İnsan neden sırdaşı, can yoldaşı, hayat arkadaşı olan eşini aşağılar?

Başlatan İsra, 17 Ağustos 2008, 03:37:13

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

İsra

Yıllardır dört çocukla birlikte evlilik yükünü taşımaktan yorulmuş, omuzları çökmüştü. Eşinin her akşam, çocuklarının yanında onur kırıcı, küçük düşürücü sözleri onu bitirmişti. Kendisi "a" dese eşi mutlaka "b" diyor, hiçbir konuda anlaşma sağlayamıyorlardı.

Eşine göre o, evde oturup, sadece tüketirken kendisinin işyerinde canı çıkıyordu. (Zaten ekser erkekler de böyle düşünmüyor mu?) "Madem öyle ben de çalışayım." dediğinde ise, "Sen doğru dürüst evinin işini becerdin de bir de çalışman mı kaldı?" diye alay ediyordu.

Ne yazık ki, böyle düşünen erkeklerin sayısı az değil. "Ben erkeğim" diyerek kendisini özel, eşini ikinci sınıf gören, hatta onların saçlarını süpürge bile etmelerini hiçe sayanlar...

Peki kadınlar evde oturuyorsa evi kim silip, süpürüp temizliyor? Camları kapıları siliyor? Çamaşırı yıkayıp ütülüyor? Yemeği pişirip, sofrayı kurup, çay-kahve servisi yapıyor?

Bunlar neden görülmüyor? İyilikler takdir edilmek yerine tekdir ediliyor? ...Ve en önemlisi acaba neden bir insan, hayat arkadaşı, can yoldaşı, sırdaşı olan eşini aşağılıyor? Onu sürekli küçümseyip hor ve hakir görerek yüreğini kanatıyor? Acı çektirip, yıpratıyor? Canını yakıp ağlatıyor? Yıllarca aynı yolda yürüyüp, birbirini hırpalayarak geriye ruh sağlığı bozuk çocuklar bırakıyor?

Acaba bu hayat birbirini kırarak yaşayacak kadar uzun mu? "Sen-ben" tartışmasından kafasını kaldıramayanlar görmüyorlar nasıl da sevdikleri yıldızlar bir bir kayıyor zaman atmosferinden. Dünya bahçesinden her gün bir fidan ötelere uçuyor. Gül dalından bir bülbül ebediyet semalarına kanat çırpıyor. Sayısız gemiler sessizce hayat limanından demir alıyor. Bu kadar kısa ömür sofrasında sevgi tabağından yemek, sevgi güllerini dermek varken; yeller estirip fırtınalar koparmak niye?

Niye akıtılıyor gözlerden yaşlar?

Niye yaralanıyor o narin gönüller?

Niye lime lime ediliyor yürekler?

Kadın erkeğe verilen bir emanet ve bir ana-babanın ciğerparesi değil mi? Peki emanet böyle mi saklanır? O ciğerpareden her gün bir parça kesip ateşlerde mi pişirilir? Ayrıca "Siz birbirinize elbisesiniz." emrediliyor.

Hangi akıllı insan kendi elbisesini yırtar? Kirletir? Parçalar? Onu bütün tehlikelerden korumaz mı? Yanmasını, yırtılmasını ve kirlenmesini engellemez mi? Güllerin Efendisi "İki şeye dikkat edin; biri kadın hakkı, diğeri yetim hakkı." diyor.

İnsanların en kötüsünün eşi üzerine baskı yapan, ona şiddet uygulayan olduğunu söylerken; kadının bir cam gibi nazik olduğunu ve onun kırılmaması için özen gösterilmesini tembihliyor. Dünyaya veda ederken kadınlara iyi davranılmasını vasiyet ediyor.

Ölüm anında bile bunu tekrarlıyor. Peki, Güllerin Efendisi'nin yolundan gidenler, ne dersiniz? İsterseniz bugün evinize güllerle gülümseyerek girin... Gözünüz kötü şeyleri görmesin. Kulağınız çirkin sözleri işitmesin. Eviniz gül bahçesi olsun. Eşiniz gönül sultanınız...

O sultana buket buket sevgi gülleri sunun. Kulağına sevgi türküleri mırıldanın. O gün olsun onun gönül akordunu bozmayın. Gönül mızrabını inceden inceye sızlatmayın... Bakalım o gün zararınız (!) ne olacak?

Gülay Atasoy

eginli

cok güzel söylersinde, gelde tatbik et... dogruyu güzeli herkes görür ancak malesef nefse su veya bu sekilde agir gelir... böyle sikintilarda emin olun tek tarafli degildir... belki erkegin bukadar ön plana cikmasi kadina göre biraz daha az sabirli olmasi ve ugradigini düsündügü haksizligin rövansini cabuk ve belkide fazlasiyla almasi olarak yorumlanabilir, diye düsünüyorum...
Allah(c.c)selami üzerimize olsun.

Bu dünyanin cefasindan sefasina sira gelmez,
gafil olma  ilme calis gecen günler geri gelmez.

antepli

çok güzel bir yazı kardeşim.gerçekten beğendim.İnsan eşini can yoldaşını özelini hayat arkadaşını Allah(a.c.)nin bir emaneti olarak gördüğü zaman emin olunki öyle olumsuzluklar ennnnnnn az seviyeye inecek hatta olmayacaktır.işin sırrı GÖNÜL AYDINLIMIZ olan eşlerimizi özellerimizi AllahIMIZIN bi emaneti olarak görebilmek ve ona göre davranabilmektir. "o" ki kahrımızı çeker,pisliğimiz temizler,bizi çekip çevirir,düzene sokar vs vs vs.Yuvalarınızı bir cennet yuvası haline getirin ve eşiniz özelinizde o cennet yuvanın hurisi hanımefendisi olsun. Bu çok zor değil...Denemekten hiçbirşey kaybetmezsiniz...
Bu dünyanın cefasından sefasına sıra gelmez.gafil olmayın ilme çalışın geçen günler geri gelmez...

Tuğra

Teşekkürler İsra, sanırım ''Aşalık kompleksi'' ve ''Büyüklük kompleksi'' arasında kalan türler bunlar.
〰〰〰〰🐠

ihvan

bir eve islam hükmediyorsa,mesele yok.herkes evinde teraziyi kursun canım,hak hukuk,heryerde gözetilsin,kim hanımına zulmediyorsa hesabını verecek ahirette,,tabi ya zulmu kadın yapıyorsa,o da hesaba hazırlansın....

eginli

cocuklarin egitimi anneler, hanimlarin egitimi beylere verilmis... anneler cocuklarini dövmüyorlarsa, beylerde sakin ola hanimlarina zulmetmiyeler...
Allah(c.c)selami üzerimize olsun.

Bu dünyanin cefasindan sefasina sira gelmez,
gafil olma  ilme calis gecen günler geri gelmez.

İsra

Alıntı yapılan: alaattin - 17 Ağustos 2008, 17:31:07
cocuklarin egitimi anneler, hanimlarin egitimi beylere verilmis... anneler cocuklarini dövmüyorlarsa, beylerde sakin ola hanimlarina zulmetmiyeler...
e52))

Ferzin

Birazdan söyleyeceklerimiz için daha başlamadan sürçülisan edersek affola. Ne yaparsınız, ne hayat her zaman bizi hoş tutacak kadar eğlenceli ne de insanlar sandığımız kadar kusursuz varlıklar.

Her toplumun kendine ait özellikleri ve kalıplaştırdığı tutumları söz konusu. Bizim toplumumuzda da erkek çocuklar şımartılır, ilerdeki zamanlarda da öncelikler onlara tanınır. Nedense buna neden olanlar da annelerdir.

Çevremize baktığımızda gördüklerimiz bizi haklı çıkaracak niteliktedir. Her hangi bir ailede, tv'de maç varsa, babanın ailenin diğer fertlerinin isteklerini göz ardı edip kendi istediği kanalı seyretmesi olağan görülür. Yada baba zor bir hafta geçirmiştir, (anneler hep evde oldukları için onların kendilerini yoracak işleri yoktur zaten, bu yüzden yorulmazlar), babalar hafta sonlarında erkenden kalkıp arkadaşlarıyla karar verdikleri planlarını gerçekleştirebilirler.

Çünkü dinlenmeyi hak etmiştir. Beyler sabah koşusuna giderken, hanımlar evde çocukları uyandırır, kahvaltıyı hazırlar, koşudan dönen eşiyle kahvaltıya oturur. İş günlerinin akşamlarında eve gelip, kanepeye uzanıp, haberleri seyrederken bir fincan kahve, bir bardak çay, biraz meyve, sonra ufak atıştırmalar da sipariş edebilir.

Evin bütçesi babaların kontrolündedir ve şartlar kısıtlı olsa bile çok istediği bir şeyi satın alabilir, borçların ödenmesini ve maddi durumlarının düzelmesini beklemeyi gerekli görmeyebilir. Annelerin erkek çocuklarını vermekten çok almayı bekleyerek yetiştirdiği bir gerçektir.

Bizler bile, odasını toplamayan oğlumuza kızarken bile, kız çocuklara gösterdiğimiz anlayıştan daha fazlasını gösteriyoruz. Temizlik yaparken oğlundan camları silmesini isteyen bir anne tanıyor musunuz? Ya da pantolonlarını kendisinin ütülemesini isteyen? Kendi sınırları içinde yaşarken aile resileri, yani beyler zamanla çevrelerine bir de duvar örerler.

Duvar yüksektir, bir tek kapısı vardır ve içeri yanlızca siz müsade ederseniz girilebilir. Evde geçirdiğiniz zamanları yine kendi başınıza ve kendi kendinize planladığıız şekilde geçirmeye devam ederseniz, duvar yükselecek, kalınlaşacak, aşmaya çalışanların gayretleri tükenecek, sonunda vaz geçecekler ve siz kendi özel kalenizde yapayanlız kalacaksınız.

Yanlızca siz değil eşiniz ve ailenizin diğer fertleri de acı çekecek. Acıyı önlemenin tek yolu, duvarı ören tarafın af dileyerek aynı duvarı yıkmasıdır. Bırakın eşiniz sizden korkmasın, bırakın çocuklarınız sizden ürkeceklerine sizi sevsinler, saygıyı öfke ve hırçınlıkla değil, adalet ve sevgiyle kazanın.

Ailenizle birlikte olmaktan, eşinize yardım etmekten, onun yükünü hafifletmekten, çocuklarınıza kitap okumaktan, gezilere hep birlikte çıkmaktan, akşamları gürültü nedeniyle kafanızın birazcık şişmesinden rahatsız olmayın. Her saadetin bir bedeli vardır, ailenizdeki mutluluğun bedeli ise kendinizi onlara sunmaktır.

Kadın ve Aile

hüsnülhatime

Bak şu çeşmenin haline
İçecek tası yok
Kırma mü'minin kalbini
Yapacak ustası yok

Devletin Bekasi

Islamiyyet o kadar güzel seydir ki, bize aile nasil olunur, nasil idare edilir, evlat nasil yetistirilir ögretiyor. Müslümanligi nefsinde yasayan kisi, zaten Ailesini nasil idare edecegini cok iyi bilmektedir. Bir yerde okumustum buraya yazayim dedim...
Irak taraflarına gidip gelen bir sahâbî orada insanların, saygı göstermek için üst yöneticilere secde ettiklerini görmüş, Hz. Peygamber'in (s.a.) buna onlardan daha layık olduğunu düşünmüş, dönünce bu düşüncesini Peygamberimize açmıştı, şöyle buyurdular:
- Ben vefat ettikten sonra kabrimin yanından geçsen ona secde eder misin?
- Hayır.
- Öyleyse (yaşarken de ölümlü olduğu bilinen insanlara) secde etmeyin. Eğer bir kimseye secde edilmesini emredecek olsaydım, Allah, kadınlara karşı erkeğe bir hak verdiği için ona secde etmelerini emrederdim. (Ebû Dâvûd, Nikah, 40; Şerhi Avnu'l-Ma'bûd, 6/177; Tirmizî, Radâ', 10)

Metinden de anlaşılacağı üzere hadisin asıl konusu Allah'tan başkasına (fani, yaratılmış varlıklara) secde edilemeyeceği ile ilgilidir. Bu münasebetle Peygamberimiz, kadınların üzerlerindeki koca hakkının da önemine vurgu yapmıştır. Başka âyet ve hadislerde de kocanın üzerindeki kadın hakkı anlatılmıştır.

Erkeklerin hakkı, bir derecelik üstünlüğü "aile reisliği" ile ilgilidir. Koca hem ailenin geçimini sağladığı, hem de aileyi temsil, koruma ve yönetme bakımından daha uygun bulunduğu için ailenin reisi olması uygun görülmüştür.

İslam insanın dünya ve ahirette mutluluğunu sağlamak üzere gelmiş ilâhî bir dindir. İnsanın varlığı, yaratılış gayesinin gerçekleşmesi ancak bir topluluk içinde olabileceği için dinin hükümleri arasında "topluluğun düzeni" ile ilgili talimat ve tavsiyeler de bulunmuştur. En küçük fakat en önemli topluluk birimi ailedir; o da küçük bir topluluk olduğu için düzen gerektirmiş, bu sebeple aile fertlerinin birbirlerine karşı konumları, hak ve sorumlulukları belirlenmiştir. Peygamberimiz'in (s.a.) çocuklarla ana baba, karı ile koca, fert ile onun hısım ve akrabası arasındaki bağ, karşılıklı haklar ve sorumluluklar üzerine söylediklerini bu çerçeve içinde anlamak gerekirken bazı erkekler, geçmişte ve günümüzde "kadının kocasına itâatı"konusundaki hadisleri çerçevesinden saptırmışlar, karılarına zulmetmek, onları esirler, hatta köleler haline getirmek için kullanmışlar; yemek tuzlu oldu diye, kadın yatağa veya çalışmak üzere tarlaya gelmedi diye... onu azarlamış, hatta dövmüşler, bu selahiyeti de İslamdan aldıklarını söylemişlerdir.

Evet Hz. Peygamber'in (s.a.) hadisleri arasında "Kulun kula secde etmesi caiz olsaydı kadınların kocalarına secde etmelerini emrederdim", "Bir koca karsını yatağına çağırır da -karısı gelmezse- sabaha kadar ona melekler lanet eder", "kadın evinize, istemediğiniz bir kimseyi sokarsa onu yola getirmek üzere -başka çare kalmadığında- hafifçe dövebilirsiniz" mealindeki hadisler gibi uyarıları, teşvik ve irşatları vardır. Ama Kur'an'da ve Sünnette "eşlerimize karşı makul ve meşru davranmamız", "onlara evlilik bağı içinde maddi veya manevi zarar vermekten uzak durmamız", "ya iyilikle, güzellikle evli kalmamız yahut da yine iyilik ve güzellikle ayrılmamız" emredilmiştir. Velileri tarafından sevmedikleri, istemedikleri kimselerle evlendirilmiş kızlar ve kadınların nikahlarını Peygamberimiz iptal etmiştir. Kendi kızı Hz. Fâtıma, kocası Ali'nin ikinci evliliğine razı olmamış, O da (s.a.) kızının tarafını tutmuş, damadına "ya Fâtıma'yı boşamasını yahut da ikinci evlilikten vazgeçmesini" söylemiştir. Zaman zaman Hz. Fâtıma ile kocası tartışmışlar, küsüşmüşlerdir; bu durumda Sevgili Babası kızına "sana melekler lanet eder, hemen barış, dediğini yap" buyurmamış, Hz. Ali karsını dövmeye kalkışmamış, Peygamberimiz (s.a.) aralarına girerek onlar barıştırmış, normal evlilik hayatına dönmelerini sağlamıştır. Bizzat kendi eşleri dini emir konusu olmayan bazı hususlarda ona itiraz etmişler, ondan yapmak istemediği bazı şeyleri istemişler, bir müddet küs kalmışlar, sonra konuşarak anlaşmış, barışmış ve mutlu hayata dönmüşlerdir. Hz. Peygamber (s.a.) çok yaygın bulunan "kadın dövme olayını" yasaklamış, birden gelen bu kesin yasaklama alışılan düzeni bozduğu için bilahare "evlilik hukukuna riayet etmeyen kadına karşı son çare olarak ve hafif olmak şartıyla" izin vermiştir; ancak kendisi ömrü boyunca eşlerine bir fiske vurmamış, "Karılarını dövenler hayırlılarınız değildir", "Akşam bir yatağı paylaşacağınız eşlerinizi nasıl hayvanlar gibi dövebiliyorsunuz" buyurmuştur.

Aile hayatının düzgün yürümesi, kocanın otoritesini kötüye kullanmaması kadar kadının da kadınlığını istismar etmemesi için yapılmış tavsiyeleri tek taraflı olarak ve bağlamlarından kopararak alan ve karşı tarafa zulmeden, baskı yapan kimseler, Allah ve Rasulü'nün murat ve maksatlarının dışına çıktıklarını bilmelidirler. Ve bilmelidirler ki, hiçbir beşere (bunun içinde koca, ana, baba ve devleti yönetenler de vardır) itaat mutlak değildir. Hiçbir kimseye haksız olan, meşru olmayan emir ve isteklerinde itaat edilmez. Eğer bir kadın kocasına kırılmışsa, onun gül yaprağından nazik gönlü örselenmiş, kalbi incinmişse kocanın yapacağı şey " Hemen dediğimi yap, ben reisim, bana itaat edeceksin, etmezsen sana melekler lanet ederler..." demek yerine "En iyileriniz kadınlarına en iyi davrananlarınızdır" hadisine uyarak onun gönlünü almak, meseleyi açık yüreklilikle ve sevgiyle çözmektir.

Allah Sevgisine ulaşmanın yolu O'nun Örnek olarak gönderdiği Kâmil İnsan'a uymak, onu hayatta rehber edinmek, izinden asla sapmamaktır. O'nun söylediklerinin bir kısmını alıp bir kısmını almamak yerine, sözlerini bir bütün halinde ve maksadına da dikkat ederek alıp uygulamaktır. Eğer bu yapılır, bu yol ve usul takip edilirse müslümanlar ölmeden, cennete gitmeden de -dünyada olabilecek ölçüde- mutlu olur, mutlu yaşarlar.
EDRIK EBEL ABBAS ENNI MUNHASIR
SEYYIDI BELYA BNI MELKANI´L-HIZIR

Ferzin

- Nereden geliyorsun böyle?

- Ruhi depresyondan (!)

- Nereden nereden ! Orası yeni bir semt ismi mi yoksa?

- Ayy! Affedersin, hanımı doktora götürdüm. Hastaneye yatırdım. Çocukları da eve bıratım. Kendi kendime konuşup duruyorum, dalgınlık hali.

- Geçmiş olsun, çok üzüldüm. Mantar gibi her yerde hastalık türüyor. Bu, nedir böyle?

- Hem de ne mantar kardeşim. Benekli, zehirli mantar. Anlayamadım gitti. Maddi sıkıntımız yok. Çoluk çocuk desen, pırlanta. Bu kadının ne zoru vardı da strese girdi, ruhî depresyon geçirdi? Bilemiyorum.

- Öyle demeyin Aslan Bey, vardır elbette bir sıkıntısı. Durup dururken hasta olunur mu?

- Biraz huysuzum ama çok kötü değilim. En büyük hatam şu: Hanımı, kapıdan dışarı çıkartmam. Akşam geldiğimde, yemeğimi hazır isterim. Seccademi bile hanıma açtırırım. Saygı isterim, saygı! Bir de, üç çocuğun bakımını yapıyor. Hepsi o kadar. Sırtına dağ mı yüklüyoruz? Dövüyor muyuz? Ne derdi vardı da, strese girdi, bilmem.

-Ya! Gerçekten kadıncağızın, hiç sıkıntısı yokmuş (!) Belki rahatlıktan, can sıkıntısından, “Biraz hasta olayım” dedi.

- Yoo… Bir suçum daha var. Benim çocuklarla ilgilenmemi istese, hemen bağırırım. “Akşama kadar yoruluyorum, akşam bir de çocuklarla mı ilgileneyim? Bari bulaşıkları da yıkayayım!” derim. “Hastayım yemeğini sen hazırlar mısın?” dese, yüz vermem. “Ben kendime kadın almak için evlendim, kadın olmak için değil” derim. Hele bir de, “Canım sıkılıyor, biraz dolaşalım” dediği an, beynim döner, “Arkadaşlarla toplantımı bırakıp, kadın gönlü yapamam” derim. Bu durumlara kafayı takıyordu.

- Demek senin davranışlarına ses çıkarmayan kadının, şimdi niye ruh hastası olduğunu merak ediyorsun, öyle mi Aslan Bey???
                                                       
Emıne Şenlıkoglu

İsra


Himmet

Bu yazıda beylere biraz haksızlık yapıldığı kanaatindeyim.Aslında beyler çocuk gibidir.Telafisi mümkün olmayacak alışkanlıkları yoksa bir hanım beyini çok güzel idare edebilir ve istediği kalıba getirebilir.Sadece hanımların değil beylerinde sevgiye ve şefkate ihtiyaçları vardır.Ne kadar güçlü görünselerde beylerinde bir iç dünyası var.O dünyanın anahtarıda hanımının elindedir.Hanımlar kırılgan ve hassaslar diye kendilerini geriye çekmemeli ve herşeyi eşlerinden beklememelidir. "Yuvayı dişi kuş yapar" diye boşuna söylenilmemiş.
Zâtının, Sıfâtının, Esmâının, Efâlinin Hudutsuzluğunca Şükürler Olsun Yâ RABBİİM..

afrah

Alıntı yapılan: Himmet - 18 Ağustos 2008, 19:32:49
Bu yazıda beylere biraz haksızlık yapıldığı kanaatindeyim.Aslında beyler çocuk gibidir.Telafisi mümkün olmayacak alışkanlıkları yoksa bir hanım beyini çok güzel idare edebilir ve istediği kalıba getirebilir.Sadece hanımların değil beylerinde sevgiye ve şefkate ihtiyaçları vardır.Ne kadar güçlü görünselerde beylerinde bir iç dünyası var.O dünyanın anahtarıda hanımının elindedir.Hanımlar kırılgan ve hassaslar diye kendilerini geriye çekmemeli ve herşeyi eşlerinden beklememelidir. "Yuvayı dişi kuş yapar" diye boşuna söylenilmemiş.
&)) &) &)) &)
.....Eger bu yoldan dönmek kader ise,
o kader beni bulmadan Emanetini üzerimden al YARAAB....

Tuğra

Her erkek bir iş sahibi olabilir..! Az-çok demeden* evini geçindirebilecek kadar para kazanabilir.

Arkadaşları olabilir… kendisine güvenen… kendisinin de onlara güvendiği…

Sözü sohbeti keyifli olabilir. Meslek hayatında da başarılı…

Akşama kadar birçok kişinin sıkıntısıyla uğraşabilir. İki lokma ekmek götürebilmek için evine* kendisini çok yorabilir…

Sosyal ortamlarda* sosyal aktivitelerde bol bol faaliyet yapabilir…

Sevdiği takımın hiçbir maçını kaçırmayabilir… alınan yenilgiler için günlerce kafa yorabilir…

Evlatlarının geleceği için türlü yatırımlar yapabilir…

Her erkek bunların tümünü yapabilir……ama her erkek “Baba” olamaz ki…!

Çünkü tüm bu saydıklarım erkekleri “BABA” yapmaz ki…!…

Küçük bir erkek çocuğundan gelmiş geçen gün bir soru… Diyor ki mailinde “Mehtap Ablacım… ben sizi hergün izliyorum… siz küçükken sizin babanız da benim babam gibi eve az mı geliyordu…?”

Düşündüm… babamı düşündüm… kendimi düşündüm… bu minik kalbin parmaklarından dökülen satırları düşündüm.

Ne olabilirdi dokuz yaşında bir erkek çocuğuna bunu söyleten? Babasına hasret* ama bir o kadar da babasıyla bir olmak istemesini* yaşamın kaygan zemininde harekete geçiren…

Baba olmak* tüm koşuşturmaların arasında da elindeki kendisine emanet edilmiş minik kalplere* babalığın nasıl bir şey olduğunu yaşatabilecek ve onları hayata güvenle hazırlayabilecek kadar donanımlı olabilmeyi başarmaktır.

Çocuklar için baba* bilinçaltı süreçleri açısından ve terapötik bir dille söylemem gerekirse “Kahraman”dır.

Baba yanımızdaysa* korkmayız…

Baba yanımızdaysa güvendeyiz…

Peki ya baba yanımızda değilse…?

Babanın olmadığı yerlerde anneler devreye giriyor sevgili beyler…!

“Canım yabancı değil ya… o da annesi… benim yerime ilgilensin…” diyerek kendinizi kurtaramazsınız. Çünkü annenin karşıladığı duygusal beslemeyle* babanın karşıladığı duygusal beslemeler son derece farklı.

Baba* “özgüven* güç* kuvvet* yaşam karşısında güçlü olma” duygularını beslerken; anneler “merhamet* vicdan” duygularının oluşmasına neden oluyor.

Babanın duygusal ilişki kurmadığı* konuşmadığı* sohbet etmediği* evladıyla yakın ve sıcak iletişim kurmadığı durumlarda* babayla yeterince muhatap olamayan çocuklarda* anneden gelen duygular ağır basmaya başlar.

Size garip gelebilir ama hiç dikkat ettiniz mi? Önceden sokakta kavga eden çocuklar* birbirlerini tehdit ederken: “Seni babama söylüyceemmmm…” derlerdi.

Son dönemlerde bu sözün yerini ne aldı…? Evet bildiniz…

“Seni anneme söylüyycemmm…”
Erkek çocuğun* baba figürüyle yeterince muhatap olmamasından dolayı* yani özdeşim kuracağı* benzemeye çalışacağı bir yakın baba ilişkisi olmamasından dolayı* anneyi “benzeme nesnesi” olarak kullanmaya başlaması anlamına gelir.

Dikkat ediyor musunuz? Son on yıldır duygusal* her şeye ağlayan* olaylar karşısında aşırı duygusal tepkiler veren delikanlıların sayısında çoğalma oldu. Üniversite öğrencisi genç erkekler* kendilerini “ben çok duygusalım” diye tanımlamaya başladı. Halbuki bu özellik* aynı yaştaki kız çocuklarına özgü bir tavırdır. Herhangi bir zorluk olduğunda genel beklenti kızların üzülüp ağlaması; erkeklerin de ağlayan insanları teselli etmesidir. Ya da olaya daha sağduyulu* daha akılcı bir çerçeveden bakmasıdır.

Ne oldu da işler bu noktaya dayandı?

Çok basit… babalar* “baba” olamadılar…

Babalar* erkek evlatlarına ve kız evlatlarına yeterince yakın davranmadılar.

Babalar* para kazanmanın* onların fiziksel ihtiyaçlarını doyurmanın asli görevleri olduğu duygusunu üzerlerinden atamadılar.

Babalar* çocuklarının* kendileri için kazanacakları paradan daha çok* baba ilişkisine* babanın sarılıp öpmesine* babayla oturup uzun sohbetler yapılmasına ihtiyaç duyduklarını bir türlü göremediler.

Özetle söyleyeyim…

Duygusal yakınlık göstermeyip* besleme yapmadığınız kızlarınız* olmadık adamlarla evlenmeye kalkıyorlar. Çünkü kendilerine en yakın olan babalarıyla yeterince yakınlık gerçekleşmediği için* saçının telini bile vermeyeceğiniz tür adamlarla evlenmeye kalkıyorlar.

Oğullarınıza gelince… oğullarınız… oğullarınız erkek gibi davranmayı öğrenemiyorlar. Sürekli kadınlarla muhatap olmaktan* kadınların gittikleri çay poğaça toplantılarına katılmaktan* kadınların sohbetlerini dinlemekten* kadınların tepkilerini izlemekten* kadınlar gibi düşünüp* kadınlar gibi
davranmaya başlıyorlar.

Onlara “öğretebilecek baba”ları varsa tabii…

Mehtap Kayaoğlu
Dr.Psikolog& Psikoterapist
〰〰〰〰🐠