Haberler:


X adresimiz

Ana Menü

Gelincik

Başlatan HLa, 10 Ağustos 2010, 22:12:51

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

HLa

Uzaklarda bir köyde, kocası, çocuğu doğmadan ölmüş, tek başına yaşayan
...
hamile bir kadın kendisine arkadaş olması açısından dağda yaralı olarak
...
bulduğu bir gelinciği evinde beslemeye başlar. Gelincik kadının yanından bir

an bile ayrılmaz.

Her ne kadar evcil bir hayvan olmasada, oldukça uysallaşır. Bir kaç ay

sonra kadının çocuğu doğar. Tek başına tüm zorluklara göğüs germek ve

yavrusuna bakmak zorundadır. Günler geçer ve kadın bir gün bir kaç

dakikalığına da olsa evden ayrılmak zorunda kalır.

Gelincik ile bebek evde yanlız kalmışlardır. Aradan biraz zaman geçer

ve anne eve gelir. Eve geldiğinde gelinciği ve kanlı ağzını görür. Anne

çıldırmışcasına gelinciğe saldırır ve oracıkta öldürür hayvanı. Tam o sırada

içerideki odadan bir bebek sesi duyulur. Anne odaya yönelir Ve odada

beşiği, beşiğin içindeki bebeği ve bebeğin yanında parçalanmış olan yılanı

görür.

Einsteinin bir sözü vardır:

"insanlardaki önyargıyı parçalamak benim atomu parçalamamdan daha zor
Değil mi ki kavuşmalarımız topal, ayrılıklarımız koşar adım!..

HLa

Ashab-ı kiramdan Ebu'd-Derda Hazretleri Şam'da kadılık yapıyordu.
Birgün, halkın bir günahkara sövüp saydıklarını işitti.
Onlara:
...
"-Siz kuyuya düşmüş bir adam görseniz ne yaparsınız?"
diye sordu.

Oradakiler:

"-İp sarkıtıp çıkarmaya çalışırız."
deyince, Ebu'd-Derda Hazretleri bu defa:

"-Öyleyse günah kuyusuna düşmüş bu adama da niçin bir ip sarkıtıp onu kurtarmayı düşünmüyorsunuz?"
diye sordu.

Şaşırdılar:

"- Sen bu günahkara düşmanlık duymaz mısın?"
dediler.

Ebu'd-Derda hazretleride şu hikmetli cevabı verdi:

"- Ben, onun şahsına değil, günahına düşmanım."
Değil mi ki kavuşmalarımız topal, ayrılıklarımız koşar adım!..

BT 857

cok üzel Allah razi olsun...
LA TENSENA

HLa

cümlemizden inşaAllah
Değil mi ki kavuşmalarımız topal, ayrılıklarımız koşar adım!..

güldem

diğer paylaşımların gibi çok anlamlı....

HLa

beğenmene çok sevindim teşekkür ederim  s33))
Değil mi ki kavuşmalarımız topal, ayrılıklarımız koşar adım!..

HLa

Bir zamanlar saf, temiz ve herkese kanan bir adam yaşarmış. Tüm muradı insanlara hizmet edip Rabbinin rızasını kazanmakmış. Fakat bazı kendini bilmez insanlar, onun bu saflığından yararlanıp, ona kötü şakalar yapıp üzerlermiş. Gel zaman git zaman, bu adamın köyünden bir grup insan umre ziyareti için “Yolda biraz takılırız, zaman geçiririz.” diye saf adamı da beraberlerinde götürmeye karar verirler.

Nihayet uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra Kâbe tüm heybetiyle görünmüş. Müslümanlar ve bizim iyilik timsali saf adamımız, heyecan ve sevinçle ona koşmuş ve umre vazifelerini yerine getirmişler. Yaklaşık on gün burada ibadetle meşgul olan kafile artık toparlanmış. Nur şehir Medine’ye gitmek için yola koyulmuşlardı. Mekke’ den bir mil mesafe ayrılmışlardı ki, içlerinden biri çantasından kâğıtlar çıkarmış, arkadaşlarına dağıtmaya başlamış. “Bu nedir?”diyenlere: “Susun, sessiz olun. Bizim saf adam duymasın, ona müthiş bir oyun hazırladım” demiş. O kâğıtlardan sadece saf adama vermemiş. Arkadaşları dayanamamış, “Çabuk anlat, oyunun nedir?” demişler. Adam: “Bakın, birazdan saf adam gelecek. Bizlere ellerimizdeki kâğıtların ne olduğunu soracak.”

“Eee, biz ne diyeceğiz?” diye atılmış arkadaşları.” Bu kâğıtlar bize cennetten gelmiştir. Umre ziyaretimizi kabul eden Allah, bizlere beraatlarımızı gönderdİ” diyeceğiz. Arkadaşlarından bazıları: “Fakat bu çok ağır bir şaka.” dedilerse de bu işi yapmaya karar verdiler. Biraz sonra saf adam yanlarına gelmişti. Birde ne görsün, herkesin elinde kâğıtlar, onu öpüp kokluyorlar. Dayanamadı: “Ey arkadaşlarım! Nedir o elinizdeki öpüp kokladığınız kâğıtlar?” diye sordu. Hepsi birbirlerine kaş göz edip gülüşmüşlerdi. Bu oyunu hazırlayan :”Aaa, senin bu kâğıtlardan haberin yok mu?”"Hayır, yok.” “Kim gönderdi?”"Kim olacak, umremizi ve ibadetlerimizi beğenip kabul eden Allah gönderdi.” Dediler.

Adam, “Rabbim! Rabbim! Diyerek aniden yönünü Mekke’ye çevirdi. Kâbe karşısındaydı; birden olanca kuvvetiyle koşmaya başladı. Arkadaşlarının “Dur, gitme! Şaka yaptık” sözlerini duymuyordu bile. Onun gönlü yanmıştı, düşe, kalka sonunda kavuşmuştu Beytullah’ a. Ona öyle bir sarıldı ki, gözyaşlarını, Kâbe’nin örtüsü içine çekiyordu. Kalbini âlemlerin Rabbi olan Allah’a bağlamış haykırıyordu:

“Ey Allah’ım! Niye benim beraatımı vermedin, ne kusur ettim Allah’ım? Sana yalvarıyorum! Benim de beratımı ver” diye yalvarırken, kafasına bir şeyin düştüğünü hissetti. Bir de ne görsün, arkadaşlarının ellerindeki kâğıtlardan çok daha güzel bir kâğıt. Hemen aldı, sevinçten ne yapacağını şaşırmıştı. Hemen kalktı kafilesine doğru koşmaya başladı. Bir yandan da “Aldım! Aldım! Ben de beratımı aldım! Arkadaşları harika desenli kâğıdı görünce telaşlanmışlardı, işin içinde bir iş vardı. Mekke’ye döndüler ve o devrin büyük âlimine gittiler. Kâğıdı verdiler. O âlim kâğıdı eline alıp baktı. “SübhanAllah! Bu cennet kokusudur, bu bir berattır, nur mürekkeple yazılmıştır” deyince herkes ağlamaya başladı. Âlim o saf adamın ellerinden öpüyordu. “Ne olur bana dua et!” diyordu.

Allah, bu saf kulunu mükâfatlandırmış ve arkadaşlarına da bir ibret dersi vermişti
Değil mi ki kavuşmalarımız topal, ayrılıklarımız koşar adım!..

HLa


Bir bakkalın yeşil renkli, güzel sesli, söz söylemesini bilen bir papağını vardı.  
Bu papağan dükkânın bekçisi gibiydi. Alışverişe gelenlere, nükteli sözler söyleyerek şakalar yapardı. İnsanlar bir şey sorduğunda insan gibi cevap verir ve onlarla güzel güzel konuşurdu. Papağanlara has ötüşü de çok tatlıydı.
Efendi bir gün evine gitmiş, papağan ise bakkalda bekçilik yapıyordu. Bir kedi, kovaladığı fareyle birlikte dükkânın içine daldı. Can korkusuyla ne yapacağını şaşıran zavallı papağan, bir o yana, bir bu yana kaçmaya çalıştı. Dükkânın bir köşesine sıçrayınca orada bulunan gül yağı şişelerini devirdi. Şişeler kırıldı, yağlar döküldü. Ortalık iyice karıştı.
Hiçbir şeyden haberi olmayan dükkân sahibi işine döndü. Etrafına bakıp durumu anlayınca çok kızdı. Papağanın üstüne dökülen yağlardan, bu işi onun yaptığını düşündü. O öfkeyle papağanın başına vurdu. Vurmasıyla da olan oldu. Papağanın başındaki tüyleri döküldü. Kel oldu, dili tutuldu, konuşamaz oldu.
Bakkal yaptığına pişman olup ah vah etmeye başladı ama ne çare. Saçını, sakalını yolarak, ''Keşke elim kırılsaydı da o tatlı dilli papağanıma vurmasaydım'' diye yakınması boşunaydı. Papağan kel başıyla, sessiz sedasız sinmiş bir vaziyette oturuyordu.  
Bakkal, papağanın eski neşeli haline dönmesi için, etrafa sadakalar ve hediyeler dağıttı. Aradan günler geçmesine rağmen, kuş hiç konuşmadı. Bakkal, papağanın bir daha hiç konuşmayacağı düşüncesiyle şaşkın ve ağlamaklı bir haldeydi. Kunuşturmak için türlü türlü acayip ve garip sesler çıkararak onu neşelendirmeye çalıştıysa da bir fayda sağlayamadı.
Dükkân sahibi uğraşını sürdürürken, bir ara dükkânın önünden kel başlı bir derviş geçti. Papağan onu görünce dile geldi.
''Hey arkadaş'' diye, dervişe seslenerek,
''Sen nasıl böyle kel oldun? Yoksa sen de gül yağı şişelerini mi kırdın?'' dedi.
Papağanın bu sözünü duyanlar gülmeye başladı. Çünkü papağan, kel başlı dervişin de kendisi gibi gül yağı şişelerini devirdiği için, sahibi tarafından başına vurularak saçlarının döküldüğünü zannediyordu.
***
Papağanın, kendisini dervişle kıyas etmesi kendi bilgi ve tecrübesiyle sınırlıdır. Derviş, bağlı olduğu tarikat ve meşrep gereği o halde gezmekteydi. Bunu bilmeyen papağanın yaptığı değerlendirme, insanların kendisine gülmesine sebep olmaktadır.
İnsanların, Allah dostları hakkında yanılgıya düşmeleri de aynı sebepledir. İnsanlar velîleri kendi nefisleriyle kıyas ederler.  
Acı suyla tatlı suyun berraklığı aynıdır. İkisini ayırt edebilmek tatmakla mümkündür. Allah'ın dostlarını değerlendirebilmek için, o makam ve hali yaşamak ve tatmak gerekir.
Bilgi sahibi olmadan yaptığımız kıyaslamalar, papağan misali gülünç durumlara düşmemize sebep olur...
Değil mi ki kavuşmalarımız topal, ayrılıklarımız koşar adım!..

aydeniz

teşekkürler Hla, paylaşımların güzel ve hikmetli

Günbatımı

Teşekkürler, çok güzel kıssalar...  &))
Dua'sız üşürmüş yürekler!
Sana bir dua eden olsun, senin de bir dua ettiğin...
Bilmezsin hangi kırık gönlün duasıdır karanlıklarını aydınlatan,
Sana ummadık kapılar açan.
Bilmezsin kimin için ettiğin duadır, seni böyle ayakta tutan...


Hz. Mevlana 

bülbülmisali

Allah cc razı olsun tşk
inandığınız gibi yaşamazsanız yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız. Hz.Ömer

güldem

paylaşımlarının devamını dilerim.. fg20))

ummuhani

SAF ADAM Saflık temizlik.İyi niyet ne ustün şeylermiş.Oysaki akıllı hemen işin iç yüzünü sezen öyle dalevereleri kolay kolay yutmayan bunlar bizim hayatımızın artıları.sürüler ters yöne dönünce topal koyun önemi geçmiş ne

HLa

beğenmeniz beni daha aktif olmaya teşvik ediyor teşekkür ederim :sas m2))
Değil mi ki kavuşmalarımız topal, ayrılıklarımız koşar adım!..

tevhid41

cok güzel ve etkileyici gercekten ellerine saglik  gf))
Dalimizi koparanin agacini kökünden Sökeriz!!!