Sağlık haberlerine kanmayın

Başlatan Tuğra, 31 Mart 2011, 01:04:31

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tuğra

"Sağlık haberlerine dikkat edin!
Sağlık haberleri müthiş ilgi görüyor. Bu haberlere dayanarak sağlığına yön vermeye çalışanlar bile var.

Bu son derecede tehlikeli bir yaklaşımdır. Benim önerim bu konuda ciddi bir "filtre" mekanizması oluşturmanız, her okuduğunuza inanmamanızdır."

Bunlar Osman Müftüoğlu' nun 23 Mart 2011 tarihli Hürriyet gazetesindeki yazısının başlangıç cümleleri(1).

Sağlık haberlerine kanmayın

Sağlık haberlerinin müthiş ilgi gördüğü sözüne aynen katılıyorum ama "sağlığına yön vermek isteyenler bile var" yerine "sağlığına yön vermek isteyen pek çok kişi var" demek daha doğru olur.

Birçok insanın ne yiyip içeceklerine, hangi vitamini hangi antioksidanı hangi bitkisel destek ürününü alacaklarına gazetelerdeki yazılara televizyonlardaki haberlere göre karar verdiklerini çok iyi biliyorum.

Bu konuda ciddi bir filtre mekanizması oluşturma ve her okuduğumuza inanmama tavsiyesi de çok yerinde; hatta o kadar yerinde ki bence buna Osman Müftüoğlu' nun kendi yazılarını da dâhil etmek gerekiyor.

Bitkisel desteklere dikkat!

İki gün önceki "Vitamin dosyasında son sözler" (2) başlıklı yazısından şu cümleler buna iyi bir örnek:

Önce "Özellikle bitkisel bir destek kullanmaya karar verdiğinizde daha dikkatli olun. Çünkü çoğu kanıtlanmamış hiçbir yararları olmamasına rağmen (mesela gotukula, spirulina) hala inatla satılıyor" diyor ki bence de çok doğru bir söz ama hemen ardından gelen ifadeler insanın aklını karıştırıyor:

"Prostat iriliğini kontrol altına alma hatta prostat bezini küçültmek için Saw Palmetto özlerinden faydalanabilirsiniz. Ben Saw Palmetto ile birlikte kabak tohumu çekirdeği (Pumpkin Seed) ve "Pygeum kabuğu" tozu içeren kombine ürünleri daha çok tavsiye ediyorum."
...

"Çam kabuğundan elde edilen piknogenol özlerinin yıldızı giderek parlıyor, aklınızda olsun."

Omega 3 alalım mı almayalım mı?

Önce "Omega 3 desteklerinin bazıları cıva, kadmiyum, PBC' lerle kirlenmiş olabiliyor" diyor ve hemen aşağısında

"Omega 3 günün her saatinde aç karına veya tok karına alınabilir. Uzun süre rahatlıkla kullanılabilir." sözleri yer alıyor.

Zayıflama hapları işi de karışık

Önce "Biz kliniğimizde "zayıflama hapları" kavramını yıllar önce yasakladık." diyor ama ardından gelen cümle şu:

"Zayıflama haplarının doğal olanlarına da reçete ile satılanlarına da ben asla inanmam. Zaman zaman L-karnitin CLA, yeşil çay özü ve krom desteklerini önersek bile daha hemen işin başında bu işe bel bağlamamak gerektiğini hastalarımıza mutlaka hatırlatırız. "

Madem bu haplara hem kendiniz asla inanmıyor hem bel bağlamamak gerekiyor diyorsunuz da, o zaman niye öneriyorsunuz anlayabilene aşk olsun!

Açai meselesi de çok karışık

Osman Müftüoğlu' nun bir buçuk sene önceki "Kadınlar için süper besinler" (3) yazısında şu satırlar yer alıyor:

"Açai: Açai meyvesinde tıka basa antioksidan var. Ayrıca kaliteli yağ asitlerinden ve aminoasitlerden de çok zengin. Yağ asidi yapısı zeytinyağına benziyor."
...

"Amerika'da son yıllarda tam bir "açai çılgınlığı" yaşanıyor. Açai, Amazonlar'da yetişen bir tür palmiyeden elde edilen yüksek enerjili bir meyve. Çoğu zaman meyveden ziyade suyu tüketiliyor. Tıpkı üzüm gibi açaide de mor rengini oluşturan muhteşem antioksidanlar var. Antioksidan gücünün mükemmel olduğu belirtiliyor."

İnsanın bu satırları okuduğunda açai adını duyduğu zaman ayağa kalkıp selam durası geliyor ama iki ay önceki "Altın çilek zayıflatmaz" (4) başlıklı yazısı açai haplarına dünyanın parasını verenlerin moralleri bozuyor:

"Hele hele son aylarda tam bir maskaralık haline gelen "altın çilek masalı" nı izledikçe sadece üzülmüyor sinirleniyorum da! Çünkü altın çilekte bizim meyvelerde olandan fazla hiçbir özellik yok. Hatta altın çileğin ciddi bir antioksidan ve besleyici bir unsur olduğu bile söylenemez. Hele hele bu meyveden yapıldığı iddia edilen hapların zayıflatması asla mümkün değildir. Bu haplar da tıpkı geçen yıl vizyonda olan (!) palavra acai haplarından farksız."

Berry meselesi

"Altın çilekte bizim meyvelerde olandan fazla hiçbir özellik yok" sözüne de şapka çıkarmamak mümkün değil ama o zaman

"Elderberry özleri bilinçli kullanılırsa güçlü antiviral etkileri ve bağışıklığı düzenleyici faydaları nedeniyle tavsiye ediliyor." ve

"Cranberry özleri özellikle tekrarlayan, koli basili kökenli sistitlerle mücadelede işe yarıyor."

ifadeleri bizim kızılcığın, böğürtlenin, dutun, çileğin çanına ot tıkamış olmuyor mu?

Gelelim neticeye

Osman Müftüoğlu yazısında geçen "her okuduğunuza inanmayın" sözleri ile bize beyin jimnastiği yaptırmak ve kendisini dikkatli okuyup okumadığımız sınamak istemiş olabilir ama kusura bakmasın benim aklım fena halde karıştı.

Bana kafamdaki bu karışıklıkları giderecek, yazdıklarını kolayca anlamamı sağlayacak mutlaka "yabancı isimli" çok özel bitkisel bir destek tavsiye ederse çok memnun olacağım.

Ben de tam bir maskaralık haline gelen beslenme ile ilgili yazıları okudukça sadece üzülmüyor sinirleniyorum da!

Bu vesile ile kendi sözlerini hatırlatmak istiyorum:

"Beslenme konusunda yazılan her satırın ileri sürülen her görüşün, dile getirilen her tavsiyenin ciddi bir "filtreden geçirilmesi" gerektiği de unutulmamalıdır... Beslenme konusunda yazıp çizen ben dâhil herkesin daha dikkatli olması gerektiğini düşünüyorum."

Prof.Dr.Ahmet Rasim Küçükusta

http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2011/03/25/yazilar/tip-yazilari/beslenme/saglik-haberleri-kafa-karistiriyor/
〰〰〰〰🐠

cennet_nuru

O göremediğin koskoca derya gönlümdür...Gördüğün sahil ise dilim...Kıyılarıma vuran dalgalara şaşırma...!!Onlar aşktan gel-git'im...Beni kendinde,kendimde arama...Ben hem bende hem sende bir gizim...!!Beni Mecnun'dan Leyla'dan sorma...!!Ben sadece MEVLA'dan bir izim ... !!!

Tuğra


Türklere özgü ender bir hastalık

Tüm dünyada en çok Türklerde görülen tek hastalık alveoler mikrolitiazisdir. Hastalığın Türklerde sık görülmesinin nedeni bilinmemektedir.

Alveoler mikrolitiazis, akciğer dokusunda hava kesecikleri (alveoller) içinde sayısız, minik küçük taşların oluşumu ile karakterize bir hastalıktır.

Hastalık ilk kez 1918 yılında tanımlanmıştır ve 2001 yılına kadar 424 kişide bu hastalığın saptandığı bildirilmiştir. Hastalık en çok Türklerde görülmekte, onları İtalyan ve Amerikalılar izlemektedir.

Alveoler mikrolitiazise, her yaştan insanda rastlanabilir. Prematüre bebeklerde görülebildiği gibi, 80 yaşında da tanındığı bildirilmiştir. Hastalık en sık 30-50’ li yaşlarda saptanır. Erkeklerde daha çok görülür. Hastalığın ailesel özelliği vardır, özellikle kardeşlerde sık görülür.

Nedeni belli değil

Alveoler mikrolitiazis 80 yıldan fazla zamandan beri tanınan bir hastalık olmasına rağmen nedeni bilinmemektedir. Akciğerlerde oluşan minik taşlar büyük ölçüde kalsiyum ve fosfordan oluşur, fakat hastalarda ne kalsiyum ne de fosfat metabolizmasında bir bozukluk yoktur. Bulaşıcı bir hastalık değildir.

Belirtiler

Erken dönemdeki hastaların önemli bir yakınması yoktur. Bir çok hastaya herhangi bir nedenle çekilen akciğer röntgeninde saptanan belirtilerle tanı konur.

En çok rastlanan belirtiler öksürük ve ilerleyici nefes darlığıdır, ancak bunlar hastalığın ilerlemiş evrelerinde ortaya çıkarlar. Bazı hastalarda öksürükle beraber balgam ya da küçük kanamalar da görülebilir. Göğüs ağrısı olabilir. Hastalık iyice yaygınlaştığında, bacaklarda şişme, karaciğerde büyüme, karında sıvı toplanması, boyun damarlarında genişleme, tırnak ve dudaklarda morarma gibi sağ kalp yetersizliği bulguları ortaya çıkar.Nefes darlığı oturur durumda bile vardır.

Alveoler mikrolitiazis, çok yavaş seyirli bir hastalıktır. Tanısı 80 yaşında konan hastalar da bunun en iyi kanıtıdır. Hastalar, genellikle tanı konduktan ortalama 30 yıl kadar sonra solunum ya da sağ kalp yetersizliği nedeniyle kaybedilir.

Tanı koymak çok kolay !

Alveoler mikrolitiazis tanısı tipik olgularda çok kolaydır. Bir çok hastada akciğer röntgenindeki bulgular başka hiçbir hastalıkla karışmayacak kadar tipiktir. Röntgende, tüm akciğer alanlarında, sayılamayacak kadar çok, ince kum taneleri şeklinde beyazlıklar vardır. Taşların büyüklükleri 1 milimetreden daha azdır. Bu bulgular akciğer tomografisinde daha belirgindir.

Bazı hastaların balgamlarında küçük taş taneciklerine rastlanabilir. Akciğer röntgeni ile kesin tanı konamayan durumlarda bronkoskopi ile biyopsi yapılarak tanıya gidilir.

Laboratuar bulguları tipik değildir Hastalığa ait tipik bir kan bulgusu yoktur. Bir çok hastada sedimentasyon ve kanda gama-globülin düzeyleri yüksek bulunur.

Solunum fonksiyon testlerinde akciğer kapasitesinin azalmış olduğu saptanır. Kanda oksijen basıncı da düşük bulunur.

Tedavi

Hastalığın kesin bir tedavisi yoktur. Bazı hastalarda denenen akciğerlerin serumla yıkanmasının (bronko-alveoler lavaj) tedavi bakımından bir yararı olduğu gösterilememiştir. Kortizon tedavisinin de olumlu bir etkisi olmadığı anlaşılmıştır.

Son yıllarda, kristalleşmeyi önleyici etkisi olan ‘disodium etidronat’ isimli ilaçla uzun süreli tedavi ile hem hastaların şikayetlerinde ve hem de röntgen bulgularında gerilemeler olduğu bildirilmiştir.

Tedaviye cevap vermeyen hastalarda akciğer transplantasyonu denemektedir.

Kaynak: Prof. Dr. A.Rasim Küçükusta
〰〰〰〰🐠