Gönderen Konu: Faydalı Bilgiler  (Okunma sayısı 241092 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı enfa

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 1542
Mide rahatsızlıklarına zencefil tedavisi
« Yanıtla #30 : 04 Mayıs 2008, 14:15:31 »

 Zencefilin, mide kaynaklı sindirim sorunlarının, seyahatte, hamilelik döneminde ve kemoterapi nedeniyle oluşan mide bulantısı ve kusma şikayetlerinin önlenmesi ve tedavisi amacıyla kullanıldığı bildirildi.
 
Amerikan Diyetetik Derneği'nin Denizaşırı Ülkeler Türkiye Temsilcisi Diyetisyen Selahattin Dönmez, zencefilin yeşil, mor çiçekleri bulunan, Asya, Hindistan ve Arabistan'da tedavi amaçlı kullanılan aromatik yağ açısından zengin, tropikal bir kök bitkisi olduğunu söyledi.
 
Eski zamanlarda zencefilin eklem iltihabı, kolit ağrıları, ishal ve kalple ilgili hastalıkların tedavisinde kullanıldığını ifade eden Dönmez, şöyle dedi: ''Zencefil, uzun yıllardır yemeklerimizi lezzetlendiren önemli bir baharat olarak tüketilmektedir. Zencefil, soğuk algınlığı, grip, nezle gibi hastalıkların belirtilerini, baş ağrılarını ve regl dönemi
ağrılarını azaltmak için tüm dünyada yaygın olarak kullanılmaktadır.''Dönmez, taze zencefilin B6 vitamini, C vitamini, kalsiyum, demir, magnezyum, fosfor, potasyum, manganez ve lif açısından yüksek besin değerlerine sahip olduğuna belirterek, şöyle konuştu:
 
''Günümüzde zencefil kökleri, yaygın olarak mide kaynaklı sindirim problemlerinin tedavi edilmesinde kullanılır. Seyahat sırasında gelişen, hamilelik döneminde ve kanser kemoterapisi nedeniyle oluşan mide bulantısı ve kusma şikayetlerinin önlenmesi ve tedavisi amaçlı kullanımı önerilmektedir. Zencefil, kalp hastalıkları, kanser gibi önemli hastalıklarda da kullanılmaktadır.''
 
Zencefilin 2 yaşın altındaki çocuklara verilmemesi gerektiğini vurgulayan Dönmez, 2 yaşın üstündeki çocuklarda ise baş ağrısı, mide bulantısı ve sindirim sistemi kramplarının tedavi edilmesi için kullanılabileceğini belirtti.
 
Yetişkinlerde ise zencefil tüketiminin günlük 4 gramı geçmemesi gerektiğini ifade eden Dönmez, zencefilin aşırı dozda tüketilmesi halinde göğüste hafif yanma hissedilebileceğini kaydetti.

Mynet

Zaman diyorum, biraz daha zaman.Dilimin ucundaki kelimeler bu kış donmazsa bir dahaki yıl uçmayı öğrenecekler!

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Ynt:Çikolatanın İyisi Nasıl Anlaşılır
« Yanıtla #31 : 07 Mayıs 2008, 18:01:04 »


Çikolatanın tarihi 19.yy'da başlasa da öyküsü çok eskilere dayanıyor. İspanyol kaşifler Christophe Colomb ve Hernan Cortes, 16 yy'da orta Amerika'ya yaptıkları gezilerden yanlarında içecekle döndüler. Çokolatl isimli bu içecek Mayalar ile Azteklerin kakao çekirdeklerinden elde edilen bir içecekti. Fransa ve Avrupa'ya ancak 17. yy'da yani 100 yıl sonra yayılabilen çokolatl'a 1700'lerde İngilizler süt de ilave ederek tadını geliştirdiler. Yumuşak, tatlı ve yenebilir çikolata yapma yöntemi 19.yy'ın ortalarında Deivid Chaillou tarafından bulundu. 1825'te Antonie Brutus Menier, Noisel-sur-Marne'de ilk çikolata fabrikasını kurdu.

Çikolatanın iyisi nasıl anlaşılır?
Kokusu, rengi, parlaklığı ve kadifemsi dokusundan belli olur. Ne çok acı, ne çok tatlı olmalıdır. Çikolata kırıldığında kenarı düz olmalı, kırılma sesi duyulmalı. Ağızda kolayca erimeli, dilinize pürüz gememeli.

Çikolata nasıl tadılır?
Çikolatayı ağzınıza koyduktan sonra ağzınızda erimesine izin verin. Daha sonra birkaç kez çiğneyerek küçük parçalara ayırın. Yavaş yavaş erimesini bekleyin.

Nasıl saklamalısınız?
Çikolatanın tadının bozulmaması için güneşte bırakmayın, oda ısısında 10 - 15 santigrad derecede ve kapalı bir kapta koruyun.
mynet
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Ynt: Yapay tatlandırıcılar kilo aldırıyor
« Yanıtla #32 : 07 Mayıs 2008, 23:47:47 »
NEW YORK (İHA) - Amerikalı bilim adamları, yapay tatlandırıcı kullananların kilo alma riskinin, normal şeker kullananlardan daha fazla olduğu uyarısında bulundu.
 
Fareler üzerinde yapılan araştırmalar sonucunda, yapay tatlandırıcı verilen farelerin, normal şeker verilenlerden daha fazla yemek yediği tespit edildi. Araştırmacılar, sıfır kalorilik yapay tatlandırıcıların, insan vücudunun yüksek kalorili şekerli yiyecekleri algılama düzenini bozduğunu, bunun da insanın ne kadar yediğini kontrol etmesini zorlaştırarak normalden daha fazla yemesine sebep olduğunu açıkladı.

Purdue Üniversitesi Beslenme Davranışı Araştırma Merkezi'nde araştırma yapan Susan Swithers ve Terry Davidson, iki fare grubundan, birincisine tatlandırıcılı, diğer gruba ise normal şekerli yoğurt verdiklerini ve birinci grubun uzun süre yemeğe devam ettiğini gözlemlediklerini söylediler
mynet
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Ynt: Terletmeyen Egzersizler
« Yanıtla #33 : 09 Mayıs 2008, 11:32:51 »
Kollarınızı omuz hizasında kaldırın ve dirseklerinizi doksan derecelik açı yapacak şekilde kapalı bir kapıya dayayın. Ardından da dirseklerinizle kapıyı itmeye çalışın. Bu sırada kürek kemiklerinizi, sanki aralarında bir kalem var da onu tutmak istiyormuş gibi aşağıya doğru sıkıştırın. Bu egzersiz sırt kaslarınızı çalıştırıyor.


Bir tabureye dimdik oturun. Kalçanız sabit, sırtınız gergin olsun. Ellerinizi dizlerinizin hemen üzerine koyarak kuvevetli bir şekilde bastırın ve karın kaslarınızdaki gerginliği hissedin.


Diz çökün ve belden yukarısını tabureye yüzü koyun uzatın. Sırtınızı gergin tutarak, ellerinizi ensenizde birleştirin. Ardından da bakışlarınızı yere sabitleyerek göğüs kafesinizi tabureden hafifçe kaldırın. Sırtınızda gerginlik hissedinceue kadar 5 dakika beklemeye çalışın.


Yere oturup bir sandalyeyi iki bacağınızın arasına sıkıştırın. Ellerinizle yerden destek alarak vücudunuzu geriye doğru verin. Sırtınızı dik tutmaya çalışarak, omuzlarınızı geriye doğru verin. Sırtınızı dik Ardındanda tüm gücünüzü kullanarak dizlerinizle sandalyeye baskı uygulayın.


Sırtınızı duvara dönerek ellerinizle duvara yaslanın. Bu sırada vücudunuzun ve bacaklarınızın hafifçe eğik olmasına özen gösterin. Sırtınızı dimdik tutarak, ellerinizle duvara kuvvet uygulayın. Bu egzersizi tekrarladığınızda zamanla kollarınızın güçkendiğini göreceksiniz.


Ayaklarınızın altından geçirdiğiniz şal yada ipi ellerinizle sımsıkı tutun. Sırtınızı duvara yaslayıp sanki sandalyede oturuyormuş gibi bir pozisyon alın. Dirseklerinizi de vücudunuza da 90 derecelik açı yapmasına özen gösterin ve şala - ipe rağmen kollarınızı yukarı doğru kaldırmaya çalışın. Bu egzersiz hem pazularınızı hem de bacaklarınızı çalıştırır.

mynet
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Hileli Gıdalara Dikkat
« Yanıtla #34 : 15 Mayıs 2008, 11:05:34 »
Kiremitten kırmızı biber,Pamuk yağından zeytin yağı, soya fasulyesinden fıstık yapıldığı bildirildi.
 
Gaziantep İl Tarım Müdürlüğü Gıda Kontrol Şube Müdürü Sait Demirkıran, açıkta ve tezgah altında satılan pek çok üründe hileyle karşılaşıldığını belirterek, "Vatandaşlarımız alışveriş yaparken üretim izni olan paketli ürünleri tercih etmeli" dedi.
 

Demirkıran, yaptığı açıklamada, yaptıkları denetimlerde; özellikle açıkta satılan, paketlenmemiş ve üretim izni olmayan pek çok üründe hile olduğunu tespit ettiklerini belirtti. Glikozla bal aromasının karıştırılıp vatandaşlara bal olarak satıldığını belirlediklerini ifade eden Demirkıran, "Sahte bal diye nitelendirdiğimiz bu balın rengi biraz daha açıktır, normal balın kokusu yoktur. Normal balın kıvamı biraz daha katıdır" dedi.
 

Sait Demirkıran, geçen yıl 5 ton ve bu yıl 1 ton sahte bal yakaladıklarını da bildirdi. Farklı sektörlerde kullanılan toz Antep fıstığı, toz fındık, toz yer fıstığı gibi ürünlerde de hileyle karşılaşıldığını, bunlardan rengine göre leblebi tozuna tuz, fıstık tozuna bezelye, bazı ürünlere ise kireç tozu ve boya maddeleri karıştırıldığını kaydeden Demir, vatandaşların hileli olduğundan şüphelendikleri bu gibi toz ürünlerin yerine fıstık, fındık ve yer fıstığını evlerinde ezerek toz haline getirebileceklerini ifade etti.
 

Demirkıran, "Yoğurtta, zeytinyağında ve kırmızıbiberde de çeşitli hilelerle karşılaşılabiliyor. Örneğin yoğurdu daha katı hale getirmek için büyükbaş hayvanların yağından elde edilen toz halindeki jelatin kullanılabiliyor. Vatandaşlara da bu yoğurtlar köy yoğurdu diye satılıyor. Köylerden sütler alınarak merdiven altı işletmelerde bunlar yoğurt haline getiriliyor" görüşünü aktardı.
 

Zeytinyağına ise pamuk yağı karıştırılabildiğini, bu ürünlerdeki yağ asitlerinin normal zeytinyağından farklı çıktığını anlatan Demirkıran, fiyatı çok düşük olan zeytin yağından şüphelenmek gerektiğine işaret etti. Kırmızı biberin içinde de tuz, tohum, boya maddeleri ve kiremit tozu karıştırıldığını belirten Demirkıran, bu tür ürünleri yakaladıkları zaman imha ettiklerini kaydetti.
 

Demirkıran, şu uyarılarda bulundu: "Vatandaşımız, piyasada üretim izni olan ve paketli ürünleri tercih etmeli. Açık ve paketsiz olan ürünlerde çok daha fazla sahtekarlık ve hileyle karşılaşılabiliyor. Halkımız yaptığı alışverişlerde bilinçli olmalı. Nerede ne hile olabileceğini az çok görebilmeli. Tezgah altında satılan ürünler alınmamalı. Vatandaşlarımız karşılaştıkları herhangi bir olumsuzlukta ise bize başvurmalı. Promosyonlar hariç çok düşük fiyatlı ürünler tercih edilmemeli."
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı turab

  • yazar
  • ****
  • İleti: 608
  • Kefâ bil-mevt vaizan
Ynt: Faydalı Bilgiler
« Yanıtla #35 : 15 Mayıs 2008, 11:25:43 »
faydalı bilgiler için teşekkürler :)
Allahım!Ahirete mani olan dünyadan,ölümün iyiliğine engel olan hayattan ve amelin hayrına mani olan emelden sana sığınırım

Çevrimdışı Miftahulkuluub

  • Administrator
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 1939
    • http://www.sadakat.net
Ynt: Faydalı Bilgiler
« Yanıtla #36 : 15 Mayıs 2008, 11:58:48 »
Çok teşekkürler maaşAllah sizde bilgiler yok yok
Tuğra kardeşimiz maşAllah forumumuzun sağlık bakanı

Sadakat Polikliniği açsak kendisini administrator yapardık heralde. :)
İncemeseleler.com :|: Sadakat.Net :|: Sadakatforum.com  :|:Herkonudan.com


" Derviş isen kardeş takvaya çalış.."

Çevrimdışı Himmet

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 847
Ynt: Faydalı Bilgiler
« Yanıtla #37 : 15 Mayıs 2008, 19:37:35 »
Artık gidip bir dağ başında yaşamaya karar verdim.Kendi gıdamı kendim üretmek istiyorum.
Ne yiyeceğimizi şaşırdık.Kurban eti dahi olsa kesinlikle et tüketemiyorum.Neticede hangi koşullarda yetiştirildiğini bilmiyoruz.Yumurta eğer memleketten gelirse ve üretenden eminsem gönül rahatlığı ile yiyebiliyorum.Kendimiz için neyse ama bu koşullarda sağlıklı bir nesile nasıl sahip olabiliriz bilmiyorum.En çok sevdiğimiz, doğup büyüdüğümüz İstanbul'umuzdan gitgide soğumaya başladım.Cadde üzerindeki evlerde büyüyen çocuklarda Allah muhafaza buyursun bazı önemli hastalıkların görülme olasılığı çok daha fazla olduğu söyleniyor.Oyun alanları yok denecek kadar az.Henüz ruhları bile verilmeden bir sürü zehirli madde ile büyüyorlar.Ne yapsın bu çocuklar?
Büyük şehirlerde çocuk sahibi olmanın çok mesuliyetli olduğunu düşünüyorum.Emanete ihanet etmek gibi geliyor.

Alıntı
Ben teşekkür ederim,umarım forumdaki kardeşlerimizin işine yarıyordur. 

Yaramaz olurmu kardeşim.Bu sayede paranoyalarımız artıyor..  e56))
Zatının, Sıfatının,Esmasının, Efalinin hudutsuzluğunca Şükürler olsun Ya RABBİİM..

Çevrimdışı Himmet

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 847
Ynt: Faydalı Bilgiler
« Yanıtla #38 : 17 Mayıs 2008, 12:20:03 »
Ömrü veren elbette hz.Allahdır.Ama ömrümüz olduğu sürece sağlıklı beslenirsek fena olmazdır herhalde. :)

Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yermiş.Bir kere ağzımız yandı herşeyden şüphelenmek durumundayız.Sonuç nesebe dayanıyorsa yediğimizden ve içtiğimizden mesulüz demektir kardeşim.. e56))
Zatının, Sıfatının,Esmasının, Efalinin hudutsuzluğunca Şükürler olsun Ya RABBİİM..

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Şifalı Bitkiler Hakkında Bilmediklerimiz
« Yanıtla #39 : 17 Mayıs 2008, 21:43:17 »
1) Bitkileri ıhlamur gibi kaynatıp balla tatlandırarak içiniz. Fokur fokur uzun süre kaynatmayınız. Sıcak suda akşamdan sabaha kadar bekletin, sıcak-soğuk tavsiyeye göre içiniz.

2) Devamlı kullandığınız marul, soğan, roka, ceviz vs. gıdaların yan tesirine ve telafilerini gözönünde bulundurun, çok önemlidir.

3) Bitkilerle tedavi, yan tesirini ve telâfisini bilince çok yönlü ve ucuz tedavi şeklidir. Yalnız uzun süre kullanmak gerekebilir.

4) Usaresi (özü) acı olan bitkiler şifalıdır.

5) Usaresi (özü) ekşi olan bitkiler (limon gibi) kabızlık yapıcı ve kan temizleyicidir.

6) Çoğu bitki ve meyvelerin yan tesirini yine aynı bitkinin kendisinin başka yeriyle telâfisi Allah'ın (cc) kudret ve azametinin bir delilidir. Sineğin bir kanadı zehir, diğer kanadı panzehir, fındık sivilce ve kaşıntı yapıyor, yaprağı önlüyor, kayısı ishal yapıyor, çekirdeğinin içi ishali önlüyor.

7) Meyvelerin (Kayısı, incir, şeftali gibi) hazmı kolaylaştırma etkisi, kuru bitkilerden daha fazladır.

8) Bir bitki içilerek bir hastalığı tedavi ediyorsa, sürülerek de aynı hastalığa faydası vardır. Bir bitki sürülerek bir hastalığı tedavi ediyorsa, içten (yenerek-içerek) aynı bitkiyle tedaviyi de uygulamak gerekir. (Sarımsak yağı romatizmaya faydalıdır, sarımsak yemek daha çok faydalıdır.) Bazı zehirli bitkilerin yenmesi zararlıdır.

9) Nohut, mercimek, fasulye, pirinç, gibi baklagillerin suları iyi temizleyicidir. Islatılıp bekletildikten sonra çamaşır makinasına konursa bu sular beyazlatıcı görevi yapar. Sirke çamaşır makinasına yıkama esnasında konursa çamaşırları dezenfekte eder.

10) Eğer bitkiyi kendiniz topladınızsa, mutlaka gölgede kurutun.

11) Çoğu yaş bitkiler kurusundan daha tesirlidir.

12) Kitabı okuyup da, şu hastalığa şu, şu bitki iyi geliyor diye not alıp 10-20 çeşit bitkiyi karıştırıp kafanıza göre terkip yapmayın, çünkü karışım çoğaldıkça, bitkilerin tesir gücü azalıyor ya da kayboluyor. Bitkilere şifayı veren, bitkilerde mevcut olan kimyasal elementlerdir, bunlar birbiriyle fazla tepkimeye girince farklı bir kimyasal bağ oluşuyor.

13) Tedaviyi, iyi bildiğiniz, severek yiyip içtiğiniz, evinizde ve manavda bulunan temel meyve, hububat ve sebzelerle uygulayın. Eğer dikkatlice bunları incelerseniz çoğu hastalıklar şifa olarak, salata olarak yediğimiz bitkilerle tedavi edilebilir, biz size sadece yol gösterdik. Un var, şeker var, helva yapmasını tarif ettik.

14) Bir bitki ya da meyve size dukunuyorsa, çok da seviyorsanız, mutlaka telâfısiyle beraber kullanın. Atin Ölümü arpadan olsun zihniyetinden vazgeçin.

15) Bal, çörek otu, misvak, incir, hurma, sarmısak gibi tıbbı nebevide tavsiye edilen bölümleri iyi okuyun ve yerken "Resûlullah (sav) Efendimiz tavsiye ettiği için yiyorum" diye yiyin. Bunlar, tabiplerin tabibi Efendimiz (sav) tarafından seçilmiş çok yönlü şifa verici, Allah'ın kullarına ihsan ettiği nimetlerdir. Hem şifa, hem gıda, hem sünnet sevabı kazanmak için buyrun afiyet olsun.

16) Her işte olduğu gibi bitkilerle tedavide de "amellerin hayırlısı orta olandır", "amellerin hayırlısı az ve devamlı olanıdır" hadislerinin ışığı altında az fakat uzun süre kullanımı tercih edin. Ne olacaksa olsun deyip çok kısa sürede çok fazla tedavi uygulamak beden makinasının sistemini bozar. "Kütük gibi kısa ve kalın olmak yerine, ince ve uzun olmak daha iyidir."

17) Önce hastalığınızın mahrecini, nereden kaynaklandığını iyi tespit edin. Ondan sonra ona uygun bitkiyi deneyip tedaviye devam edin.

18) Batı'da doktorlar tarafından önce bitkisel tedavi tavsiye edildiğini, bir gün tüm dünyada bu sisteme geçileceği gerçeğini aklınızda bulundurun.

19) Bitkilerle ilgili Hadis-i Şeriflere uydurma diyenlere, Resûlullah (sav) Efendimizin insan olduğunu, onun da bedeni olduğunu, yiyip-içtiğini ve irtihal ettiğini hatırlatın.

20) Baldıran gibi zehirli otlardan uzak durun, çocuklarınıza zehirli olduğunu tembih edin, köylerde birçok çocuk bu otu yediğinden Ölmüştür. Socrates hakkında verilen idam cezası, baldıran içirilerek infaz edilmiştir.

21) Bazı kitaplarda, Batı'dan direkt tercüme olduğu için bitkilerin alkolde bekletilip içilmesi önerilmektedir. Alkolün çözücü özelliği olduğundan mıdır? Yoksa haramı şifa kabında sunup içirmek için midir bilemiyoruz. "Alkol, bitkinin olan şifasını da alır, içene sarhoşluk kalır."

22) Allah (cc), şifa verdiği hastalığın sırrını bitkide belirtmiştir. Bu bazısında çok bariz (ceviz beyin şeklinde), bazısında rumuzlu, (dulavrat otu pıtrağı sakal bölünmesine karşı) bazen de tadında, kokusunda veya renginde (san olgun salatalık sanlığa karşı) hastalığın şifası gizlidir. Rabbim kâinatı zaten Kitabullah olarak yaratmış. Kuran-ı Kerim'de de "Siz, hiç göğe, deveye bakmaz mısınız; nasıl yaratıldı?" diye bize kâinatı ibret nazarıyla incelememiz emredilmiştir. İbrahim (as), Halik-ı Zülcelâli, Kitabullah olan kâinatı incelerken bulmamış mıydı?

23) Bu bağlamda bütün diken familyaları (türleri) ucu sivri, iğne gibi olduğundan, tıkanıklık çözücü, idrar söktürücü ve özellikle karaciğer tıkanıklıklarını çözücü, karaciğeri güçlendirici diyebiliriz.

24) Özellikle yabani hayvanlar Allah'ın (cc) ilhamı ile (iç güdüleriyle) hastalandıklarında kendileri hastalıklarına deva olan otu bulurlar. Yılan, kış uykusundan uyanınca, rezeneye gözlerini sürter. Ehilleşmiş hayvanlarda bu içgüdü körelmiştir. Allah (cc), ehilleşmiş hayvanın sorumluluğunu da sahibi olan insana yüklemiştir. Yabani hayvanlar takip edilerek (ciddi bir çalışma ile) otların şifası tespit edilebilir.

25) İçinde sümüksü madde bulunan bitkiler, (ıhlamur, keten tohumu, sinirli ot gibi) yara, iltihap üzerine etkilidir. Cilt temizleme Özelliğine sahiptir.

26) Bütün ağaç sakızlarının yara iyileştirici özelliği vardır.

27) Bitkilerden yeme-içme, pansuman dışında, aynı şifayı el-ayak şifalı suda yarım-1 saat bekletilerek istifade edilebilir. Çünkü parmak aralarından vücuda sirayet eder.

28) Şifalı bitkilerle hayvan hastalıkları da tedavi edilebilir. Hayvanın sevdikleri lahana-kekik-yonca-kabak, palamut vs. direkt yedirilir. Yemedikleri mürver-civanperçemi vs. yeme karıştırılıp yedirilir.

29) Anne sütünü arttıran anason-mürver-lahana- rezene vs. gıdalar, hayvanın sütünü de arttırır. Süt artırmak için her yola başvuran yem fabrikalarının dikkatine arz olunur. Anason, hayvanda, (cola gibi) alışkanlık da yapabilir. Aynı zamanda yerne rayiha (aroma) katar. Hayvanın hazım ve gaz gibi problemlerini de halleder.

30) Bebeklerin tedavisinde, anneye rahatsızlığı gideren gıdalar yedirilir. Anne sütünden çocuğa bu şifa geçer. Meselâ bebelerde sık sık görülen sarılık vakasında anne san salatalık rendesiyle bal karışımını bol bol yer, bebeye de az yedirir. Biz buna şifa içinde şifa metodu ismini uygun gördük.

 Kaynak : Şifalı Bitkiler ve Emraz

*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı İsra

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 7477
Ynt: Faydalı Bilgiler
« Yanıtla #40 : 19 Mayıs 2008, 23:58:21 »
Çatlakları suyla yenin     

Deri çatlaklarının önüne geçmek için, düzgün beslenin, bol su için ve spor yapın. Kadınların pek çoğunda görülen deri çatlakları cildin aşırı gerilime maruz kalması ile oluşuyor. Sıvı alımı deri çatlaklarında önemli bir yere sahiptir.

Çünkü vücuda giren su miktarı az olduğunda cildin elastikiyeti azalır ve çatlaklar daha kolay oluşur. Aksine, sıvı miktarı yeterli olan cilt gerilmeye karşı daha dayanıklı hale gelir.

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Ynt: Faydalı Bilgiler
« Yanıtla #41 : 20 Mayıs 2008, 00:43:51 »
Teşekkürler İsra,çok doğru bir tespit.
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı Himmet

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 847
Ynt: Faydalı Bilgiler
« Yanıtla #42 : 20 Mayıs 2008, 20:42:16 »
Alıntı
20) Baldıran gibi zehirli otlardan uzak durun, çocuklarınıza zehirli olduğunu tembih edin, köylerde birçok çocuk bu otu yediğinden Ölmüştür. Socrates hakkında verilen idam cezası, baldıran içirilerek infaz edilmiştir.
Baldıran (Baldırgan) Otu





Küçük yerlerdede bu tür sorunlar var.Ayrıca çocukların yılan, akrep ve gelincik gibi zehirli hayvanatla karşılaşmalarıda mümkün.
Allah muhafaza buyursun... e44))
Zatının, Sıfatının,Esmasının, Efalinin hudutsuzluğunca Şükürler olsun Ya RABBİİM..

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Açık süt mü, şişe sütü mü, kutu sütü mü içmeli?
« Yanıtla #43 : 28 Mayıs 2008, 11:23:03 »
Amin.
...........................
Açık süt mü, şişe sütü mü, kutu sütü mü içmeli? 

Bizim çocukluğumuzda, bırakın ‘kutu sütlerini' ‘şişe sütü' bile  icat edilmemişti. Sütü de bir çok başka şeyi de, meselâ yoğurdu… hatta balığı bile kapıdan geçen seyyar satıcılardan alırdık.
 
Sütçüler genellikle atlarının iki tarafına astıkları güğümlerle satış yaparlardı. Kupa şeklinde galvanizli tenekeden değişik boylarda ölçekleri olurdu; biz evden tencere ile gider annemizin istediği kadar süt alırdık.
 
Sütü aldıktan sonra onu hemen ocakta kaynayıncaya kadar ısıtmak biz çocukların görevi idi. Ateşteki süt kaynamaya başlayınca da taşmaması için ocağı biraz kısar ve kabaran sütün köpüklerinin üzerine üflerdik. Sonra sütü ateşten indirir ve bir süre beklerdik. Ancak iyice soğuduktan sonra  buzdolabına (demek ki buzdolabı varmış o zaman) koyardık. Sütün üzerinde neredeyse yarım santim kalınlığında kaymak oluşurdu.
 
Devir kutu sütü devri
Zamanımızda en çok tüketilen kutu sütleri. Bunların gazetelerde, televizyonlarda, sinemalarda… her gün her yerde müthiş reklâmları yapılıyor. Ayrıca, bu sütleri öyle eski usul kaynatmaya gerek yok, çünkü bunlar UHT denilen sistemle, yani çok yüksek ısılara maruz bırakılarak, meselâ 135-150 derecede 2-4 saniye tutularak içlerindeki tüm mikroplar öldürülüyor. Bu sütler kutuları açılmadığı taktirde 4 ay bozulmadan kalabiliyorlar.
 
Ağzı kapalı günlük şişe sütlerine gelince. Bunlar pastörizasyon denilen bir yöntemle, meselâ 72 derecede 15 saniye tutularak mikroptan arındırılıyor. Şişe sütlerini hem her markette ve her zaman bulmak mümkün değil ve hem de bunların ömürleri kutu sütüne göre çok kısa; ancak 3 gün.
 
Günümüzde büyük şehirlerde artık açık süt veya çiğ süt bulmak neredeyse imkânsız. Satılsa da alan da olmaz herhâlde, çünkü bunların ‘hastalık yapan mikrop saçtıklarına' dair müthiş bir negatif propaganda var. Tabii bir de günümüz insanının, kapıdan sütçünün geçmesini bekleyecek… sütü alıp ocakta ısıtacak zamanı ve sabrının olmadığını da hesaba katmak lâzım.

İŞİN PÜF NOKTASI NEREDE?
Sütün içilmeden ve değişik şekillerde kullanılmadan önce yüksek ısılara tabi tutulmasının sebebi, içinde bulunabilecek zararlı mikropların öldürülmesi; başka bir deyişle sütün ‘kesilmesinin' önlenmesidir.
 
İşin püf noktası da burada zaten. Sütte hastalık yapabilen mikroplar bulunabildiği gibi, probiyotikler de denen vücut için faydalı ‘dost mikroplar' da bulunuyor. Bunlar, bırakın hastalık yapmayı, tam aksine sağlıklı yaşayabilmemiz için mutlaka gerekli olan mikroplar. Bağırsaklarımızdaki mikropların yüzde 85' inin bu dost mikroplardan oluştuğunu ve bunların hastalık yapıcı olanlarının üremelerini önlediklerini de belirtelim ki, mesele daha iyi anlaşılsın.
 
İşte, bu ısıtma işlemi sırasında da zararlı mikroplarla beraber ‘sütü süt yapan', onu asıl faydalı kılan probiyotikler ve bunların ürettikleri enzimler ve vitaminler de istenmeden tahrip oluyor.
 
Isıtma yöntemleri içinde sağlığımız açısından en iyisi bizim çocukken yaptığımız ‘süt pişirme' işlemi, yani sütün bir taşım kaynatılması. Pastörizasyon ve özellikle de UHT denilen yöntem ise ‘iyi-kötü-çirkin tüm mikropları' öldürdüğü için sütü süt olmaktan çıkarıyor. Çünkü, süt içinde bulunan probiyotikler sebebiyle çok faydalı bir içecek, onları yok ettiniz mi inek sütünün sinek sütünden bir farkı kalmıyor.

Gelelim neticeye
Varsa ve güveniyorsanız daima açık sütü tercih edin, yoksa şişe sütü, o da yoksa kutu sütü alın.

Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi
Göğüs Hastalıkları Bölümü Öğretim Üyesi
 mynet
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı enfa

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 1542
Ynt: Faydalı Bilgiler
« Yanıtla #44 : 28 Mayıs 2008, 12:38:19 »
Limon hastalıklara birebir!

Limon C vitamini başta olmak üzere A ve B vitaminleri açısından zengin bir besindir. Meyvenin içinde beyaz tohumları (çekirdekleri) yer alır. Bu tohumların biçimi oval ve bir ucu sivridir. Limon meyvesinin sıkılmasıyla elde edilen suyu, bazı çorba, yemek ve salatalara katılır. Limonatası yapılıp serinletici olarak içilir. Kimi sebze yemekleri ve reçeller yapılırken kararmamaları için içine limon suyu eklenir. Limon kabuğundan elde edilen esans, kozmetik maddeleri ve içki yapımında kullanılır.

LİMONUN FAYDALARI

Vücuda güç verir. İştah açıcıdır. Sindirimi kolaylaştırır ve sindirim sistemi rahatsızlıklarına iyi gelir. İdrar söktürücüdür. Damar sertliğini ve tıkanıklığını önler. Kanı temizler ve kan dolaşımını kolaylaştırır. Soğuk algınlığı, nezle, grip ve öksürük şikâyetlerini azaltır. Mikrop öldürücüdür. Besin zehirlenmelerinde ve böcek ısırıklarında yararlıdır. Rahatlatıcı etkisi ile vücuttaki ağrıları hafifletir, ateşi ve tansiyonu düşürür. Mide bulantısını ve baş dönmesini giderir. Kansızlığa karşı etkilidir. Diş ve dişetlerini kuvvetlendirir ve dişleri beyazlatır. Sivilceleri ve nasırı azaltır.

LİMON NASIL KULLANILIR?

Daha çok Limonun suyu salata ve yemeklerde kullanılır. Ayrıca çiçeklerinden, kabuklarından ve yapraklarından da faydalanılır. Kabukları haşlanıp suyu içilirse vücudu kuvvetlendirir ve vücuttaki kurtları dökmeye yardımcı olur. Limon suyu ile gargara yapılırsa ağız, boğaz ve bademcik iltihaplarına iyi gelir. Limon, kabuklarıyla birlikte banyo suyuna sıkılıp bu su ile banyo yapılırsa kan dolaşımını hızlandırır ve cildi canlandırır.

hurhaber

Zaman diyorum, biraz daha zaman.Dilimin ucundaki kelimeler bu kış donmazsa bir dahaki yıl uçmayı öğrenecekler!