Gönderen Konu: Mugayyebât-ı Hamse  (Okunma sayısı 4892 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

zaman_1453

  • Ziyaretçi
Mugayyebât-ı Hamse
« : 10 Mart 2012, 00:34:03 »

MUGAYYEBÂT-I HAMSE NEDİR?


Câmius-Sağîrde geçen bir hadîs-i şerifte, Hamsün lâ yalemühünne illallâh (Buhârî, Îman, 37) buyurulmuştur. Yani; Beş şey vardır ki, onları Allahtan başkası bilemez. Münâvi merhum bu hadîs-i şerifi şöyle şerh etmiştir: Bu beş şeyi Allahtan başkası, hem küllî, hem de cüzî olarak ihâtalı ve şümullü bir şekilde (bütün hususiyet ve incelikleriyle) bilemez

Âyet-i kerimede bu beş gayb şöyle beyan olunmuştur:
Şüphesiz ki kıyâmet sâatinin ilmi Allahın indindedir. Yağmuru o yağdırır, rahimlerde olanı o bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilmez. Yine hiç kimse nerede öleceğini bilemez. Muhakkak ki Allah, her şeyi bilendir, her şeyden haberdârdır. (S. Lokman, 34)
Tarih boyunca müfessirler, Mugayyebât-ı hamse (beş gayb) diye isimlendirilen ve nass ile sabit olan bu mesele üzerinde durmuşlardır. Nitekim insanoğlunun bazı alanlarda elde ettiği bilgiler, tecrübeler, meseleye tam olarak vâkıf olmayanlarda, gaybın bilinebileceği gibi yanlış düşünce ve tereddütlerin doğmasına sebep olmuştur. Meselâ havanın nem oranı, rüzgârın esme yönü ve buharlaşma gibi hâdiseler, hava tahmin raporlarının en önemli unsurlarıdır. Bu unsurlar yağmurun müşâhede alanına girmesiyle tesbitinin mümkün olduğunu göstermektedir. Fakat bu müşâhede safhasında elde edilen bilgiler, mutlak gaybın izâfi hâle geldiğinin delili olamaz. Zira bu usulle elde edilen bilgiler, zannî delil keyfiyetindedir. İsmi üzerinde hava tahmin raporudur. İlim ise kesin bilgi olduğuna göre, hava tahminini kesin bilgi olarak takdim etmek imkânsızdır. Teknolojinin ilerlemesi, âyette geçen Yağmuru o indirir hükmüne tesir etmez.

Aynı şekilde, anne rahmindeki bebeğin, röntgen ışınlarıyla cinsiyetinin belirlenmesi, müşâhede ile ilgili bir unsurdur. Mutlak olan gaybın keyfiyetini ortadan kaldırmaz. Çünkü âyet-i kerimede geçen, Rahimlerde olanı o bilir hükmünü, çocuğun cinsiyetiyle sınırlamak veya sadece buna tahsis etmek mümkün değildir. Muhkem olan ve mutlak gaybı beyan eden bu âyet-i celilenin tefsirini, bizzat Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimizin yaptığı da sabittir. Nitekim hadîs-i şerifte buyurulmuştur ki: Allah Teâlâ rahime bir melek vazifelendirmiştir. Melek, Yâ Rab, bir damla su! Yâ Rab, yapışkan bir parça! Yâ Rab, bir çiğnem et der. Allah Teâlâ da yaratma işini yerine getirmeyi dilediği zaman; erkek mi dişi mi, şakî mi saîd mi, rızkı ne, eceli ne olduğunu söyler. Anası karnında bunlar yazılır. O zaman onu, o melek ve Allah Teâlânın kullarından dilediği kimseler de bilir. (Buhârî, Hayz, 17, Enbiyâ, 1)    

... Velhâsıl; anne rahminde çocuğun rızkı, eceli, said mi şakî mi (mümin mi münkir mi, âsî mi itaatkâr mı) olacağı, yani kaderi belirlenmektedir. Bunu da Allah Teâlâdan ve bildirdiklerinden başkasının bilebilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla mugayyebât-ı hamse diye isimlendirilen ve nass ile sabit olan hükümlerin, mutlak gayb olma vasıfları devam etmektedir ve edecektir de.

Demek ki, bazılarının bunları bu şekilde bilebilmesi anlatılan bu tahsîse, yani onları bilmenin Allâha mahsus olması esâsına aykırı değildir. Çünkü Allâha mahsus olan ilim, bunlar gaybda iken her birinin durumlarına geniş ve teferruâtlı bir şekilde vâkıf olan tam ve mükemmel ilimdir. Meleklerin ve havâs zümresinden bazı zevâtın ilmi ise, az çok delili ortaya çıkmış bir şekildeki eksik ilimdir. Aynı şekilde bulut, rüzgâr, barometre gibi bazı işâretlerden yağmura; ceninin bazı tavır ve hareketlerinden erkek veya dişi olduğuna intikal etmek tarzında meydana gelen ve zanna dayanan şeylerle delil getirmek de buna ters değildir. Çünkü zan ilim değildir. İlimde zan ve şüpheye yer yoktur.

Mevzûmuzla alâkalı âyet-i kerimenin îzâhına gelince...
Burada Rabbimiz, öncelikle Kıyâmet ne zaman? mukadder suâline cevap olarak buyuruyor ki: Muhakkak ki (kıyâmet) sâatinin ilmi, ancak Allâhın nezdindedir. Ve yağmuru o indirir. O halde ne zaman, nereye, ne kadar ve ne şekilde yağdıracağını da tam olarak o bilir. O bakımdan, öldükten sonra dirilmenin ne zaman olacağını da ancak o bilir. Bütün rahimlerdekini de o bilir. Erkek mi dişi mi? Beyaz mı siyah mı? Azâları tam mı eksik mi? Her birinin hususiyetleri nedir? Bütün bunların tafsîlâtını o bilir.  Dolayısıyla kabirlerdekini de  o  bilir.  Yaratan odur, dirilten de odur.

Hiç kimse yarın ne kazanacağını kestiremez. Yani ileride başına ne geleceğini, eline ne geçeceğini, iyilik mi kötülük mü kazanacağını kendi gayretiyle bilemez. Yine hiç kimse, (gerek iyi, gerek kötü kim olursa olsun), hangi yerde öleceğini kestiremez. Kısacası küçük kıyâmeti dahi bilemez ki, büyük kıyâmeti nereden bilecek? Fakat Allâha gelince... Şüphe yok ki Allah, her şeyi bilir, her şeyden haberdârdır. Olmuşu olacağı, görüleni görülmeyeni, açığı gizliyi hepsini bilir, hepsinden hakkıyla haberdârdır.

                                  
« Son Düzenleme: 10 Mart 2012, 00:55:13 Gönderen: selcuklu »