim. Bayezîd-i Bestâmî Hazretleri bana “Su varken teyemmüm caiz olmaz.” buyurdu. Ben de hatırlayıp abdest almak için çıktım.’ (Tabakâtü’l-Evliyâ)


Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9223
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Bütün İnsanlar Peygamberimiz’e İman İle Mükellefdir
« Yanıtla #2212 : 31 Aralık 2016, 01:27:57 »
"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym"

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ قَرَأَ آيَةَ الْكُرْسِيِّ فِي دُبُرِ الصَّلَاةِ الْمَكْتُوبَةِ كَانَ فِي ذِمَّةِ اللهِ إِلَى الصَّلَاةِ الْأُخْرَى
(طب)


Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular:
“Kim (beş vakit) farz namazın arkasında Âyetü’l-Kürsî’yi okursa o kimse, diğer namaza kadar Allâh’ın zimmetinde (himâyesinde)dir.”
(Hadîs-i Şerîf, Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr)



23
Aralık Cuma 2016

AYIN SAFHASI


Rûmî: 10 Kânûn-ı Evvel 1432 Hicrî: 23 Rebîulevvel 1438

Birinci Meşrutiyet'in İlanı (1876) • Menemen Hadisesi (1930)


Bütün İnsanlar Peygamberimiz’e İman İle Mükellefdir

Hazret-i Âdem aleyhisselam ile Havva validemiz ve şeytan hepsi Cennet’ten indirildi. Yeryüzüne indikleri zaman Cenâb-ı Allah, kendilerine tevbenin kabulünün icâbı olarak şöyle buyurdu (meâlen):

“Dedik: İnin oradan hepiniz. Sonra benden size ne zaman bir hidâyetçi (resul veya kitap gibi her hangi bir delil) gelir de kim o hidayetçimin izince giderse (ona tâbi olursa) onlara bir korku yoktur ve mahzun olacaklar onlar değildir.” (Bakara sûresi, âyet 38)

Allâhü Teâlâ her hangi bir zamanda gelen hidâyetine tâbî olmaları şartıyla bunu vaad etmişti. İşte Hz. Âdem’in tevbesinin semeresi olan bu vaad kıyamete kadar devam eder. Böyle bir hidâyete nâil olan kimselerin Muhammed aleyhisselamın peygamberliğini inkâr etmeleri düşünülebilir mi? …

“Onlara bir korku yoktur ve mahzun olacaklar onlar değildir.” sırrına mazhar olmak için bir müddet sâlih mümin olarak yaşamış olmak kâfi değildir. Onda sebat edip hüsn-i hâtime ile gitmek yani Allah’a îmân ve amel ile kavuşmak da lâzımdır... Bunda bir de (meâlen): “Ve onlar ki hem sana indirilene îmân ederler, hem senden evvel indirilene...” (Bakara sûresi, âyet 4) şartı da vardır. Dünya ve ahirette ebedî saâdetin, ahirete iman ve bütün peygamberler ile beraber Muhammed Aleyhisselâm’a ve ona indirilene iman edenlere mahsus olduğu da tebliğ kılınmıştır.

Muhammed aleyhisselamın peygamberliğinden evvel, Allah’a ve âhiret gününe iman eden ve sâlih amel yapanlar bile Tevrat ve İncil’in hükmünce istikbâlin büyük peygamberine îmân ile mükelleftiler. Buna işâreten (meâlen): “…Ahdime vefâ edin ki ahdinize vefâ edeyim…” (Bakara sûresi, âyet 40) buyrulmuştur. Böyle olunca Muhammed aleyhisselam peygamber olarak geldikten sonra onu inkâr edenler arasında hakikî îmân erbâbı bulunduğunu tasavvur etmek imkânsızdır… (Hak Dîni Kur’ân Dili Tefsiri)


Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9223
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Sabreden ve Şükredenler | Dinimiz İslâm, Nebîmiz Muhammed Aleyhisselam
« Yanıtla #2213 : 31 Aralık 2016, 01:35:42 »
"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym"

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: اَلصَّبْرُ مِفْتَاحُ الْفَرَجِ وَالزُّهْدُ غِنَاءُ الْاَبَدِ
(فر)


Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular:
“Sabır, sıkıntıdan kurtulmanın, ferahlığa kavuşmanın anahtarıdır. Zühd (dünyaya rağbet etmemek) ebedî zenginliktir.”
(Hadîs-i Şerîf, Deylemî, Müsnedü’l-Firdevs)



24
Aralık Cumartesi 2016

AYIN SAFHASI


Rûmî: 11 Kânûn-ı Evvel 1432 Hicrî: 24 Rebîulevvel 1438

Sultan Dördüncü Murad Han'ın Bağdad'ı Fethi (1638)


Sabreden ve Şükredenler

“Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdu:

“İki haslet kendisinde olan kimseyi Allâhü Teâlâ şükreden ve sabreden (diye) yazar. Bu iki haslet kendisinde olmayan kimseyi de şükreden ve sabreden yazmaz:

Dînî hususlarda kendinden yukarıda olanlara bakıp onlara uyan ile dünya işlerinde kendisinden aşağıdakine bakıp da kendisini onun üzerine fazîletli kılan Allâhü Teâlâ’ya hamd eden bu kimseyi nimetlere şükreden ve belâlara sabredenlerden yazar.

Kim de dînî hususlarda kendisinden aşağıda olanlara bakar (ve kibirlenir), dünya işlerinde de kendisinden yukarıda olanlara bakar ve onda olanlar kendisinde olmadığı için üzülürse Allâhü Teâlâ o kimseyi şükreden ve sabredenlerden yazmaz.” (S. Tirmizi)

Belâya uğramış birini gören kimse ‘Elhamdü lillâhillezî âfânî mimmebtelâke bihî ve faddalenî alâ kesîrin mimmen haleka tefdîl⒠derse ne olursa olsun ona, bu belâdan âfiyet verilir.” (Mânâsı: Seni mübtela kıldığı beladan bana âfiyet veren ve beni yarattıklarının birçoğundan fazîletli kılan Allah’a hamdolsun). (S. Tirmizî)


Dinimiz İslâm, Nebîmiz Muhammed Aleyhisselam

Hazret-i Ömer (r.a.) bir gün Resûlullâh Efendimiz’in (s.a.v.) huzûruna geldi ve:

“Yâ Resûlallâh! Benî Kurayza’dan birine uğramıştım. Bana Tevrât’tan bazı kısımlar yazdı. Onları size arz edeyim mi?” dedi.

Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) gadablandı, mübârek yüzü değişti. Hz. Ömer (r.a.) hemen:

“Razînâ billâhi rabben ve bi’l-İslâmi dînen ve bi-Muhammedin resûlen” (Rabb olarak Allâh’a, dîn olarak İslâm’a, resûl olarak da Muhammed aleyhisselâma râzı olduk) dedi ve Resûlullâh Efendimiz memnûn oldu. Sonra şöyle buyurdular:

“Muhammed’in nefsini kudretinde tutan Allâh’a yemin ederim ki, eğer şimdi aranızda Hazret-i Mûsâ bulunsa, sonra siz de ona tâbi olsanız, elbette sapmış olurdunuz. Zira sizler ümmetlerden benim nasîbim, ben de peygamberlerden sizin nasîbinizim.” (İtmâmü’n-Ni‘me, İmam Suyûtî)


Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9223
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
İlim, Amel Etmek İçindir
« Yanıtla #2214 : 31 Aralık 2016, 01:40:05 »
"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym"

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: اَلْعِلْمُ حَيَاةُ الْإِسْلَامِ وَعِمَادُ الْإِيمَانِ وَمَنْ عَلَّمَ عِلْمًا أتَمَّ اللهُ لَهُ أجْرَهُ وَمَنْ تَعَلَّمَ فَعَمِلَ عَلَّمَهُ اللهُ مَا لَمْ يَعْلَمْ
(الجامع الصغير)


Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular:
“İlim, İslâm’ın hayâtı ve îmânın direğidir. Kim ilim öğretirse Allâhü Teâlâ onun mükâfatını tam verir. Kim öğrenir ve amel ederse Allâhü Teâlâ ona bilmediklerini öğretir.”
(Hadîs-i Şerîf, Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr)



25
Aralık Pazar 2016

AYIN SAFHASI


Rûmî: 12 Kânûn-ı Evvel 1432 Hicrî: 25 Rebîulevvel 1438

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın İdamı (1683) • Gaziantep'in Kurtuluşu (1921) • SSCB'nin Dağılması (1991)


İlim, Amel Etmek İçindir

İlim ancak amel etmek için öğrenilirse faydalı olur. İlmi tahsîl eden, onunla amel etmezse kıyâmet gününde Allâhü Teâlâ’nın huzurunda aleyhine delîl olur.

Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki:

“İnsanların kıyâmet gününde azâbı en şiddetli olanı Allâhü Teâlâ’nın ilmiyle menfaatlendirmediği âlimdir.”

“Câhile bir defa yazık, âlime iki defa.” Zira bilmemek mazeret olabilir. Ammâ âlimin fesâdı, câhillerin de fesadına sebep olur. Nitekim meşhur fetva kitabı Tatarhâniyye’de Hazret-i Ömer’in (r.a.): Âlimin ayağı kaydığında onunla birlikte bütün âlemin ayağı kayar.” buyurduğunu yazmıştır.

Cüneyd-i Bağdâdî hazretlerini vefâtından sonra rüyâda gördüler.

“Ey Ebu’l-Kâsım, neyin faydasını gördün” dediler.

“Bütün ibâreler yani zâhirî ilimler kayboldu: İşâretler yani bâtınî ilimler de gömüldü. Sadece gecenin ortasında kıldığımız iki rek‘at namazın faydasını gördük” buyurdu.

İmâm Gazâlî der ki:

“Ey oğul, sadece zâhirî ilimlerle meşgûl olup kıyâmet gününde amelce iflâs edenlerden olma. Bâtınî ilimlerden (tasavvuftan) nasipsiz de kalma. Yani zâhirî ve bâtınî ilimleri, şerîat ve hakîkati birleştir. İyi bil ki insanı helâk olmaktan ancak işlediği amelleri kurtarabilir. Bir adamın bir sahrada on tane iyi kılıcı ve sâir silahları olsa, adam da gâyet cesur ve bahadır olsa, sonra üzerine korkunç bir aslan hücûm etse, hiç o silahları kullanmadan bu tehlikeden kurtulabilir mi? İşte ilim de böyledir, onu kullanmazsan yani amel etmezsen bir işine yaramaz. Bir adam ilimden yüz bin mesele öğrenmiş olsa, bunca ilimden sadece amel ettiğinden fayda görecektir.” (Hâdimî, Eyyühe’l-veled şerhi)


Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9223
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Ezâni (Gurûbî) Saat Nedir?
« Yanıtla #2215 : 31 Aralık 2016, 01:44:27 »
"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym"

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَا مِنْ مُسْلِمَيْنِ يَلْتَقِيَانِ فَيَتَصَافَحَانِ إِلَّا غُفِرَ لَهُمَا قَبْلَ أَنْ يَفْتَرِقَا
(د)


Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular:
“İki Müslüman birbiriyle karşılaşıp da musafaha ederse muhakkak birbirinden ayrılmadan günahları bağışlanır.”
(Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Ebû Dâvûd)



26
Aralık Pazartesi 2016

AYIN SAFHASI


Rûmî: 13 Kânûn-ı Evvel 1432 Hicrî: 26 Rebîulevvel 1438

Milletlerarası Takvim ve Saatin Kabulü (1925) • Rusların Afganistan'ı İşgali (1979)


Ezâni (Gurûbî) Saat Nedir?

Güneşin batması yani akşam ezanı ile başlayan saat hakkında kullanılan bir tâbirdir. Her gün güneş battığında ezânî saate göre saat 12.00’dir. Akşam ezanı bu saatle hep 12.00’de okunduğundan “ezânî saat” denilmiştir. Bugünkü kullandığımız Aralık 1925’te kabul edilen vasatî saate halkımız “alafranga”, ezânî saate de “alaturka” demiştir.

Osmanlı Devleti zamanında büyük cami muvakkithânelerinde vakitleri hesaplamakla vazifeli muvakkitler vardı. Akşam ezanı her gün bu muvakkitlerin hesaplarına göre okunur ve Müslümanlar da saatlerini 12.00’ye ayarlarlardı. İlm-i hey’et derslerinde namaz vakitleri hesaplarını öğrenen imamlar, muvakkitlerin olmadığı ücra yerlerde vakitleri hesaplarlardı. Ezanlar bunların yaptığı hesaplara göre okunur ve saatler akşam ezanı ile 12.00’ye ayarlanırdı. Saat ayarı ezanla bildirilmiş olurdu. Bu bakımdan bu saate “mahalli saat” de denilmiştir.

Akşam namazının vaktinin hesaplanmasında hey’et (astronomi) ilmindeki guruba yani güneş merkezinin ufukta batmasına değil her mahallin şer’i gurûbuna itibar edilir. Şer’i gurûb ise her mahallin en yüksek mevkiinde görülen zahirî gurûb demektir. Meselâ İstanbul’da deniz sathına göre güneş zahirde gurûb ettiği halde 250 metre yüksekliğindeki Çamlıca’da bulunan bir kimse güneşi henüz batmamış göreceğinden İstanbul için Çamlıca’ya itibar olunmak lâzım gelir. Şer’i gurûb, zahiri gurûbdan sonra meydana gelir. Ve her ikisi arasında geçen müddet -ki ona temkin denilir- zâhiri gurûb üzerine ilâve olunarak akşam vakti hesaplanmış olur.

Memleketimizde, az da olsa, bu saati kullananlar hâlâ mevcuttur. Üstelik bu saat bize bir ecdâd yadigârıdır. Ecdâdımıza saygı ve sevgimizin bir nişânesi olarak, ezânî saati bir köşeye terk etmeye râzı olamıyoruz. Sadece İstanbul için de olsa, bu saati muhafaza ediyoruz. İstanbul için ezânî saatler Fazilet Takvimi internet sitesinde verilmektedir.


Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9223
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
“Temizlik İmanın Yarısıdır”
« Yanıtla #2216 : 31 Aralık 2016, 01:48:55 »
"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym"

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِنَّ الْاِسْلَامَ نَظِيفٌ فَتَنَظَّفُوا فَإِنَّهُ لَايَدْخُلُ الْجَنَّةَ إِلَّا نَظِيفٌ
(كنز)


Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular:
“Muhakkak İslam temizdir. Öyleyse siz de (maddeten ve mânen) temizlenin. Zîrâ cennete ancak temizler girer.”
(Hadîs-i Şerîf, Kenzü’l-Ummâl)



27
Aralık Salı 2016

AYIN SAFHASI


Rûmî: 14 Kânûn-ı Evvel 1432 Hicrî: 27 Rebîulevvel 1438

Ayasofya'nın İnşası (537)


“Temizlik İmanın Yarısıdır”

İslâm dini maddî ve manevî temizliğe büyük ehemmiyet vermiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Temizlik, imanın yarısıdır.” buyurarak temizliğin İslâm dininde ne kadar mühim olduğunu bildirmişlerdir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) temizliğe çok dikkat ederdi. Güzel kokuyu aslâ terketmezdi. Hazarda ve seferde ayna, misvâk ve makası aslâ yanından ayırmazdı. Peygamberimizin elbisesi aslâ kirlenmezdi.

Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki:

“Muhakkak Allâhü Teâlâ güzeldir, güzeli sever. Temizdir, temizliği sever. Kerîm’dir, lütuf ve ihsânı sever. Cömerttir, cömertliği sever.” (Müsned-i Ebû Ya’lâ)

Müslümanın, yüzünde, saçında, sakalında, tırnağında bulunan kirleri temizlemesi, tırnaklarını kesmesi, saçlarını taraması sünnettir. Müslümanın, giydiği elbisesi temiz ve düzgün olmalıdır. Nitekim “Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir heyet geldiği zaman en güzel elbisesini giyer, Ashâbına da böyle yapmalarını emrederdi.” (Ebû Nuaym, Ma’rifetü’s-Sahâbe)

Müslümanın maddî ve manevî pisliklerden temizlenmesi icab eder. Kul manevî günah kirlerinden (tevbe etmediyse) cehennem ile temizlenmedikçe yahut Allâh’ın rahmeti erişmedikçe cennete giremeyecektir. Hadîs-i şerîfte: “Muhakkak İslâm temizdir. Öyleyse siz de (maddeten ve manen) temizlenin. Zira cennete ancak temizler girer” buyurulmuştur. (Kenzü’l-Ummâl)

Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) mescidde iken, saçı sakalı dağınık birisi geldi. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) dışarı çıkıp saçını sakalını düzeltmesini eliyle işaret buyurdu. Adam dışarı çıkıp saçını sakalını düzeltip tekrar içeri girdi. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.):

“Bu şekilde gelmesi, şeytan gibi saçı dağınık halde gelmesinden daha hayırlı değil midir?” buyurdular. (Muvatta)


Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9223
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Hz. Îsâ, Ahmed Aleyhisselamı Müjdelemiştir
« Yanıtla #2217 : 31 Aralık 2016, 01:53:20 »
"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym"

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: صَلُّوا عَلَيَّ فَإِنَّ صَلَاتَكُمْ عَلَيَّ زَكَاةٌ لَكُمْ
(الجامع الصغير)


Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular:
“Bana salevat okuyunuz. Muhakkak ki salevatınız, sizin için (manevî) bir temizliktir.”
(Hadîs-i Şerîf, Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr)



28
Aralık Çarşamba 2016

AYIN SAFHASI


Rûmî: 15 Kânûn-ı Evvel 1432 Hicrî: 28 Rebîulevvel 1438

İskenderun Demirçelik Fabrikası'nın Açılışı (1975) • İstanbul-İzmit Anadolu Otoyolu'nun Açılışı (1984)


Hz. Îsâ, Ahmed Aleyhisselamı Müjdelemiştir

Kur’ân-ı Kerîm’de (meâlen) “O vakti de düşünün ki Îsâ bin Meryem şöyle demişti: ‘Ey İsrail oğulları! Haberiniz olsun ki ben size Allah’ın resûlüyüm. Önümdeki Tevrât’ı tasdikçi ve benden sonra gelecek olan bir resûlün müjdecisi olarak gönderildim ki o resûlün ismi Ahmed’dir…” (Saff Suresi, ayet 6) buyurulmaktadır.

Hazret-i İsâ’nın gelişi hem Tevrat’a dâir olan haberlerin doğruluğunu isbat etmiş hem de Ahmed aleyhisselamı müjdelemiş ve bu mevzûdaki haberleri tasdik etmiş bulunuyordu. Lâkin Mûsevîler Hazret-i İsâ’yı inkâr ettikleri gibi Hıristiyanlar da bu müjdeyi, kısmen inkâr ve kısmen te’vil ederek haksızlığa sapmışlar ve eldeki İncil’lerin böyle bir şeyden bahsetmediğini iddia etmişlerdir…

Hâlbuki Âlûsî tefsirinde diyor ki: Gözlerini taassub perdeleri bürümemiş olanlar nazarında İncil’de geçen “Faraklît” kelimesinden murad “Ahmed sallAllahü aleyhi vesellem” dir. Eski İncil tercümelerinde bu kelime faraklit (veya paraklit) diye aynen muhafaza edilerek gösterilirken yakın zamanlarda basılmış olan İncil tercümelerinde “teselli edici” diye basılmıştır. Aslı bozulmuş olan bu İncil’lerde Kur’ân’ın sarih beyanına karşı muhâlefet edilmek istenilmesi bile Kur’an’ın haber verdiği bu müjdenin i’tirâf edilmiş bulunduğunu gösterir.

Bazı âlimler de İncil (avangel) kelimesinin esas manasını tetkik etmişler ve İncil kelimesinin asıl manası müjde demek olduğu ve hakikatte İncil’in ve Hazret-i İsâ’nın gelecek resulü müjdelemek için gönderildiği kanâatine vardıklarını söylemişlerdir.

İşte Hazret-i İsâ böyle demiş olduğu halde Mûsevîler onu dinlemediği gibi Îsevî olanlardan birçoğu da bunu yalanlar veya te’vil ve tahrif ile inkâr ederler. Bundan dolayı bu hakikate işâret olunarak buyruluyor ki (meâlen): “Sonra o resul, yani Îsâ’nın o suretle müjdelemiş olduğu ismi Ahmed olan resul onlara açık açık âyetler ve mu’cizelerle geldiği zaman da bu apaçık bir sihir dediler.” (Saff Suresi, ayet 6) (Hak Dîni Kur’ân Dili Tefsiri)


Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9223
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym"

قَالَ اللهُ تَعَالَى: وَمَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ الْإِسْلَامِ دِينًا فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْهُ وَهُوَ فِي الْآخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرِينَ
(سورة آل عمران، 85)


Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu:
“Kim İslâm’dan başka bir din ararsa kendisinden böyle bir din asla kabul edilmeyecek ve o kimse âhirette ziyân edenlerden olacaktır.”
(Âl-i İmrân Sûresi, âyet 85)



29
Aralık Perşembe 2016

AYIN SAFHASI


Rûmî: 16 Kânûn-ı Evvel 1432 Hicrî: 29 Rebîulevvel 1438

Sultan İkinci Mustafa Han'ın Vefatı (1703) • Çerkez Ethem Hadisesi (1921)


Hakiki Bir Mü’min’in Tefekkürü

Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) bir tarafa yaslanmışlar iken Muâz bin Cebel hazretleri huzûruna girdi. Peygamberimiz (s.a.v.):

“Nasıl sabahladın ey Muâz?” diye sordular,

“Allâh’a îmân ettiğim halde sabahladım” dedi.

“Her sözün bir delili, kalplerdeki her hâlin bir alâmeti vardır. Senin (bu) sözünün delili nedir?” buyurdular,

“Ey Allâh’ın nebisi, ben her sabah uyandığımda o gün akşama ulaşamayacağımı; akşama kavuştuğumda sabaha ulaşamayacağımı düşünürüm. Attığım her adımda bir sonraki adımı atamayacağımı düşünürüm. Kendimi şöyle düşünürüm: Sanki kıyamet kopmuş, Allah’ın huzurunda her ümmet diz çökmüş kitabına ve peygamberine ve Allâh’dan başka taptıkları putlarına çağırılıyorlar. Cehennemliklerin azablarına, cennetliklerin sevaplarına bakıyor gibiyim.” Peygamberimiz (s.a.v.):

“İyi bildin, buna devam et” buyurdular. (Tarih-i Dımaşk)


Rebîulâhir Ayı

Rebîulâhir ayı, kamerî ayların dördüncüsüdür.

Hayırlı ömür, düşmana galebe ve kötü ölümden muhâfaza için, bu ay müddetince sabah-akşam üçer kere şu duâ okunmalıdır:

“Sübhânallâhi mil’el-mîzân ve müntehe’l-ilmi ve mebleğa’r-rizâ ve zinete’l-arş.” (Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)


Rebîulahir Ayı İctimâ‘I, Ru’yet ve Başlangıcı

Hicrî Kamerî 1438 yılı Rebîulâhir ayı ictimâ‘ı 29 Aralık Perşembe günü Türkiye saati ile 08:55’dedir.

Ru’yet, ise 29 Aralık Perşembe Türkiye saati ile 23:48’dedir.

Hilâl’in görüleceği yerler: Büyük Okyanus’un orta kısımları, ABD, Atlanta, Orlando, Florida, Küba, Kosta Rika, Honduras, Meksika

Hilâl’in görüldüğü günü takip eden 30 Aralık Cuma günü de Rebîulâhir ayının 1. günüdür.


Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9223
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Bir Kavme Benzemeye Çalışan Onlardandır
« Yanıtla #2219 : 31 Aralık 2016, 02:08:38 »
"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym"

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: لَيْسَ مِنَّا مَنْ تَشَبَّهَ بِغَيْرِنَا
(ت)


Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular:
“Bizden olmayanlara benzemeye çalışan, bizden değildir.”
(Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Tirmizî)



30
Aralık Cuma 2016

AYIN SAFHASI


Rûmî: 17 Kânûn-ı Evvel 1432 Hicrî: 01 Rebîulâhir 1438

Yavuz Sultan Selim Han'ın Kudüs'ü Fethi (1517) • Gülhane Askerî Tıp Mektebi Açıldı (1898)


Bir Kavme Benzemeye Çalışan Onlardandır

İkinci bin yılın müceddidi İmâm-ı Rabbânî (k.s.) Hazretleri buyuruyorlar ki:

“İki dîni tasdîk eden (İslâm’dan başka hak din olduğuna inanan) kişi şirk ehlinden sayılır.

İslâm hükümleri ile küfrü bir araya getirmeye teşebbüs eden de müşriktir.

Hâlbuki küfürden teberrî etmek (uzaklaşmak) İslâm’ın şartıdır, şirk şâibesinden sakınmak tevhiddir...

Hindûların büyük bildikleri günlere hürmet etmek, Yahûdîlerce bilinen âdetlere uymak küfrü îcâp ettirir. Nitekim bazı câhil Müslümanlar, bilhassa kadınlar, küffârın belli günlerindeki küfür merâsimini icrâ etmektedirler. Bunları, kendileri için de bayram kabul edip, kızlarının ve kardeşlerinin evlerine onlar gibi hediyeler yollarlar... Böylelikle o merâsime tam mânâsı ile îtinâ ve îtibâr ederler.

İslâmda bunların hepsi şirk ve küfürdür.” (Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî, 3 /m. 41)

“Bir kere, bir hastanın ziyâretine gitmiştim. Ölümü yaklaşmıştı. Hâline teveccüh ettiğim zaman kalbini şiddetli zulmet içinde gördüm... Bu zulmetin kalkması için ne kadar teveccüh ettiysem de kalkmadı. Çokça teveccühten sonra bilindi ki, bu zulmetler, kendisinde gizli bulunan küfür sıfatındandır. Bu sıkıntıların sebebi küfür ehlini dost edinmesindendir.

Bana mâlum oldu ki bu zulmetlerin kalkması için teveccüh etmek, yerinde bir iş değildir. Zîrâ onun bu zulmetlerden temizlenmesi, küfrün cezâsı olan cehennem azâbına bağlıdır.

Ve bana mâlum oldu ki, onda zerre miktarı îmân mevcuttur ve bunun bereketiyle cehennemde ebedî kalmaktan kurtulacaktır.

Cehennem azabı -azab ebedî olsun veya muvakkat olsun- küfür ve küfür sıfatlarına mahsustur. Muvakkat cehennem azabı küfür sıfatının cezası, ebedî cehennem azabı ise küfrün cezasıdır. (Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî, 1/m. 266)